| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

157 "psikoloji" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"psikoloji" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Alışveriş Hastalığını Ciddiye Alın!

alisverisAlışveriş hastalığı ciddidir...Tıpkı duygulanım bozuklukları(depresyon,iki uçlu mizaç bozukluğu), anksiyete bozuklukları(Obsesif bozukluk, Panik bozukluk, Fobiler ),madde kötüye kullanımı,yeme bozuklukları ve diğer dürtü kontrol bozuklukları gibi...

 “Özellikle kadınlarda ve adet öncesi(premenstrüel) dönemde daha fazla görülen Alışveriş Hastalığı, bir dürtü kontrolü bozukluğudur. Diğer dürtü kontrol bozuklukları arasında Kleptomani(çalmaya yönelik dayanılmaz dürtü), Piromani(haz alma amacıyla yangın çıkarma) ve Trikotillomani(haz alma amacıyla kişinin kendi saçını yineleyen biçimde yolması) yer alır.”

Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü Dr. Gülçin Arı Sarılgan konuyla ilgili bilgileri bizimle paylaştı...

Psikiyatri Literatüründe 1900’lü yılların başında “Oniomania” olarak tanımlanmış olan bu bozukluk son yıllarda “kompulsif alışveriş” şeklinde ele alınmaktadır. Kontrolsüz, impulsif ve aşırı miktarda alışveriş krizlerinin görüldüğü bir bozukluktur. Dürtü kontrol bozuklukları kapsamında ele alınmaktadır. Dürtü kontrolü bozukluğunun başlıca özelliği, kişiye ya da başkalarına zarar verecek bir eylemde bulunmaya yönelik bir dürtü, güdü ya da dayanılmaz isteye karşı koymada başarısızlıktır.

Birey alışverişte bulunmadan önce gerginlik ya da uyarılma duygusunda giderek artma hisseder ve sonra alışveriş sırasında haz alma, doyum bulma ve rahatlama yaşar. Alışverişin ardından çok para harcadığı için pişmanlık, kendini kınama ya da suçluluk hissedebilir. Diğer dürtü kontrolü bozuklukları Aralıklı Patlayıcı Bozukluk (ciddi saldırganlık atakları), Kleptomani(çalmaya yönelik dayanılmaz dürtü), Piromani (haz alma amacıyla yangın çıkarma), Patolojik kumar oynama, Trikotillomani (haz alma amacıyla kişinin kendi saçını yineleyen biçimde yolması) dır. Amerikan toplumunda %1-6 oranın da görülür, %80-90’nını bayanlar oluşturur. Özellikle adet öncesi(premenstrüel) dönemde daha fazla görülür. Başlangıç yaşı 18 yaş civarıdır ancak bunun problem olarak fark edilmesi genellikle 10 yılı alır. Nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak psiko analitik görüşe göre bu kişilerin genellikle benlik değerleri düşüktür; giyim ve mücevher en çok satın alınan şeyler olup, bunlar dış dünya tarafından en çok dikkat çeken objelerdir. Kişi satın alma davranışı ile “geleceğin var olduğunu kendine inandırarak temel ölüm kaygısını azaltır.

Bayanlar daha çok giysi, parfüm ve mücevher, erkekler ise elektronik, otomobil ya da hırdavat satın alır. Bu bozukluğa sahip bireylerin alışveriş paternleri tipiktir. Alışveriş dürtüleri genellikle epizodik olup haftada bir civarında, ortalama bir saat süren ataklar halinde ortaya çıkar. Tüm yıl boyunca süregenlik gösterir, diğerleri gibi yalnızca doğum günleri ve bayramlarda yoğunlaşmaz. Kişi genellikle evdeyken, kendini çökkün ya da gergin hissederken bu dürtü belirir, kişi çoğunlukla kendisi için alışveriş yapar, bazen diğerleri için de alır. Birkaç pahalı eşyadan ziyade, çok sayıda ucuz eşya satın alırlar.

Bayanlar daha çok giysi, parfüm ve mücevher, erkekler ise elektronik, otomobil ya da hırdavat satın alır. Büyük bir sıklıkla kredi kartı ile, büyük mağazalardan yalnız alışveriş yapar, yanında genellikle birden fazla kredi kartı taşır. En önemlisi kendisinin ihtiyaç duymadığı şeyleri satın alır, dolabı bir kere bile giymediği, üzerinde etiketi bulunan giysilerle doludur. Bunları bazen başkalarına hediye olarak verir.

Evi bir sürü gereksiz ev eşyaları ile tıkıştırılmıştır.İlaç ve alkol bağımlılığında görüldüğü gibi bir süre sonra tolerans gelişir; kişi rahatlamak için giderek daha fazla miktarlarda alışveriş yapar. Alışverişin doğası ve paterni gereği yakın ilişkilerinde bir süre sonra sorunlar yaşamaya başlar, boşanmalar sıktır. Kişi satın aldığı şeyleri gizler.Alışverişe çok fazla zaman ayırdığı için çalışıyorsa işte sorunlar yaşamaya başlar. Bu bozukluk kronik seyirlidir. Başka psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülebilir.

Duygulanım bozuklukları(depresyon,iki uçlu mizaç bozukluğu), anksiyete bozuklukları(Obsesif bozukluk, Panik bozukluk, Fobiler ),madde kötüye kullanımı,yeme bozuklukları ve diğer dürtü kontrol bozuklukları gibi. Tedavide iç görüye yönelik terapi, desteklayici terapi, grup terapilerinin yanı sıra ilaç tedavileri ile bu durum kontrol altına alınabilir.

Mutluluğun Sırları

mutlulukSizi gerçekten mutlu eden nedir? Her yıl üzerine eklenen yeni sorumluluklarınız ve mutlaka yapılması gereken işleriniz arttıkça bu soruyu düşünmeye bile fırsat bulamıyor olabilirsiniz. Unutmamanız gereken, küçük şeylerle mutlu olmak sadece ruh sağlığınızı değil, fiziksel sağlığınızı da etkiler. Mutlu olmaya özen gösterirseniz, onu daha kolay elde edersiniz. Önerilere kulak verelim.Basit adımları takip ederek, hayatınızdaki coşku ve mutluluğu tekrar kazanabilir, böylelikle fiziksel sağlığınızı da korumuş olabilirsiniz.

Günlük Eğlencelerinizin Kıymetini Bilin: Eğer gün içerisinde yapılacakların bir listesini çıkarıyorsanız, sizi en çok eğlendirenleri de koymayı ihmal etmeyin. Yatağa uzanıp kitap okumayı, açık havada kahvaltı etmeyi, uzun bir yürüyüşe çıkmayı, oyun oynamayı, fotoğraf çekmeyi veya hiçbir şey yapmadan oturmayı seviyor musunuz? Aslında gün içerisinde bunlardan en az bir veya birkaçına ayırmak için vaktiniz var. Listenizi gözden geçirin, yapılması gerektiğini düşündüğünüz aslında kaç işi gerçekten yapmanız gerekiyor? Günlük aktivitelerinizi tekrar tartmalısınız. Belki aylardır yaptığınız bir şeyi artık yapmaya gerek yok, ancak alışkanlık yüzünden devam ediyor olabilirsiniz. Gereksiz aktiviteler çıkınca eminiz listeniz sizi daha mutlu edecektir.

Güçlü ve Bağımsız Olun: Hepimizin kötü günleri olur. Bitkin hissettiğimiz ve canımızın hiçbir şey yapmak istemediği günler…Ancak öyle günlerde, sorunun tam üzerine gitmek inanın çok faydalı olacaktır. 10 dakika boyunca egzersiz yapın. Bir kere hareket etmeye başlayınca kolay kolay bırakmak istemeyeceksiniz. Bir egzersiz planı yapın ve ona sadık olun. En neşeli günde de, en kötü hissettiğiniz günde de 10 dakikalık bir egzersizi es geçmeyin. Bağışıklık sisteminiz, egzersiz planınızın düzenine göre gelişecek, ve bu sizin ruh halinizi olumlu yapacaktır. Egzersiz yapmak, sizi mutlu eder.Egzersiz sonrası bir kağıda neler hissettiğinizi yazın. Egzersiz planınıza göre ilerleyen günlerde, egzersiz biter bitmez neler hissettiğinizi kısa cümlerle not almaya devam edin.

Stres Konusu: Hiçbir şeyin neşenizi almasını istemezsiniz. Fakat gün içerisinde bunu başarmak size ilk anda kolay gelmeyebilir. Gün içerisinde kısa nefes molaları verin. Evet çok basit; derin nefes alın! 3-4 tekrardan sonra kan akışınızına oksijen katmış olacak, daha sakin ve huzurlu hissedeceksiniz.Ek olarak eğer ki vakit bulabilirseniz, yoga veya masaj deneyin. Yapılan sayısız araştırma sonucunda görülüyor ki, sinirinizi hafifletir, stresi yok eder depresyon ve anksiyete duygularınızı minimuma indirir. 10 dakikalık bir yürüyüş ile, çok şekerli veya tuzlu bir atıştırmanın sizde yaratacağı rahatlama ve mutluluk hissi aynı olacaktır. Sizce hangisi daha sağlıklı?

Elinizdekileri Kullanın: Hepimizin kendimize göre çeşitli becerileri ve ilgi alanları vardır. Gönüllü olarak yapabileceğiniz bir şeyler bulmak için, yakınlardaki okul, klup veya organizasyonları araştırın. Yeteneklerinizi başkalarının iyiliği için kullanmak, mutluluğu iki taraflı getirecektir. Yapabileceklerinizi gözden geçirin, sizin belki de umursamadığınız becerileriniz başkalarının mumla aradıkları olabilir. İnanın sizdeki yetenekleri arayan birçok kişi var. Herkesin yardıma ihtiyacı vardır, neden yardım eden siz olmayasınız?

Etrafınızdakilere Saygı Duyun: Ailenizden veya arkadaşlarınızdan birkaçı ile sohbet etmek gerçekten kolay bulabileceğiniz bir aktivite olabilir. Sizi anlayan insanlarla konuşmak kolaydır. Bu kişi sevgiliniz de olabilir. Kendinizi açmanız ve vereceğiniz güven, günlük sıkıntılarınız ve endişelerinize yeni bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayabilecek yorumlar getirebilir. Gülmek ve mutluluk arasındaki ilişki bilimseldir. Güldüğünüz zaman, kan basıncınız düşer ve mutluluk hormonu adı verilen endorfin hormonu artar. Son olarak, işyerinizdeki ilişkileri es geçmeyin. İş arkadaşlarınız sizi yakından tanıyor olabilirler. Birbirinize vereceğiniz destek, stresli zamanlarınız için çok değerli olabilir. Siz onları dinleyin, onlar da sizi dinlesin. İş arkadaşlarınızın sizin hakkında bildiklerini yadsımayın, sahi onları her gün görüyorsunuz öyle değil mi?

Mutlu hissetmek, duygusal hayatın olduğu kadar fiziksel hayatınızın da çok önemli bir parçasıdır. Zamanınıza ve bağımsızlığınıza değer verin, kendi gücünüz ve yeteneklerinizi kullanabileceğiniz alanları seçerseniz, bu sizin hem ruhunuzu hem de vücudunuzu kendine getirecektir.

Strese Meydan Okuyun

Stresle-basa-cikmanin-basit-yollariStresli, mutsuz bir gün geçirdiyseniz, daraldıysanız ve göğsünüz sıkışıyorsa, durun ve tüm bunlardan kurtulmak için uzmanların önerilerine kulak verin.

Star - Uzmanlar, stresle baş etmek için öncelikle bu nefes egzersizini öneriyorlar. Bu egzersizi dik bir şekilde oturarak ya da uzanarak yapabilirsiniz. Vücudunuzun daha gevşemiş bir durumda olması için yatarak yapmak daha faydalı olabilir.

Bir battaniyenin ya da kilimin üzerine bacaklarınız birbirinizden hafifçe ayrık dik olarak uzanın, elleriniz avuç içleriniz yukarıya bakacak şekilde uzanın. Gözlerinizi kapatın ve vücudunuzu rahatlatmak için burnunuzdan nefes alın ve aldığınız nefesi ağzınızdan hafifçe verin. Nefes alırken ağzınızın kapalı olmasına özen gösterin. Nefes alırken karnınız ve göğsünüzün birlikte hareket ettiğine dikkat edin. Nefes aldığınızda karnınızın yükseldiğini hissedin.

Hareketi doğru yapıp yapmadığınızı anlamak için bir elinizi göğsünüzün üstüne diğerini karın bölgenize koyun ve nefes aldıkça özelikle karın bölgenizdeki elinizin yükseldiğini ve verdikçe de indiğini göreceksiniz. Bu egzersizi her gün 10-15 kez tekrar edebilirsiniz.

Ayrıca, hayata karşı olumlu bir tutum benimseyin. Her şeyi kontrol edemeyebileceğinizi kabul edin. Gevşeme tekniklerini öğrenin ve uygulayın, düzenli olarak egzersiz yapın. Sağlıklı ve dengeli beslenin, yeterince uyuyun ve dinlenin. Stresinizi azaltmak için alkol veya sigaradan yardım beklemeyin. Sosyal bir çevre edinin, zamanınızı etkili şekilde kullanmaya çalışın.

Aldatılmanın Üstesinden Nasıl Gelinir?

aldatilmak-kadin-erkekPartnerinizin sizi aldattığını öğrendiniz. Aklınızda binlerce cevapsız soru var. Şimdi ne olacak?

Sevgilimiz tarafından aldatılmak dünyanın en berbat şeylerinden biridir! Öğrendiğimizde dünya başımıza yıkıldı sanır, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış gibi hissederiz. Hem çok sevdiğimiz kişi bunu bize yaptığı için deliririz hem de bizi bu şekilde kandırmış olmasını hazmedemeyiz! Bu duyguyu yaşayış biçimimiz ise yaşımıza, daha önceki tecrübelerimize ve karakterimize göre farklılar gösterir. Kimimiz bu duyguyla kolayca başa çıkar ve hayatına kaldığı yerden devam eder; kimimiz intikam almak için kolları sıvar; kimimiz ise yufka yürekliliği sonucu o kişiyi affederek ilişkiye kaldığı yerden devam eder... Sen de benzer bir durum yaşıyorsan ve ''onu affetmeli miyim'' sorusunu kendine sıkça soruyorsan, işte önerilerin...

* Aldatılmak, umutlarını ve güvenini kaybetmene, hatta öfke nöbetlerine kapılıp yanlış adımlar atmana neden olabilir. Böyle bir durumda arkadaşlarınla daha fazla vakit geçir ve mümkün olduğunca konudan uzaklaşmaya bak.

*Aile, bu gibi durumlarda en büyük destekçidir. Sen de annenden ya da başka bir büyüğünden yardım iste.

* Kendini başka işlere yoğunlaştır. Resim kursu gibi hobiler edinebilir, spor yaparak, özellikle de yüzerek stres atabilirsin.

*Aldatılan kişinin başkalarıyla ilişki kurmakta zorlandığı bir gerçek! Sen de yeni bir ilişkiye başlayacağın zaman güven sorunu yaşayabilirsin. Ama bu durumu çok abartma ve karşına çıkan yeni insanlara şans ver.

* Eğer seni aldatan sevgilini affetmeyi düşünüyorsan, davranışlarını çok iyi gözlemle. Bazı kişiler bir kez aldattıktan sonra bunun kötü sonuçlarını görüp ders alır ve bir daha aldatmanın yanından bile geçmezler. Erkek arkadaşın da pişman olduysa ve seni kazanmak için çaba harcıyorsa, onunla en azından arkadaş olarak görüşebilir ve belki ileride ona bir şans daha verebilirsin.

* Diyelim ki, seni aldatan sevgilini affettin, ama yine hareketlerinde gariplikler sezinliyorsun… Böyle bir durumda ondan hemen uzaklaş! Çünkü uzmanlara göre bazı kişiler aldatmanın vermiş olduğu adrenaline bağımlı oluyorlar ve bu heyecanı yaşamak için bunu sürekli tekrarlıyorlar!

* Eğer aldatılmak, uykularının kaçmasına, sürekli sinirli ve mutsuz olmana neden oluyorsa, bir uzmandan yardım al.

 

İpek Koşan - Heygirl

Kara Bulutlarınızı Dağıtacak Taktikler

kadinSabah işe geç kaldınız, gününüz berbat geçti, sıkıntıdan ve stresten patlamak üzeresiniz ve yatağınıza yattığınızda uyuyamıyorsunuz..! Bu kabusa son verip keyfinizi yerine getirecek taktiklerle yüzünüz gülecek...

Bir gününüzün diğerine uyması gerektiğini kim söylemiş? Salı günü yüzünüzde çiçekler açarken, çarşamba günü aynaya bile bakmak istemeyebilirsiniz. Unutayın ki, bu gibi durumları lehinize çevirmek elinizde. Gününüzün rezil olmasına izin vermeyin ve tavsiyelerimizi okuyun.

1) SIKINTIDAN PATLAMAK ÜZEREYKEN:

Öyle günler olur ki keşke hiç yaşamasaydım diye düşünürüz. Böyle bir durumda size önereceğimiz tekniğin çok işe yaradığını göreceksiniz. Kalp, vücudunuzun ritmini koruyan bir organdır. O sakin olduğunda vücudunuz ve aklınız sakinleşir. Önereceğimiz bu aktivite sadece bir dakikanızı alacak:

- Elinizi göğsünüzün sol tarafına koyun ve üç kez yavaş yavaş nefes alın.

- Yorgunluğu ve kızgınlığı üzerinizden atmak için sevdiğiniz birini düşünün.

- Düşüncelerinizi dağıtabilmek için 10 dakikalık bir yürüyüşe çıkın. Bu, kalp atış hızınızı yavaşlatacak ve sorunlannızı daha açık bir zihinle düşünebileceksiniz.

2) BİRİ SİZİ ÜZDÜĞÜNDE:

Kendinizi iyi ifade edemediğinizde kötü bir ruh hali içine girersiniz. Biri sizi üzdüğünde bunu ondan saklamayın. Ne hissettiğinizi dile getirin. Buna sandviç tekniği deniyor; önce pozitif bir şey söyleyin, ardından üzüldüğünüzü belirtin ve konuşmanızı pozitif herhangi bir şeyle sonlandırın.

Sizi üzen patronunuz olduğunda bunu uygulayamayabilirsiniz. Böyle bir durumda sinirinizi bozan şeyi bir arkadaşınıza ya da yakınınıza anlatın. Kendinizi ne kadar iyi hissedeceğinize şaşıracaksınız.

3) GÜN BOYUNCA KÖTÜ BİR RUH HALİ İÇİNDE OLDUĞUNUZDA:

Bir şey ya da biri sinirinize dokunduğunda bütün gününüz rezil olabilir. Sonrasında ise istemeden de olsa çevrenizdeki başka insanlara kötü davranmaya ve onları kırmaya başlayabilirsiniz. İşte böyle durumlarda aşağıdakileri yapmayı deneyin:

- Durumu puanlayın. Ne kadar sinirlendiğinize 1 ile 10 arasında bir puan verin.

- Daha farklı davranabilmeniz mümkün olur muydu diye düşünün.

- Durumu nasıl daha iyi bir hale getirebileceğinizi düşünün. Arkasından da yaşananların bir daha tekrarlanmaması için olayları kafanızda tartın.

- Başka insanların duygularını kontrol edemeyeceğinizi kabullenin.

- Unutmayın ki, problemlere bakışınız sonrasında olacakları ve bütün hayatınızı derinden etkiler.

4) STRESTEN ÇOK BUNALDIĞINIZDA:

Konuşmayın, parmak uçlarınızı kullanın! Parmak uçlarınızla küçük darbeler gerçekleştirmeniz vücudunuzdaki enerji akışını dengeler. Uzmanlar bu tekniğe duygusal akupunktur adını veriyorlar. Gözlerinizin üzerine orta parmağınızın ucuyla hafifçe 5 kez vurun. Sonrasında köprücük kemiği ile kaburganızın birleştiği yerlere aynı vuruşları tekrarlayın. İşlemi göğüs kafesiniz ile tamamlayın. Bu enerji noktalarına parmak uçlarınızla masaj yapmak sizi rahatlatacaktır.

5) KAFANIZDAKİ DÜŞÜNCELER YÜZÜNDEN UYUYAMADIĞINIZDA:

Yatakta dönüp durmak yerine sırt üstü pozisyona gelin, çenenizi gövdenizle aynı hizaya getirip tavana bakın. Bacaklarınızı iyice gerin ve kollarınızı düzgünce vücudunuzun yanına koyun.

Parmak uçlarınızdan başlayarak vücudunuzun her noktasını hissetmeye çalışın. Vücudunuzdaki tüm kasları rahatlatırken düzenli bir şekilde nefes almaya çalışın. Gözlerinizi kapatın, bu arada dişlerinizi sıkmamaya dikkat edin. 10 defa derin nefes alıp verin.

Bu şekilde önce vücudunuza sonra nefesinize odaklanarak zihninizi boşaltmanız mümkündür. Yarım saatte uykuya dalacağınızdan emin olabilirsiniz.

Televizyon İzlemek Yoksa Bir Bağımlılık mı?

kadin-tv

Amerikan Psikiyatri Birliği kriterlerine göre; yoğun olarak televizyon izleyen kişilerde madde bağımlısı kişilerin gösterdikleri özelliklerin çoğu görülebildiği için bu kişiler, ‘bağımlı’ olarak nitelendirilebiliyor.

Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan; her geçen gün yeni bir dizi veya yarışma programının ortaya çıkması ve bu programların çoğunun büyük kitleler tarafından izleniyor olmasını sosyo-kültürel ve psikolojik açıdan değerlendiriyor.

Uzman Psikolog Aslı Akkan’ın verdiği bilgilere göre; kişi televizyon izlediği süre içerisinde kendi yaşam koşullarından ‘yapay olarak uzaklaşarak’, izlediği programın içine giriyor ve hatta kendisini izlediği karakterlerden biri ile özdeşleştirebiliyor. Böylece kısa süreliğine de olsa sorunlarını unutan kişi, seyrettiği programın aksiyonu içerisinde gerçek yaşamdaki sorunlarını geride bırakırken; özdeşleştiği karakter ile ‘modelleme’ gereksinimini de karşılıyor.

VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan; çoğu zaman farkında olmayarak, televizyon aracılığı ile sorunlarından uzaklaşmak ve modelleme ihtiyacını karşılamak isteyen bireylerin, ağırlıklı olarak bağımlı kişilik yapısına yatkın olduklarını belirtiyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan gündemdeki yarışma programları ile televizyonun bireyin hayatına yeni bir sosyo-kültürel hatta psikolojik boyut kattığını dile getiriyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan, bu tarz programları izlemenin önce alışkanlığa daha sonra ise bağımlılığa dönüştüğünü ifade ederek, bu süreci şöyle değerlendiriyor: "Pop müzik, dans ve oyunculuk yarışması gibi programlar, "eğlence" adı altında özellikle gençleri hedef alıp, ucuz şöhret ve kısa yoldan maddi kazanç vaat ederek; emek ve nitelikli çalışma ile elde edilebilecek kazanımların yerini, bir anlamda şans oyunlarına bırakmaya özendiriyor. Olası bir ‘kaybetme’ sahnesi sonucunda ise özellikle abartılarak yaratılmış bir hüsran ile estirilen bu acı dolu hava, seyircilerde depresif belirtilerin bile ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Seyirci bir bakıma kendi sorunlarını ekrandaki kişinin acısı ile yapay olarak değiştirerek, bir süreliğine kendini avutuyor."

Uzman Psikolog Aslı Akkan, psikoloji açısından televizyon bağımlılığının öğrenme kuramları ile açıklanabileceğini ifade ediyor. VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan; Edimsel Şartlanma Teorisi’ne göre; bağımlılık yapan maddenin (televizyon) kullanımı sonrası/sırasında birey üzerinde oluşan olumlu hislerin ya da kaybolan olumsuz duyguların ‘madde kullanımına devam edilmesi’ için sebep teşkil ettiğini belirtiyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan, televizyonun aşırı derecede izlenmesi ve bağımlılık yaratması sürecini şu şekilde açıklıyor: "Birey televizyonun sunduğu sürekli değişen uyarıcılar (dekor, ses efektleri, biçimsel değişiklikler, kamera açı kullanımları vb.) karşısında refleksif olarak etkileniyor ve televizyona yöneliyor. Birey, televizyon izledikten sonra da fizyolojik açıdan rahatlama hissediyor. Hissedilen bu rahatlatıcı duygular ise televizyon izleme davranışının sürekli yapılan bir alışkanlık ve hatta bağımlılık haline gelmesine yol açıyor. Ayrıca tıpkı diğer bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi bağımlılığı yapan maddenin ortadan kaldırılması halinde; kişi bu maddeyi arıyor ve yoksunluk belirtileri gösteriyor."

Tüm diğer bağımlılıklarda olduğu gibi televizyon bağımlılığı ile baş edebilmek için önemli bir gayret, irade ve istek gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Aslı Akkan, bu yönde atılacak ilk adımın da ‘farkındalığı artırmak’ olduğunu vurguluyor. ‘Farkındalığı artırmak’ için izlenen tüm programların kişi tarafından kaydedilmesini tavsiye eden VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan, böylece izlenen programlardan hangilerinin fonksiyonel, yararlı ve eğlendirici olduğu hakkında bireyin bilinçleneceğini açıklıyor. Daha sonra ise ‘alternatif etkinliklere yönelmeyi’ öneren Uzman Psikolog Aslı Akkan, bireyin çeşitli alternatif uğraşlar ile ilgilenebileceğini belirtiyor.

Uzman Psikolog Aslı Akkan, bireylerin televizyonu, güncel olayları takip etmek ve gündemi yakalamak için de bir araç olarak gördüklerini; daha hızlı bir erişim kaynağı olduğu için televizyonun, gazete ve kitabın yerini aldığını açıklıyor. Uzman Psikolog Aslı Akkan, güncel olayları takip etmek ve gündemi yakalamak isteyenlerin işin kolayına kaçarak televizyona yöneldiklerini ifade ediyor. VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan, televizyon bağımlılığından kurtulmanın yanı sıra bu son derece yararlı ve hızlı iletişim aracından, seçici izleme yöntemi ile verimli bir şekilde yararlanılabileceğine dikkat çekiyor.

Madde bağımlısı kişilerin gösterdikleri özellikler

• Bir maddeyi kullanarak çok fazla zaman geçirilmesi (Günde ortalama 3–4 saat televizyon izlenmesi; televizyon izlemenin, bir gün içerisinde çalışma ve uyuma dışındaki en uzun faaliyet olması)
• Bağımlılık yaratan madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması (Bir televizyon programı izlenirken elektrik kesilmesi ya da herhangi bir engel ile karşılaşıldığında bireyin aşırı tepki vermesi)
• Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması ya da tamamen bırakılması (Televizyon izlemek için sosyal bir toplantıya katılınmaması; spor yapılmaması; ertesi gün işe uykusuz gidilmesi)
• Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması (Haftada 1-2 dizi izlenirken, her gün başka bir dizi arayışına gidilmesi; seyredecek bir program bulunamadığında ‘zaplama’ alışkanlığın doğması ve bireyin televizyon seyretme süresini artırma eğiliminde olması)
• Fiziksel ya da ruhsal sorunların ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımının sürdürülmesi (Birikmiş ödevler varken, o gün kimin A yarışmasından eleneceği ile ilgilenilmesi; dinlenme ihtiyacına rağmen uykusuz kalmanın göze alınması)

Kalp Krizi mi Depresyonu, Depresyon mu Kalp Krizini Tetikler?

kadin-depresyon

Kalp krizi sonrası hastaların çoğunluğunda mutsuzluk, uykusuzluk, çabuk sinirlenme kaygı durumunda artış gibi genel belirtilerle karşılaşılıyor.

Genellikle bu belirtilerden kişinin depresyona girdiği anlaşılmıyor. Hasta yakınları bunu kriz sonrası ortaya çıkan doğal bir reaksiyon olarak algılıyor. Hastaların birçoğu hekimlerin ve ailelerinin desteğiyle bu durumu kolaylıkla atlatabiliyor. Ancak bazı hastalarda bu durum derinleşerek klinik depresyona dönüşebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, kalp krizi ve depresyon arasındaki ilişkiyi anlattı.

15 Nisan 2009, İstanbul - Araştırmalara göre, kalp krizi geçirdikten sonra depresyonun geliştiği hastalarda kalp hastalıklarına bağlı olarak hayatını kaybetme olasılığı diğerlerine göre iki ila dört kat oranında artış görülüyor. Depresyon, kalp dışı bir nedene bağlı olarak hayatlarını kaybetme olasılığını da iki, iki buçuk kat artırıyor. Bu nedenle kalp krizi, felç gibi olaylar sonrası gelişen depresyonun ciddi biçimde ele alınması ve tedavi edilmesi gerekiyor.

Depresyon ve kalp krizi arasındaki ilişkiye dair sorularımızı Anadolu Sağlık Merkezi (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor yanıtladı.

Depresyon kalp krizine neden olur mu?

Günümüzde böyle bir ilişkinin varlığını destekleyecek yeterince kanıt mevcut. Depresyon tanısı konulan erkek ve kadınların uzun yıllar boyunca izlendiği çalışmalar, bu bireylerde koroner arter hastalığına yakalanma veya kalp krizi geçirme riskinin depresyonu olmayan bireylere göre iki veya üç kat arttığını gösteriyor. 

Sağlıklı düşünemeyen bir beyinle sağlıklı çalışmayan bir kalp arasındaki ilişki nasıl açıklanabilir?

Yapılan birçok gözleme göre depresyondaki hasta ilaçlarını daha düzensiz alma, daha az egzersiz yapma, daha çok sigara içme gibi eğilimler gösterir. Dolayısıyla depresyon ve kalp hastalıkları arasındaki ilişki, karmaşık biyolojik süreçlerden çok bu tip davranışsal nedenlerle açıklanabilir.

Ancak son dönemlerde yapılan çalışmalar, fiziksel olarak sağlıklı olmasına rağmen depresyonda olan bireylerde, kalp hastalıkları ve felç ile ilişkilendirilmiş olan bazı biyokimyasal göstergelerin anlamlı derecede arttığını ortaya koyuyor. Bu bağlantı, depresyon ile kalp damar hastalıkları arasında çevresel ya da davranışsal faktörlerden bağımsız bir ilişkinin olabileceğini de gösteriyor.

Erkeklerde risk daha fazla

Depresyon kalp krizi ilişkisinde erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı veriler mevcut. Johns Hopkins Medicine tarafından yapılan bir çalışmada 1200 erkek yaklaşık olarak 40 yıl izlendi, bunların %12’sinde yaşam boyu depresyon geliştiği saptandı. Bu erkeklerde koroner arter hastalığına yakalanma riskinin diğerlerine göre iki kat daha fazla olduğu görüldü.

Kadınlara ilişkin veriler ise farklılık gösteriyor. Araştırmaya göre depresyon geçiren kadınlardaki kalp hastalığına yakalanma ya da bu hastalıktan dolayı hayatını kaybetme riski, geçirmeyen kadınlara göre yüzde 50 daha fazla.

Ne gibi önlemler almalı?

  • Kalp krizi sonrası hastalar depresyon olasılığı açısından yakından izlenmeli.
  • Eğer hasta depresyon bulguları gösteriyorsa ciddi bir şekilde ele alınmalı ve tedavi edilmeli.
  • Klinik depresyonu olan bireylerde kalp hastalıklarına ilişkin sigara bağımlılığı, yüksek tansiyon ve diyabet gibi risk faktörleri mutlaka taranmalı.

Alışveriş Hastalığına Yakalanmayın!

kadin_alisveris_Satın alma isteğinizin önüne geçmezseniz alışveriş hastalık halini alabilir.

Alışveriş, kadınlar için bir yenilenme, rahatlama aracı, aynı zamanda da ihtiyaçların giderilmesi. Ancak bazı insanlar satın alma duygusunu bir türlü frenleyemiyor ve alışveriş bir hastalık halini alıyor. Uzmanlar alışveriş hastalığının (zorlantılı satın alma) kişinin satın alma dürtüsü hissetmesi ve bu dürtüsünü kontrol edememe sonucu ortaya çıkıp, kişiyi maddi açıdan zor duruma sokan bir rahatsızlık olduğunu belirtiyorlar.

DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Çocuklarıyla sağlıklı ve doyurucu ilişki kuramayan sosyo- ekonomik düzeyi yüksek anne- babaların da bu eksikliği, onlara bir şeyler satın alarak tamamlamaya çalıştıklarını söyleyen uzmanlar, bunun da çocuklarda gelecekte alışveriş hastalığının ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtiyorlar.

Kadınlarda daha sık görülen alışveriş hastalığının ortalama başlama yaşı 17- 30. Hastaların büyük çoğunluğu alışveriş öncesi büyük bir arzu, hoşnutluk ve mutluluk ile kontrol edilemez bir istek yaşıyor ancak sonrasında da gerginlik ve yoğun bir suçluluk hissi duyuyorlar. Bu kişilerin mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve çeşitli şekillerde bu davranışın kontrol alına alınması gerekiyor.

KADININ KARARI ETKİLİ

Öte yandan Mal Pazarlama adlı kitabın yazarı Martha Barletta, aile için yapılan tüm alışverişlerde yüzde 80 oranında kadınların söz sahibi olduklarını söylüyor. Kadınların, evi güzelleştirmek amacıyla yapılan satın almaların yüzde 60-75'ini de bizzat kendisinin de yaptığını kaydeden Barletta, kadınların, erkeklere oranla televizyon reklamlarını çok daha dikkatle izledikleri de belirtiyor. Kitapta, 'Tüm bu gerçekler göz önüne alındığında, kadınlar satıcılar açısından asıl hedef kitleyi teşkil ediyorlar' deniyor. Erkeklerin televizyonlarda reklamlar başlayınca derhal kanal değiştirdikleri, buna karşın kadınların reklamları ilgi ve sabırla izledikleri kaydedilen kitapta, 'Kadınların en fazla ilgi duydukları reklamlar arasında otomobil, evi güzelleştirecek mallar ve mali hizmetlerle ilgili reklamlar bulunuyor''deniyor.

Herşeyim Var, Özgüvenim Kayıp!

kadinBazı kadınlar en ufak bir eleştiride bile anında demoralize olurken, bazı kadınlar nasıl oluyor da her durumda kuyruğu dik tutmayı başarabiliyor? Eğer siz de demoralize takımındansanız, kendine güveni olmayan kadınlar kulübüne hoş geldiniz! Kulüpten çıkış/kaçış/ kurtuluş biletiniz yazının içinde saklı!

Kendine güven... Hayatta her kapıyı açan en büyük anahtar... Başarının sırrı, mutluluğun çatısı! Ve ne yazık ki, herkeste bulunmuyor. Hazır bir reçetesi yok. Bakkallarda marketlerde de satılmıyor. Satılıyor olsa alır mıydınız? Daha açık sormak gerekirse, siz kendinize güveniyor musunuz? Zor bir soru oldu biliyoruz. İnsan kendine güvenip güvenmediğinden emin olamıyor kimi zaman. . . Sanki duruma ve şartlara göre değişiyor gibi geliyor. Oysa güven ya vardır, ya da yoktur! O halde, en iyisi önce size mini bir test yapalım, durumu anlamanıza yardımcı olalım!

Akıllısınız, güzelsiniz, eviniz, kariyeriniz, eşiniz, çocuğunuz, kısaca her şeyiniz var... Ancak bir gün, olumsuz bir olayla karşılaştınız. Yanlış bir şey yaptınız, olmayacak bir hata... Söylememeniz gereken bir şey söylediniz. İşleri yetiştiremediniz. Patronunuz bu işin altından kalkamadığınızı ima etti. Eşinize asılan kadın, içinizdeki yeşil gözlü canavarı uyandırdı, kızılca kıyamet koptu. Peki, bu gibi bir durumda iç sesiniz ne dedi?

"Tanrım, ne kadar da sersemim"
"Her zaman aptalca şeyler söylüyorum"
"Hiçbir şeyi zamanında bitiremem"
"O benden çok daha başarılı"
"Kimse beni sevmiyor"
"Bugün çirkin hissediyorum, ben zaten çirkinim"

Eğer bu gibi cümleler sık sık aklınızdan geçiyorsa, güveninizin limitlerini biraz zorlamanız gerektiği muhakkak! Hemen harekete geçin ve bu cümleleri olumluya çevirin.

"Ben değerliyim, bu seferlik böyle olsun"
"Herkes hata yapabilir, ben kendime güveniyorum"
"Kendim olmayı seviyorum"
"Yaptığım her şey benim seçimim"
"Elimden gelenin en iyisini yaparım"

Güveninizi nasıl kazanacağınızı yazının başından anlattık! Ancak elbette bir anda değişmek mümkün olmuyor, olamıyor. Kendinize olan güvenizi sağlayabilmek için, çocukluğunuza kadar dönmeniz gerekecek.

Evet, anlayacağınız bu yazı bir nevi terapi niteliğinde geçecek!

saygi-kadinÖnce öz saygı gerek

İşyerinde "toplantı var" dediklerinde eliniz ayağınız birbirine mi dolanıyor? Ya da sevgilinizin en yakın kız arkadaşının bir top modele benzemesi sizin kendinize olan güveninizden mi çalıyor? Kendine güvenen biri olmak için, her şeyden Önce tamamlayıcı kavramları bir araya getirmeliyiz. Kendine güven duyan insan nasıl bir İnsandır, önce bunu irdelemeliyiz. Başkalarını eleştiren ama eleştirileri takmayan, lafını esirgemeyen, dobra, kibirli bir arkadaşımızı belki özgüveni yüksek biri olarak görüyor olabiliriz, ama çevremizde her başı dik gezen kişinin kendine güvenen biri olduğunu söylemek oldukça güç! Belki de o kişinin tüm sorunu, kendine güvenmeyen, kompleksli biri olması. . . Evet, bu da muhtemel! Çünkü kendine güven duyan insanlar, hayatta çok daha farklı bir duruş sergiliyor. Kendine güven; öncelikle hayatta yaşanılan olaylarla baş edebilmek anlamına geliyor. Hayata karşı yapıcı ve olumlu bir bakış açısını ve kendi gücüne inanmayı gerektiriyor. Birinin sizi onaylaması karşısında gözlerinizin mutluluktan ışıldaması değildir özgüven sahibi olmak... Kendinize olan öz saygınızla gelişir her şeyden önce... Bu yüzden, kendine güven konusunda üzerinde en çok durulması gereken şey özsaygı! Öz saygı, kişinin kendini tanıması, kendini ve sınırlarını olduğu gibi kabul etmesi ve bundan hoşnut olmasıyla ilgilidir. Öz saygı, kişinin kendisiyle barışıklığından beslenir. Yaşam Koçu Yasemin Sungur; "Kişinin kendisini tanıması (öz saygı), değer vermesi (öz değer), kendini kontrol edebilmesi (öz denetim) ve etkin yönetmesi (öz disiplin) kişiyi yaşamda mutlu, huzurlu kılar" diyor.

Kendine güven duyan insanları sadece "özgüven" ve "başarı" kelimeleri ile anlatmak işte bu yüzden eksiktir. "Her zaman başarılıdır" tanımı yerine, "Ne istediğini bilir, kendisine ve çevresine saygısı ve sevgisi vardır, yaşadığı olumsuzluklara rağmen ayakta kalır, kendisine ve çevresine saygı ve sevgisini yitirmez" tanımları daha uygundur.ebeveyinlik-annelik-kadin

Anne, sen ne yaptın?

Peki, nasıl oluyor da bazı insanların özgüveni fazlayken diğerlerinin kendine olan güveni diplerde geziyor? Kendinize güven duymama nedenini siz belki de oluşunuza, yapınıza bağlıyorsunuz; ancak tüm suçlunun anne-babanız olduğunu biliyor musunuz? Uzmanlara göre, güvenin yapılandırılmasında kırılma noktası çocukluğa dayanıyor! Çünkü temel güven duygusu, yaşamın ilk yıllarında atılıyor. Güvenin nasıl oluştuğuna dair en önemli hipotez, kişinin çocukluk çağında anne-babası veya öncelikli bakıcısı olan kişiyle kurduğu bağ ve ilişkiyle ilgili olduğu... Yaşamın başında doyurulmamış kişinin sahip olacağı güvensizlik duygusunun, ilerleyen yıllarda giderilmesi sanıldığı gibi kolay da olmuyor. Temel güven duygusu ile ilgili sorun yaşayan kişiler, bu İzleri yaşamlarının ilerleyen yıllarında da sergiliyor. Ebeveyn ve yakın çevremizin, çocukluğumuzda bize olan tutumuna göre hayata karşı güvenli, ikircikli veya kaçınan bir tutum sergilemeye başlıyoruz. Psikolog Aslı Akkan, "Bu dönemde çocuğa verilen sevgi, şefkat ve ilgi ne kadar koşulsuz olursa, çocuk hayatta o kadar özgüven sahibi olacaktır" diyor. Yani çocuklara "Şunu yaptığın/yapabildiğin için seni seviyorum" dememek gerekiyor!

Eğer siz de çocuk sahibiyseniz, bu konuya ayrıca eğilmelisiniz. Kız, erkek fark etmez, onun üzerinde aşırı kontrol kurmamak, her yaşta kendini ifade etmesini sağlayabilmek, "Sen yaramaz bir çocuksun" yerine "Yaramazlık yapmandan hoşlanmıyorum ama seni seviyorum" demek, eksik olduğunu düşündürmemek, her zaman desteklemek ve yeterlilik duygusunun oluşmasına yardımcı olmak gerçekten çok önemli! İşte bu yüzden, Yaşam ve Kariyer Koçu Yasemin Sungur'a göre bir anne-babanın hayattaki en önemli görevi, çocuğunu kendine güvenen biri olarak yetiştirmek!

Kırılan güven, güven değil

Bazen kendimize sorarız "Ben hemen demoralize oluyorum, başkaları neden olmuyor" ya da "Ben eskiden böyle değildim, niye şimdi böyle oluyor" diye... Nedeni basit; kendimize özgüvenimizin olmaması! Uzman Psikolog Aslı Akkan, kendine güveni olan kişinin özgüveninin yavaş yavaş yok olması gibi bir durumun söz konusu olmadığı görüşünde. "Çocukluk çağı travmaları ve kayıpları özgüvenin oluşmasını doğrudan etkiler. Ancak belli bir güvenle yetiştirilmiş ve özgüven duygusuyla ilgili sorunları olmayan bireylerin daha sonradan kırılganlaşmaları çok sık rastlanan bir durum değil. Bireyin özgüveni 'o anlık' durumundan bağımsızdır. Ya oluşmuştur ya da oluşmamış. En ufak bir olayda güveni kırılan kişiler ikinci gruptadırlar. Onlar her zaman kendiliklerini ve durumu sorgular. Varsayımları hep negatif ve karamsarlık üzerinden olacaktır. Bu tarz kişilerin 'meli/malı' kalıpları üzerinden yaşadıkları ve sürekli 'olması/yapılması/başarılması' gereken bir şeyin arayışı içinde oldukları söylenebilir. Özgüveni sağlam birisi de belli travmalar, başarısızlıklar ve kayıplardan etkilenir etkilenmesine, ancak bu, güvensiz kişide olacak yıkım kadar olmaz."

Aşırısı da zararlı

Kimi güvensizlik sorunu yaşarken, kimi de "En iyi benim, herkesten mükemmelim, benden iyisi yok" modunda gezebiliyor! Ve güvensizlik nasıl büyük bir sorun ise, şişirilmiş bir ego da patlamaya hazır bir bomba gibi insanı korkutabiliyor. Çünkü narsist olarak adlandırılan bu kişiler, sürekli kendilerini över, onay/alkış/övgü bekler ve çok güvenli imajı verirler; oysaki bunun altında çoğu zaman gizlemeye çalıştıkları bir kırılganlık vardır. Yani güvenin niteliği, uzmanların belirttiği şekilde değildir. Zaten, gerçek anlamda kendine güvenin, aşırısı da olmazmış, öyle diyorlar... Özgüven, mümkün olduğunca gerçekçi değerlendirmeler içerisinde tutulduğu zaman Özgüvendir deniyor!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Zafer Atasoy, kabarmış güvenin kişiyi daha kolay yanılttığım söylüyor. "Aşırı güven, kişinin daha kolay yanılmasına ve buna bağlı olarak zarar görmeşine yol açar. Kişinin güven duygusuna ne denli tevazu ve alçak gönüllülük, sabırlı olmak eklenirse, kişi o denli huzurlu olacaktır. Aşırı güvenin altında bilgisizlik olabilir; cahil cesaretinden söz etmek bu tür durumlarda söz konusu olacaktır!"

Kendine güvenen insan kimdir?

Kendine güvenen insanların özelliklerini öğrenerek kendinizi tartabilir, ayrıca çevrenizde kim kendine güveniyor, kim rol yapıyor anlayabilirsiniz!

• Konuşurken doğrudan göz iletişimi kurar.
• Beden durusu diktir, jest ve mimiklerini kullanır.
• Sesi işitilir ve acıktır, düzgün ve akıcı bir konuşması vardır.
• Olumlu düşünür, yapıcıdır.
• Sürekli iletişim içindedir, eleştiriye acıktır, etkilidir.
• Alçak gönüllüdür, doğal ve içtendir.
• Duygusal zekası gelişmiştir, esnek ve uyumludur.
• Sürekli öğrenir ve değişime acıktır.
• Risk alır, elinden gelenin en iyisini yapar.
• Sorumluluk alır, cesaretlidir, yeniliğe acıktır.
• Kararlıdır {inatçı değil), dengeli ve ölçülüdür.
• Endişe duyarak kendini sabote etmez.
• Ahlaki ilkeleri vardır ve adildir.
• Açık, samimi, dürüst ve doğrudandır.
• Gerektiği yerde kendini över (başkalarını küçümsemez ve suçlamaz).
• Başkalarının olumlu yönlerini de görür ve İfade eder.
• İşbirliği yapmayı bilir, kendi haklarını korur, başkalarının hak ve duygularını da hesaba katar.

Sosyal destek önemli

Kendine güven duymanın sırrı "güçlü olmak ve gücün farkında olmak"tır aslında! Ve güven duygusu sarsılmış, eksilmiş kişinin, Öncelikle güven duygusunun yenilenmesi için güçlenmesi gerekir. Dr. Zafer Atasoy; "Zedelenmiş güven için emek vererek yeni beceriler kazanmak ve başarılı olduğunu görmek, özgüvenin yeniden kazanılmasına yol açar. Bu süreç boyunca çevreden destek almak güvenin yerine gelmesinde geçirilen süreyi kısaltacağı gibi, zedelenme derecesini de azaltır. Sosyal destek de alınabilir. Karşılaşılan ruhsal örseleyici durumlar karşısında alınan yardım özgüven için değerlidir" diyerek, yapılabilecekleri sıralıyor.

Psikolog Aslı Akkan'ın önerisi İse, özgüveni etkileyebilecek negatif varsayımlar ve bilişsel süreçlerden mümkün olduğunca uzak durmak! "Bu süreçte alınabiliyorsa bir uzman desteği iyi olacaktır. Bilişsel süreçleri sınayıp değiştirmeye çalışırken, danışanlarıma Psikiyatrisi Dr. David Burns'un 'İyi Hissetmek' kitabını öneriyorum. Özgüven sorunu yaşayan kişilere de bu kitabı öneririm!"

Elinizden gelenin en iyisini yapın

Yasemin Sungur; kişinin mutlu, etkili ve sevgiyle hayatını yaşayabilmesi, özgüveninin gelişmesi için, kendi duygularının bütünüyle farkında olması ve elinden gelenin en iyisini yapması gerektiği görüşünde. Peki, elimizden gelenin en iyisini yapmayı nasıl becereceğiz? İşte önerileri...

• Ailenizle, arkadaşlarınızla hissettiklerinizi açık paylaşacağınız ilişkiler kurun.
• Sizi önemseyen ve yargılamadan dinleyecek kişilerden yardım ve destek isteyin.
• Kendinizi keşfetmek için zaman ayırın.
• Sorular sorun kendinize. Yeniden değerlendirin düşüncelerinizi, duygularınızı tanımlayın.
• Farklı olaylara, yeni deneyimlere açık olun.
• Yaşadıklarınızı, zorluk, aşılamaz problemler olarak görmeyin,
• Değişim hayatımızın bir parçasıdır. Kabul edin. Değiştiremeyeceğiniz durumları kabul edin, değiştirebileceğini/ durumlara yoğunlaşın.
• Karşılaştığınız problemler ve stresli durumlarda başka insanlar ne yapıyor gözlem yapın, araştırın öyle adım atın.
• Problem çözme becerilerinize ve bu konudaki içgüdülerinize güvenin.
• Yaşanılan olaylar ne kadar üzücü olursa olsun, uzun vadedeki etkilerim göz Önünde bulundurmaya çalışın.
• Korku ve kaygılarınızı neden ve nasıl soruları ile açın, düşündüklerinizi yazın.
• Kaygılanmak yerine, olmasını istediğiniz şeyleri gözünüzde canlandırın.

e-kolay/Ben Kadınım

Nasıl Mükemmel Bir Sevgili Olursunuz?

Kadın Erkek İlişkileriHer erkek yanında mükemmel bir kız arkadaşı ister. Mükemmel olmak zordur. Bazen tek olduğumuzu düşünüp karşımızdakinin beklemediği kaprisler ve davranışlar gösterebilirsiniz. İnsana özgü bu tür duygularınızda aşırılığa kaçmadan ve sevgilinizi sıkmadan mükemmel olmak elinizde. İşte erkek arkadaşınızın sizden vazgeçmemesini sğalayacak öneriler..

Güzel ve bakımlı olun
Erkek arkadaşınız sizin çok güzel olduğunuzu düşünüp kendisini değiştirmeyebilir. Buna rağmen her zaman kışkırtıcı ve iyi görünün. Bu arada o her zaman sizin de ona dikkat ettiğinizi ve ona değer verdiğiniz için iyi görüneceğinizi bilecek. Aynı şeyi siz de ondan bekleyebilirsiniz.

Yavaş yavaş ilerleyin

Herhangi birşeyi yapması için onu zorlamayın. Eleştirileriniz kırıcı ve yıkıcı olmasın. Siz onu zorlamadığınızda o da sizi herhangi birşey için zorlamayacaktır. Ondan zorla birşeyler istemediğinizde size daha çok bağlanacaktır.

Düşüncelerinizi, ihtiyaçlarınızı ve tutkularınızı bilmesini sağlayın
Erkeklerin sezgileri kızlardan daha azdır. Sizin ne hissettiğinizi anlamakta zorlanabilirler. Sizin gibi düşünmesini beklemeyin. Bu tür ilişkilerde tartışmaların ardı arkası gelmez. Gerçekten böyle bir ilişki yaşamak istiyor musunuz?

Tutarlı biri olun
Duygusal olarak tutarlı olun. Söyledikleri ile hareketleri her dakika değişen biri olmayın.  Erkek arkadaşınızı hiçbir şey sizinleyken her an değişebileceğiniz endişesi duymasından daha kötü hissettiremez.

İlişkinizi tartışmayın
İlişkinizi tartışmaya çalışmayın. Aslında hissetmediğiniz şeyleri duyduğunda çok kırılacaktır. Eğer ilişkinizle ilgili bir sıkıntınız varsa, hangi konuda olduğunu ve söylemek istediklerinizi iyice düşünün. Onu sadece bu konu hakkında suçlamadan bilgilendirin ve birlikte çözüm arayın. Geçmişteki ilişkilerine dair sorular sormayın.  Sizin geçmiş ilişkileriniz hakkında da çok konuşmak istemeyecektir.

Eleştirmeyin
Sürekli eleştirmek ilişkilerde bıktırıcıdır. Eğer bir sorun gördüyseniz, onunla bu konuda konuşabilir ve çözüm geliştirebilirsiniz. Onun duygularına saygılı olun.

Ona karşı dürüst olun

Onun erkek arkadaşlarıyla dışarı çıkması sizin kız arkadaşlarınızla dışarı çıkmanızla aynı şey. Bu size aşık olmadığı anlamı taşımaz.  24 saat 7 gün birlikte olmak sıkıcı olabilir.

Bunlara dikkat edin!

  • Ondan hiçbir şey beklemeyin. Vermek almaktan daha iyidir. Sonunda o da size sürpriz yapabilir.
  • Buluştuğunuz zamanlarda ara da aseksi kıyafetler giyin.
  • Flört etmeyi unutmayın. İletişim kurmanın eğlenceli ve iyi bir yoludur.
  • Affedilmek istediğiniz konularda affedici olun.
  • Aldatmayın.

Sevgi & Aşk