| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

1276 "sağlık haberleri" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık haberleri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Neden Aşırı Yemek Yiyoruz?

DiyetKızgınlık, yalnızlık, üzüntü, yorgunluk, korku ve stres gibi olumsuz duygular yemek düşkünü yapıyor.

Hepimiz zaman zaman aşırı yemek yeriz. Kimileri kızgınlık, sıkıntı, yalnızlık, üzüntü, hayal kırıklığı, yorgunluk, korku ve stres gibi olumsuz duygular yaşarken, kimileri de mutlu, sakin ve huzurlu olduklarında aşırı yeme ihtiyacı duyar. Duygularımızın yemek yeme alışkanlıklarımıza etkisini anlamak için ‘duygusal beslenmeyi’ anlamak önemli.

Aç olan zihniniz yoksa mideniz mi?
Duygusal beslenme konusunda uzman Doktor Roger Gould, www.shrink yourself.com adlı web sitesinde duygusal nedenlerle aşırı beslenme konusunda önemli bilgilere yer veriyor. Dr. Gould’a göre aşağıdaki tespitlerden birine ‘Evet’ diyorsanız duygusal besleniyorsunuz demektir.

  • Açlığım aniden ortaya çıkıyor.
  • Sadece belirli bir çeşit yemeğe karşı iştahlanıyorum.
  • Bu yemeği elde etmek için her şeyi yapabilirim.
  • Sürekli olarak bir yemeğin tadını alıyorum ve onu düşünmeden edemiyorum.
  • Eğer onu yersem kendimden geçebilirim.
  • Bittiğinde, kendimi suçlu veya pişman hissediyorum.

Neden yiyorsunuz?
Duygusal nedenlerden dolayı oluşan yeme krizine erken müdahale edip, durdurmak için yapılabilecek en önemli şey, buna neden olan duyguyu bulmak ve onun üstüne gitmektir. Unutmayın, genelde sorunun çıkış noktası o gün olan olaylardır. İşte size birkaç ipucu:
Kendimi susturmak için yiyorum. Kimi insan olaylarla ve insanlarla yüzleşmemek için yer. Can sıkıcı bir konuşma, kendimizi ifade edememek, aşağılanmış veya anlaşılmamış hissetmek kendimizi yemeye vermemize yol açar.
Ne yemem gerektiği söylenmemeli. Ne zaman diyete başlasak, diyet kuralları, ne yememiz gerektiğini söylenmesi bizi rahatsız eder. İsyankar ve inatçı arzular diyete başladığımız birkaç gün içinde ortaya çıkar. Yenmesi yasak şeyleri yerken buluruz kendimizi. Bu durumda en iyisi hiçbir şeyin yasak olmadığını kendi kendimize söylemek ve diyette olmayan yiyeceklerden tadımlık tüketmek diyete isyan duygusunu bastıracaktır.
Sevgiye sahip değilim ama yiyeceğe olabilirim. Yakın ilişkilerde yaşanan sorunlar ve sevgi boşluğunu bizi yemeye yönelten bir başka nedendir. Bu durumun farkında olmak, sorunların geçici olduğunu düşünmek ve bize pozitif enerji ve sevgi sunan insanlarla yakın olmak yemeyi kontrol altına almamızı sağlayabilir.

Sizi mutlu eden yemek değil

Duygusal beslenen biriyseniz, sizi mutlu eden yemek yemek değil. Bir anda acıktığınızda aşağıdaki önerileri uygulayarak yeme duygusunun arkasındaki nedeni bulabilir ve üstesinden gelebilirsiniz.
  • Kendinize “Gerçekten açlık hissediyor muyum?” sorusunu sorun.
  • Gününüzü tekrar gözden geçirin ve sizi acıktıranın ne olduğunu bulun.
  • Bu duyguyu yok etmeye yardımcı olacak bir şey yapın. Kısa bir yürüyüş veya bir arkadaşınızla buluşmak gibi…
  • Sorunları konuşmak iyi gelecektir. Yalnız olmadığınızda daha az acıktığınızı fark edeceksiniz.
  • Düzenli olarak sevdiğiniz şeyleri yapın ve kendinizi yemeye adamayın.

Fazla düşünmeyin
Bir konuyu fazla düşünmek hissettiğimiz duyguların yoğunluğunu artırır ve insanlar genelde yoğun duygular içinde olduklarında yemeye yönelirler. Eğer, yaptığınız işe odaklanırsanız aşırı düşünmeyi durdurabilirsiniz. Bulmaca çözmek gibi zihninizi meşgul edecek uğraşlar, derin nefes alıp vererek nefes egzersizi yapmak gibi zihninizi açacak egzersizler sizi düşündüren şeyi unutmanıza yardımcı olacaktır.

Duygusal beslenmenin yan etkileri
  • İlişkilerinize zarar verir. Biriyle bir tartışma ve gerginlik yaşadığınızda yiyeceği en büyük sığınak olarak görürsünüz. O kişiyle konuşarak sorunları çözmek yerine yemeğe sığınmak ilişkilere zara verir.
  • Hedeflerinizi ihmal edersiniz. Çünkü duygusal beslenmenin sebeplerinden biri de hayal kırıklıklarını bastırmaktır. Kendinizi her yetersiz hissettiğinizde yemek yerseniz, hiçbir planınızı gerçekleştiremezsiniz.
  • Korkularınızı büyütürsünüz. Korkularınıza çözüm bulmak yerine sürekli yerseniz, korkularınız daha da büyür. Bir kısırdöngü içerisinde yemek yemek de daha çekici hale gelir.
  • Kendinizi sevmenizi zorlaştırır. Kendinizi bir konuda yetersiz ve başarısız hissettiğinizde bir şeyler yersiniz. Bu da kendinizi daha da başarısız hissetmenize yol açar.

Yediklerinizi Değiştirin
Duygusal nedenlerden dolayı yemek yiyor, abur cuburla mutlu oluyorsanız yediklerinizi değiştirerek sağlıklı beslenebilirsiniz:
Çikolata: Kendimizi yalnız, terk edilmiş hissediyorsak elimiz hemen çikolataya gider. Çünkü çikolatanın artırdığı mutluluk hormonu salgısı hepimize iyi gelir. Çikolata yerine muz yemeyi deneyebilirsiniz. Çünkü muz en çok mutluluk hormonu salgılatan meyvedir. Aynı zamanda da magnezyum ve kalsiyum içerir.
Puding: Yalnız ve mutsuz hissettiğimizde yemek istediklerimizden biri pudingdir. Onun yerine bir tabak sossuz makarna da sizi mutlu edecek, üstelik daha az kalori almanızı sağlayacaktır.
Tuzlu gıdalar: Stresliyken canımız tuzlu şeyler ister. Baskı altında olduğumuzun bir işareti de canımızın tuzlu besin istemesidir. Sakinleşmek ve tuz ihtiyacınızı karşılamak için fıstık atıştırabilirsiniz. Fıstık yiyerek ihtiyacımız olan omega yağlarından da almış oluruz.
Patates Cipsi: Sert, gevrek ve ısırdığımızda gürültü çıkaran her türlü yiyecek öfkenin üstesinden gelmemizi sağlıyormuş! Öyleyse, cips yemek yerine salatalık, kereviz, havuç yemek hem sağlıklı beslenmemizi sağlayacak hem de öfkemizi yatıştıracaktır.

Beyin İçin Faydalı 5 Yiyecek

YiyecekBeyninizin fonksiyonlarının sağlıklı çalışması için bu 5 yiyeceği beslenme programınızda her zaman bulundurun.

Akıl ve ruh sağlığının merkezi beyin, en ufak bir değişim ve eksiklikten anında etkilenebiliyor. Beslenme de buna dahil. Besin ve mineral değeri düşük bir yiyecek sinir sistemini bozarken, balık gibi fosforlu gıdalar beynin daha iyi çalışmasını sağlıyor. İşte beyniniz için 5 faydalı yiyecek…

Somon
Omega 3 kaynağı somon, uskumru gibi soğuk denizlerde yetişen yağlı balıklar beyni hem korur, hem de besler. Omega 3, beyin hücrelerinin gelişimini de sağladığından çocuklara da önerilir. Haftada en az 2 kez somon yenilmesi beyniniz için çok yararlı olacaktır. Çünkü içeriğinde bulunan faydalı yağ beynin temel kimyasını etkilemekte ve gelişimini sağlamaktadır.

Tahıllar
Beyin karbonhidratı çok sever. Ayrıca beynin yiyeceklerle vücuda alınan enerjinin yüzde 20’sini harcadığını da düşünürsek yediğimiz yiyeceklerin önemi bir hayli artıyor. Tam tahıllı ekmek ve yulaf ezmesi ile güne başlamanız gün boyunca beyninizin çok iyi çalışmasını ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Potasyum
Potasyum beynin normal çalışmasını sürdürmesi açısından çok önemli bir mineraldir. Çünkü sinirler üzerinden oldukça fazla etkisi vardır; sinir sistemindeki mesajların iletilmesini sağlar. Potasyumu nasıl alabilirim derseniz; muz, avokado, kivi, incir, lahana, brokoli, patates, zeytin, sarımsak, süt ürünleri ve portakal suyunu bol bol tüketmenizi tavsiye ederiz.

B vitamini
Bol bol türü bulunan B vitamini beyin merkezi için çok önemlidir. Temel sinir ve beyin fonksiyonlarının düzgün bir şekilde çalışması için gerekli olan B vitamini beslenme programınızda her zaman yer alması gereken vitaminlerdendir. B vitaminini tahıllar, baklagiller, süt ürünleri, tavuk ve balıktan alabilirsiniz.

C vitamini
Güçlü bir antioksidandır. Beynin bulanıklığını, mahmurluğu en iyi önleyen vitamindir. Özellikle ağır ve yağlı bir yemekten sonra C vitamini içeren besinlerden almanız tavsiye edilir. Çilek, limon, portakal, greyfurt, mandalina gibi C vitamini içeren yiyecekler hem beyninize, hem de ruhunuza çok iyi gelecektir.

Meyve ve Sebzeler

Meyve ve sebzelerSağlık deposu, vitamin kaynağı sebze ve meyveleri günlük beslenmemizdeki yeri...

Taze sebze ve meyve metabolik bütün faaliyetlerin sürdüğü canlı hücrelerden oluşmuştur. Yani taze bir elma hala canlı hücrelerden oluşur; ancak tazeliğini kaybettiğinde ve pişirildiğinde bu canlı hücreler yok olur.

Meyve ve sebze içerisinde bulunan bu canlı hücreleri birbirine hücre duvarı denen organellerle birbirine bağlanır. Bu maddeler bizi kalp damar hastalıkları, kanser, şeker hastalığı gibi tehlikeli hastalıklardan koruyan posalardır. Örneğin beyaz ekmek bitkinin rafine edilerek bu doğal posasının çıkartıldığı ekmektir. Kepekli ekmek ise topraktan çıkan buğdayın en az işlem görmüş doğal halidir.

Sebzeler
Sebzelerdeki besin öğeleri oldukça değişkenlik gösterir. Havuç, patates gibi sarı sebzelerle ıspanak gibi koyu yeşil sebzeler A vitaminin öncü maddesi olan iyi bir antioksidant B karoten içerir. Brüksel lahanası, biber ve domates gibi sebzelerin C vitamini içeriği yüksektir. Taze bezelye gibi bazı sebzelerin vitamin içeriği düşük olmasına karşın diğerlerine kompleks karbonhidratların iyi kaynaklarıdırlar. Bu tür sebzeler posa yönünden zengin olmakla beraber folik asidin de kaynağıdır.

Günlük yaşamımızda:

  • Günde 3-5 porsiyon sebze yemeği ve salata tüketmeliyiz.
  • Beta karoteni yüksek roka, kıvırcık, tere, maydanoz gibi sebzeleri salata için öğünlerde kesin kullanmalıyız.
  • Her zaman yediğimiz dışında yeni sebze ve salatalar denemeliyiz.
  • Her gün yediğimiz makarna, pilav, sandviç gibi yiyeceklere sebze eklemeliyiz.
Meyveler
Sebzelerde olduğu gibi meyve grubunda da yer alan besinlerde değişen oranlarda A ve C vitamini bulunur. Turunçgiller, karpuz, kavun, çilek gibi meyveler C vitamini; kayısı, kavun, şeftali gibi koyu sarı meyveler ise A vitamini yönünden zengin besinlerdir. Kabuklu meyvelerin de posa içeriği zengin olmakla birlikte, çoğu meyvede potasyum ve folik asit miktarları yüksektir.

Günlük yaşamımızda:
  • Günde 5 porsiyon meyve tüketmeliyiz.
  • Atıştırmak için kayısı, erik, üzüm gibi kuru meyveler iyi birer seçimdir.
  • Özellikle C vitamini olan meyveler kesinlikle tüketilmelidir.

Gebelikte Kaşıntıyı Önleyin

GebelikHamilelik döneminde yaşanan en büyük sıkıntılardan biri olan kaşıntıyı önlemek için nelere dikkat etmeliyiz?

Gebelik sırasında daha önceden yaşamadığımız pek çok değişik durumla karşılaşırız. Özellikle ilk gebeliğini yaşayanlarda bu durum bebeğin sağlığı ve zarar görüp görmeyeceği konusunda endişeye neden olabilir. Gebelik sırasında anne adayını hem fiziksel olarak hem de bebeğine zarar gelip gelmeyeceği konusunda endişelendiren durumlardan birisi de kaşıntılardır. Pek çok kadın gebeliğin seyri sırasında vücudun belirli bölgelerinde ya da genelinde değişik derecelerde kaşıntı sorunu yaşar. Kaşıntılar çoğu zaman hem anne adayı hem de bebek açısından tehlike oluşturabilecek bir durumun habercisi değildir. Ancak bazı özel durumlar da söz konusu olabilmektedir.

Özellikle hızla büyüyen karın ve memeler etrafında kaşıntının olması son derece normaldir. Bu bölgeler etrafında oluşan çatlakların ilk belirtisi kaşıntıdır. Hormonal değişimler de ciltte hassasiyeti artırarak kaşıntıya yol açabilir. Cilt gebelik sırasında normalden daha aktif bir organdır. Hem kan akımları artar hem de ter bezlerinin çalışması hızlanır. Buna bağlı olarak meme altlarında, kasıklarda ve diğer cilt kıvrımlarında terlemeye bağlı döküntü ve kaşıntılar olabilir. Bu bölgelerde cilt mantarı gelişebilir ve bu enfeksiyonlar da kaşıntıya yol açabilir.

Vajina çevresindeki kaşıntılar genital mantar enfeksiyonuna, anüs çevresindeki kaşıntılar ise hemoroid ya da bağırsak parazitlerine bağlı olarak ortaya çıkabilir.

Artan östrojen düzeylerine bağlı olarak avuç içi ve ayak tabanlarında kızarıklık görülebilir ve bu tabloya kaşıntı eşlik edebilir. Durum doğumdan hemen sonra gerileyerek kaybolur. Bunun dışında gebe olmayan bir insanda kaşıntıya neden olabilecek egzama, cilt kuruluğu, besin alerjileri gibi durumlar da gebelikte kaşıntının altında yatan neden olarak karşımıza çıkabilir. Son olarak ise gebelik kaşıntıları, gebeliğe bağlı cilt hastalıkları ya da daha da önemlisi safra yolları ile ilgili problemlerin belirtisi olabilir.

Hemen herkeste görülebilen basit kaşıntılar ile başa çıkmak için alınabilecek basit önlemler vardır. Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’den Dr. Alper Mumcu konuyla ilgili önerilerde bulunuyor. Bunlardan en basiti çok sıcak su ile banyo yapmaktan kaçınmaktır. Sıcak su cildi kurutarak elastikiyetini azaltır. İdeal olan ılık su ile banyo yapmaktır. Banyo sonrası sabun ve şampuanı iyice durulamak ve yumuşak bir havlu ile iyice kurulamak önemlidir. Bazı parfümler ciltte rahatsızlığa neden olabileceğinden kokusuz kremler ile vücudu nemlendirmek yararlı olacaktır. Ayrıca yulaf özlü şampuan ve sabunların ciltteki basit kaşıntıları gidermekte etkili olduğu bilinmektedir. Ek olarak bol ve pamuk bazlı kıyafetlerin tercih edilmesi, günün çok sıcak saatlerinde sokağa çıkılmaması da alınabilecek basit ama etkili önlemler arasındadır.

Göbek çevresinde kaşıntı
Gebe kadınların yaklaşık yüzde 1'inde göbek çevresinde kaşıntılı kırmızı kabarıklıklar ortaya çıkar. Bu durum gebeliğin kaşıntılı ürtiker plakları ve papülleri olarak -pruritic urticarial papules and plaques of pregnancy- (PUPPP) olarak adlandırılır. PUPPP gebeliğin son 3 ayında ve ilk bebeğini bekleyen ya da çoğul gebelik yaşayan anne adaylarında daha sık görülen bir durumdur. Kızarıklıklar ilk başta karın çevresinde ve çoğu zaman eğer varsa karın çatlaklarının etrafında başlar ve giderek kalçalara, bacaklara ve hatta kollara doğru yayılır. Bu durum hem anne adayı hem de bebek için zararsız olmakla birlikte bazen çok rahatsız edici boyutta kaşıntıya neden olabilir. PUPPP’nin tanısı cilt doktoru tarafından konur. Tedavisinde ise rahatlatıcı kremler ve gerekli durumlarda alerji ilaçları kullanılır.

Bu tedaviye dirençli olan nadir durumlarda ağızdan alınan steroidlerin kullanılması gerekli olabilir. PUPPP genelde doğumdan sonra birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Nadiren doğumdan sonra birkaç hafta daha devam edebilir. Daha nadir olarak ise gebelik sırasında değil doğumu takip eden birkaç gün içinde ilk kez ortaya çıkabilir.

Bir gebeliğinde PUPPP yaşayan annelerin takip eden gebeliklerinde aynı duruma maruz kalmaları nadirdir.

Kabarık döküntüler
PUPPP'dan daha nadir görülen gebeliğe bağlı bir cilt problemidir. Cildin değişik yerlerinde böcek ısırığına benzer kabarık döküntüler ile karakterize bir durumdur. Her yerde görülebilmekle birlikte en sık eller, kollar, bacaklar ve ayaklarda ortaya çıkar.

Genellikle gebeliğin son trimesterinin başlangıcında ortaya çıkar ve doğumdan sonra birkaç hafta ya da bazen birkaç ay daha devam eder. Çok kaşıntılı bir durum olmakla beraber anne adayı ve bebeğin sağlığı açısından bir risk oluşturmaz.

İçi su toplamış kaşıntılı döküntüler
Çok nadiren gebe kadınlarda deride kabarık üstü pütürlü şekilde başlayıp içi su toplamış kabarcıklar şekline dönüşen çok kaşıntılı döküntüler görülebilir. Bu durum pemphigoid gestationis ya da herpes gestationis olarak adlandırılır. Adında herpes geçmesine rağmen herpes yani uçuk virusü ile herhangi bir ilgisi yoktur. Döküntü genelde karın çevresinde başlayıp buradan kollara ve bacaklara kadar yayılır.

Bu durum diğer cilt hastalıklarından daha önemlidir. Çünkü bebekte büyüme sorunlarına hatta erken doğumlara neden olabilir. Genelde ikinci üç ayın son dönemlerinde ya da üçüncü üç ayın ilk dönemlerinde başlamakla birlikte bazen doğumu takip eden birkaç hafta içinde başlayabilmektedir. Takip eden gebeliklerde tekrarlama olasılığı yüksektir ve tekrarladığında çoğu zaman önceki gebeliğe göre daha şiddetli seyreder.

Karaciğere dikkat!
İkinci üç ayın sonlarında ya da son üç ayın başlangıcında ortaya çıkan ve beraberinde döküntü görülmeyen kaşıntılar gebeliğin intrahepatik kolestazı olarak tanımlanan bir karaciğer hastalığının belirtisi olabilir. Bu durum tüm gebelerin yaklaşık %1'ini etkileyen bir sorundur. Karaciğerde üretilen safra, safra kanalları içinde normal şekilde ilerleyerek safra kesesine ulaşamaz. Bu durumda safra tuzları kana karışarak ciltte birikir. Kaşıntı genelde oldukça şiddetlidir. Hastalığın kendisi normalde döküntüye neden olmaz ancak şiddetli kaşıma neticesinde ciltte kızarıklıklar ve tırnak izine bağlı ince kesikler olabilir. İntrahepatik kolestaz tehlikeli bir durumdur. Bebekte gelişme geriliği ve hatta anne karnında ölüme neden olabilir. Tanısı yapılan kan testleri ile konur. Şiddetli kolestaz varlığında bebeği riske atmamak için doğum planlanarak bebek erken dünyaya getirilebilir. Durum genelde doğumdan sonra kendiliğinden düzelir. Ancak takip eden gebeliklerde tekrarlama olasılığı yüksektir.

Aldatan Erkeğin Yalanları

AdamEğer sevdiğiniz erkeğin yalan söylediğini anlamak istiyorsanız dikkat etmeniz gereken noktaların birkaçı şöyle:

Sizinle konuşurken yüzünüze dokunuyorsa, gülümsüyorsa, gözlerini kaçırıyorsa, yüz kasları titremeye başladıysa, kollarını çaprazlama tutuyorsa ya da konuşma anında bacak bacak üstüne atarsa, gözbebekleri küçüldüyse, "Evet" cevabı verirken başını "Hayır" anlamında iki yana sallarsa, ellerini saklarsa, kelimeleri yanlış söyleyip tutuk konuşuyorsa, bilin ki size yalan söylüyor!

1- Telefonda erkek ismiyle kayıtlı kızlar

Erkekler artık uyandı. Önceden sevgililerinin telefonlarını cep telefonlarına kaydetmez, ceplerine herhangi bir yere isimsiz not düşerlerdi. Şimdi durum farklı... Onlar şimdi görüştükleri diğer kızların adını erkek isimleriyle kaydedip, sorunu geçiştiriyorlar.

2- Sevgiliye ikinci bir telefon hattı

Ayrıca şimdi erkekler telefondan dolayı yakalanmamak için, sevgiliye ve kendisine ikinci bir telefon hattı alıp dilediklerince görüşüyorlar. Bu durumda yakalamak biraz zor. O hattı bilmediğiniz müddetçe tabii... Ancak ikinci bir telefonu varsa, onu saklaması biraz zor olabilir.

3- Sürekli özür diliyorsa

Size bir tatlı sözü çok gören erkeğiniz, süt dökmüş kedi gibi yanınızdan ayrılmıyorsa, bilin ki bu işin içinde bir iş var. Durumu çakmayasınız diye yapmadığı numaralar kalmayan erkeğiniz, hiç beklemediğiniz bir anda elinde çiçeklerle geliyorsa, sizi yemeğe götürüyorsa ya da ani sürprizler yapıyorsa dikkat edin.

4- Sık sık hediye alıyorsahediye

Daha önce sizi hiç düşünmeyen partneriniz birden sizi hediyelere boğmaya başladıysa, dikkat! Suçluluk duygusu adama birçok şey yaptırır çünkü. Tabii kadınına böylesine hoş sürprizler yapan her erkek aldatıyor diyemeyiz ancak, kilit noktanın sezgileriniz olduğunu unutmayın.

5- Yeni teknolojiler yalanlara hizmet ediyor

Size seyahate çıkacağını söyledi ve havaalanından arayıp cep telefonunu çaldırdığını iddia ediyor. Ankesörlü telefondan arıyormuş! Gerçekten de arka planla uçak sesleri ve bir gürültü duyuyorsunuz... Ama sakın o kadar emin olmayın. Son zamanlarda çıkan yeni bir teknoloji ürünü, istenen ortamın sesini çıkartıyor. Havaalanı, trafik, ofis ortamı... Bunu telefona dayadıkları anda tamam!

6- Gideceğim yer yakın, boşver arabayı...

Araçları olmasına rağmen, arkadaşlarıyla buluşmaya diye çıkıp "Bir kahve içeceğiz zaten, yakın, aracı almama gerek yok" diyen bir erkek, böylece daha baştan eve geç geleceğinin sinyalini veriyor. Geciktiğinde de, "Taksi bulamadım" ya da "Aracımız kaza yaptı" gibi bahanelerle karşınıza çıkıyorsa, öncesinde de buna benzer davranışlarla sık karşılaştıysamz, tırnaklarınızı göstermenizde fayda var.

7- Bizimkilere uğradım, uyuyakalmışım!

Hiçbir anne, siz aradığınızda yorgunluktan uyuya kaldığını söylemesini rica eden ana kuzusu oğluna, hayır diyemez. Annelerini çapkınlıklarına alet eden erkeklerle baş etmenin en etkili yolu, annesiyle sıkı bir ilişki kurmaktır!

8- Şarjım bitti!

İnanmayacaksınız ama erkekler hala bu yalanın altına sığınmaya devam ediyor. Kadınlarsa inanmaya devam ediyor! Cep telefonlarının şarjı eskisi kadar kısa sürede bitmiyor...

9- Uçakta yer bulamadım

Hafta içi iş için şehir dışına çıktı, şimdi de hafta sonu için gelemeyeceğini söylüyor, çünkü uçakta ya da otobüste yer yokmuş! İlk bakışta mantıklı gibi görünse de, bu da kuyruklu bir yalan! Hemen uçak ya da otobüs şirketini arayıp, yer olup olmadığını öğrenebilirsiniz...

10- Beni anlamıyorsun!

Erkekler bir yanlış yaptıklarında zeytinyağı gibi üste çıkmaya bayılıyor. Biraz sıkıştırın, "Seninle de bir şey konuşulmuyor" gibi kaçamak cümlelere başvuruyorlar. Biliyorlar ki, karşınızda biraz daha konuşurlarsa yaramazlıkları ortaya çıkacak. Onunla konuşmayı bile başaramıyorsanız, üstelik hareketleriyle sizi aldattığından da şüpheleniyorsanız, o erkekte neden ısrar ediyorsunuz? Boşverin. 

Kış Diyeti

DiyetYazın kilo vermek için gösterdiğimiz özeni kışın da kilo almamak için göstermeliyiz. Bunun için nelere dikkat etmeliyiz?

Bütün yaz kışın aldığımız kiloları nasıl vereceğimize dair konular hazırlamıştık sizlere. Şimdi de, kışın yaklaştığı şu günlerde, kilo almamak için nelere dikkat etmemiz gerektiğini paylaşacağız. Unutmayın, Kışın alınan kiloların bir bölümü ilkbahar ve yaz aylarında kısmen geri verilse de, bir bölümü vücudumuzdaki yerini korumaya devam eder; dolayısıyla yazın gösterdiğimiz özeni kendimize kışın da göstermeye devam etmeliyiz!

Kış aylarında kilo alınıyor, bu bir gerçek


Beslenmemize dikkat etmediğimiz sürece maalesef kış mevsiminde kilo almamız kaçınılmaz… Anadolu Sağlık Merkezi diyet uzmanları Cemal Aytaç Ak ve Hande Öngün bunun en temel sebebinin bazal metabolizma hızının düşmesi olduğunu belirterek, “Kış yaklaştıkça, vücudumuz ısı değişikliğine uyabilmek için harcadığı enerjiyi düşürür. Bazal metabolizma hızı yavaşlar. Bu da, kış aylarında biraz daha kilo almaya neden olur” diyorlar.

Vücut saatinizi dinleyin

Vücudumuz mevsimsel değişikliği fark ettiği anda aldığı enerjinin bir kısmını stoklamaya ve daha az yakmaya başlar. Özellikle ortam ısının düşmesi ile vücut arasında bir denge kurulması gerekir. Vücut, daima kendi ısısını dengede tutabilmek için harcadığı enerjiyi de dengede ve kontrol altında tutmak zorunda hisseder kendini. Bu doğrultuda kendi ısısını korumak için harcadığı enerjiyi düşürerek, bazal metabolizma hızını yavaşlatır. Dolayısıyla, kış aylarında daha az enerji tüketildiği hesaba katılarak alınan besinlerin enerji yoğunluklarına dikkat edilmesi gerekir. Çünkü yüksek enerjili besinler alındığında, vücut fazla enerjiyi yakamayıp, bunları yağ olarak depolar. Kış aylarında çabuk kilo alınmasının sebeplerinden biri de budur.

Hareketsiz kalmayın

Kış aylarında kilo almanın en önemli nedenlerinden biri de yaz aylarına göre daha az hareket edilmesidir. Kış aylarında hava soğuk ve yağışlı olduğu için, yürüyerek gidilecek yerlere giderken bile araca binilir. Yine hava koşulları nedeniyle yüksek enerji harcanmasını sağlayan bazı sporlar kışın yapılmaz. Sosyal aktiviteler de daha azdır. Geceler daha uzun olduğu için televizyon karşısında hareketsiz geçen saatler de uzundur. Bütün bunlar alınan enerjinin tamamının yakılmasını engeller.

Kış depresyonuna dikkat


Kış aylarında güneş ışığının azalması ile birlikte bazı insanlarda ciddi depresyon, uykuya eğilim ya da uyuyamama, can sıkıntısı, cinsel istekte azalma, zevk alamama, mutsuzluk, kimseyle görüşmek istememe gibi belirtilerle ‘mevsimsel duygusal bozukluk’ ortaya çıkar ve ‘karbonhidrat tutkusu’ belirir. Bu duygu durum bozukluğu, hiç alışkanlığı olmadığı halde kişinin yağlı, şekerli ve hamurlu gıdalara yönelmesine neden olur. Bunlar, beklenenden de daha çok kilo almaya neden olabilir.

Nelere dikkat etmeli?

  • Yaz aylarında eğer bir spor yapılıyorsa, bu kışın da devam ettirilmeli. Eğer hiç spor yapılamıyorsa, mutlaka günde 30 dakika düzenli olarak yürüyüş yapmak gerekir. Bu yürüyüş hem kilo kontrolüne hem de genel sağlığı korumaya yardımcı olur.
  • Kışın alınan besinlere her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Doğru besinler en az beş öğün yenmelidir. Kızartmalar, salam, sosis, sucuk, tatlılar, kuruyemişler, çikolata, sakatatlar, şekerli içecekler uzak durulması gereken besinlerdir.
  • Doğru bir beslenme programında güne mutlaka kahvaltı ile başlanması gerekir. Öğle yemeği arasında meyve ya da yoğurt; öğle yemeği ile akşam yemeği arasında da mutlaka meyve ya da diğer lifli besinlerin tüketilmesi gerek.
  • Güneşli günlerde mutlaka gün ışığından yararlanmak için güneşe çıkmak önemli.

Kışın nasıl beslenmeli?
  • Kış mevsiminde daha fazla tüketilmeye başlanan yağlı, hamurlu ve şekerli besinlerden mümkün olduğunca uzak durmak gerekir.
  • Günde en az beş öğün yemek yenilmeli, sabah kahvaltısından asla vazgeçilmemelidir. Üç ana öğünün arası, meyve veya diğer lifli besinlerle desteklenmelidir.
  • Geceleri televizyon karşısında geçen sürenin kısaltılması ve bu süre içinde kuruyemiş gibi abur cuburların yenmemesi gerekir.
  • Mevsim geçiş dönemlerinde ve kış aylarında sıklıkla görülen enfeksiyon hastalıklarından korunmada, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı sürdürülmeli, özellikle vitamin ve minerallerden zengin olan sebze ve meyveler tüketilmelidir. Vücut direncinin artırılmasında önem taşıyan C vitamini yönünden zengin limon, portakal, mandalina gibi turunçgiller başta olmak üzere, mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesine özen gösterilmelidir.
  • Kışın güneşin yeterince kendini göstermemesi nedeniyle kemik ve diş sağlığı için gerekli olan D vitamini ihtiyacının karşılanması için güneşli günlerde yürüyüşlere çıkılmalı ve bol bol balık tüketilmelidir.
  • Kış mevsiminde fiziksel aktivitelerin azalması ve unlu gıda tüketiminin artmasına karşılık, posalı besinlerin tüketiminin azalması sindirim sistemi rahatsızlıklarına, özellikle de kabızlığa yol açmaktadır. Kabızlıktan korunmak için, haftada en az 2 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi protein değeri ve posa içeriği yüksek kuru baklagillerin yanı sıra, sebze ve meyve tüketilmeli ve bol sıvı alınmalıdır.

Sağlıklı Kilo Verdiren Sebze: Lahana!

LahanaSofralarımıza sıklıkla misafir olan lahana, çorbası, turşusu, sarması ile damağımızda değişik lezzetler bırakır. Diyet listelerinin de vazgeçilmezi olan lahananın nasıl kilo vermeye yardımcı olduğunu biliyor musunuz?

Lahananın içeriğinde çeşitli vitaminler bulunur. Bu yüzden hastalıklara karşı koruyucudur. Kalorisi çok düşük olduğundan, kilo vermek isteyenlerin vazgeçilmez yiyeceklerinden birsidir. Beyaz lahana, vücuttaki tuz dengesini değiştirmeden, suyun atılmasına yardımcı olur. Bu yüzden kısa sürede kilo verdirir. Antioksidan özelliğinden dolayı, suyla birlikte vücuttaki toksinleri de dışarı atar. İçinde B,C, E vitamini ve potasyum bulunur.

Faydaları:

Lahana, pek çok kanser türünü önlemek için önemli bir yardımcıdır.

Selülite karşı tedavi edici özelliği vardır.

Kansızlığa iyi gelir ve kanı temizler.

Gençlerde sıkça görülen ergenlik sivilcelerine iyi gelir, ayrıca cildi güzelleştirir.

Bağırsakları çalıştırır ve tembelleşmesini önler.

Romatizmal hastalıklara iyi gelir.

Erkekler için cinsel gücü arttırıcı etkisi vardır.

Yeşil sebzelerde bulunan U vitaminini ihtiva eder. Bu sayede mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına olanak tanır. Ancak, bağırsakların düzgün çalışmasına yardımcı olabilmesi için, çiğ tüketilmelidir.

Antibiyotik kullananlarda oluşan bağırsak düzensizliklerinde, yine lahana iyileştirici özelliğe sahiptir.

Soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi, kış aylarının yaygın hastalıklarıyla mücadelede başyardımcıdır.

100 gram çiğ lahanada, 4,6 gram karbonhidrat, 25 kalori, 1,3 gram protein, 0,2 gram yağ, 100 miligram A vitamini, 47 miligram C vitamini, 20 miligram magnezyum, 0, miligram demir bulunmaktadır.

Ruhunuzu Maskeler İle Şımartın!

Çikolata MaskesiYÜZ BAKIMI

Çikolata maskesi

• Bir su bardağının üçte biri kadar kakao tozu • 3 yemek kaşığı krema • 2 yemek kaşığı peynir • 2 yemek kaşığı bal • 3 yemek kaşığı yulaf ezmesi

Malzemelerin hepsini bir blendır yardımıyla iyice karıştırın ve yüzünüze sürün. 10 dakika kadar yüzünüzde beklettikten sonra ılık suyla yıkayabilirsiniz. Bu maske sayesinde cildiniz bir bebeğin cildi gibi yumuşacık ve pürüzsüz olacaktır.

Ballı salatalık maskesi

• 3 yemek kaşığı bal • 1 çay bardağı ıhlamur suyu • 1 adet doğranmış salatalık

Malzemelerin hepsini karıştırın ve yüzünüze sürün. Bal ve ıhlamur ölü deriden kurtulmanızı sağlarken salatalık da cildinizin sıkılaşmasına neden olur. Maskeyi yüzünüzde 10 dakika beklettikten sonra yüzünüzü yıkayın.

Malzemelerin hepsini karıştırın ve yüzünüze sürün. Bal ve ıhlamur ölü deriden kurtulmanızı sağlarken salatalık da cildinizin sıkılaşmasına neden olur. Maskeyi yüzünüzde 10 dakika beklettikten sonra yüzünüzü yıkayın

Antioksidan maskesi

• 1 adet yumurta sarısı Yumurtanın sarısını cildinize sürün ve 15 dakika kadar beklettikten sonra yıkayın. Yumurtanın sarısı bir antioksidandır ve cildinizin yenilenmesini, daha sağlıklı görünmesini sağlar.

Sebze maskesi

• 1 adet ezilmiş domates • 1 yemek kaşığı ezilmiş salatalık • 3 yemek kaşığı yulaf unu • 3 adet nane yaprağı

Bu malzemeleri karıştırın ve yüzünüze sürün. 10 dakika kadar yüzünüzde beklettikten sonra iyice yıkayın. Bu maske özellikle yağlı ciltler için uygundur.

VÜCUT BAKIM

Kahveli Vücut Maskesi

• 2 kahve fincanın kahve • 1 fincan şeker ya da kaya tuzu • 3 yemek kaşığı vücut yağı

Bütün malzemeleri birbirine karıştırın. İlk olarak sıcak bir duş alarak derinizdeki gözeneklerin açılmasını sağlayın daha sonra da bu karışımı tüm vücudunuza sürün. Dairesel hareketlerle masaj yaparak sürdüğünüz bu maske cildinizin daha parlak görünmesini sağlayacaktır. Maskeyi sürdükten 5 dakika sonra vücudunuzu yıkayabilirsiniz.

Badem maskesi

• 1 kahve fincanı badem • 1 kahve fincanı yulaf ezmesi • 2 yemek kaşığı papatya yağı

Malzemelerin hepsini bir mikser yardımıyla krem haline gelene kadar karıştırın. Bir kavanoza koyun ve kullanana kadar buzdolabında saklayın. Bu karışımı kullanmak istediğinizde kavanozun dörtte birini bir kaba boşaltın ve bir kahve fincanı yoğurt ya da sütü ilave edip kullanın.

İşte Kadınların En Büyük Sorunu

KadınKadınlar bu sorundan öyle utanıyor ki en gerekli operasyonu bile yaptırmıyor...

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürhan Özcan, derneklerinin, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğiyle organize ettiği “31. Ulusal Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kongresi”ne katılmak üzere geldiği Adana'da, son yıllarda dünyada hızla artış gösteren meme kanserinin sosyal boyutuna dikkati çekti.

Dünyada her 9 kadından birinin meme kanseri olduğunu, Türkiye'de ise sayının 200-300 bin arasında bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Prof. Dr. Özcan, “Bu üzücü tablonun yanı sıra gelişen tıp imkanlarıyla tümör veya başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması sonrası yapılan meme rekonstrüksiyonu, plastik cerrahinin en başarılı ameliyatlarından birisi haline geldi” dedi.

Prof. Dr. Özcan, tıptaki yeni teknolojiler sayesinde artık cerrahların doğalına çok benzerlik gösteren meme oluşturabildiklerini, isteyenlere slikon yerleştirilebildiği gibi bazı operasyonlarda da hastanın vücudundan yararlanıldığını ifade etti.

Hastanın yağ dokusuyla da meme yapılabildiğini, bu durumda hem karın yağlarından kurtulduğunu hem de gerçeğine en uygun memeye sahip olunduğunu bildiren Prof. Dr. Özcan, şunları söyledi:
“Tümör ya da başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması gerektiğinde, estetik operasyon da aynı anda yapılabiliyor. Böylelikle hasta ameliyattan çıktığında memesinin olmaması nedeniyle yaşayabileceği çöküntüden kurtulmuş oluyor. Böylelikle memesiz bir dönemin verebileceği psikolojik sıkıntıdan da kurtulmuş oluyor. Estetik operasyonun psikolojik yönden rahatlatması, hastalığın ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecine de olumlu katkı sağlıyor.”

Prof. Dr. Özcan, operasyonların, estetik cerrahlar tarafından uygun ameliyat şartlarında yapıldığında son derece başarılı olduğunu belirterek, “Türkiye'de bu tür operasyonların yapıldığı ilk yıllarda slikon patlaması vakası gibi haberlerin kadınların hafızalarından artık silinmesi gerekir. Günümüz tıp imkanlarıyla slikonun patlaması gibi bir şey söz konusu değil” diye konuştu.

BEDELİNİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI KARŞILIYOR

Hemen her kadında meme rekonstrüksiyonu yapılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Gürhan Özcan, ancak kanser nedeniyle memesi alınanların estetik operasyonlarının bedelini sosyal güvenlik kurumlarının karşılamasına rağmen Türkiye'de sadece yüzde 7'sinin bundan yararlandığını söyledi. Prof. Dr. Özcan, Avrupa ülkelerinde ise bu oranın yüzde 60'a ulaştığını, bunun da ön yargılı bir yaklaşım yerine bilinçli hareket etmekten kaynaklandığını savundu.
Prof. Dr. Özcan, hastanın kaybettiği memesinin yerine yenisi istemesinin insani bir hak olduğunu söyledi.
Kongrede sunum yapan Suriye asıllı Belçikalı Prof. Dr. Moustapha Hamdi ise memesini kaybeden hastaların öykülerini içeren bir kitap yayınladığını belirterek, “Bu hastaları anlamak zorundayız” dedi.

Hiçbir kadının çevresine çirkin görünmek istemeyeceğini, özellikle memenin bir kadının dış görüntüsü açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hamdi, “Gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelerde öyle kadınlar var ki eşleri boşayacak korkusuyla hastalıklarını gizlediklerinden göz göre göre meme kanseri nedeniyle kaybediliyor” diye konuştu.

Dişlerinizi Beyazlatmanın Yolları

DişYanlış şeylere inanmayın. Dişini çamaşır suyuyla bile fırçalayanlar var...

Günümüzde herkes artık inci gibi beyaz dişlere sahip olmak istiyor. Ama çoğu zaman diş beyazlatmayla ilgili doğru bilinen yanlışlar nedeniyle, doktora gitmek yerine dişlere zarar veren yöntemler uygulanıyor. Dişlerini beyazlatmak için çamaşır suyuyla fırçalayan da var tuzla ve karbonatla da! Oysa bir diş hekimine giderek, hem hayalinizdeki dişlere kavuşabilir hem de dişlerinize  zarar vermemiş olursunuz!

Güzel görünmenin ilk adımı kuşkusuz güzel bir gülüşle başlıyor. Güzel ve etkileyici bir gülüşün şartı ise elbette ki inci gibi beyaz ve sağlıklı dişler! Günümüzde herkes artık inci gibi beyaz dişlere sahip olmak istese de; hala diş hekimi yerine 'çamaşır suyu' ya da 'karbonat'a başvuranların sayısı da bir hayli fazla! Diş beyazlatma yani bleaching hakkındaki kulaktan dolma bilgiler ve önyargılar nedeniyle dişlere zarar veren yöntemlere başvurulduğunu söyleyen Diş Hekimi Dt. Diler Karakaya, diş beyazlatmayla ilgili doğru bilinen yanlışları anlattı: 

1- SERT FIRÇA KULLANMAK VE SERT FIRÇALAMAK DAHA ÇOK BEYAZLATIR:
Sert diş fırçası kullanmak dişin minesine daha çok zarar verir ayrıca sert ve yanlış şekilde fırçalamak ise dişlerimizin aşınmasına ve hassasiyete sebep olabilir. İyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaları kullanılır. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir. Çok yumuşak fırçalar ise dişleri temizlemeyebilir.

2- DİŞ MACUNUNU FAZLA KULLANMAK DİŞLERİ ÇİZER:
Diş macununun miktarından çok içindeki granüllerin büyüklüğü önemlidir. Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Önerimiz; fırçanın üzerine konulan macun miktarının 'mercimek tanesi' kadar olmasıdır.

3- ÇAMAŞIR SUYUYLA FIRÇALAMAK BEYAZLATIR:
Çamaşır suyu ile dişleri fırçalamak kesinlikle çok sağlıksızdır; asla yapılmamalıdır! Çamaşır suyu, hem dişlerimizin yapısına hem de çevredeki ağız dokumuza zarar verebilir.

4- KARBONAT VE TUZLA FIRÇALAMAK BEYAZLATIR:
Karbonat ve tuz, büyük granüllü olduğu için dişin doğal yapısını zamanla bozup daha çok renkleşmelere neden olabilir. Bu nedenle özellikle uzun süre   karbonat ve tuzla dişler fırçalanmamalıdır.

5- BEYAZLATMA DİŞLERİ DAHA ÇOK SARARTIR: Dişleri beyazlatmak yani 'bleaching' aksine dişlerin rengini daha çok açmak için yapılır . Hekimin tavsiye ettiği gibi beslenirsek; yani beyazlatma süresince dişleri boyayacak (çay, kahve, kola, sigara vb.)maddelerden uzak durur ve rutin ağız bakımımızı yaparsak böyle bir durum söz konusu olmaz.

Sevgi & Aşk