| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

87 "seks" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"seks" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İşsizlik Cinselliği Etkiliyor

CinsellikEkonomik krizin etkisi devam ederken işsizliğin getirdiği sorunlar saymakla bitmiyor.

İşsizlikle birlikte çevremizde gördüğümüz psikolojisi bozulan, mutsuz kişilerin yanında bir de iş sahibi olduğu halde kriz nedeniyle işini kaybetmekten korkanlar var. Bu durumun boyutu nereye kadar gider bilinmez ama psikolojik yönü oldukça endişe verici. Konuyla ilgili görüştüğümüz Beşyüzevler İstanbul Şafak Hastanesi'nden Psikolog Reyhan Algül, sorularımızı yanıtladı.

İşsizlik ne tür psikolojik sorunları beraberinde getiriyor?

Maddi kayıplar ve statü kaybının yanında işini kaybetmek ya da uzun süre iş bulamamak kişilerde psikolojik sıkıntılara da yol açıyor. Genellikle karamsar ve umutsuz bir dönem yaşıyorlar. Bu karamsarlık ve umutsuzluk depresyona giriş için risk faktörüdür. Uzun sürmesi durumunda kişi depresyon geçirebiliyor. Eğer ruhi alt yapısı zayıfsa daha ağır psikolojik hastalıklara yakalanma riski de artıyor. Depresyona varmayan durumlarda ise genel bir keyifsizlik ve sıkıntı hali süregeliyor. 

 

İşsiz kalan kişilerdeki psikolojik sorunların belirtileri nelerdir?

Herkesi, sorunlara başa çıkma kaynaklarına göre farklı etkiliyor. Ancak genel bir umutsuzluk ve keyifsizlik hali ortak. Bu dönemde ilgi kaybı, yaşama sevincini kaybolması, dikkat toplayamama, konsantrasyon eksikliği, iştahta artış ya da azalış, çok uyuma ya da uykusuzluk, cinsel isteksizlik genelde görülen belirtilerdir.

 

Bazı kişiler içlerine kapanıyor. Bazıları daha çok agresifleşiyor. Bu dediğimiz gibi kişinin sorunlarla başa çıkma kapasitesine bağlı. Hayata ve insanlara karşı öfke artışı, kendini değersiz görme çok sık karşılaşılan bir durumlardır.

 

İşsiz kalınan dönemlerde psikolojik çöküntüye uğramamak için neler yapmak gerekiyor?

Bu dönem doğası itibariyle hüzünlü ve belirsiz bir dönem. Bu nedenle etkilenmek çok normal. Ancak psikolojik çöküntü yaratmamak için sorunlarla başa çıkma kaynaklarını arttırmak gerekiyor. Örneğin “a” planın yanında bir “b” ve “c” planı da oluşturmak, mesleki bilgi ve becerileri geliştirmek, daha donanımlı olmak önemlidir.

Bu kişilerin aile ve sevdiklerini destekleri en çok gerekli olan şeydir. Bunun geçici bir süreç olduğunu bilmek, her şeye rağmen umutlu ve moralli olmak gerekiyor. Moralimizi dış kaynaklar yükseltebilir ama önemli olan içsel olarak kendi kendimize bunu başarabilmemizdir. Kendi kendimize olumlu telkinlerde bulunmak çok işe yarar. Bunu sadece işin kaybı olarak görmek önemlidir. Ancak çoğu kişi işin kaybını kendi değersizliğiyle özdeşleştiriyor.  “Ben zaten bir işe yaramam” “ben zaten değersizim” gibi olumsuz cümlelerle kendini çok daha kötü hissedebiliyorlar. Zihindeki bu olumsuz cümleleri, olumlularla değiştirmek gerekiyor. “Evet işimi kaybettim ama belki de daha mutlu olabileceğim bir iş bulabileceğim” diye düşünebilmek, bunu bir yenilenme, düşünme dönemi olarak da görmek değerlendirmek kişiye sorununa sağduyulu yaklaşma şansı tanıyacaktır.

İşi olanlara duygusal taciz

Çalışanlarda işsiz kalma endişesi ne tür sorunlara yol açıyor?

Maalesef kriz, bazı işverenler tarafından çalışanlara karşı koz olarak kullanılıyor. Çalışanlara  “zaten kriz var, adam çıkarmamız lazım. Ona göre” mesajı sıklıkla veriliyor.  Bu tür belirsizlik ve kriz ortamlarında hiç kimse işsiz kalmak istemez. Çalışanlar “sıradaki kişi acaba ben miyim” diye korkmaya başlıyorlar. Bu korku gündelik yaşantısını ve ilişkilerini de etkiliyor. İşine karşı sevgiden ziyade zorunluluk hissediyor. Bu duygular bir müddet sonra tükenmişlik sendromunu da beraberinde getiriyor. Kişi baskı altında çalışıyor, verimi de düşüyor. İşinden nefret eder hale geliyor.

Ayrıca işsiz kalma korkusu aynı zamanda gelecekten korkmak anlamına da geliyor. Bu dönemde kişiler, önemli kararlar almaktan kokar hale geliyorlar. İlişkilerde sorunlar artmaya başlıyor. Arkadaşlıklar bozulabiliyor. Bunlardan başka işyerlerinde duygusal taciz anlamına gelen mobbing olgusu da artıyor. İşverenin ya da çalışanların birbirine uyguladığı duygusal taciz, kriz dönemlerinde daha da artmaktadır. Sadece işini kaybetmemek için mobbing’e katlanmaya çalışan çok fazla çalışan var.

 

İşsizlik nedeniyle aile içinde ne tür sorunlar yaşanabiliyor?

Evin geçimini sağlayan kişi işsiz kaldıysa aile içinde de statü kaybına uğruyor. Bazı ailelerde başa kakma, yüze vurma, suçlama görülebiliyor. Bunlar işsiz kalmadan daha de-moralize eden tutumlardır. İşsizliğin berberinde getirdiği psikolojik sorunlar evlilikte ve ilişkilerde sorunların artmasına neden oluyor. Evlilerde bu dönemde cinsel sorunların da arttığı biliniyor.

 

İşsiz kalan kişiye ailesi ve yakınları nasıl davranmalı?

Moral ve destek şart. Bunun geçici bir dönem olduğunu vurgulamak, iş arama sürecinde yardımcı olmak, Olumlu sözlerle motivasyon gerekiyor.

 

Ne zaman bir uzmandan yardım alınmalı?

Bu dönem değindiğimiz gibi zor bir dönem. Kişinin genel davranış ve tutumlarında belirgin değişiklikler varsa, depresyondan şüpheleniyorsa, genel sağlık durumda da oynamalar varsa yardım alınmalı. Bunlar olmasa dahi böyle zor bir dönemden geçerken moral ve motivasyon açısından destek almak faydalı olacaktır.

Aşkın Ömrü 20 Saniye Sürer!

AşkHer duygusal ilişkinin uzun bir tanıma süreci gerektirdiğine mi inanıyorsunuz? Oysa erkekler tanışma anından itibaren ilk 20 saniye içinde karşılarındaki kadın hakkında ihtiyaçları olan çoğu bilgiyi ediniyor ve nihai kararı veriyorlar.

Görünüşe bakılırsa kendimizi düşündüğümüzden çok daha çabuk ele veriyoruz! İnsan âşık olunca karşısındaki kişiyi objektif olarak değerlendirme becerisinden genellikle yoksun kalır, iyiyle kötüyü ayırt edemeyecek hale gelir. Bu ruh halinin, bu uçuşun çok da uzun sürmediğini, günün birinde sona erip yerini tekrar aklın hâkimiyetine, gerçeği gören gözlere, yere basan ayaklara bıraktığını tabii ki hepimiz biliyoruz. Günün birinde ama ne zaman?

Son yıllarda durmadan aşkın ömrünün ne kadar olduğunu tartışıyoruz. Birkaç hafta mı, altı ay mı, Frederic Beigbeder'nin söylediği gibi üç yıl mı, yoksa yine onun söylediği gibi evde uzamaya açık mı?Erkekler için bunların hiçbiri geçerli değil! Çünkü duygusal beraberlik konusundaki kararlarını tam 20 saniyede veriyorlar. Evet; yanlış okumadınız sadece 20 saniyede!

Beden dili ve etkileri üzerine yapılan son araştırmalar, erkeklerin bir kadınla tanıştıktan sonraki ilk 20 saniye içinde onunla ilgili hatırı sayılır sayıda veri elde ettiklerini ortaya koyuyor.
Her erkeğin bu verileri doğru şekilde anlamlandırıp bilinç düzeyine taşıyabildiğini iddia edemeyiz fakat genel olarak karşı cinsin ilişkiye girip girmeme konusunda bizim kadar kararsız olmadığı kesin!

GİZLİ İŞARETLERİ BULUYORLAR

Bir erkeğin eşinden bahsederken; 'Tanışıp, ilk göz göze geldiğimiz anda onunla bir gün evleneceğimi biliyordum' demesi size çılgınca mı geliyor? Yoksa o erkeğin iflah olmaz bir romantik olduğunu mu düşünüyorsunuz? Erkekler; karşılarındaki kadın hakkında ipucu sayılabilecek işaretleri çok çabuk okuyor ve değerlendiriyorlar. Yani biz kendimizi istediğimiz gibi göstermeyi başardığımızı sanırken, aslında çok büyük ölçüde kendimizi ele veriyoruz.

Karşı cinsin tanışma anında ve sonraki 20 saniye içinde hakkınızda ne gibi bilgiler edindiğini ve bunları nasıl yorumladığını öğrenmeye hazır mısınız?

1) KENDİNİZE NE KADAR GÜVENDİĞİNİZİ:

Bir kadının başını ve vücudunu dik tutması, tanıştırıldıkları anda karşısındakiyle göz teması kurması ve elini sıkıca kavrayarak sıkması, o kadının kendine güvendiğini ve karşı cinsle iletişim kurma konusunda sıkıntı yaşamadığını gösteriyor. Aksi ise erkeğe o kadının çekingen, mesafeli hatta asosyal olabileceğini düşündürüyor. Tabii bazı erkekler kendine güvenen kadınlardan hoşlanırken, bazıları da kapalı kutuyu açmayı cazip bulabiliyorlar. Fakat ilk temasta girişken davranan bir kadın karşısındaki erkeğe iletişimi sürdürme konusunda da cesaret vermiş oluyor.

2) SİZDEN GÜZEL ÇOCUKLARI OLUP OLMAYACAĞI:

Nasıl ki kadınlar doğal bir içgüdüyle gelecekteki çocukları için ideal bir baba adayı arıyorlarsa, erkekler de genel görünümünüze bakarak sizden olması muhtemel çocuklarının fiziksel nitelikleri hakkında fikir yürütüyorlar. Tabii bunu birçoğu o tanışma anında durup ciddi ciddi düşünmüyor. Ancak erkeklerin, güzel buldukları kadınlara yönelmelerinin ardında sadece o beğeninin etkisi değil, güzelliğin kuşaktan kuşağa devamı konusundaki umudu da yatıyor; her ne kadar hiçbirimiz bunun garantisini veremeyecek olsak da.

3) NE KADAR TUTKULU OLDUĞUNUZU:

Erkekler, yemekle seks arasında doğrudan bir ilişki kuruyor ve şöyle düşünüyorlar: Masada iştahı açık bir kadının, yatakta da iştahı açıktır! Egzotik yemekleri tercih eden kadın, sekste de yaratıcı ve yeni deneyimlere açıktır. Dolayısıyla, eğer bir erkekle yemek yerken tanıştıysanız (Örneğin bir arkadaşınızın arkadaşıysa ve siz masa başındayken ona uğradıysa), sadece size değil önünüzdeki tabağa da bakacağından emin olabilirsiniz!

4) BAĞIMSIZ OLUP OLMADIĞINIZI:

Herkes jean pantolon giyerken sizin üzerinizde uçuk kaçık bir elbise mi var? Rengârenk, kocaman aksesuarlarınızla arkadaşlarınızdan oldukça farklı mı görünüyorsunuz? Bütün bunlar bir erkeğin gözünde sadece tarzınızı değil, aynı zamanda o tarzı dışa vuran bağımsız ruhunuzu da gösteren ayrıntılar. Bir kadının cesur bir giyim tarzı olması, erkekler için o kadının özgürlüğüne sahip çıktığı ve canı ne isterse korkmadan yaptığı anlamına geliyor; tabii söz konusu giyim tarzının sadece iddialı olması değil, aynı zamanda fiziksel özelliklerinize ve karakterinize uyması şartıyla. Çünkü eğer içine kapanık bir kadın özenip kişiliğine oranla fazla iddialı giyinir ve sonra da o giysilerle kendini rahat hissetmezse, bu da erkekler tarafından anında algılanıyor.

5) NE İŞ YAPTIĞINIZI:

İddia ettiklerine göre kısa ve bakımlı saçlar, genellikle hukuk, finans, insan kaynakları gibi sektörlerde çalışan kadınlar tarafından tercih ediliyor. Sıra dışı bir saç rengi ve trendy bir model, söz konusu kadının büyük olasılıkla medya, reklâm ya da halkla ilişkiler sektöründe çalışıyor olduğuna işaret ediyor. Arkada toplanıp atkuyruğu yapılmış saçlar mı? Kesinlikle öğretmen ya da doktor! Tabii bu arada bu tahminlerde giysi ve ayakkabıların etkisini de göz ardı etmemek gerek. Örneğin; birçok erkek, üst düzey pozisyonda çalışan, kariyer sahibi kadınların daima topuklu ayakkabı giydikleri tezini reddediyor. Onlara göre aksine, başarısını kanıtlamış, kendinden emin bir kadın rahatlığı daha çok önemsiyor ve ayakkabılarını da buna göre seçiyor.

6) ARANIZDA TEN UYUMU OLUP OLMADIĞI:

Yeni biriyle tanıştığımızda, farkında olmadan önce kokusunu algılarız; parfümünü değil, vücudunun doğal kokusunu. Bir erkek, karşısındaki kadının kokusunu aldıktan sonra o kadınla yatakta ten uyumu olup olmayacağı konusunda da otomatik olarak karar vermiş oluyor. Belki bu karar sonradan ortaya, kadının dış görünüşüne yönelik bir 'çekici buldum' ya da 'hayır, pek çekici bulmadım' yorumuyla çıkıyor ama aslında çekicilik kavramını kokulardan başka neyle açıklayabiliriz ki?

7) SİZİNLE BİRLİKTE OLURSA İFLAS EDİP ETMEYECEĞİNİ:

Erkeklerin modaya ve markalara kadınlar kadar hâkim olmadıkları doğru fakat bir erkeğin üzerinizdekilere bakarak sizin yaşam düzeyiniz konusunda fikir sahibi olması pek de zor değil. Tabii bu ona aynı zamanda, kendisinin maddi olarak bu standartlarla başka çıkıp çıkamayacağını da gösteriyor. Hoşlanıp hoşlanmamak tamamen ona kalmış!

8) ZOR BİR KADIN OLUP OLMADIĞINIZI:

Diyelim ki kalabalık bir barda tanıştınız ve size bir içki ısmarladı. Siz de rom, pembe guava suyu, soda ve buzla yapılan hoş bir kokteyl istediniz. İşte tam o anda, karşınızdaki erkeğin sizinle ilgili önemli ve kendisini yakından ilgilendiren bir bilgiye ulaştığından emin olabilirsiniz! Siz zor beğenen, standartları yüksek, hatta belki de kaprisli bir kadınsınız. Asla, basit olanla, eldeki imkânlarla yetinmiyorsunuz. Dolayısıyla sizinle beraber olmak onu zorlayabilir. Tavsiyemiz şu: Tanışma anında beyaz şarapla yetinin ve lezzetli kokteylleri daha sonraya saklayın.

9) NE KADAR İYİMSER OLUP OLMADIĞINIZI:

Erkekler, kadının tanışma anındaki yüz ifadesine bakarak onun hayat karşısında iyimserliğini koruyan biri olup olmadığını hemen anlıyorlar. Her an bir felaketle karşılaşmayı bekliyormuşçasına çatık kaşlar, endişe içinde kemirilen dudaklar ya da sinir içinde kenarları yenmiş tırnaklar onlar açısından ilişki bağlamında hayra alamet değil. Çünkü yaşama sevinci yüksek kadınlarla birlikte olmaktan hoşlanıyorlar.

10) İKİNCİ BULUŞMADAN SONRA EVİNE TAŞINMAYI TALEP EDİP ETMEYECEĞİNİZİ:

Bir erkeğin sizi ilk görüşü arkadaşlarınızla koyu bir sohbete dalmış, kahkahalar atarken olursa, anlıyor ki, kendinize ait bir sosyal çevreniz, hayatınız var. Bu da onu rahatlatıyor. Çünkü hiçbir erkek birlikte olduğu kadının tamamen kendine bağımlı olmasından, hayatına direkt ortak olmaya çalışmasından, 24 saatini onunla birlikte geçirmek istemesinden hoşlanmıyor.

11) DRAM YARATMAYA MERAKLI OLUP OLMADIĞINIZI:

Eğer onun, “İşini seviyor musun?” sorusuna cevabınız, sizi bir pembe dizinin acılar içindeki kahramanı gibi gösteriyorsa, söze ofiste katlandığınız eziyetleri ve uzun çalışma saatlerinizi anlatmakla başlıyorsanız, karşınızdaki erkeğin kafasında şüphe yaratacağınızdan emin olabilirsiniz. Erkekler hayatı önlerine geldiği gibi kabul etmekten yanadır ve kesinlikle dırdırdan hoşlanmazlar. Drama meraklı bir kadın olduğunuz hissine kapılırsa, bu onda ilişkide de en küçük vesileyle olay çıkaracağınız ve çektiğiniz eziyetleri de aynı şekilde bir başkasına anlatacağınız izlenimini yaratır.

12) ONDAN ETKİLENİP ETKİLENMEDİĞİNİZİ:

Bir erkek, bir kadınla tanıştıktan sonraki ilk 20 saniye içinde onun kendisinden etkilenip etkilenmediğini anlıyor. İstediğiniz kadar cool davranın, istediğiniz kadar ilgisiz görünün, tanışma seremonileri konusunda istediğiniz kadar tecrübeli olun, karşı cins beden dilini okumayı bilen bireyse hislerinizi anında çözüyor. Elde ettiği sonuca göre, sizi daha yakından tanımaya karar veriyor ya da uzaklaşıyor. Kısacası ilgisizlik karşısında zaman kaybetmek istemiyor...

Kadınlar Neden Sevişir?

Kadın Erkek İlişkileriABD’de yapılan bir araştırmaya göre kadınların seks yapma sebepleri hiç de romantik değil.

Kadınlar bazen sırf erkek o gece hesabı ödedi ya da ona bir hediye aldı diye partneriyle sevişiyor.

Araştırmacılar erkeklerinse sadece sevişmek için seviştiklerini kadınlar gibi karmaşık sebepleri olmadığını söylüyor.

 ABD'de bin kadınla yapılan araştırma kadınların aslında hiç de romantik olmadığını gösterdi.

''Sevişmenin romantik olmayan sebepleri de var'' şeklinde özetlenebilecek araştırmaya göre, kadınların istemedikleri halde sevişmelerinin nedenleri arasında erkeğin aşırı kibar olması, iltifat etmesi, çok ilgi göstermesi, derdini dinlemesi, ödemelerine yardım etmesi, hediye alması ya da vaat etmesi, yemek ya da tatlı ısmarlaması, baş ağrısını ya da can sıkıntısını geçirmek gibi sebepler bulunuyor.

Sonuçları Teksas Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan yazarlar tarafından ‘Kadınlar Neden Sevişir?’ adlı kitapta yayımlanan araştırma kapsamında bin kadına ‘neden seviştikleri’ soruldu. Kitapta yer alan en ilginç seks yapma nedenlerinden biri de ‘Tanrı’ya yakın olma arzusu’ydu.
Araştırmaya katılan kadınlardan biri olan Liz Jones partneri güzel Fransızca şarkı söyledi diye onunla birlikte olduğunu, Wendy Leigh ise kocasının güzel yemek yaptığı akşamlarda onunla sevişmek istediğini söylüyor. Edwina Currie adlı kadınsa profesyonel bir atletle, sırf bir sporcuyla olmanın farkını anlamak için sevişmiş.

Kadınlardan bazılarıysa ‘hayır’ demek zor olduğu için seviştiğini itiraf ediyor. Yani karşısındaki mutlu olsun diye sevişen kadın sayısı az değil. Ayrıca kadınlar hayır demeyip seks yaptığı sürece sevileceklerini, ilişkinin devamının garanti olduğunu da düşünüyor.

Araştırmacılar erkeklerinse sadece sevişmek için seviştiklerini kadınlar gibi karmaşık sebepleri olmadığını söylüyor.

İşte Türk Halkının Fantezileri

Kadın Erkek İlişkileriAile Sağlığı Araştırma Derneği’nin (ASAD) Tempo için yaptığı bir araştırma Türk toplumunun “fantezi gerçeği”ni ortaya koydu.

2 bin 100 kişinin katıldığı, katılımcıların yüzde 62’sinin erkek, yüzde 38’inin kadın olduğu araştırmanın sonuçlarına göre Türk kadını ve erkeği en çok asansörde seks yapmayı arzuluyor. En sevilen 15 fantezi arasında tecavüz ise 6. sırada yer alıyor.

Avrupa Cinsel Sağlık Birliği Başkanı İrem Hattat, araştırma sonuçlarına göre her iki cinsin de fantezilerini paylaşmakta güçlük çektiğini belirtiyor. Özellikle kadınların eşlerine özel fantezilerini açamadığını ve bu gizli düşünceleri yüzünden suçluluk hissettiğini söyleyen Hattat, “10 kadından 8’i fantezileri olduğu için suçluluk duyduğunu ifade ediyor. Her ne kadar fantezileri utanç verici bulsa da çoğunluk en tahrik edici fantezisini partneriyle paylaşmaktan heyecan duyacağını söylüyor. İnsanlar gizli cinsel yaşamını paylaşmak istiyor, ama bundan korkuyor” diyor.

Top 15
1- Asansörde seks
2- Arabada seks
3- Denizde/havuzda seks
4- Uçakta seks
5- Oral seks
6- Tecavüz
7- Açık havada seks
8- Komşuyla seks
9- Ünlü biriyle seks
10- Partnerle birlikte seks yapan birilerini izlemek
11- Striptiz seyretmek
12- Grup seks
13- Partnere istemediği bir cinsel eylemi zorla yaptırmak
14- Erkekler için Slav ırkından, kadınlar için zenci biriyle seks
15- Web kamerasıyla internet üzerinden karşılıklı striptiz ve mastürbasyon

Erkekleri Peşinizden Koşturan Stratejiler

AşkBiz kadınlar güçlü, karizmatik fakat aynı zamanda bütün isteklerimizi yerine getiren erkeklerle beraber olmanın hayalini kurarız. Peki, bu bir hayal mi? Elbette “Hayır”. İngiliz ilişki uzmanı G. Tomasek’in tavsiye ettiği yöntemlerle erkekleri peşinizden sürüklemeniz hiç de zor olmayacak!

Onu değiştirmeye çalışmayın, olduğu gibi kabul edin

“Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’den.” Biz kadınlar bu durumu bildiğimiz halde eşimizin sınırlarını zorlamaktan kendimizi bir türlü alıkoyamıyoruz. Tabii bu da işe yaramıyor. Bu yüzden yapmamız gereken ilk şey, onun zayıf yönlerini ve kişilik özelliklerini eleştirmekten vazgeçmek olmalı. Mesela, bilgisayarın karşısında tek kalmak ya da tek başına bisiklet sürmek istediğinde buna karşı çıkmayın, onu biraz özgür bırakın. Erkeğiniz, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi fark ettiğinde size daha çok yakınlaşacak ve istediğiniz şeyleri yapmak için elinden gelen her şeyi yapmak isteyecektir.

Onun yaptığı şeylere değer verin

Kocanız, “Bir pikap getirdim aşkım’ diyor. Siz, “Artık modası geçmiş bir pikabı kim kullanır ki?” şeklinde karşılık veriyorsunuz. İşte bu cevabın ardından eşinizin tüylerinin diken diken olacağından hiç şüpheniz olmasın.  Zira erkekler reddedilmekten ve onaylanmamaktan nefret ederler. Onlar daima takdir edilmeyi ve pohphlanmayı isterler. Bunun için de ellerinden geleni yaparlar ve sizin takdirinizi kazanmaya çalışırlar. Siz de bu fırsatı çok iyi değerlendirin. Örneğin “Süper, bunu hemen deneyelim.” biçiminde cevap verebilirsiniz . Aksi durumda eşiniz, “Beni devamlı eleştiren bir kişi için kendimi neden değiştireyim ki?” şeklinde düşünerek kendi yoluna devam eder. İşte bu yüzden sinir bozucu konuşmalardan mümkün olduğunca kaçınmalısınız. “Niçin bu kadar geç geliyorsun?” demek yerine, “Hay allah, ne kadar da çok çalıştın aşkım. Fakat bundan sonra bir daha işin uzadığında bana haber ver, olur mu bir tanem?’ şeklinde olumlu bir konuşma, erkeğiniz üzerinde çok daha olumlu  etki bırakacaktır.

Dedektifi oynayın

Bundan sonra odak noktanızı kendinize değil, erkeğinize doğru kaydırın. Onu dikkatli bir biçimde dinleyin ve beden dilini gözleyin. Kendini iyi hissediyor mu? Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, ne zaman ve niçin kendisini iyi hissettiğini anlamaya çalışın. Zira, iyi gözlemleyen, karşısındaki insanda yeni güçlü yönler keşfeder ve ona ait özellikler ile ilgili önemli bilgiler elde eder. Erkeğinizin ne vakit rahatlamış olduğunu bilirseniz, doğru zamanda doğru hareketler sergileyebilirsiniz.

Meraklı davranın

Erkeğiniz yüzünde garip bir gülümseme ile  tek bir laf dahi söylemeden koltukta mı oturuyor? Bu durum karşısında yapabileceğiniz mükemmel bir yöntem var; onu iğnelemek yerine, “İlginç olan nedir benimle de paylaşır mısın?” diyebilirsiniz ona.  Vücut dilinden de bu cümlenizin etkili olup olmadığını idrak edebilirsiniz.  Bazı konular vardır ki erkeğin gözlerini parlatır ve erkeği derhal harekete geçirir. Belki yön belirleme sistemi ile ilgili can sıkıcı bir konu dinlemek zorunda da kalabilirsiniz.  Fakat siz siz olun, eşinizin konuşmasını kesinlikle bölmeyin ve sonuna kadar dikkatle dinleyin. Siz de fikirlerinizi onunla paylaşın. O, sizin varlığınızın tadını çıkarmaya başlayıp, kısa bir sürede size açılacaktır. Bunu uyguladığınızda  sizinle beklemediğiniz kadar çok şey hakkında konuşabilir. O, sözlü ve fiili olarak size çok şey vermeye hazırdır artık. Operasyon başarı ile tamamlanmıştır. Hatta rahatsız olduğu problemleri dahi konuşabilir veya sizin zevkle konuşabileceğiniz bir konuyu açabilir. Zor değilmiş değil mi? Bu stratejileri mutlaka uygulayın göreceksiniz sonuç harika olacak.

Evliliğinizde Bu Hataları Yapmayın

EvlilikEvliliğiniz yada eşiniz hakkında tahminler yürütmeyin, her konuyu konuşun

Bazı kişiler ilişkileri hakkında konuşmayı sevmezler ve bu olayı büyük bir yük gibi algılarlar.  Sorun şu ki, zihninizde eşiniz ve evliliğiniz ile ilgili bir takım inançlarınız olabilir ve aslında eşiniz başka bir noktada bulunuyor olabilir.  Gerçekleri konuşarak öğrenmek, kaza ile öğrenmekten çok daha az acı verecektir.  Bu nedenle işin başında eşinizin sizden ne beklediği ve sizin eşinizden beklentilerinizi konuşun. 

Davranışlarınızın sonuçlarını görmezden gelmeye kalkmayın – hatta bilmeden yapmadıklarınız buna dahil

İstemeden gelişen olayların sonuçları bütün ilişkinizi yok edebilecek güce sahiptir.  Diğer bir deyimle verdiğiniz kararlarınızın ve davranışlarınızın hem sizin için hem eşiniz için sonuçları vardır ve siz bu sonuçlardan sorumlusunuz.  Hatta davranışlarınızın ve kararlarınızın haklı sebepleri olduğunu düşünseniz ve doğruyu yaptığınıza inansanız bile davranışlarınızın sonuçlarından sorumlusunuz.

Eşinizi üzdüğünüzde, kırdığınızda, incittiğinizde yada hayal kırıklığına uğrattığınızda evliliğinize etki edecektir.  Eşinizi asla üzmeyin demiyorum, ama eşinizi etkileyen bir karar aldığınızda yada bir davranışta bulunduğunuzda, bunun eşinizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışın ve bunun sorumluluğunu üstlenin.  “Seni üzdüğümü biliyorum ve gerçekten özür dilerim” diyerek davranışınızın eşiniz ve ilişkiniz üzerinde olabilecek etkisini kabul edin.  

Bu tüm başarılı evliliklerin temelinde yatan en önemli şartlardan biridir.  Verdiğiniz her karar, (ister eşinizin sevdiklerini dışlamak, ister eşinizin değerli bulduğu kavramları önemsememek, ister eşinizin fikirlerine saygı göstermemek, ister eşinizin duygularını ciddiye almamak olsun…) eşinizi ve dolayısıyla ilişkinizi etkileyecektir.   Bazen gözle görülmeyecek kadar küçük boyutlarda, bazen oldukça ciddi şekilde bu değişim yaşanır… Dolayısıyla davranışlarınızın ve kararlarınızın sonuçlarından haberdar olun.

Eşinizin duygularına karışarak denetlemeye yada yönlendirmeye çalışmayın

Size rahatsızlık vermesini önlemek için hem kendi hem eşinizin duygularını kontrol altında tutmaya ve neyi nasıl hissetmesi gerektiğini söylemeye kalkabilirsiniz.  İşin gerçeği duygular bu şekilde sınırlandırılamazlar.  Bir insana hissettiklerini hissetmemesi gerektiğini söylemek neredeyse uygulaması imkansız bir durumdur.  Yani diğer ifadeyle, kendi içinizdeki korkuları, güvensizlikleri yada endişeleri hissetmemek için eşinizi denetlemeye, yönetmeye, kontrol etmeye yada sınırlandırmaya kalkmanız, baskı altına almanız, zorlamanız yada tehdit etmeniz başarısızlığa mahkum bir taktiktir.  Nitekim bu yaklaşım bir sonraki problemin oluşumuna yol açar…

İlişkinizi kurtarmak için yok etmeyin

Evrensel kural şudur: eşinizi incitirseniz ilişkinize zarar verirsiniz.  Bunu anlamak için bilim adamı olmanıza gerek yok, eğer eşinizin kalbini kırarsanız, evliliğiniz yara alır.

Eşinizin kalbini kırmanın bir yolu, onu istemediği bir şeyler yapmaya zorlamaktır.  Bu durum bir insana oldukça büyük acı ve mutsuzluk verecektir.  Bu da doğal olarak evliliğinize zarar verecektir.  Örneğin eşinizin ailesi ile, arkadaşları ile, çocukları ile, işi ile yada diğer sevdiği uğraşlar ile çok zaman geçirdiğinden şikayet edip, sizinle daha fazla zaman geçirmeye zorlamak, istediğiniz sonucu almanızı sağlamayacaktır, aksine ilişkinize ve sevginize zarar verecektir.

Kıskançlık eşinizi baskı altında tutarak çözümleyebileceğiniz bir sorun değildir

Kıskançlık kendi içinizde çözüme ulaşmamış bir durumun sonucudur.  Kendinize güveniniz yoksa, içinizde kaybetme yada başkası ile değiştirilme korkunuz varsa kıskançlık duygusu yaşarsınız.  Bu duygular eşinizi baskı altında tutarak yok olmaz.  Bu duyguların nereden geldiğini, nasıl sizi etki altına aldığını çözümlemeniz ve ilişkinize zarar vermeyecek şekilde kontrol etmeyi öğrenmeniz gerekir. Aksi takdirde eşinizin en masum davranışlarına bile gereksiz tepkiler vermeye başlayabilir ve bir süre sonra eşinizin sizden uzaklaşmaya başlamasına yol açabilirsiniz. 

Neyin öncelikli olduğunu unutmayın

Hayatın akışı içinde ilişkinizi ihmal etmeniz oldukça normaldir.  Fakat ilişkiniz için ekstra çaba sarfetmeniz gerekir.  Günlük hayatın zorlukları yada başka ilgi alanlarınız nedeniyle ilişkinizi ihmal etmeniz evliliğe oldukça büyük zararlar veren bir durumdur.  Kendinizi kaybetmeyin ve ne yaptığınızın farkında olun.  Eşinizi sevdiğinizi, ona ihtiyacınız olduğunu ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacak davranışları yapmaya dikkat edin.  Çevrenizdeki insanların beklentilerine, söylediklerine ve isteklerine göre eşinizi belli şekillerde davranmaya zorlamak yerine, eşinizin mutluluğunu düşünmeye çalışın.

Evliliğinizde sorun yaşıyorsanız başka bir ilişki içine girerek bu sorunlardan kaçmaya çalışmayın

Aldatmak evliliğinizdeki sorunlarla baş etmek için bir yol değildir.  Hatta ilişkinize daha büyük yaralar açmanın en kısa yoludur.  Diğer taraftan bir ilişkide yaşadığınız problemleri çözüme ulaştırmazsanız, diğer ilişkilerinizde de bu sorunları yaşama ihtimaliniz çok yüksektir.  Bu sorunu engellemek için ilişkinizin nasıl olması gerektiğini, beklentilerinizi, ihtiyaçlarınızı, ne isteyip istemediğinizi zihninizde netleştirin ve eşinizle açıkça konuşun.  Hayatınıza giren insanlar ile deneme yanılma yolu ile kendi gerçeklerinizi keşfetmeye kalkmayın.  Ne istediğinizi bilmeden, insanları test aracı olarak kullanmayın.  Bu hem eşinize, hem birlikte olacağınız diğer insanlara yapacağınız büyük bir haksızlıktır. 

Aynı soruna karşı açıdan bakarsak:

Evliliğindeki sorunlarını çözüme ulaştırmamış bir insan ile ilişkiye girmekten kaçının.  Bu kalbinizin kırılmasını garantilemenin en kestirme yoludur.  Sevmek ve sevilmek güzeldir, ama sevginin size ait olduğundan ve kırık bir kalp ile gelmediğinden emin olun. 

Evliliğinizde karşılayamadığınız ihtiyaçlarınızı başka bir ilişki ile karşılayacağınızı düşünmeyin

Genelde bir ilişkide karşılanmayan ihtiyaçları başka bir ilişkiden alınabileceğine dair bir yanlış kanı vardır.  Gerçekte pek çok ihtiyaç kişiye değil ilişkiye bağlıdır. Eksikliğini duyduğunuz ihtiyaçları evliliğinizden almadıkça bu ihtiyaç tam olarak dinmeyecektir.

Evliliğinizi önceden belirlediğiniz bir kalıba oturtmaya çalışmayın

Eğer bir ilişkinin yürümesi için iletişim "1 numaralı" kural ise, "2 numaralı" kural ilişkinizi doğal halinde bırakmaktır.
İlişkinizin kendi doğal sürecinde gelişmesine ve eşinizin kendi olmasına izin vermeniz mutlu bir evliliğe sahip olmak için en temel şartlardan biridir.  Eğer bunun yerine eşinizin nasıl davranması, evliliğinizin nasıl olması, sevginin nasıl yaşanması gerektiğine dair bir takım kalıplar içinde yaklaştığınızda ilişkinize önemli zararlar alacaktır.  Bunu engellemenin en iyi yolu ilişkinize üç farklı açıdan bakmanızdır: Kendi ihtiyaçlarınız, eşinizin ihtiyaçları ve ilişkinizin ihtiyaçları.  İlişkiniz genelde bağımsız bir üçüncü kişi gibidir ve ilişkinizin bireysel isteklerinizden farklı ihtiyaçları olabileceğini göz önüne almak oldukça önemlidir.

İlişkinizi yalnızlığa mahkum etmeyin

Hiç bir şey tek başına var olmaz.  Genelde insanlar ilişkilerini izole etmeye çalışır.  Arkadaşlardan, aileden yada iş ortamından uzak tutarak ilişkinin korunmasını sağlamaya çalışırlar.  İşin gerçeği dış dünya bir şekilde ilişkinizi etkiler.  Örneğin iş ile ilgili yaşadığınız bir sıkıntıyı evliliğinize sözlü olarak getirmeseniz bile, bedensel yorgunluğunuz, yoğun duygularınız, rahatsızlıklarınız sizinle beraber gelecektir.  Ve eğer bu konuları konuşmazsanız eşiniz, rahatsızlığınızın kendisine yönelik olduğu yanılgısı içine girebilir.

Diğer taraftan bu sorunun öbür yüzü ise:

Hayatınızdaki her ilişkiyi evliliğinize taşıyarak tek bir ilişki gibi yaşamaya kalkmayın

Bu genelde arkadaş grubunu yada ailesini ve evliliğini eşit seviyede tutmaya çalışan kişiler için geçerlidir.  Burda yapılmak istenen, ilişkiye dahil olan herkesin, herşeyi beraber yapması, sürekli birlikte zaman geçirmesi, heryere birlikte gitmesidir.  Burada tehlike iki açıdan yaşanır.  Sürekli başka insanlarla olmak evliliğinizi boğan bir tecrübe olabilir.  İkinci olarak bazı kalıplara evliliği uydurmak için zorlama yaşanabilir.  İki insanın grup dışında başbaşa birşeyler yapması ve eğlenmesi gayet normaldir.  Her zaman grubun tüm üyelerinin bu ikili paylaşıma katılması gerekmez.  İlişkinin dışardan gelen baskılara cevap verme zorunluluğu olmadan kendi doğal ihtiyaçları içinde gelişmesi normal ve sağlıklıdır.

Eşinizin ailesinden yada arkadaşlarından kendinizi soyutlamayın

Genelde eşlerden biri korku, kıskançlık, güvensizlik gibi sebeplerden dolayı kendini soyutlar ve eşinin çevresi ile iletişim kurmaktan kaçınır.  Eğer eşinizin hayatında bulunan tüm insanları kendinize rakip olarak görürseniz, insanları obje olarak algılayıp, düşman ilan etmeniz ve onlara güvensizlik duymanız kolaylaşır.  Bu ise ilişkinizde büyük bir stres yaratır.  Ayrıca sizin çok zor anlar yaşamanıza yol açabilir. Eşinizin hayatında ki insanları rakip değil insan olarak görmeye başladığınızda yaşadığınız stres azalacaktır ve belki daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeniz mümkün olacaktır. 

Fakat eşinizin arkadaşları yada ailesi sizinle iyi ilişki içine girmek istemiyorsa bir sonraki hatayı yapmaktan kaçının:

Kendinizden taviz vermeyin
Bu öğrenilmesi en zor konulardan biri…
Herkes iyi değildir ve herkes mükemmel olamaz, ve herkes size uygun bir arkadaş yada dost olmayabilir.  Çoğu zaman eşinizi mutlu etmek için bazen kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeniz gerektiğini düşünebilirsiniz.  Fakat kendi mutluluğunuzdan fedakarlık genelde kısa vadede işe yarar ve uzun vadede her iki tarafa ve evliliğe büyük sorunlar yaratır.  Kalbinizde ki o küçük sesi dinleyin, çok ender olarak hata yapar.  Eğer bir şeyler sizi rahatsız ediyorsa, konuşun.  Eğer bir şeyleri kabul etmek sizin için imkansız ise bunu söyleyin.  Saçma yada mantıksız bile olsa, eşiniz sizi dinlemese bile, sonuçta hemen çözüme ulaşmak mümkün olmasa bile, gerçek duygularınızı anlatın.

İnsanların her zaman mantıklı olmasını beklemeyin

İnsanlar doğası gereği mantıklı değildir.  Duygusal tarafları, insanı insan yapan en temel özelliğidir ve bu yön mantık ile çözümlenemez.  Eşinizin bazı davranışlarını yada duygusal tepkilerini mantıksız bulabilirsiniz.  Bunun ille de kötü bir durum olarak düşünülmesi gerekmez.   Aşk ve kıskançlık mantıklı değildir. Eşiniz duygusal hareket ettiği için onu suçlamaya, saldırmaya yada tehdit etmeye kalkmayın.  Eşinizin duygularını nezaket ve saygı ile ele alın.  Eşinizin neden böyle hissettiğini anlamaya çalışın.  Genelde bu duyguların altında söylenmemiş bir neden mutlaka vardır.  Bu duyguları aşmak istiyorsanız önce o duyguların altında yatan sebebi bulmanız gerekir.

İletişim ve sorun çözme becerilerinizi geliştirin

Bu herkesin bildiği önemli bir nokta ama tekrarlamakta fayda var.  Bir ilişkide insanlar konuşmayı bırakıp, iletişim kurmak için evdeki eşyaları kırmaya başladığında ciddi sorunlar yaşanmaya başlamış demektir.

Eşiniz ile konuşun…  dürüstçe...  her zaman… her konuda

Yaşamla ilgili önemli kararları tek başınıza almayın

Hayatınızı değiştiren önemli kararları eşinize direk olarak söyleyin.  Aksi takdirde eşinizin kendini dışlanmış hissetmesine yol açabilirsiniz.
Bu tür haberleri çocuklardan, arkadaşlarınızdan yada aileden almasını beklemeyin.  Bilgi ulaşması gereken yere gitmeyebilir, doğru gitmeyebilir, yada gitse bile eşiniz kendini önemsenmiyor gibi hissedebilir.  Eşiniz ile yüzyüze konuşun.

Kafanızın içindeki küçük sesi duymazdan gelmeyin

Bazen mantığınız bir şey söylerken, kalbiniz farklı bir şey söyler.  Mantıklı hiç bir açıklaması olmamasına rağmen bir şeylerin doğru olmadığına dair kalbinizin sesini dinlemek genelde daha doğru sonuçlar doğurur.   Birşeylerin yanlış olduğunu mantıklı bir şekilde açıklayamıyor olmanız, herşeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.  En doğru hareket, zihninizdeki o küçük sesin, sizi henüz tam olarak algılayamadığınız bir konuda uyarmaya çalıştığı tahmini ile hareket etmektir ve daha sonra bu sorunun ne olabileceğini bulmak için daha dikkatli bakmaktır.  Eşinize sorunun ne olduğunu sorun...

Değişimden korkmayın

Genelde insanların, evlendikten sonra yaşamın mutlu ve sorunsuz olarak hep aynı şekilde devam edeceğine dair beklentisi vardır.  Fakat bütün ilişkiler, günlük yaşam içinde değişime uğrar.  Karşılaştığınız olaylar, yaşanılan acılar, mutluluklar, tecrübeler, gelişmeler, kayıplar ve daha pek çok tecrübe hem sizi, hem eşinizi hem ilişkinizi değiştirir.  Eşiniz ile uyumlu kalmak için sürekli olarak yeni şartlara adapte olmak zorunda kalabilirsiniz.  Değişimden kaçınmak ve aynı kalmak için inat etmek ilişkinize zarar verecektir.  Ayrıca eşiniz değişirken sizin odluğunuz yerde kalmanız, birbirinizden uzaklaşmanıza ve aranızda mesafenin artmasına yol açacaktır. Eşiniz değiştiği için kızmak sadece ilişkinize daha fazla zarar verecektir.  Onun yerine eşinize ayak uydurmanın yolunu bulmaya çalışın.

Davranışlarınız ile niyetinizin birbirine uymasına özen gösterin

Eğer eşinizi sevdiğinizi söylerken, diğer taraftan eşinizi sürekli görmezden geliyorsanız, yaşamını merak edip soru sormuyorsanız, ilişkinizi geliştirmeye çalışmıyorsanız, eşinizi mutlu etmek için özel bir çaba sarfetmiyorsanız, eşiniz sizinle bir aktivite yapmak istediğinde kaçmanın yollarına bakıyorsanız, konuşmaya çalıştığında meşgul olduğunuzu söylüyorsanız yada eşinizle mümkün olduğunca az zaman geçirmeyi tercih ediyorsanız, o zaman eşinizin hayatınızda var olmamasını dilediğinize dair açık ve net bir mesaj gönderiyorsunuz demektir.

Bunu yaşamak eşiniz için yeterince zor olmasına rağmen, yaşadıklarını inkar etmeniz ve eşinizin algısında bir sorun olduğunu söylemeniz çok daha kötü bir durumdur.  Sadece eşinizi istemediğiniz mesajını göndermekle kalmazsınız, eşinizin kendi duygularından şüpheye düşmesine ve kendine olan güvenini yok etmesine yol açıyorsunuz demektir.
Eşiniz ile konuşun… Açık ve dürüst olarak… Gerçek duygularınızı söyleyin…

Son olarak...

Evlendiğinizde, eşinizin kalbini aldığınızı unutmayın.  Evlenerek, bu insana fiziksel ve duygusal yakınlık taahüt ettiniz.  Bunun sorumluluğunu üstlenin. Eşinizin kalbini size açmasını isteyerek onu zayıf bir durumda bırakıp sonra hiç bir uyarıda bulunmadan arkanızı dönüp gitmeyin.   Eşiniz bir insan, duygusuz bir obje değil.  Dolayısıyla birlikte olduğunuz insana saygı ve şefkat ile yaklaşın.

Eşinize doğru şekilde davranın.

Çiğdem Alper, MA

Psikoterapist

En Popüler Kadınsı Fantezi

fantaziSeks hayatı birazcık tekdüzeleşti mi? Aslına bakarsanız çoğu insanın göz ardı ettiği tek seksüel organ var: Beyin. Ve o sizin Seksüel bir Nirvana’ya ulaşmadaki tek pasaportunuz. Gerçekte milyonlarcamız mastürbasyon sırasında gizli fanteziler kuruyoruz ve bazılarımız seks yaparken orgazma ulaşmak için bunları kullanıyoruz. Öyleyse neden favori olanlarını sahiplenmiyor ve yıllardır sahip olduğunuz en şehvetli seksi yaşamak için partnerinizle birlikte kullanmıyorsunuz? Sadece bu adım adım rehberi takip edin.

Fantezi 1: O bir bakire ve siz Bayan Robertson. Neden size çekici gelir: Bu bir güç ilişkisidir ve iki taraf için de “yasak” sekstir, ki bu da libidoyu arttırmak için garantidir. Neye ihtiyacınız var: Bir “seksi sekreter” kıyafeti işe yarayacaktır: uzun dar etek, push-up sütyeninizi gösterecek biçimde üst düğmeleri açıkta olan gömlek, ince çoraplar ve yüksek topuklular.

Hareket planı: Bunun için hile öncelikle çok yavaş hareket etmektir. Siz onu baştan çıkarmaya çalışıyorsunuz, o direniyor-kıyafetlerinizi yırtmak ve sonuçları için endişelenmek arasında gidip geliyor. (Eğer öğrenirse annesi ne diyecek? Gerçekten kendisini baştan çıkarmaya mı çalışıyor yoksa o kendi çok fazla anlam mı yüklüyor?) Birer içki hazırlayacağınızı söyleyip onu içkilerinizle birlikte salona yönlendirin. Kanepede otursun, siz de ona bakan bir sandalyede oturun, bacak bacak üstüne atarken eteğinizin yukarı çıkmasını sağlayın. Nereye bakacağına şaşıracaktır. Genel bir muhabbet açın (eğer genç bir oğlunuz varsa, oğlunuzun arkadaşına soracağınız türden sorular olmalı ), daha sonra muhabbeti daha soslu bir aşamaya çekin. Ona kocanızın sizi artık çekici bulmadığını düşündüğünüzü söyleyin. Ona sorun, Siiz çekici buluyor mu? Hangi yanlarınızı? Neden? Diplomatik olmaya ve ereksiyonunu gizlemeye çalışırken utançtan kıvranmasına izin verin.

O noktada, rahat olmadığınızı söyleyip kanepede yanına geçin. Gömleğinin iki düğmesini çözüp elinizin tersiyle göğsünü okşayın ve şöyle deyin, "Ne kadar yumuşak bir ten. Kocanızınkinden ne kadar farklı. O kıvranırken siz kendi gömleğinizin üst düğmelerini çözün ve elini alıp göğsünüzün üzerine koyun. Bundan hoşlanıp hoşlanmadığını sorun."


Çarpıcı istekleriniz ve eylemleriniz arasında bir yandan da muhabbete devam edin. Ona hiç daha önce gerçek bir kadınla olup olmadığını sorun. Hayır diyecektir. Ona sizinle seks yapmak isteyip istemediğini sorun ve bunun sorun olmayacağını kimseye söylemeyeceğinizi söyleyin. Ondan üstünüzü ve sütyeninizi çıkarmasını isteyin. Göğüslerinize dokunmasını isteyin ve nasıl dokunulmaktan hoşlanacağınızı anlatın. İnleyin ve iççekin ama unutmayın: Siz hala olgun olan tarafsınız, yani kontrolünüüz çok kaybetmeyin. Ona önünüzde durmasını ve pantalonunu çözmesini söyleyin. Vücuduna hayran hayran bakın, iltifatta bulunun ne kadar sertleşmiş olduğunu söyleyin ve ona nazik bir şekilde dolambaçlı bir oral seks yapın- orgazm olmasına az kala durun.


Tiyatral bir şekilde göz temasını koruyarak soyunun. Gözlerinin vücudunuzu okşamasına izin verin ama size dokunmasına izin vermeyin. İnce çorabınız ve yüksek topuklarınız üzerinizde kalsın. Baştan çıkarıcı pozlar verin ve vücudunuz okşayın. Ona gördüğünden hoşlanıp hoşlanmadığını ve size dokunmak isteyip istemediğini sorun. İkiniz de tamamen çıplak kaldığınızda, onu yatağa doğru yönlendirin ve ona bir kadını zevkten bağırtmak için özellikle ne yapması gerektiğini açıklayın. Her dokunuş, öpücük, okşama ve atılım onun için ilk hatırlayın. Bu fantezi tamamen kontrolünü kaybettiği zaman biter- eğer rolünüzü başarıyla oynamışsanız neredeyse üç dakika içinde gerçekleşmeli!

Şaşırtan Araştırma

cinsel2 Küresel düzeyde insanların cinsel davranışlarını inceleyen bir araştırma, rastgele cinsel ilişkiye girmekle hastalıkların yayılması arasındaki bağlantıya ilişkin şaşırtıcı bulgular ortaya koydu.

Tıp dergisi Lancet’in araştırması kapsamında yaklaşık altmış ülkede cinselliğin boyutları araştırıldı. Araştırmaya katılanlara, ilk cinsel deneyimleri kaç yaşında yaşadıkları, prezervatif kullanıp kullanmadıkları, kaç kişiyle cinsel ilişkiye girdikleri gibi sorular yöneltildi.

Alanında bir ilk olarak nitelenen araştırmaya göre, genel cinsel sağlıkla insanların birden fazla kişiyle birarada olması arasında çok az ilişki var.

Araştırmayı yapan ekibin başkanı Prof. Kaye Wellings, cinsel yollarla bulaşan hastalıkların yaygın olduğu Afrika gibi bölgelerde; rasgele cinsel ilişkilerin daha yaygın olmasını beklediklerini; ancak sonuçların, bu varsayımı doğrulamadığını söyledi.

Araştırmaya göre, rastgele cinsel ilişkiye en çok Batılı ülkelerde rastlanıyor.

Araştırmanın verilerine bakılınca, yoksulluk ve prezervatif konusunda eğitimsizlik daha önemli faktörler olarak öne çıkıyor.

Uzmanlar, pek çok ülkede ilk cinsel deneyimin 15-19 yaşları arasında yaşandığını, kalkınmış ülkelerde yaşayanların ise bu deneyimi daha erken yaşlarda yaşamaya eğilimli olduğunu belirledi.

Tek eşlilik dünya genelinde yaygın eğilim olsa da birden fazla kişiyle beraber olma eğilimi daha çok Batılı ülkelerde görülüyor.

Hayatınızı Renklendirecek 7 Seks Oyunu

Paris-Hilton-SeksKendinize ayıracak bir dakikanın bile olmadıı günler birbirini kovalarken, eve döndüğünüzde tek istediğiniz kendinizi kanepeye atmak! Bu düzende, kış uykusundaki seks hayatınızı uyandıran çözümler yazımızda! Sabahın kör karanlığında kalkıp akşama kadar hiç durmadan çalışan, toplantıdan toplantıya koşan, işten çıktıktan sonra evine bir buçuk saatte ve üstelik sinir içinde giden bir insan, kapıdan içeri girip kendini salondaki kanepeye attıktan sonra ne ister? Evet; bildiniz! Boş gözlerle duvarları seyretmekten başka hiçbir şey! Enerjimizin tamamını gün içinde tüketmek bize kesinlikle iyi gelmiyor. Çünkü akşam kendimiz için bir şeyler yapmaya zamanımız olsa bile halimiz olmuyor. Sırf bu yüzden hayatımızdaki pek çok zevkten mahrum kalıyoruz. Peki ya cinselliği bu rutin döngünün dışında tutabiliyor muyuz? Ne yazık ki; hayır! Üstelik bu konuda biz kadınların işi erkeklerden daha da zor. Çünkü vücudumuzun sekse hazır hale gelmesi onlarınkinden çok daha fazla zaman ve çaba gerektiriyor.

İşte tam da bu yüzden, artık kimsenin partneri için öyle fazla zahmete girmeye yanaşmadığı bir cinsel ortamda, daha da şanssız hale geliyoruz. Sabit bir ilişkimiz olsa da olmasa da, seksin hayatımızdaki yeri yavaş yavaş küçülüyor, farkına bile varmadan cinsel ihtiyaçlarımızı arka plana atmaya ya da en basit şekilde, en kısa yoldan karşılamaya başlıyoruz. Kısacası, dışarıda çalıştıkça yatakta tembelleşiyoruz.

KİM KİME HİZMET EDECEK?


Süre olarak ortalama uzunlukta bir sevişmeyi asla hafife almayın çünkü işin bütün eğlencesi bir yana, hem fiziksel hem de zihinsel olarak üst düzey efor gerektiren bir eylemden söz ediyoruz. Forma girmek isteyenlere tavsiye edilen başlıca spor dalının seks olmasına şaşmamak gerek!

İdeal bir yatak diyalogunda, kadının ve erkeğin eşit, en azından birbirine yakın derecede hareketli olması ve karşı tarafı tatmin etmek için uğraşması beklenir. Fakat her gün işten yorgun argın eve gelen bir çiftin cinsel hayatında kısa bir süre sonra şöyle kritik bir soru ortaya çıkabilir! Yatakta kim kime hizmet edecek? Doğal olarak her ikisi de uğraşıp didinen olmak yerine sırtüstü yatıp keyfine bakan olmayı tercih eder ve böylece birçok sevişme denemesi, ikisinin de sırtüstü yatıp, keyfine değil ama televizyona bakmasıyla sonuçlanabilir.

Oysa cinsellik hayatımızın, mutluluğumuzun ve ruh halimizin de önemli bir parçası; üstelik asla başıboş bırakılmaması gereken bir alan. Ertesi sabahki toplantının üzerimizde yarattığı baskı bizi bunaltıyor, yorgunluktan bütün vücudumuz ağrıyor ya da gözümüzden uyku akıyor olabilir ama şunu kabul etmeliyiz ki bu durum hiçbir zaman değişmeyecek. İşe gidemeyecek kadar yaşlı olduğumuz gün, verimli seks deneyimleri için de fazla yaşlanmış olacağız. Acı ama emin olun ki gerçek. Bizim bugünü kurtarmaya, rutin koşuşturmalarımızın kaçınılmaz etkileriyle, seksin yaşamımızdaki yerini dengelemeye ihtiyacımız var ki bu aslında çok da zor değil. Tek yapmamız gereken, seksin nasıl olması gerektiğiyle ilgili kalıplaşmış, klişe düşünceleri bir kenara atmak ve yaşam biçimimizin gerektirdiği yeni bakış açıları ve uygulamalar için yer açmak. İşte bunlardan bazıları...

SEKSİ ÖDÜL HALİNE GETİRİN

Özellikle uzun soluklu bir ilişkiniz varsa şunu unutmayın ki seks kesinlikle bir göreve dönüşmemeli; eğer dönüşürse, ondan giderek uzaklaşacağınıza, ondan kaçmak için bir sürü bahaneye, özellikle de o meşhur baş ağrısına sığınacağınıza kuşku yok. Oysa cinselliği ilişkinizde bir ödüle dönüştürürseniz, bunun sizi hem duygusal olarak birbirinize, hem de sevişme fikrine yaklaştırdığını göreceksiniz.

Peki, böyle bir ödül sistemi nasıl işler? Aslında çok basit! Son derece tuhaf bir organ olan beynimiz, neden-sonuç ilişkilerini kurma konusunda özellikle başarılı. Örneğin bir erkeğin beyni; 'Kız arkadaşımı okşadığım zaman hoşuna gidiyor, öyleyse bunu daha sık tekrarlamalıyım' tarzı keşifleri rahatlıkla yapabilir. Burada tek yapmanız gereken, birbirinizde hoşlandığınız ve etkilendiğiniz davranışları kavramak için biraz daha fazla dikkat sarf etmek ve seksi bu davranışların bir sonucu, yani ödülü haline getirmek. Bu yaklaşım ikinizi de heveslendirecektir.

YATAĞA GİRMEYİ BEKLEMEYİN


Akşam evde birlikte geçirdiğiniz zamanı çok daha iyi değerlendirebileceğinizden hiç kuşkunuz olmasın. Örneğin partnerinizle birlikte film izlerken, kitap okurken, yemek hazırlarken ya da yerken birbirinize daha fazla temas edin. Her temasın hemen o anda sevişmeyle sonuçlanmasını beklemeyin; küçük öpücükler, okşamalar, gıdıklamalar, bunların hepsi sizi gecenin ilerleyen saatlerindeki güzelliklere ve her şeyden önemlisi, sevişme düşüncesine hazırlar.

Bilindiği gibi, kadın bedeninin 'uyanmak' için çok daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu düşünecek olursak, birbirinize dokunmaya ne kadar erken başlarsanız, o kadar vakit kazanmış olursunuz. Ayrıca bunu bir alışkanlık haline getirmek, zamanla aranızda çok hoş ve farklı bir bağ kurulmasını da sağlayacak, bu bağ fiziksel düzlemden ruhsal düzleme de yansıyacaktır. Kısacası, küçük ve zahmetsiz dokunuşların her anlamda büyük faydasını göreceğiniz kesin.

PASİF KALMAKTAN KORKMAYIN

Adalet duygusu gelişmiş her kadın gibi belki siz de sevişirken bütün işi partnerinize bırakmaktan hoşlanmıyor, ne kadar bitkin ya da gergin olsanız da belli oranda katılım göstermek, yani parmağınızı kıpırdatacak haliniz olmadığı halde hareket etmek istiyor olabilirsiniz. Ne de olsa yatakta put gibi yatıp kendisine 'bir şeyler yapılmasını' bekleyen bir kadından hiçbir erkek hazzetmez. Fakat burada es geçtiğiniz bir nokta var, teslimiyetten kaynaklanan pasiflikle isteksizlikten kaynaklanan pasiflik arasındaki fark.

Akıllı ve sağduyulu bir erkek bu farkı iyi bilir ve kollarındaki kadının teslimiyetten ileri gelen pasifliğini, kendini onun ellerine bırakmasını 'sıkıcılık' olarak nitelemeye kalkmaz. Eğer partneriniz o gece sizden bir nebze daha enerjikse ve siz tam anlamıyla 'istek var, kuvvet yok' durumundaysanız, rahatça uzanıp keyfini çıkarabilirsiniz. Bu durumda, aldığınız yoğun zevki belli etmeniz onun kendisini mutlu ve gururlu hissetmesine yetecektir.

KARŞILIK VERME PSİKOLOJİSİNDEN KURTULUN

Diyelim ki partneriniz size uzun uzun masaj ya da oral seks yaptı. Siz ise bir yandan zevkten uçarken, bir yandan da acaba sizin de bu gece aynı şeyleri ona yapmanız gerekir mi diye düşünüp dertleniyorsunuz; çünkü o kadar gevşedikten sonra uyuyakalacağınızın farkındasınız. Oysa suçluluk duymanıza hiç gerek yok. Çünkü partneriniz belki de çok daha doğrudan bir yolla tatmin edilmeye ihtiyaç duyuyordur. Yani söylemek istediğimiz şu: Yatakta size yapılmasından hoşlandığınız şeylerin aynılarını ona yaparak emeğinin karşılığını vereceğinizi düşünmeniz çok saçma. Çünkü eğer mesele partnerinize zevk vermekse, onun zevkinin araçlarına yönelmelisiniz, kendinizinkilere değil.

Ayrıca burada bir iş sözleşmesinden bahsetmiyoruz. Yani; 'Onun beni mutlu ettiği gece içinde mutlaka ben de onu mutlu etmeliyim' diye düşünmeniz çok anlamsız. Bir gece siz yatakta tembel kraliçeyi oynarsınız, bir başka gece o kralınız olur ve siz de küçük, seksi bir hizmetçi rolüne bürünmenin tadını çıkarırsınız! Üstelik erkekleri memnun etmek çok daha kolay olduğu için her durumda avantajlı olacağınız kesin. Uzun lafın kısası, yatakta karşılıklılık ilkesinin; 'Şimdi ben de aynısını yapmazsam olmaz' düşüncesine dayanmadığını hatırlayın ve meseleye daha geniş çaplı, en azından birkaç geceyi kapsayacak çapta bakın!

POZİSYON ÇIKMAZINI EŞİTLİKLE AŞIN

'Altta kalanın canı çıksın' sözü seks için; 'Üstte kalanın canı çıksın' şeklinde değiştirilebilir; çünkü biliyorsunuz sevişirken üstte olmak her zaman daha fazla hareket etmek demektir. Peki, şimdi ne olacak? Tabii ki eşitlik taraftarı kadınlar sıfatıyla farklı arayışlara yöneleceğiz. Ne biz üste çıkarak zaten yorgun olan üst bacak kaslarımızı mahvedeceğiz ne de partnerimizi yoracağız.
Öyleyse; yüz yüze gelecek şekilde yan yana uzanınca bacaklarınızı makas şeklinde birbirinizinkilerin arasından geçirerek birbirinize ulaşabildiğinizi göreceksiniz. Bunun için vücudunuzun üst kısmını biraz geriye vermeniz gerekebilir, böylece cinsel organlarınızın buluşması kolaylaşacaktır. Ayrıca bu pozisyonda ikiniz de aynı derecede yorulacağınız için kimse birbirini kazıklamış olmayacağından, içiniz de rahat edecektir!

İŞTAH AÇIN İŞTAHINIZ AÇILSIN

Cinsel tembelliği aşmanın yollarından biri de elbette seks isteğinin ateşleyici silahlarından faydalanmak. Şunu aklınızdan çıkarmayın ki; partneriniz sizinle sevişmeye daha fazla istek duyarsa bu sizin isteğinizi de artıracaktır. Önemli olan iki tarafın arzusunun birbirini tetiklemesi. İşte bu tetiklemeyi sağlamak için biraz gayret gösterip evin içinde eşofman altları yerine mini şortlarla dolaşabilir, duştan sonra vücudunuzu salonda, partnerinizin gözü önünde kremleyebilir, banyodan çıktıktan sonra saçınızı hemen kurutmak yerine bir süre ıslak sergileyebilir, kısacası biraz poz kesebilirsiniz!

Aynı şekilde, gün içinde birbirinize atacağınız erotik mesajlar ya da kısa telefon konuşmaları da sizi akşama hazırlayacaktır. Bu tür küçük ayrıntılar çok işe yarar; çünkü hem fazla çaba harcamanız gerekmez, hem de gerçekten etkili olur.

STRESE TESLİM OLMAYIN

Kafanız son derece önemli meselelerle dolu, öyle değil mi? Ertesi gün yetişmesi gereken işlerin bütün ağırlığını daha şimdiden omuzlarınızda hissediyorsunuz, yapacağınız sunum için hazırlanmanız gerek, annenizle kavga ettiniz, en yakın arkadaşınız birkaç gün önce sevgilisinden ayrıldığı için gelip gelip size ağlıyor, evde yemek yok, ortalığı da biraz toplamak gerek. Bütün bunların arasında debelenirken, seks de neymiş? Peki, öyleyse size başka bir soru! Sevişmek için kafanızın içinin tertemiz olmasını beklemek niyetindeyseniz, aşağı yukarı ne kadar bekleyeceğinizi tahmin ediyorsunuz?!

Bunun hiçbir zaman mümkün olmadığını siz de gayet iyi biliyorsunuz. Hayatınızda her zaman sizi üzen, yoran, sıkan, geren, düşündüren, endişelendiren bir şeyler ve birileri olacak. O yüzden siz en iyisi seks için arınmayı beklemek yerine, seksle arınmayı deneyin. Çünkü cinselliği bir stres atma aracı olarak kullanmak hiç de fena fikir değil. Havaya girmek için zaman zaman kendinizi biraz zorlamanız gerekebilir ama bir kez açıldıktan sonra kopup bambaşka diyarlara gittiğinizi ve her türlü derdi tasayı unuttuğunuzu göreceksiniz!

Aşk Nedir?

aşkAdını aşk koyduğumuz şeyin ne olduğunu şimdiye kadar kimse tam anlamıyla çözememiştir. Kişi içgüdüleri tarafından önce kendisini korumayı düşünmektedir. İşte aşk bu korumayı neredeyse eriten bir duygudur, insanı yaşama bağlayan bir etmendir. Sanki ruhsal hastalıklardakine benzer süreçler, kişi aşık olduğunda ortaya çıkar, tek farkla aşk bir hastalık değildir. İnsanlar bilinçdışı olarak sürekli ölümsüzlüğün peşinde koştukları için yenilenme arzusuyla üremek isterler. Üremek için gerekirse kahramanlık ve fedakârlık da yaparlar. Aşk fedakarlıkların en büyüklerindendir. Günümüzde psikanaliz, aşk objesine duyulan özlemin, erken çocukluk dönemine ait sevilen objelere, genellikle anne ve babalara, yeniden kavuşma isteğinden doğduğuna inanır. Yani erkek ya da kadındaki bir araya gelme isteği, çocuklukta yaşanan yaralayıcı deneyimlerin yeni bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinin bir sonucudur. Duygusal dünyasında tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, gelişimi sırasında kendisine zevk veren şeyleri, kendisinin parçası haline getirir. Yani onu mutlu eden şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılar ve bölünmüşlük duygusu geçici olarak ortadan kalkar. Çocuk, bir başkasının ona yönelmesiyle kendini bir bütün ve mutlu hisseder. Kişi aşık olduğunda da böyle davranır. "Ya benimsin ya kara toprağın, ben sensiz bir hiçim” nakaratları bu yoğun duyguların bir sonucudur aslında.

Hatta Freud, sevgili seçerken, küçük yaşlarda elde edilen deneyimlere bağımlı hareket edildiğini ileri sürer. Kişi aşık olma süreci sırasında, önce hayatında bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapılır. Böylelikle yeni bir aşk objesine karşı yoğun ilgi gelişir ve kişi aramaya başlar. Kalp atışları hızlandığında, kulaklar uğuldadığında, uykusuzluk başladığında, yani kişi aşık olduğunda, kendini eksik hisseden taraf, bütünü oluşturmaya çalışıyor demektir. Aşk anlaşılması zor bir kavramdır. Aşk nedir ve nasıl gösterilir, ifade edilir ve paylaşılır? Aşk gelişen bir süreç olarak en az 3 öğeden oluşur; iki davranışsal öğe; ilgiyi alma ve gösterme; iki bilişsel öğe: iyiyi görme ve affetme; duygusal öğe: mahremiyet gibi.

Alınan ilginin anlamı bir kişi ilgi görmüyorsa karşılığında imkansız olmasa bile ilgi göstermesi çok zordur. İlk ilgi göstericilerin görevleri besleme, koruma, barınak sağlama ve yol göstermedir. İlgi gösterme ise aşkın somut ve davranışsal ifadesidir; yemek pişirmekten, yatağa taşımaya ve bebek bezi değiştirmeye kadar değişir. Sevdiklerimize hizmet ederiz ve bizim yetersiz olduğumuz yerlerde de onların hizmet etmesini bekleriz. Cinsel eylemde ise ilgi bize ve eşimize zevk veren aktiviteleri sergilemek ve yapmak ile gösterilir. İyiyi görme, sevdiklerimizden önce kendimizde olumlu özellikleri görebilme becerisini gösteren bilişsel bir süreçtir. Bu özellikler fiziksel, karakteristik ya da geçici olabilir. İyi bir cinsel yaşam için gereken ön özellikler kişinin kendisini zevk veren ve alan cinsel bir varlık olarak görmesidir.

Birinde cinsel iyiyi görmek o kişiyi önemli ve ehil olarak görmekle paralellik gösterir. Birinde iyiyi görmek ayrıca onu dinlemeyi ve ondan öğrenmeyi de içerir ki böylece geribildirim bir eleştiri olarak anlaşılmaz ya da yapılmaz. CİSED olarak biz bu özelliği saygı olarak tanımlıyoruz. Ne var ki gerçek saygı öz saygıdan gelişir. Cinsel etkileşimde bu saygı kişinin ve eşinin hoşuna gidenleri öğrenme ve söyleme, sonrasında ise gerçekleştirmedir. Zevk veren cinsel aktivitelerin müzakere edilmesinde geribildirim önemlidir, aynı şekilde bu geri bildirimler cinsellikle ilgili korku ve kaygıları da içerir ve bazen çatışma ve sorun da oluşturur.

Affetme ise birçok bireysel, evlilik ve cinsel terapist tarafından göz ardı edilen ancak evliliğin ve bireysel mutluluğun temeli olan bilişsel bir diğer süreçtir. Yine de bu süreç iyiyi görmek için başlıca koşuldur. Eğer hatalarımızı affetmezsek karşımızdakinde ve kendimizde iyiyi nasıl görürüz? Kendimizdeki mükemmellik için taleplerimizden vazgeçebilir miyiz? Kendimiz için yapmazsak sevdiklerimiz için yapabilir miyiz? Affetme özellikle eşi aldatma sorununda çok önemlidir. Eğer affetme bilinmezse aldatılan eş evliliklerinin sonuna kadar diğerine bu hatasını ödetmeye çalışır.” dedi

Psk. Dan. Dr. Cem KEÇE Psikoloji

Sevgi & Aşk