İyi Öpüşmenin 18 Kuralı
Onunla öpüştüğünüzde nefessiz kalmasını, başını döndürmek mi istiyorsunuz? Eski moda öpüşmelerle başlayıp onu yatak odasına götürecek yeni öpüşme tekniklerini
deneyin. Önereceğimiz yeni teknikler sayesinde partneriniz
öpücüğünüzden çok memnun kalacak. İlk öpüşmenin filmlerdeki gibi
öldürücü etkisi olmayabilir. Öpüşürken yırtıcı hayvan gibi davranmamaya
ve mümkün olduğunca az tükrüklü olmasına çalışın. Öpücüğünüz iki insan
arasında çok özel şeyler paylaşıldığını gösteren çok sıcak, ağır ve
romantik olmalı. Çoğu kişi "sıcak ve ağır" tanımlamasını "ıslak ve
dağınık" ile karıştırma hatasına düşer. Islak ve dağınık öpüşenler
kadınlar tarafından beğenilmezler ve "kötü öpüşenler" listesinde yer
alırlar. Bazıları bunu isteyerek yapabilir ve bunu etrafındakilere
övünerek anlatabilir.İşte en etkileyici 18 öpüşme kuralları..
- Bayanlar ve baylar öpüşeceğiniz zaman dudaklarınızı ıslatmayın. Bu ünlü bir şarıkıcının seyirci önünde şarkı söylemeye başlamadan önce boğazını temizlemesiyle eşdeğerdir.
- Öpüşürken diliniz kutudan birden fırlayan kukla gibi ağzınızdan çıkmasın, ağzınızın hafif açık olması yeterli.
- Erken
ortaya çıkan Fransız tarzı bu öpüşmeyi hemen denemeyin. Partnerinizin
bunu denemeye çalışacağından şüpheleniyorsanız; 1) Ağzınızı kapatın, 2)
Ağzınız açık olsun, dilinizi çıkarmayın.
- Öpüşmenin daha
ateşli bir hal almasını istiyorsanız dilini hissettiğinizde hoşunuza
gittiğini gösteren bir işaret verebilirsiniz. Bu süreç yarım saat ya da
30 saniye olabilir.
- Ağzınızı partnerinizinkinden çok daha geniş açmayın. Öpüşme taklit etme değildir.
- Öpüşürken kaba konuşmalar yapmayın.
- Dilinizi partnerinizin küçük diline değdirmeye çalışmayın.
- Dudaklarda
başlayan öpüşme sonrası dudaklarınızı vücudun diğer yerlerinde
gezdirmek için acele etmeyin. Ay ışığı altında yuvarlanmak, gezinmek
romantizmi artırabilir. Bundan sonra kontrolü ele almak sizin elinizde.
- Çoğu
kişi romantizmi yetişkinliğe geçiş döneminde önemser. Herşeyin ötesinde
her ikinizde sadece öpüşmeye odaklandığınızda keyif alırsınız.
- İlk
öpüşmeniz sonrasında kendi kendinize "kötüydüm değil mi?" gibi
sözlerle çamur atmayın. Gerçek kadınlar ve erkekler sadece bu andan
zevk alırlar.
- Sadece umutsuz ruhlar karşısındakini içine çekmeye çalışır. Özellikle daha önce asla öpüşmediğiniz birine çekingen ve yasakmış gibi yaklaşıp sürpriz bir öpücük kondurmayın.
- Sizinle öpüşmeye hazır olduğunu anlamadan gözüdönmüş gibi onu öpmeyin. Buna rağmen sevgilinizi elinden tutup bir duvara yaslayıp tutkulu bir şekilde öpebilirsiniz. Sizi durduruncaya kadar devam etmenizde sakınca yok.
- Öpüşeceğiniz zaman iki elinizle karşınızdaki kişinin yüzünü
tutmanız çok romantik olur. Başını geri çekmesini engelleyecek şekilde
sarmayın. Başını istediği zaman geri çekip yüzünüzü görebilmesine
olanak verin. Onu öpmek için ölseniz bile ağlatacak ya da küçük düşürecek şeyler yapmayın, sakin ve rahat görünün.
- Öpüşürken nefes almak, kendinizi dizginlemek istediğinizde dudaklarınızı yavaşça kulak memesine doğru
kaydırmak size yardımcı olacaktır. Çoğu kişi kulaklarıyla
oynanmasından, kulaklarının üzerinde, kulak memesinde sıcak nefes ve
dudaklardan hoşlanır. Yine çok ıslak öpmemeye, dilinizi az kullanmaya
dikkat edin, kulağın içini öpmeye çalışmayın. Bu durumda partnerinizi
sizi itiyorsa, bunu yapmakta ısrar etmeyin.
- Bayanların
ve bayların nefeslerinin taze olduğundan emin olmalarını öneriyoruz.
Dişlerinizi ve dilinizi fırçalayın. Her zaman yanınızda nefesinizi açan
sakız taşıyın. Gece veya sabahları dişlerinizi hemen fırçalamanızı
sağlayacak ufak bir diş macunu ve diş fırçası taşıyın.
- Eğer
ağzınızın kenarında veya çevresinde uçuk varsa öpüşmeyin. Havadan bile
geçebilen virüs konusunda dikkatli olun gerekirse bağışıklığınızı
güçlendirmek için ilaç alın.
- Bir kadın ya da erkek asla
toplulukta ya da dudaklardan hoşçakal öpücüğü beklemez. Pretty
Woman'daki Julia Robert's bile bunu istemez.
- Aynı şey ilk randevuda toplulukta, sarmaş dolaş olmak için de geçerlidir. İlk buluşma da öpüşme veya sarılma garip olabilir. Çoğu genç çift ilk birkaç dakika içinde sarmaş dolaş olabiliyor ancak bu hiç romantik değil...
Genel huzuru bozma: "Hey çüş oradakiler, atları korkutmak istemeyiz değil mi? Lütfen çocukların hatırı için ahırınızdan çıkmayın"
Sıkıcı oyun: "Gerçekten çok sakin bir oyun biliyorum. Birbirinizi sadece dudaklarınız değecek şekilde öpmeye çalışacaksınız. Dilinizi de değdirmemeniz gerekiyor. Oynamak ister misiniz?"
Aptallar için önsevişme: "Tatlım, sadece sırt üstü yatmanı, rahatlamanı ve tüm işi bana bırakmanı istiyorum. Hareket etmek zorunda değilsi. Hayır, demek istiyorum ki hareket etme!"
Doktorun tavsiyesi: "Dişçin dedi ki kanal tedavisi yapıldığı için ağzıma kürdan hariç herhangi bir yabancı obje girmemeliymiş."
Körelmiş enstruman: "Şimdi ve her zaman ıslak severim. Ancak insanlar diş izlerini merak etmeye başlayacak. Zaman zaman biraz daha nazik olabilir misin lütfen. Şimdi öp beni seni aptal.."
Cinselliğin Gizli Silahları
Eski çağlardan beri insanoğlunun ilgisini çeken
afrodizyaklar, özellikle Uzakdoğu kökenli öğretilerde geniş biçimde yer
alıyor. Sözgelimi, seks sanatı olarak bilinen Taoculuk’ ta besinler
"yin" ve “yang" olarak ikiye ayrılıyor. Kadınlar için yin, erkeklere
için yang türü besinler öneriliyor.
Yin besinler; yeşil ve lifli
sebzeler, az miktarda balık eti ile meyve ve baklagillerden oluşuyor.
Yang gıdalar ise; tuzlu ve fazla pişmiş yiyecekler ile kök bitkiler,
hayvansal besinler ve hububatları kapsıyor. Taocu felsefede, insanların
tavsiye edildiği şekilde beslendikleri takdirde, her zaman mükemmel bir
cinsel yaşam sürdürebilecekleri iddia ediliyor.
Hindistan’daki
bazı yoga öğretilerinde fazla şekerli yiyeceklerden kaçınılması
istenirken, Çinliler polen içeren gıdalar alınmasını tavsiye ediyorlar.
Beslenmenin
insan yaşamında doruğa çıktığı zamanın başlangıç noktası, anne
karnındaki döneme rastlıyor. Yani cinsel hayatımızın ne kadar renkli ve
etkili olacağı annemizin karnındayken şekillenmeye başlıyor.
Diyabet
ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık bu konuda şu bilgileri
veriyor: "Besinleri; proteinler, karbonhidratlar, yağlar, su, vitamin
ve mineraller olarak 6 gruba ayırabiliriz. Bunların çoğu, kalori
sağlayan, günlük hareketi temin eden besin kaynaklarıdır. Yani bir tür
yakıt. Ama vücudun kalıcı maddeleri protein, vitamin ve minerallerdir.
Bunlar organizmanın esas yapı taşını oluştururlar. İşte, seksüel
organların ve hormonların gelişimi de anne karnında, bu yapı taşlarının
konmasıyla başlıyor. Bu evrede eksik ve kötü beslenme, açlık gibi
durumlar, çocukta bir fonksiyon eksikliğine neden olabiliyor.”
Prof. Dr. Bağrıaçık, seks yaşamı için ikinci önemli evrenin gelişme yaşı olarak adlandırılan ergenlik dönemi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:
"Bu
dönemde yetersiz beslenme kadar aşırı beslenmenin de olumsuzlukları
görülüyor. Şişmanlık, oburluk, fazla yağlı gıdalarla beslenme gibi
alışkanlıklar cinsel organların fonksiyonlarını engelleyen veya azaltan
etki yapıyor. Bir erkek çocuk 7-12 yaş arasında birden bire kilo alırsa
yumurtalıkları küçülüyor ve gelişmesi zayıflıyor.
Kız çocuğunun ise adet görmesi gecikiyor, göğüsleri gelişmiyor. Rahimde
ya da yumurtalıklarda gelişme bozuklukları ortaya çıkabiliyor."
Uzmanlar, cinsel performansı
artırmak için çeşitli ilaçlara yönelmektense, düzenli ve sağlıklı bir
beslenme programı izlemenin çok daha yararlı olacağını savunuyorlar.
Domates ve kayısı cinselliğe yararlı
Cerrahpaşa Tıp Fakültesine yapılan bazı araştırmalarda domates ve kayısıda bulunan PP vitaminin
cinsel performansı ve isteği artırdığını ortaya çıkardı. Bu durum, hem
C vitamini hem de PP vitamini açısından zengin olan domatesi sofraların
baş tacı ediyor.
Cinsel performansı artıran maddeler arasında
başı, iyot ve B vitamini çekiyor. B vitamini en çok buğdayda bulunuyor.
Ayrıca C vitaminini de unutmamak gerekiyor. C vitamini almanın en ideal
yolu ise sabah kahvaltısında ya da ara öğünlerden birinde bir kase
çilek yada kivi yemek. Ayrıca yeşil sebzelerde portakal, mandalina ve
greyfurtta da C vitamini olduğunu unutmayın.
Özellikle erkekler
günlük çinko alımına dikkat etmelidir. Çünkü çinko, erkeğin sperm
üretimini artıran mineraller arasında yer alıyor. Erkeklerin pırasa,
lahana türü sebzeleri bolca tüketmesi gerekiyor.
Market Arabası Ne İle Doldurulur?
Mutfağınızdaki yiyecekler ne kadar sağlıklıysa,
çocuğunuza sunacağınız yemekler de o kadar sağlıklı olur. Bu yüzden,
mutfağınızdan meyve, sebze, süt ve yoğurdu kesinlikle eksik etmemelisiniz
Çocuğunuza sağlıklı besin seçenekleri sunmak ve bunlardan birini tercih etmesini sağlamak için öncelikle yapmanız gereken eve getireceğiniz besinlerde seçici olmaktır. Bunu sağlamak için market arabanızda olması ve olmaması gerekenler:
• İlk almanız gerekenler, meyve, süt, yoğurt ve peynirdir.
• Şekerli süt ve yoğurt almayın.
• Pastörize süt ve süt ürünlerini tercih edin.
• Yoğurdun içerisine meyveyi taze olarak kendiniz ekleyin.
• Meyve
şekeri çoğunlukla yeterlidir, tatlıya yatkın bir damak tadının
oluşumunu engellemek için şeker ilavesi yapmanıza gerek yok.
• Buzdolabında süt bulunmayan gün olmasın.
• Çocuğunuzun her gün bir bardak süt içmesini sağlayın.
Yemek Hazırlarken
• Mümkün olduğunca hazır gıdaları (çorba, karışık et, köfte ve parça etleri) tercih etmeyin. Evde kendiniz hazırlayın.
• Her öğünde taze olarak hazırlamaya özen gösterin.
• Sebze ve meyveleri su ile çok iyi yıkayın.
• Tatlı hariç yiyeceklere şeker ilave etmeyin.
• Zeytinyağını tercih edin.
• Mümkünse kendi yoğurdunuzu evde yapın.
• Pilav ve makarnalarınızı yaparken katı yağ kullanmaktan vazgeçin.
YEMEKLERİ DAHA DEĞERLİ HALE GETİRİN
• Yiyecekleri hazırlarken çok uzun süre pişirmeyin.
• Çok miktarda hazırlayıp defalarca ısıtmayın.
• Zeytinyağını en son ocaktan aldıktan sonra ekleyin.
• Elle doğranabilen sebze ve salata malzemelerini elle doğrayın; bıçak kullanmayın.
• Sirke
ve limon ilavesi ile asit ortam oluşturulan, yiyecekleri (salata vb.)
bekletmeyin. Bu tarz sosları en son, sofraya getirirken ilave edin.
• Gaz yapıcı öğeleri uzaklaştırmak adına, kuru baklagillerin bekleme suyunu dökün, haşlama suyunu değil.
• Makarnayı
kepekli veya vitamin ilaveli tercih edin ve makarnayı suyunu çektirme
yöntemi ile hazırlayın. Sebzeleri ve makarnayı haşlayarak suyunu
dökmeyin.
• Tatlılara şekeri (özellikle sütlü tatlıları) ocaktan aldıktan sonra ekleyin.
• Pişirme yöntemi olarak kızartma, kavurma ve mangal yöntemlerini kullanmayın.
• Bu
yöntemler ile besinler aşırı yağ çekip, yanmış yağ tüketimine neden
olur. Ayrıca besinin yüksek ısı ile doğrudan teması sonucu kanser yapıcı öğeler ortaya çıkar, besin değeri azalır.
• Izgara,
fırında, haşlama veya buharda pişirme yöntemlerini tercih edin. Bu
sağlıklı pişirme yöntemleri, ateş ve yağ ile teması en aza indirmesi ve
bu sayede besin değerini koruması açısından önemlidir.
• Meyvelerin sularını konsantre olarak değil, taze sıkarak en geç 2-3 dakika içinde tüketin, kesinlikle bekletmeyin.
Beslenme Diyet Dergisi
Anti-Selülit Egzersizler
Her ne kadar yumurta kapıya dayandıysa da bir anti-selülit programından yararlanmak için kolları sıvayabilirsiniz.
Programın temeli popo, üst bacak ve göbeğinizdeki derinin canlanması, düzleşmesi ve daha sağlam kaslara sahip olmak üzerine kumlu. Üstelik bunu günde yarım saatinizi ayırarak iki hafta içinde başarabilirsiniz. Doğru bölgelere yönelik bir masaj bağ dokusunu güçlendirir ve kan dolaşımını hızlandırır. Önemli olan masajı bir anti-selülit kremiyle yapmaktır. Bunun için ellerinizi yumruk yapıp parmak kemiklerinizle, hafif bir baskıyla yukardan aşağı cildinizin üzerinde gezdirin. Bir sonraki adımda cildinizi başparmağınız ve işaret parmağınızı kullanarak yakalayın ve 's' şeklinde masaj yapın.
Bitkisel östrojen alın
Bitkisel
hormonlar, lipoproteinlipase denilen yağ depolayıcı hormonu frenler. Bu
maddeler, tofu, soya parçacıkları, mercimek, ahududu gibi besinlerde
bulunur. Yine arginin ve ıysin (süt ürünlerinde, yumurtada ve kanatlı
hayvanlarda bulunur) adlı iki aminoasit, somatotropin adlı büyüme
hormonu üretimini tetikler. Bu da kasları geliştirir, yağları eritir.
Stresi yenin
Stres yağ hücrelerini ciddi anlamda harekete geçiriyor! Bu yüzden zaman zaman istediğiniz bir kas grubunu 10'a kadar sayarak gergin tutun. Nefes verirken serbest bırakın.
BAŞLANGIÇ HAREKETLERİ
Başlangıçta
kısa bir ısınma her zaman iyidir. Kas yaralanmalarını önler, eklemlerin
bağ dokularının elastik olmasını sağlar. Evet, şimdi başlıyoruz!
Serbest durun. Sırtınız mümkün olduğunca dik olsun. Ellerinizi tıpkı
resimde olduğu gibi yumruk yapın ve kollarınızı aynı açıyla vücudunuzda
birleştirin. Daha sonra bir ayağınızı kalçadan öne doğru fırlatın.
Ayağınız gergin durmalı. 5 dakikada bir bacaklarınızı değiştirerek
hareketi tekrarlayın.
BACAK ARKALARI İÇİN
Biraz
zor gibi görünse de deyim yerindeyse fıstık gibi bir popo bu hareketle
garanti! Yüzükoyun yatın, kollarınızı fotoğraftaki gibi alnınızın
altına koyun. Omurganız dümdüz durmalı. Şimdi iki bacağınızı birden
aynı anda düz ve gergin bir şekilde kaldırın. Kısa bir süre havada
tutun ve yine yavaş yavaş aşağı indirin. Ayakuçlarınızı yere
değdirebilirsiniz. Bu hareketi de 10'ar kez 3 set tekrar edebilirsiniz.
BACAK ÖNLERİ İÇİN
Üst bacak için bir egzersiz daha. Bu kez ön tarafı çalıştırıyoruz. Yere oturun, omurganız dümdüz, başınızla ileri bakıyorsunuz. Eller fotoğraftaki gibi poponuzun iki yanında, avuç içleri yerde. Parmak uçlarınız arkayı gösteriyor. Ayaklarınız gergin, ayak parmak uçları da gökyüzünü gösteriyor. Şimdi bir bacağınızı yavaşça kaldırın ve yavaşça indirin. 15 kez arka arkaya yaptıktan sonra ayak değiştirin. Önemli olan bacaklarınızı son derece gergin tutmak.
KUMDA KOŞU:
Liposuction, masaj, sağlıklı beslenmek gibi faktörler de sülülitlerinizle girdiğiniz savaşta size destek olur. Ancak selülitin baş düşmanlarından biri de elbette egzersiz yapmak. Uzmanlar, yaz aylarında yapacağınız egzersizlerden daha fazla verim alabilmek için kumlara çıkmanızı öneriyor. Gerçektende kumda yaptığınız egzersizler, düz zeminde yaptıklarınızda daha fazla efor sarf etmenize yardımcı olur.
Beslenme Diyet Dergisi
Rahat Rahat Uyumak İçin Neler Yapmalıyız?
Düzenli ve sağlıklı bir uyku,
insan bedeninin pek çok sistemi için olduğu kadar yaşam kalitesi için
de vazgeçilmezdir. Sağ yana yatarak ve ayakları vücuda doğru çekerek
uyuma şeklinde sindirim sistemi rahat çalışır, mide ve bağırsaklar da
korunur.
Çoğu insan günlük yaşantısının üçte birini uyuyarak geçiriyor. Uyku, yemek yemek, su içmek, nefes almak gibi organizma için vazgeçilmez bir zorunluluk. İnsanlar uzun süre uykusuz bırakıldıklarında, istem dışı olarak kısa süreli olarak uyuya kalmakta. Uykusuz geçen süre uzadığında da uyku ataklarının daha sık ve uzun süreli olduğu görülmekte.
Uyku yoksunluğu deneylerinde, üç gün sonunda gerginlik, sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, aklını toplayamama, konuşulanları anlayamama gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Daha sonra ellerde titreme, vücutta yanma ve ağrılar, görme bozuklukları olmaktadır. Bugüne kadar insanlarda yapılabilmiş, en uzun süreli uykusuzluk deneyi 11 gün ile Amerikalı bir radyo muhabirinde gerçekleştirilmiş. Denek, psikoza benzer belirtiler göstermeye başlayınca deney sonlandırılmış.
Yaşam kalitesi için vazgeçilmez
Düzenli
ve sağlıklı bir uyku, insan bedeninin pek çok sistemi için olduğu kadar
yaşam kalitesi için de vazgeçilmezdir. Bu konuyu sınıf arkadaşım, Amerikan Hastanesi Uyku Laboratuarı Şefi Dr. Sabri Derman
ile konuştum. Gençlik yıllarından beri hiç değişmeyen o ince esprili ve
insanı içine çeken sevecen konuşması ile anlattı uyku sırasında
vücudumuzda olanları ve sağlıklı bir uyku için neler yapılması
gerektiğini.
İşte Dr. Sabri Derman’ın uyku ile ilgili anlattıkları.
Uyku sırasında yatış pozisyonu ile ilgili olarak vücutta ilginç değişimler olur. Yatılan tarafa bağlı olarak burun deliklerinden birisinin tıkanırken, diğerinin açıldığı ve solunumun açık olan burun deliğinden yapıldığı belirlenmiştir. Ayrıca, nefes alınan burun deliği ile beynin yarımküreleri ve sempatik-parasempatik sinir sistemleri arasında da bir ilişki olduğu çalışmalarla gösterilmiştir.
Burun içi astarı 1.5 - 2 saatlik döngüler içinde şişer ve söner. Bazı araştırmacılara göre sağ tarafa yatılması durumunda, sağ burun deliği tıkanmakta, sol burun deliği açılmaktadır ve parasempatik sinir sistemi faaliyetleri artmaktadır. Bu nedenle kalp hızı yavaşlar, tansiyon düşer ve mide-bağırsak faaliyetleri yavaşlar. Sonuçta kalbimiz daha az yorulur, uykuya dalmamız daha kolaylaşır.
En uygun yatış pozisyonu
Diğer
yandan sol tarafa yatıldığında ise sol burun deliğinin tıkanması ile
birlikte sağ burun deliğinden nefes alınması, sempatik sinir sisteminin
faaliyetlerinde artışa yol açar. Bu durumda kişi heyecanlanmış gibi
olur ve kalp atışlarındaki hızlanma ile kalp daha da yorulur.
Bu
yüzden uykuya dalma zorlaşır. Sol tarafa yatarak uyumada bu
araştırmalara göre, vücut yeterince dinlenemeyebilir. Yüzüstü yatmak da
kalp, akciğerler ve mideye baskı yapacağından rahatsızlık verebilir.
Sırtüstü yatıldığında ise uykuya dalmada gecikme olabilir. Bu durumda
gün içinde olduğu şekilde iki burun da açık olacak ve parasempatik
sistem uyarılamayacaktır.
Kişiden kişiye değişebilmekle beraber, en olumlu yatış pozisyonunun sağ yana yatarak ve ayakları vücuda doğru çekerek uyuma şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu yatış şeklinde sindirim daha rahat çalışacağı gibi mide ve bağırsaklar da korunacaktır.
Uygun ortam nasıl sağlanır?
Uyuma ortamının karanlık, sessiz ve serin olması, yatağın kişiye uygun sertlikte olması gereklidir. Bu faktörlere ek olarak kaliteli bir uyku veya rahat bir şekilde uykuya geçebilmek için yemek yedikten ve / veya alkol aldıktan en az üç saat sonra yatmaya özen gösterin. Akşamları ana öğününüzü çok geç saatlere bırakmayın ve protein ağırlıklı, ağır yiyecekler yerine daha hafif, az yağlı öğünler tercih edin. Bazı baharatlar da uyku sırasında mideyi rahatsız edebilir. Çok baharatlı yiyecekleri gece geç saatlere bırakmayın. Kafeine karşı duyarlılığınız yüksek ise akşamları geç saatlerde çay, kahve, kola, çikolata gibi kafein içerikli yiyecekleri tüketmeyin. Yoğun ve stresli bir günü ardından geceleri uykuya dalmakta zorlanıyor veya psikolojik nedenlere bağlı uykusuzluk çekiyorsanız gece yatarken papatya, melisa gibi çaylar veya 1 bardak ılık süt içerisine 1 tatlı kaşığı tarçın ekleyip içmek sizi rahatlatacaktır. Valerian (kedi otu), pasiflora gibi bitkilerin de kapsülleri, eğer doktorunuz uygun görüyorsa, bu konuda size yardımcı olabilir. Bu bitkiler antideprasan değildirler fakat her bitkisel takviyede olduğu gibi, etken maddelerinin yarardan çok zarar getirmemesi için, özellikle kullanım talimatları, sizin kişisel durumunuza uygunluğu, kullandığınız ilaçlarla etkileşimleri ve dozları konusunda doktorunuza veya eczacınıza danışmanız sağlığınız açısından en doğrusudur.
Bronzlaşma Bağımlısı Olabilir misiniz?
Yapılan yeni bir araştırmada, kadınların ve erkeklerin çok fazla
güneşte kalarak bronzlaşma arzusunda bulunmalarının neredeyse
‘’uyuşturucu bağımlılığı’’ kadar güçlü bir bağımlılık olduğu
belirlendi. Amerikan Wake Forest Üniversitesi’nin yaptığı araştırmada;
çok büyük tehlike ve risklere rağmen insanların birçoğunun neden
bronzlaşmaya arzu duydukları üzerinde çalışıldı.
Bu hastalığın ismine ise ‘’Tanoreksiya’’ deniliyor.
Tanoreksiya terimi, doktorlar tarafından özellikle İngiltere’de genç
nüfusun bronzlaşmaya olan yoğun talebi sonrasında ortaya çıkarılmış bir
terimdir. Bu bağlamda İngiliz Kanser Araştırmaları Merkezi, 16 yaşından
küçüklerin solaryum salonlarına alınmaması uyarısını yapmış durumda.
Bronzlaşmanın Vücudumuza Etkileri
Tenimizin rengi güneş ışıklarıyla koyulaşmasının, hücre hasarının daha fazla arttığının bir kanıtı olduğunu biliyor musunuz?
Tenimiz kendini korumak için rengini koyulaştırır. Aşırı bronzlaşanlar,
vücutlarındaki DNA hücrelerine hasar verir ve bunun sonucunda cilt
kanseri olma riski ortaya çıkar.
Bronzlaşmak, bazı ürünler ile birlikte sağlanabilir. Bunların arasında
bronzlaştırıcı losyonlar, spreyler ve bazı kozmetikler bulunur
Bronzlaşmak Keyifli mi?
16 kişiden oluşan araştırma grubunun yarısı ayda 8 ila 15 defa güneşlenirken, grubun diğer yarısı ise yılda 12 defadan az güneşlendi. Katılımcılara, endorfin hormonu üretimini azaltması için bir çeşit ilaç verildi. Güneşlenen grubun bir kısmı UV olmayan ışınlanlarla esmerleşirken, diğerleri UV ışınları ile bronzlaştı.
Araştırma sonucunda, UV ışınlarına maruz kalan grupta uyuşturucu bağımlılarında görülen bazı semptomlar gözlenirken, diğer grupta ise herhangi bir bulguya rastlanmadı. Böylece araştırmacılar; güneş ışınlarına aşırı süre maruz kalmanın yarattığı olumsuz psikolojik etkileri keşfetmiş oldular. Sonuçların net ve kesin olmadığını söyleyen Wake Forest Üniversitesi araştırmacıları, konu ile ilgili daha geniş çapta araştırmalar gerektiğini özellikle belirttiler.
Sigarayı Bırakanlar Neden Kilo Alıyor?
Sigarayı bırakmanın yarattığı boşluk hissi genelde
yemekle doldurulmaya çalışılır. Sigarayı bırakmaya hazırlanıyorsanız
aynı anda veya bırakma hazırlığında iken bir beslenme uzmanından yardım alın.
Dilara Koçak
Kanun gereği 19 Temmuz 2009 itibariyle restoran, cafe ve lokantalarda sigara yasağı başlıyor. Belki bu durum sigara içenler için caydırıcı bir fırsat olur ve sigara bırakma kararlarını çabuklaştırır. Eğer kilo almaktan korktuğunuz için sigarayı bırakma konusunda çekinceleriniz varsa sizi biraz aydınlatmak isterim. Sigarayı bırakmaya hazırlanıyorsanız aynı anda veya bırakma hazırlığında iken bir beslenme uzmanından yardım alın, “önce sigarayı bırakayım kiloyu sonra veririm” diye düşünmeyin. Genellikle sigarayı bırakanlar ilk başta birkaç kilo alırlar. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, sigarayı bırakan erkeklerin yüzde 61’i, kadın-ların ise yüzde 51’i sigarayı bıraktıktan sonra bir - iki kilo almaktadır. Ancak sigarayı bırakanların yüzde 23’ü de kilo vermektedir, siz neden bu gruba dahil olmayasınız?
Bir diyetisyene gidin
“Önce
zayıflayayım, sonra sigarayı bırakırım” fikri yerine beslenme
alışkanlıklarını düzenleyip planlı bir süre sonunda da sigara bırakma
kararını hayata geçirmek daha doğru bir yaklaşım olur. Sigara içimi
başta ağız ve dudak kanseri olmak üzere birçok tümörün kaynağıdır.
Sigara içmek kanser, yüksek kolesterol düzeyi, koroner arter hastalıklarına, solunum bozukluklarına ve osteoporoz
riskinin artması gibi birçok hücrede hasara neden olur. Vitamin ve
mineraller gibi temel besin öğelerinin emiliminin engellenmesine neden
olur.
Türkiye’de her yıl yaklaşık 100 bin, dünyada ise 5 milyon
kişinin sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğü bildiriliyor, üstelik
sigara içmemesine rağmen tütün dumanına maruz kalanlarda da ölüme yol
açabiliyor. Üstelik tütün ürünlerinin hepsi nargile, puro, pipo vs için
bu durum geçerli. Sigaranın içinde bulunan nikotin ve çok sayıda toksik madde, vücuttaki detoksifikasyona yani bedeninin kendini temizleme sistemine çok büyük bir zarar veriyor
Sigara
içmek özellikle C vitamini alımında problemlere yol açar. Bildiğiniz
gibi C vitamini vücudumuzun temel antioksidanlarındandır.
Antioksidanlar birçok hastalığın önlenmesinde önemli rol oynar. Bu
eksikliği ortadan kaldırabilmek için vücudunuz daha çok C vitaminine
ihtiyaç duyar. Ama şunu bilmelisiniz ki hiçbir şey sigara içerek
vücudunuza verdiğiniz zararı geri çeviremez.
Sigara dumanı
bileşimindeki kimyasallar tüm doku ve organları dolaşabileceği gibi,
tabii ki sindirim sistemimize de ulaşacak ve burada tahribatlara yol
açacaklardır. Özellikle bileşimindeki oksidan maddeler, besinlerle
dışarıdan aldığınız ve antioksidan dediğimiz bağışıklık
sisteminizi güçlendiren vitaminlerin (C, E, A vitamini ve A vitamini ön
maddesi olan beta karotenin) kanda ve serumdaki seviyelerini azaltır.
Sigara bırakırken kilo almamak için
-
Sigarayı bırakmaya niyet eden kişi, önce beslenme alışkanlıklarını
gözden geçirmek üzere bir beslenme ve diyet uzmanıyla görüşmelidir.
-
Sigarayı bırakınca nikotin sebebiyle metabolik hızda azalma
yaşanabilir, buna engel olmak için düzenli bir egzersiz programına
başlanarak tedbirli olunmalıdır
- Sigarayı bırakıldığında kan
şekerinizde düzensizlik oluşabilir ve canınız tatlı isteyebilir. Bunu
önlemek için şekersiz çiklet çiğneyin, şeker ihtiyacınızı meyvelerden
veya taze sıkılmış meyve sularından karşılayın. Ancak her 1 çay bardağı taze meyve suyu-nun yaklaşık 45 -50 kalori içerdiğini unutmayın bu sebeple maden suyu ile karıştırmak iyi bir çözüm olabilir.
-
Sigarayı bıraktıktan sonra kafeinli içecekleri çok fazla içmeyin,
genelde bu içecekler sigarayı hatırlatabilir diğer yandan sigara
bırakılınca sinirlilik olabilir ve kafein bu huzursuzluğu artırabilir.
Çekirdek yerine salatalık yiyin
-
Sigara birçok insan için yemek bitiş sinyalidir. Özellikle kalabalık ve
sohbetli masalarda kişiler farkında olmadan ihtiyaçlarından fazla yemek
yiyebilir. Kişi sigara içiyorsa karnı doyduğu anda bir sigara yakar ve
böylece yemekten uzaklaşır. Sigarayı bırakınca ise bu alışkanlık ve
beyne komut verme bir süre fazla yemek ile sonuçlanır. Bu gibi
durumlarda diş fırçalamak veya naneli şeker kullanmak iyi bir çözümdür
- Nikotin metabolik hızı biraz artırır, bu sebeple sigara içmeyince aynı besinleri yemenize rağmen az kilo artışları olabilir.
- Kan şekeri düzensizlikleri oluşabilir bu da sürekli yeme ihtiyacı doğurur.
- Sigara bırakmanın yarattığı boşluk hissi genelde yemekle doldurulmaya çalışılır. En büyük tehlike avuç avuç kuruyemiş, çekirdek gibi yağlı gıdalar yemektir. Oysa salatalık, kereviz sapı, domates, meyve daha sağlıklı atıştırmalıkladır çünkü yağ içermezler ve düşük kalorilidir.
Sigarayı bıraktıktan sonra
- Tad alma duyusu artar, yiyeceklerin tad ve kokusu daha iyi hissedilir
- Sigara genelde iştahı kapar. Sigara bırakılınca iştah açılabilir.
-
Genelde sigara yemeğin bitiş sinyalidir. Uzun sohbetlerin olduğu oramda
kişi yemek yemeye sürekli devam edebilir ve eskiye oranla daha fazla
yiyecek tüketir. Bu durumda diş fırçalamak veya naneli şeker ile yemeği
sonlandırmak çözüm olabilir.
Kayısılı Tart
Malzemeler:
Fındıklı Tart Hamuru için: 250 gr
Toz fındık, 175 gr margarin, 175 gr un , 140 gr pudra şekeri, 2 adet yumurta sarısı, 1/2 adet limon,
1 çay kaşığı tarçın
Sos için: 400 gr kayısı marmeladı
Fındıklı tart
hamuru için limon rendelenir ve suyu sıkılır. Limon suyu ve rendesi diğer malzemelerle birlikte
karıştırılır, hamur istenilen kıvama gelinceye kadar elde yoğrulur. 30 dakika dolapta dinlendirilir.
Hamur merdaneyle açılır, tart kalıbına yerleştirilir ve hamurun fazlası alınır, üst yüzey süslemesi
için saklanır. Tart hamurunun içi kayısı marmeladı ile doldurulur. Artan hamur tırtıllı kesici
yardımıyla gösterilen şekilde kesilir. Kesilen tırtıllı hamur şeritleri ile tartın üzerine şekiller
verilir. 180 C'lik fırında 35-40 dakika pişirilir.
Kolay
gelsin...
Kaynak: Güneş
Nevin Terzioğlu






