| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

593 "milliyet haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"milliyet haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Bayramda Tatlı Yerine Dondurma Tüketin

tatlıTatlı yerine misafirlerinize dondurma ikram edin.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu öğretim görevlisi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Asal Ulus, Ramazan Bayramı’nda gıda tüketiminde dikkat edilmesi gereken konularla ilgili açıklamalarda bulundu.

Ramazan ayı boyunca değişen beslenme şekli ve öğün sayısındaki azalma sebebiyle kişilerin daha fazla yemek yeme eğilimine girdiklerini söyleyen Ulus, bu durumun sağlık açısından problemlere neden olabileceğine dikkat çekti. Ramazan ayı sonrasında az az ve sık sık besin tüketilmesinin daha doğru olacağını kaydeden Ulus, “Bayram sabahında güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalı ve gün boyu öğün atlanmamalıdır” diye konuştu.

Özellikle bayramda tatlı tüketiminde ciddi derecede bir artış yaşandığını söyleyen Ulus, tatlı tüketiminde mutlaka dikkatli olunması gerektiğini dile getirdi. Canan Asal Ulus, birdenbire şeker, çikolata, ağır hamur işleri ve tatlıları aşırı tüketmenin, sindirim sisteminde ve diğer organlarda çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceğinin altını çizdi.

Bayramda Nasıl Beslenmeliyiz?

BeslenmBayramı hastane yerine evde geçirmek için yeni beslenme düzenine ayak uydurmanız ve özellikle bayramda yediklerinize dikkat etmeniz gerekiyor...

Ramazan ayı süresince açlığa alışan ve beslenme alışkanlıkları değişen insan metabolizması, bayramın gelişiyle birlikte yeni beslenme düzenine alışmakta güçlük çekiyor ve bu durum değişik sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor. Diğer bir değişle; bayramın gelmesiyle birlikte sürekli yeme eğilimine bağlı olarak kişide mide, kalp-damar hastalıkları ve tansiyon gibi pek çok hastalığa zemin hazırlanmış oluyor. Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran, bayramı hastane yerine evde sıcak bir ortamda geçirebilmek için uyulması gereken beslenme kurallarını şöyle sıraladı:

Adaptasyon sorunu yaşanıyor
Ramazan süresince öğün sayıları azalmakta, gündüz beslenme alışkanlığı, yerini gece beslenmesine bırakmaktadır. Mide böylece uzun süreli açlığa alışmaktadır. Ancak, bayramın gelmesiyle birlikte bir gün gibi kısa bir sürede kişi normal yaşantısına ve beslenme düzenine geri dönmek zorunda kalmaktadır. Adaptasyon sorunu yaşayan insan metabolizması, bu nedenle değişik sağlık sorunlarına karşı daha riskli bir hale gelmektedir.

Pek çok hastalık kapınızı çalabilir
Ramazan ayının bitimiyle birlikte midedeki aşırı yüklenme sonucu pek çok sorunla karşılaşılmaktadır. Beslenme alışkanlıklarının değişmesi sonucunda uzun vadede kişide bazı ciddi sağlık sorunları oluşmaktadır. Uzun süreli açlığa alışan bir kişi, doğal olarak bayramda sürekli yeme eğiliminde olacaktır. Ancak, bayram mönülerinin genellikle tatlı ağırlıklı olması, kişilere başta kilo artışı olarak dönebileceği gibi, bu kilo artışı beraberinde diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon gibi riskleri de getirebilmektedir. Ayrıca, hazımsızlık, mide yanması, gaz şikayetleri, kusma, ishal, kabızlık, mide-barsak hastalıkları, reflü gibi şikayetler de beslenme alışkanlıklarının değişmesi sonrasında görülebilen diğer rahatsızlıklardır.

Beslenme alışkanlığımızı yenilemeliyiz
Oruç sonrasında kişiler mutlaka yeni beslenme alışkanlıkları edinmelidirler. Peki bu nasıl olmalıdır? Sahura kaydırdığınız kahvaltı öğününü yine normal saatine çekmeliyiz. Hem öğün sayısını, hem de içeriğini birlikte arttırmamalıyız. Öncelikle öğün sayısını, sonra da içeriğini yavaş yavaş arttırmalıyız. Ayrıca, aşırı yemekten kaçınmalı ve gün içinde düzenli sıvı alımına özen göstermeliyiz. Bu tavsiyeler, oruç sonrasında bizlerin yeni beslenme düzenine adaptasyon sürecini daha da kolaylaştıracaktır.

Bayramda sağlıklı beslenme kuralları

*Güne kahvaltı yaparak başlayın, kahvaltıyı kesinlikle atlamayın
*Azar azar ve sık yemek yemeyi tercih edin
*Sıvı alımına dikkat edin ve günde yaklaşık 2-3litre su için
*Ağır hamur tatlıları yerine kalorisi daha düşük sütlü tatlılar tüketin
*Şerbetli tatlılar yerine, sütlü tatlıları ya da meyveleri tercih edin
*Bayram ziyaretlerinde yemekten önce tatlı, çay-kahve tüketmeyin
*Alkollü ve gazlı içecekler yerine; ayran, limonata, taze sıkılmış meyve suyu gibi sağlıklı içecekler tercih edin
*Barsak hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla sebze ve meyve tüketimini artırın
*Kızartmalar yerine ızgara, fırında ya da haşlama yöntemi ile pişirilmiş yemekler yiyin
*Et tüketiminde beyaz etin ağırlıklı olmasına önem verin
*Bayram için hazırlanan değişik türde ve tatta besinleri karıştırmadan tüketin
*Özellikle bayram ziyaretlerinde sunulan şeker, çikolata ve hamur işi tatlıları çok dikkatli tüketin, yenilen miktarı göz önüne alın ve bu tür besinlerin çok miktarda enerji içerdiklerinden kilo alımına neden olabileceğini göz önünde bulundurun
*Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin arttırılması anlamında günlük yürüyüşler yapın
*Çok hızlı yemek yemeyin, yediklerinizi çok iyi çiğneyin
*Metabolik sorunları olan hastalar şeker, tansiyon,böbrek hastalığı, karaciğer sorunu olan, mide barsak problemi olan hastalar bayramda beslenmelerine daha çok dikkat etmeliler
*Bayramlaşmaya gidildiğinde çikolata, şeker, hamur tatlıların alımında miktar konusuna özen gösterin
*Yemeklerinizi sıvı yağ veya mümkünse zeytinyağı ile pişirin.

Şeker Ve Tatlıda Ucuza Yönelmeyin!

ÇikolataRamazan Bayramı’nda ikram edilecek tatlı ve şeker alışverişi başlarken, vatandaşlar, ucuz ürüne yönelinmemesi konusunda uyarılıyor.

Antalya Pastacılar Odası Başkanı Abdullah Sevimçok, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bayram dolayısıyla "merdiven altı" denilen yerlerde, sağlıksız koşullarda şeker ve tatlı üretiminin arttığına işaret ederek, vatandaşların bu konuda dikkatli olmasını istedi.

Ekonomik sıkıntılar nedeniyle vatandaşın alım gücünün düştüğünü ve ucuz ürünü tercih etmeye başladığını vurgulayan Sevimçok, bunun sağlıksız olduğunu hatırlattı. Sevimçok, kesinlikle ucuz ürün önermediklerini belirterek, "Ucuz ürün, her zaman düşük maliyetle yapılmıştır. Bu üretim sırasında ucuz yağ, kalitesiz şeker gibi ürünler kullanılır. Vatandaşın sağlığıyla oynanır. Vatandaşlarımız üretim izni olan iş yerlerini tercih etsinler" dedi.

Vatandaşlardan, iş yerlerinin ilgili meslek örgütlerine kayıtlı olup olmadığını kontrol etmelerini de isteyen Sevimçok, mahalle aralarında seyyar şekilde satılan şekerlerin tercih edilmemesi uyarısında da bulundu.

 -"DİKKATLİ ALIŞVERİŞ YAPMALI"-

Gıda Mühendisi Tahsin Dönmez de, vatandaşların şeker ve tatlı alırken en fazla dikkat etmeleri gereken konunun hijyen ve kalite olduğunu söyledi.

Kullanılan ürünlerin birinci sınıf olması gerektiğini hatırlatan Dönmez, "Vatandaşlarımız fiyattan çok kaliteye dikkat etsinler. Evlerini nasıl temiz görüyorlarsa, alışveriş yaptıkları iş yerlerini de o şekilde görmeleri gerekiyor" diye konuştu.

Bayram tatlı siparişlerini alan ve üretim yapan bir pastanenin işletmecisi Levent Okumuşoğlu da, vatandaşların ucuz alışverişten kaçmaları, kaliteli ve hijyene önem veren yerlerden alışveriş yapmalarını önerdi. Ramazan Bayramı için her keseye uygun şeker ve tatlı bulunduğunu bildiren Okumuşoğlu, vatandaşların sağlıklı koşullarda üretim yapılan yerleri tercih etmeleri uyarısında bulundu.

Genç Kalmanın Yolu Yüzyıllar Önce Bulunmuş

GençlikGenç kalmanın yollarını yüzyıllar öncesinde Babilliler, Mısırlılar, Romalılar, Çinliler ve Hintliler bulmuş.

Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü Dr. Buket Pençe genç kalmak ile ilgili önerilerini paylaştı.

Piyasada olan peptit içerikli ürünler gerçekten yaşlanmayı geciktirir mi?
Protein(peptit) içeren maddeler Babilliler, Mısırlılar, Romalılar, Çinliler ve Hintliler’in de cilt ve saç bakımında kullandığı maddelerdir. Süt, soya unu ve yumurta akı da, temizlik ve yüz maskesi olarak kullanılmıştır.

Yakın zamana kadar cilt bakım ürünlerinde kullanılan proteinler, kolajen, elastin, fibronektin olmuştur. Ancak bunların moleküllerinin büyük olduğu ve deriden geçemedikleri ileri sürülerek, küçük peptitler sentetik olarak üretilmiştir. Bunlardan mikrokolajen pentapeptit, deride fibroblastlardan kolajen üretimini stimüle etmektedir. Bakır peptitler doku koruyucu, onarıcı, yara iyileştiricidirler. Fizyolojik bir dipeptit olan bakır karnosin, antioksidan olarak kozmetik ürünlerde kullanılmaktadır.

Sentetik olarak üretilen tripeptit ve pentapeptitlerin yapısına yağ asidi(palmitoil) eklenince, deriden geçişleri daha da kolay olmaktadır. Böylece bu ürünler deride kolajen üretimini artırmakta ve ince çizgi ve kırışıklıkların düzelmesini sağlamaktadırlar.

Bir heksapeptit olan argirelin ise botox gibi kırışıklıkları açmaktadır. Ancak daha az toksik olmasına karşın etkinliği de çok daha azdır. Günümüzde peptitli anti – aging ürün sayısı sürekli artmaktadır.

Ayrıca yaşlanmayı geciktirmek için önerdiğimiz ürünler şunlardır:

•Öncelikle güneşin deriye vereceği hasar engellenmeli ve antioksidanlar sürülmelidir.
•Nemlendiricilerle deri dış etkenlerden korunmalı, gergin ve elastik olması sağlanmaktadır.
•A(retinoik asit), B,C,E vitaminleri içeren kremler değişik yollardan etkilerini yaparak deriyi genç tutmaktadırlar.
•AHA (Alfahidroksi asit: Meyve asidi) içeren kozmetikler kırışıklıkların oluşumunu engellemektedirler. Bunların en çok kullanılan glikolik asit ve laktik asittir.
•Biyolojik aktif maddelerden hyaluronik asitli kremler deriyi yumuşatmakta ve esneklik vermektedir.
•Bitkilerden ise ginko biloba ekstresi ekstresi, yeşil çay, aloe vera jeli, deri yaşlanmasını engelleyici özelliğe sahiptir.

Gençlerin deri yaşlanmasını geciktirmek için yapmaları gereken en önemli şey yaşlandıran nedenlerden uzak durmaktır. Yani deriyi güneşten iyi korumayı bilmeleri gerekmektedir.
Seçilen güneş koruyucular da SPF 30’dan az olmamalıdır. Koruyucular sadece yaz aylarında değil, yağmurlu, karlı havalarda parlak güneş varken de sürülmelidir. Ayrıca bu koruyucuların etkinliklerinin 3 – 4 saatte kaybolduğu unutulmamalıdır.

Makyaj altına uygulanmaları daha etkili olsa da, imkan olmadığı zaman makyaj üstüne sürülmeleri de yararlı olmaktadır.

Dış etkenlerden deriyi yaşlandıran ikinci önemli faktör ise sigaradır. Sigara, derideki zararını güneşten daha derin tabakalara kadar yapmaktadır.

Elastik lifler değiştiğinden deri sertleşmekte, grimsi bir renk almakta, DNA hasarı arttığından kurumakta, kırışmakta, yara iyileşmesi zorlaşmakta ve güneşe maruz kalınmış gibi deri kanserleri daha sık görülmektedir. Bu deri değişiklikleri erkeklerden çok kadınlarda gözlenmektedir.

Gençlerin derilerini yaşlanmaktan korumak amacıyla beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekmektedir. Aşırı yağlı yiyecekler ve aşırı kilolar da derinin daha hızlı yaşlanmasına neden olmaktadır. Deriyi güçlendirmek için ise antioksidanlar(A,C,E vitaminleri, Selenyum), D vitamini, yeşil çay, üzüm, zencefil ve kuşburnunun bol alınması önerilmektedir.

Fazla Yağlarınız Altın Değerinde!

DiyetVücuttaki fazla yağların bilim için altın değerinde olduğu bildirildi.

ABD’nin Stanford Tıp Fakültesinden Michael Longaker, yağ hücrelerinin pluripotent (sınırlı sayıda farklılaşabilen, ancak organizmada birçok dokunun oluşması veya onarımı yeteneğine sahip hücreler) kök hücrelerine dönüştürülebileceğini, dolayısıyla yağların bilim için "sıvı altın" niteliği taşıdığını belirtti.

Longaker ve ekibi, "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisindeki makalede, yağ alma ameliyatında alınan yağ hücrelerinin, pluripotent kök hücreleri elde etmek üzere yeniden programlanmasının çok daha kolay olduğunu vurguladı.

Bilim adamı Longaker, neredeyse herkesin "vedalaşabileceği" birkaç gram yağ dokusu hücresi olduğunu, bu yağın da "kişisel" kök hücrelerinin kaynağı olarak bir gün tedavi için kullanılabileceğine dikkati çekti. Longaker, yağ alma ameliyatlarının araştırmacılara "çok miktarda malzeme" sağladığını da ifade etti.

Fransız "Le Nouvel Observateur" dergisinin internet sitesindeki makaleye göre daha önce bazı araştırmacılar, esnek olduğu bilinen yağ dokusu hücrelerini kalp ya da kan damarlarına dönüştürebilmişti. Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsünden Christian Dani ve ekibi, kas hastalığına yakalanan farelerin kaslarını yağ dokusu hücreleri sayesinde onarabilmiş, Japon bilim adamları da yetişkin hücreleri, embriyon hücrelerine çok yakın olan pluripotent kök hücrelerine dönüştürmek için bir yöntem geliştirdi. 

Öfkelenen Vücutta Neler Olur?

ÖfkÖfke; hem psikolojik, hem de fizyolojik yönleri olan bir durum. Öfkeye kapıldığınızda, sinir sisteminiz bir dizi biyolojik reaksiyonu tetikler.

Dr. Hasan İnsel

Öfkeden kaynaklanan stres hormonu artışları da ciddi sağlık problemlerine neden olabilir

Bir yaz geldi ve yavaş yavaş geçiyor. Ramazan nedeniyle tatil yerlerinden dönüş de bu sene daha erken başladı. Evet şehirler dolmaya ve yazın hareketliliği de bitmeye başladı tabii. Yazın ne de olsa daha hareketli bir yaşam sürülüyor. Kış aylarının rehavetine kapılmadan belki bir geçiş dönemi yapıp kışı biraz daha hareketli geçirmeye bugünden başlanabilir oysa. Yani, hazır yazın sıcak günleri yavaş yavaş geçerken, yaşamımıza biraz egzersiz katabiliriz; mesela günde yarım saat, 40 dakika kadar tempolu yürüyebiliriz. Üstelik eskiden zannedildiği gibi bunu bir seferde yapmanın şart olmadığı, beşer, 10’ar dakikalık sürelere bölünmüş de olsa, atılan her adımın, yapılan her hareketin bize katlanarak sağlık olarak döndüğü ispatlandı.

Evet bu alışkanlığa sonbaharın ilk günlerinden başlarsak, bunu kışın da devam ettirebiliriz ve gelecek yaza daha fit, daha sağlıklı bir şekilde girebiliriz. Hem yazın güzel günlerinde aldığımız moralle bu daha da kolay yapılır sanırım.

İnsanlar ‘pardon’ diyebilse

Moral derken, bir yandan da ne çabuk strese ve gereksiz sinirlenebil-diğimiz dikkatimi çekti. Tatilden dönüş erken başladığında, İstanbul’da trafik de keşmekeş olmaya zamanından önce başladı. Ben de İntermed’deki penceremden, Nişantaşı köşesinde karşı tarafın yolunu gaddarca tıkayan ve inanılmaz bir şekilde kendilerini haklı gören sürücülerin, yollarını tıkadıkları kişilerle kavgalarını seyretmeye başladım zamanından önce.

Halbuki dövecekmiş gibi elleriyle acayip hareketler yapacaklarına, gülümseyip “pardon” diyebilse insanlar haksız olduklarında. Ne hoş olurdu. Niye bu öfke, yazık değil mi hem kendimize, hem de karşımızdakilere?

Yaşamın bir parçası

Hayatımızda öfkelenmek için binlerce neden bulabiliriz. Trafik kurallarına uymayan sürücülerden, ayakkabınızın altına yapışan sakıza, yemek siparişinin gecikmesinden bilgisayarın bozulmasına birçok olay karşısında öfkelenmek çoğumuz için yaşamın doğal bir parçası gibidir. Kuşkusuz herkesin öfkelenme eşiği farklıdır. Kimimiz bir kıvılcımla patlarken kimimiz için de bardağı taşıran son bir damla vardır. Ama sonuçta öfke herkesin zaman zaman dışa vurduğu bir insanlık durumu. Öfke belki sosyal yaşamda bir evliliğin bitmesine, bir iş kaybına veya ciddi yasal sorunlara neden olabilir, ama kesin olan bir şey var ki, uzun süreli ve tekrarlayan öfke hali sağlığa ciddi zararlar verebilir.

Ya savaş ya kaç

Bunların genel anlamı, vücudunuzun yoğun bir fiziksel aktiviteye hazırlanmak için “vites değiştirmesidir”; yani “ya savaş, ya da kaç” yanıtının “savaş” bölümüdür. Stresli bir duruma maruz kaldığımızda vücudumuz savaşmaya ya da kaçmaya hazırlanır. Hastalık ve öfke arasında bağlantı kuran birçok çalışma var. 13 bini aşkın kişide yapılan büyük bir çalışmada öfke düzeyleri yüksek, ama kan basıncı normal olan insanlarda kalp krizi riskinin daha fazla olduğu bulunmuş. En öfkeli kişilerde kalp krizi olasılığı öfke düzeyi en düşük olanlara göre üç kat daha fazla. Normalde vücudumuzun öfkeye karşı fiziksel reaksiyonu  kısa süreli olması amaçlanan bir reaksiyondur, bu reaksiyon, kişinin bir çatışma olasılığı karşısında, yukarıda dediğimiz gibi savaşma ya da kaçma gibi bir eylemi gerçekleştirmesine yarar.

Öfkenin getirdikleri

Öfke acaba sadece bir duygu mudur? “Evet” diyorsanız yanılıyorsunuz. Öfke aslında hem psikolojik, hem de fizyolojik yönleri olan bir durum. Trafikte veya futbol maçı izlerken öfkeye kapıldığınızda, sinir sisteminiz bir dizi biyolojik reaksiyonu tetikler:
-Kortizol gibi hormonların düzeyi artar.
- Solunumunuz hızlanır.
- Nabzınız hızlanır.
- Tansiyonunuz yükselir.
- Terlemeye başlarsınız.
- Gözbebekleriniz genişler.

Sağlığa da çevreye de zarar

Oysa öfkenin tetiklediği bu hormonal patlama hali çok sık veya devamlı olarak tekrarlanırsa, bunun uzun dönemli etkileri olabilir. Öfkeden kaynaklanan stres hormonu artışları ciddi sağlık problemlerine neden olabilir. Bu hormonlar iltihaba neden olan ve kalp damar hastalığı riskini artıran C-reaktif protein düzeylerini de artırabilir. Öfke, kalp ritminde elektriksel bozukluklara da yol açabilmektedir. 
Yerine göre sudan sebeplerle oluşan öfke sağlığımıza da, çevremize de zarar. Bu nedenle eğer öfkeniz çevrenizdekileri ve en önemlisi sizi de rahatsız ediyorsa, bu konuyu doktorunuzla görüşün, onun önerdiği bir psikiyatr doktordan profesyonel yardım almanız, inanın sağlığınıza yıllar kazandırabilir.

Sağlıklı Saçların Sırrı!

Saç BakımıDoğru uygulanan bir bakım programıyla, canlı ve kolaylıkla şekil alan saçlara kavuşmak işten bile değil...

Zaman, para ve enerji... Saçlarımızın güzelliği için bu üçlüyü nasıl da sınırsızca harcarız.
Oysa sağlıklı saçlar için biraz da bilinçli olmak gerekiyor. Doğru uygulanan bir bakım programıyla, , canlı ve kolaylıkla şekil alan saçlara kavuşmak işten bile değil...

ARINMA ZAMANI
Saçın, cildin üzerinde görünen kısmı tel, baş derisinin altında kalan kısmıysa kök, yani 'Saç folikülü'dür. Bu kısmı saçın beslenmesini sağlayan küçük bir depo diye nitelendirebiliriz. Saç telinin kalınlığını belirleyen ana etken saç folikülünün boyutudur. Bu boyutu belirleyen, genetik faktörlerin yanı sıra, kökün ne derece iyi beslendiğidir. Saç derisinden salgılanan sebumla (yağ) tıkanan kökün, iyi beslenmesi mümkün değil. Bu da fonksiyonunu iyi yapamaması, dolayısıyla saç telinin kalitesinin düşmesine neden olan önemli bir etken. Her şeyden önce doğru şampuanı seçmek çok önemli. İyi şampuan, saç derisinde biriken ve kökü tıkayan sebumu giderecek kadar etkili ancak saç derisine zarar vermeyecek ve kalıntı bırakmayacak kadar da hassas olmalı. Şampuan seçimi doğru bile olsa, ürünü aşırı miktarda kullanmak ve çok sık yıkanmak deriye zarar verebilir. Saçtaki doğal antiseptiklerin atılmaması ve yağ dengesine zarar verilmemesi gerekir.

MÜKEMMEL YIKAMA İÇİN

1. Saçlarınızı banyoya girmeden önce, ölü deri parçacıklarından arındırmak için yavaşça fırçalayın.
2. Parmak uçlarınızın etli kısımlarıyla saç derisini ovarak hafif bir masaj yapın.
3. Saçınıza canlandırma maskesi yapacaksanız, şimdi uygun bir zaman.
4. Saçlarınızı bol suyla ıslatın ve az miktarda şampuan uygulayın. Saçlarınızı durulayın ve gerekiyorsa, tekrar az miktarda şampuan kullanın.
5. Gerekiyorsa, şimdi saç kremini ya da saç maskesini uygulayabilirsiniz.
6. Saçlarınızı hiç krem ya da maske kalmayacak şekilde durulamalısınız. Son durulama suyunuz ılık, hatta soğuk olabilir. Unutmayın; bu, gözeneklerin kapanmaması için gereklidir.
7. Saçlarınızı suyu alması için yumuşak bir havluyla hafifçe kurulayın. Asla ıslakken fırçalamayın.

CANLI SAÇLAR İÇİN

Düzgün aralıklarla yapılan canlandırma tedavisi, bütün saçlar için koruyucu bir önlemdir. Özellikle kuruyan, donuklaşan ve kırılmaya başlayan saçlar için bir zorunluluktur. Canlandırıcı bakım kremlerini ikiye ayırıyoruz: Hemen etki yapan hafif canlandırıcılar ve etkisi daha uzun süren yoğun canlandırıcılar. Hafif canlandırıcılar, çoğu zaman protein içerir ve yeni yıkanmış saçlara uygulanırlar. Bu tipte canlandırıcı bakım kremleri, saçı yumuşatır, canlılık ve esneklik verir.
Yoğun canlandırma ürünleriyse krem ya da yağ bakımından zengin malzemelerle hazırlanır. Yoğun canlandırma ürünleri genelde saçta 10 ile 30 dakika arasında bekletilerek uygulanır. Sıcak olarak kullanılan canlandırma ürünleri de çabuk kuruyan ve kırılan saçlar için son derece etkilidir. Boya ve perma nedeniyle yıpranmış saçları canlandırmak için haftada bir canlandırıcı bakım uygulanması etkili olabilir.

SAÇIMIZIN DÜŞMANLARI

Biz onları çok sevsek de, saçlarımızın azımsanmayacak sayıda düşmanı var: Kışın hava kirliliği ve soğuk, yazınsa güneş ve deniz başta gelenler...

ENDÜSTRİYEL KİRLİLİK: İs, duman ve tozlar özellikle kış aylarında saçları tehdit ediyor ve spreyli, jöleli saçlara yapışarak saçların hava almasını önlüyor. Hava kirliliğinin yoğun olduğu zamanlarda, jöle ya da sprey kullanmaktan kaçınmak ve daha sık yıkanmak alabileceğiniz önlemlerden.
GÜNEŞ: Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak, saçların başına gelebilecek en kötü şey. Zira güneş ışınları, saçları kurutur, kırılmalarına neden olur ve saçın rengine zarar verir. Güneşten koruyucu saç bakım ürünleri kullanmak ve saçları örtmek alınacak en akıllıca önlemdir.
ISI: Isı, saçtaki dengesizliği daha belirgin hale getiren bir etken. Saç kuruysa daha fazla kuruyor, yağlıysa daha fazla yağlanıyor. Çok fazla fön çektirmek bu nedenle zararlı. Eğer bu durumdan kaçınamıyorsanız, uygun saç ürünleri ve canlandırıcı bakımlarla saçlarınızı dengeleyebilirsiniz.
NEM: Nemin tüm saç tipleri üzerinde olumsuz etkileri var. Özellikle de saçın şekli üzerinde. Fazla neme maruz kalma saçı kıvırcıklaştırır ya da saç başa yapışır. Nemli ortamlarda kolaylıkla bozulacak saç şekillerinden kaçınmak ve saçınızı doğal haline en yakın şekilde kullanmak akıllıca olacaktır.
SU: Deniz ve yüzme havuzu suyunun saça zarar vermesi kaçınılmazdır. İkisinin de en belirgin etkisini, saçlarınız kuruduğunda ve rengi açıldığında fark edebilirsiniz. Denize ya da havuza girdikten hemen sonra saçınızı tatlı suyla durulamak alabileceğiniz basit bir önlemdir.

SAÇLAR DA MASAJ İSTER
Masaj tüm vücutta olduğu gibi saç derisinde de mucizevi etkiler yapar. Kan dolaşımının güçlenmesini, gergin kasların rahatlamasını sağlar. Bunu hem saçlarınızı yıkamadan önce hem de birkaç dakika boş vaktiniz olduğu bir anda yapabilirsiniz. Etkili bir masaj için başınızın arkasından başlayın, parmaklarınızla yavaş yavaş daireler çizerek yanlardan yukarıya, başınızın tepesine çıkın ve alın kenarlarına kadar inin. Masaj sırasında baş derisini tırnaklarınızla çizmemeye özen gösterin.

NASIL BESLENELİM?

Saçlarımızı, vücudumuzda olan biteni gösteren bir barometre olarak nitelendirebiliriz. İşte bu nedenle iyi ve dengeli bir beslenme, saçlar üzerinde önemli ve olumlu bir etkiye sahiptir. Tükettiğimiz tüm besinler, vücut tarafından küçük bileşenlere dönüştürüldükten sonra kullanılırlar. Saç, proteinden oluştuğu için, sağlığını korumada proteinin önemi son derece büyük. Ancak proteinin sabah kahvaltıda ya da en geç öğle saatlerinde tüketilmesi uygun olur. Taze meyve, tahıl ürünleri ve müsli, kepekli ekmek ve yumurtayla yapılacak bir kahvaltı güne sağlıklı ve zinde başlamanın yanı sıra güzel saçlara sahip olmak için de önemli.  Ayrıca ekmek ve yumurtayla yapılacak bir kahvaltı güne sağlıklı ve zinde başlamanın yanı sıra güzel saçlara sahip olmak için de önemli.

SAÇLARLA İLGİLİ BİLMEDİKLERİNİZ
• Bir saç teli son derece esnektir ve kopmadan yüzde 30 oranında esneyebilir.
• Saç kendi ağırlığı kadar su emebilir.
• Bir saç teli ağırlıklı olarak keratin (amino asit içeren protein) ve nemd oluşur.
• Her saç, bir kökten çıkarak büyür. Kafa derisindeki kök sayısı doğduğumuz andan itibaren bellidir ve değişmez.
• İnsanın yaşamı boyunca her kökten ortalama 20-30 saç çıkar.

Bel Ağrısından Kurtulmanın Yolları

Bel AğrısıNe tatsızdır ağrıyla yaşamak. Yapılması gereken işler ve sorumluluklarda sanki üstüne eklenir bu sorunumuzun. Hele bir de ağrıyan belinizse. Akşam ayrı ağrır, uyutmaz; sabah ayrı ağrır, yataktan ya kalkar ya kalkamazsınız. En sık karşılaşılan ağrıların başında gelen bel ağrıları, yetişkinlerin yüzde 85'inin hayatında en az bir kez yaşadığı bir olgu. Şiddetli olduğu ve uzun sürdüğü zaman hem günlük hayatı hem de iş verimini etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren bel ağrılarının önemli nedenlerinden biri olarak uzmanlar, modern ve hareketsiz yaşam tarzını işaret diyorlar. İşte 10 maddede bel ağrılarından kurtulmanın yolları...

Doktora gitmeyi ihmal etmeyin!

Hayatınızı zorlaştıran ve gün oyunca hareketlerinizi kısıtlayan bel ğrısından kurtulmanın pratik yollarını araştırdık ve bunları 10 madde halinde sıraladık. Ancak unutmayın ki; bel ağrıları uzman tedavisi gerektiren bel fıtıığı, omurga kanalında daralma, omurlarda kayma, kireçlenme, teoporoz, romatizma gibi denlerden de kaynaklanabilir. Bu yüzden uzun süren şiddetli ağrılarınız varsa, nedeni bunlardan biri de olabileceği için doktora gitmeyi ihmal etmeyin.

Düzeltilmesi gereken hareketler bunlar!

Uzun süre aynı pozisyonda durmak (örneğin, bilgisayar başında ya da televizyon karşısında saatlerce hareketsiz oturmak), günlük hayatta bel mekaniğine uygun olmayan yanlış hareketler (örneğin, dizlerinizi bükmeden eğilip, yerden çok ağır bir eşyayı kaldırmak) ve kötü duruş (yoksa hem kambur oturup hem belinizin ve sırtınızın ağrımayacağını mı düşünüyorsunuz?) bel ağrısını yaratan ve düzeltilmesi gereken önemli etkenlerden.

Sert ve ortopedik yatakları tercih edin

Bel ağrılarının tedavisinde eskiden olduğu gibi yerde ya da tahta üstünde yatmak gibi yöntemler terk edileli çok oldu. Bunları denemeyin bile! Siz en iyisi uzmanların önerdiği gibi, sert ve ortopedik yatakları tercih edin.

Fazla kilolarını terk etmezsen, o seni üzecek

Şişman olmak sadece estetik bir sorun değil. Vücudumuzun tüm işleyişini bozan ve hastalıklara davetiye çıkaran aşırı kilolar, çektiğimiz bel ağrılarının da sorumlusu. Vücudumuzun ağırlığını taşıyan omurgamızda bulunan ve hem esnekliği sağlayan hem de bir tür destek yastığı olarak görev yapan diskler, kilo nedeniyle aşırı baskıya maruz kalıyorlar. Bu şekilde deforme olan diskler, normal şeklini kaybederek fıtıklaşabiliyor ve sinirlere baskı yaparak, o çok acı veren ağrıları oluşturuyor. Bu nedenle fazla kilolarla aramıza mesafe koyup, onlara tahammül edilemeyen misafir muamelesi yapmak size de doğru gelmiyor mu?

Bel fıtığına karşı yoğun egzersiz

Her gün yapılacak birkaç basit egzersizin, bel fıtığı gelişmesini engellediği, en azından geciktirdiği uzmanlarca söyleniyor. İşte onlar... Yalnız dikkat etmeniz gereken nokta, bel ağrınızın şiddetli olduğu günlerde bu egzersizlere ara vermek ve ağrınız geçtikten sonra tekrar başlamak. Haftada 3-4 kez en az yarım saat, hızlı tempoda yürüyün. "Yürümekten daha fazlasını yapabilirim" diyorsanız, bel fıtığından koruyan diğer en iyi spor çeşitleri yüzme, bisiklet ve tenis olarak gösteriliyor. Yere sırtüstü yatıp, dizlerinizi toplayın. Çenenizi göğsünüze değdirmeden, elleriniz kulaklarınızın yanında olacak şekilde, belinizi yerden kaldırmadan, karşı duvarı görene kadar kalkıp, tekrar yatın. Bu hareketi yavaş yavaş artırarak 10'luk setler halinde 5 set yapabilecek hale gelin. Yere yan olarak yatın. Bacağınızı yukarıya doğru iki kademede kaldırabileceğiniz kadar kaldırıp, daha sonra diğer bacağınıza dokunacak kadar indirin. Aynı egzersizi diğer tarafınıza yatarak uygulayın. Bu hareketi 10'luk setler halinde 3 set yapabilecek hale gelin.

Ehliyet kemeri takmayı unutmayın!

Ehliyet kemeri sadece hayat kurtarmıyor, her an maruz kalabileceğimiz ani frenler boyun bölgesinde hafiften ağrıya, tarvmatik etkilere neden olabiliyor. Bu sebeple, arabada emniyet kemerini ihmal etmeyin. Arabadan önce her iki ayağınız yere, sonra araba kapısından destek alarak ayağa kalkmalısınız.

Ne ilgisi var demeyin! Sigara bele zararlı!

Sigara içenlerde, bel bölgesine giden damarlarda tıkanıklıklar oluştuğundan disklerde harabiyet daha hızlı oluyor. Sigarayı bırakmak için iyi bir neden daha!

Isı değişimlerine dikkat!

Belimizi ağrıtan nedenlerden biri de kas spazmlarıdır. Genellikle beli destekleyen kasların veya bağların aşırı gerilmesi, ağırkaldırmak, atlamak, düşmek ve spor aktivitesi bel tutulmasına neden olabilir.Bu etkenlerin yanı sıra mevsimsel ısı değişimleri, rüzgar ve hava akımı da kas spazmını artıracağından ısı değişimlerine dikkat etmek gerekir.

Baldırların altına küçük bir yastık

Uzmanlar bel ağrısından kurtulmak için yatarken bacaklarınızı gergin tutmanızı öneriyor ve sırt üstü yatarken baldırlarınızn altına altına koyulacak küçük bir yastığın sizi rahat ettireceğini söylüyorlar.

Gevşemeyi dener misiniz?

Bel ağrısını artıran ve kronikleştiren önemli nedenler arasında gerilim ve stres de bulunuyor.Ekonomik, psikolojik ve sosyal sorunların bel ağrısını artırdığı bilimsel bir gerçek olduğuna göre, bunlarla başa çıkabilmek için, ya çözüm yolları bulmaya ya da gevşeme egzersizleri yapmaya ihtiyacınız oalcak.

Asit-baz dengesini sağlayın

Araştırmalara göre baz içeren gıdalar, omurga ve eklemlerde biriken ve ağrıya neden olan fazla asitleri önlüyor. Ayrıca kemikler için gerekli olan kalsiyumu sağlıyorlar. Dolayısıyla beslenme alışkanlıklarında asit-baz dengesine dikkat etmek gerekiyor. Yağlı ve fazla protein içeren bir beslenme yerine, tahıl ürünleri, sebze, meyve ve balık gibi baz içeren gıdalar tercih edilirse, bu seçim ağrılara karşı faydalı olur.

Dövme mi Yaptırmak İstiyorsunuz?

DövmDövmenin popülerliğiyle kıyaslandığında meydana gelen komplikasyonların oranı düşük olsa da, yine de kimi riskler söz konusu.

Kan yoluyla hastalık bulaşması: Eğer kullanılan ekipman daha önce bir başka enfekte olmuş kişide kullanılmışsa, sizin için de Hepatit C, Hepatit B, tetanoz, AİDS gibi hastalıklara yakalanma riski ortaya çıkıyor.

Cilt sorunları: Dövme özellikle kırmızı mürekkep içeriyorsa ciltte 'granulomas' denilen yumrular oluşabilir.

Alerjik reaksiyonlar: Dövmede kullanılan boyalar, özellikle kırmızı boya, ciltte alerjik döküntülere, kaşıntıya neden olabilir. İşin kötüsü, bu durum dövme yaptırdıktan sonra uzun yıllar devam edebilir.

MR'da komplikasyon: Çok sık görülmemekle birlikte, MR (magnetic resonance) işlemi sırasında dövmeli bölgede kabartı ve yanma ortaya çıkabilir.

Bağışıklığınızı Güçlendirin!

Portakal SuyuArınmanın anahtarı: Posa

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, liften zengin vitamin deposunun sebze ve meyveler olduğunu belirtiyor. Vücudun kullandığı ve ihtiyacı olan posanın, sindirime yardımcı ve bağırsakların çalışmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri olduğunu açıklayan Yılmaz, tok tutma özelliği ile birlikte detox etkisinin de bulunduğunu sözlerine ekliyor. Yılmaz, vitamin ve minerallerin vücutta birer anahtar olarak kullanıldığını ve tüm fonksiyonlarda rol aldığını da belirtiyor.

Süt

'Aminoasid'in gücü

Kaslarınızı desteklemek ve korumak adına protein ihtiyacınızı da her gün mutlaka karşılamalısınız. Protein, ağırlıklı olarak et, süt, yumurta gibi hayvansal besinlerden karşılanabilirken, bitkisel proteinden en zengin besin baklagil grubundan da faydalanmak mümkün. Buradaki püf nokta, kullanılan bu besinlerin fazla yağlı olmaması ve kızartma türevlerinden oluşmamasıdır.

Ekmek

Yağın sırrı

Yağ asitleri, özellikle hücrenin yenilenmesi korunması ve sinir sistemi için çok önemlidir. Fakat çoğu zarar azı karar olduğundan dikkatli tüketilmesi gereken bir besin grubudur. Aylin Yılmaz, yağ çeşitlerinden özellikle zeytinyağı, kanola yağı ve fındık yağının tercih edilebileceğini ama günde 3 tatlı kaşığından fazla tüketilmemesinin önemli olduğunu belirtiyor.

Enerjinin merkezi

Enerji yeteli alındığında kaslarınız düzenli çalışmaya ve özellikle fazla yağ depolarından arınmaya başlarsınız. Yılmaz, "Günlük alınan enerjinin yarısından fazlası mutlaka karbonhidratlardan karşılanmalıdır. Tahıllar, meyveler, ekmek, pilav, makarna gibi besinler karbonhidratlardan oluşmaktadır. Her gün mutlaka sık ve azar azar alınmalıdır" açıklamasını yapıyor.

Zaman çözümü

Besinleri doğru zamanlarda aldığınızdan emin olduktan sonra sıra, en önemli, belki de en çok unuttuğumuz ve hep ertelediğimiz uygulamaya, vücudumuzun en çok ihtiyacı olan egzersize, yani spora geliyor. Kaslarımızı düzenli bir frekansta alıştırmalı, hormonları düzenli kullanmalı ve kan akımını hızlandırarak hücrelere detoks etkisi yaratmalıyız ki, hem harcadığımız enerji dengesini oluşturmalı hem de bedenimizi toksinlerden arındırmalıyız.

Sevgi & Aşk