| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

1297 "kadın" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"kadın" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Hamilelikte Bilgisayar Kullanımı

HamilelikBilgisayar ekranı karşısında durmak veya çalışmak bebeğinize ya da size zarar verir mi?

1970'lerin 2. yarısından itibaren ‘video display terminal’ adı verilen monitörler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. İnternet ve bilgisayarların kullanımındaki son 5 yıldaki inanılması güç artış bu teknolojik cihazları neredeyse yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline soktu. Şu anda sedece A.B.D'de 50 milyon bilgisayar kullanıcısı olduğu ve bunların en az yarısının üreme çağındaki kadınlardan oluştuğu tahmin ediliyor.

1980'lerin başlarında yapılan çalışmalarda VDT'lerin ölçülebilir miktarlarda X-ışını yaymadığı tespit edildi. Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü’nden Dr. Alper Mumcu, VDT’lerin X-ışını üretse bile bu ışının doğumsal defek yaratacak kadar yüksek olmadığı ve ışının terminal tarafından absorbe edildiğinin fark edildiğini söylüyor.

Daha sonraları gebelikleri esnasında VDT kullanan kadınlarda düşük ve doğum defekleri bildirilmesi üzerine, bu terminallerin bazı eski televizyon cihazları gibi zararlı olabilecek ışınlar yaydığı iddiaları ortalığı karıştırdı.

Günümüzde bu tartışma hala daha devam etmektedir. Geçen yıllar içerisinde teknoloji ve bilgilerdeki değişiklikler radyasyonun yanısıra elektromanyetik alan (EMA) kavramını literatüre kazandırmıştır. Elektrik kabloları ve elektrikli cihazlar EMA yaratırlar. Radyasyondan farklı olarak EMA hücrelerde ölüme yol açmaz, genlere hasar vermez ve uzunca bir süredir güvenli olarak kabul edilirler.

VDT ve düşük
1991 yılında A.B.D. Ulusal Meslek Güvenliği ve Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan oldukça geniş kapsamlı bir çalışma tüm gün boyunca VDT ile çalışan kadınların, VDT ile temas etmeyen kadınlara göre düşük risklerinin daha yüksek olmadığını ortaya koymuştur. Bu konuda yapılan diğer çalışmaların çoğuda benzer sonuçlar vermiştir.

Yine bu çalışma VDT kullanıcıların evlerdekinden daha fazla elektromanyetik enerjiye maruz kalmadıkları sonucunu çıkarmıştır. Şu an elimizde olan veriler gebelikte bilgisayar monitörü kullanımının düşük riskini arttırmadığı ve güvenli olduğu yönündedir.

VDT'e bağlı risk artışı olmamasına rağmen, bilgisayar kullanıcılarının çoğunda ense, bilek, el ve omuz ağrıları mevcuttur. Yine bu kişilerde gözlerde problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çoğu kişide stres yaratmaktadır ve stres gebelik üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.

Önlemler
VDT'lerin olumsuz etkileri saptanmamış olmakla birlikte, konunun spekülatif olması önlem almayı uygun kılmaktadır. Bilgisayar kullanan gebe kadınların hem x-ışınlarından hem de EMA'dan korunmak için ekrandan en az bir kol boyu uzaklıkta çalışmaları önerilmektedir. Bu mesafe yaklaşık 50 santimetre kadardır ve EMF ile radyasyonun gücü 50 santimden sonra kaybolmaktadır.

Bilgisayar ile çalışmaya bağlı psikolojik ve fizyolojik stres uygun şekilde ayarlanan çalışma saatleri ve molalar ile azaltılabilir. Yine çalışma ortamı ve masasının dizaynı stres azaltmakta etkilidir. Rahat koltuklar ve masalar, belden destekleyici yastıklar yaararlı olur.Uzun süre mola vermeden çalışmak kaslarda gerginlik, tendonlarda ve bağlarda inflamasyon ve dolaşımda bozukluğa yol açar. Bütün bunlar gebe kadında huzursuzluk yaratır. Uygun zamanlada mola vermek şarttır. Bunun için 2 saatte bir 15 dakika ara vermek yeterlidir. Ayağa kalkıp biraz dolaşmak ve gerinmek çoğu gebeye iyi gelir. Bu amaçla yapılan baş ve boyun hareketleri ile omuzlar ve ayakları çevirmek dolaşımı destekler.

Sonuç olarak bütün bu bilimsel verilerin ışığında, meslekleri gereği bilgisayar kullanmak zorunda olan kadınların yukarıdaki önlemleri almak kaydı ile gebelikleri süresince güvenle monitör karşısında çalışabileceklerini ve bununla ilgili endişe duymalarının gereksiz olduğunu söyleyebiliriz.

Kilo Vermek İçin Ne Yapmalıyız?

SporKilo vermek ve formunuzu korumak için her gün kaç dakika yürümeli, kaç gram yağ tüketmeli, kaç kalori daha az almalıyız?

Televizyon karşısında maksimum 2 saat vakit geçirerek, günde 3 ana 2 ara öğün tüketerek, her gün 60 dakika yürüyerek, en fazla 70 gram yağ tüketerek, bel çevrenizi 90 santimetrede tutmaya özen göstererek ve her gün 100 kalori daha az alarak kilolarınızdan kurtulup formunuzu koruyabileceğinizi biliyor muydunuz? İşte rakamlar ve altında yatanlar…

2
Televizyon karşısında geçireceğiniz maksimum saat süresi


68 bin kadın üzerinde yapılan bir deney 2 saatten fazla televizyon izleyen kadınların obez olma ihtimalinin yüzde 23, diyabet hastalığına yakalanma ihtimalininse yüzde 14 daha fazla olduğunu ortaya çıkarmış. Televizyon karşısında sürekli oturma, hareketsizlik ve atıştırma gibi etkenler kilo almamıza neden oluyor. Dolayısıyla televizyon karşısında geçirilecek vakti minimumda tutmak, illa atıştırılacaksa meyvelerin tercih edilmesi sağlıklı olacaktır.

5
Bir günde tüketilmesi gereken öğün adedi


Uzmanlar günde 3 ana öğün ve en az 2 ara öğün tüketilmesi gerektiğinin altını sürekli çiziyorlar. "Ne kadar az yersem o kadar çok kilo veririm" kesinlikle yanlış bir inanıştır. Bunu düşünerek, öğle veya akşam fark etmez; herhangi bir öğün atlanırsa, bu diyet kilo verememekten ziyade kilo almaya bile dönüşür. Unutmayın atlanan öğün, insanı kan şekerinde düzensizliğe ve çabuk acıkmasına neden olur. Böylece bir sonraki öğünde daha çok besin tüketilir ve kilo alımı burada devreye girmeye başlar.

60
Bir günde yapmanız gereken yürüyüş dakikası


Uzmanlar en az yarım saatlik bir yürüyüşün genel sağlık açısından oldukça faydalı olduğunu söylüyor. Fakat kilo vermek istiyorsanız tüm diyetlerin yanında yapmanız gereken bir şey varsa, o da en az 1 saatlik tempolu yürüyüşlerdir. Amerika'da bu konuyla ilgili yapılmış bir araştırma her gün düzenli olarak bir saat tempolu yürüyüş yapan kadınların obez olma ihtimallerinin yüzde 24, diyabet hastalığına yakalanma ihtimallerinin ise yüzde 34 azaldığını ortaya çıkarmış. Dikkat etmeniz gereken konu ise ağır yemeğin hemen ardından yürümemek ve yanınızda daima su bulundurmak.

70
Günde alınması gereken maksimum yağ gramı


Aldığınız yağı kontrol altına almak artık çok kolay. Çünkü raftan aldığınız her ambalajın arkasına baktığınızda içeriğini oranlarıyla görebilmeniz mümkün. Bu şekilde bilinçli yağ tüketimine özen göstermeniz formunuzu korumanız açısından oldukça faydalı. Eğer ortalama kilo ve boyda bir insansanız 70 gram bir günde almanız gereken maksimum gram miktarıdır. Eğer kilo verme aşamasındaysanız tüketeceğiniz yağ miktarı maksimum 50 gram olmalı.

90
Bel çevrenizin santimetre olarak maksimum ölçüsü


Bel çevrenizin kalınlığının nelere yol açtığını biliyor muydunuz? Bölgedeki yağ perdesi büyümeye başlar, böbreklere baskı yapar, tansiyonu yükseltir, karaciğeri zehirler, yüksek kolesterol yaratır, şeker hastalığını ortaya çıkarır, safra taşları yapar, bağırsaklarda tehlikeli durumlar yaratır. Görüldüğü üzere bel çevresinin ölçüsü sağlık açısından oldukça önemli bir konu. Hatta doktor Mehmet Öz, tartılmak yerine belimiz ölçmenin daha önemli olduğunu söylüyor ve kadınların 93, erkeklerin 101 santimetreyi geçmeleri durumunda sağlık riskinin arttığını belirtiyor.

100
Her gün eksik almanız gereken kalori miktarı


Fazladan 3.500 kalorinin 450 gr almak anlamına geldiğini hatırlatalım. Bu da yılda 35 bin kalori, yani 4.5 kilo anlamına geliyor. Bunu her gün 100 kalori daha az alarak önleyebilirsiniz. Nasıl mı? Bir dilim ekmek daha az alarak, iki ızgara sosis yerine bir haşlanmış sosis yiyerek, iki bardak portakal suyu yerine iki portakal tüketerek, iki yağlı yoğurt yerine iki az yağlı yoğurt seçerek veya mayonez yerine az yağlı salata soslarında tercih ederek...

Sınırlar

Sınırlar

Diş Hassasiyetine Dikkat!

Diş20-40 yaş aralığındaki her 3 kişiden 1’i diş hassasiyeti sorunu yaşıyor. Bu hastaların yüzde 50’si ise tedavi olmuyor!

Diş bakımı markalarından Sensodyne, Türkiye genelinde 15-54 yaş aralığında 1000 kişiyle bir araştırma yapmış ve Türkiye’de diş sağlığı konusundaki bilinci ortaya koymuş. İşte sonuçlar: Araştırmaya katılanların yüzde 73’ü günde en az 1 veya daha sık dişlerini fırçalıyor. Yüzde 8’lik bir kesim, hiç dişlerini fırçalamıyor.

Araştırma sonuçlarına göre 20-29 yaş aralığındaki eğitimli ve çalışan kadınlar, diş bakımına daha çok özen gösteriyor. Kişilerin diş fırçalamasının ilk sebebi, yüzde 70 oranında genel diş sağlığını korumak. Dişleri beyazlatmak, ağız kokusunu önlemek ve bakterileri engellemek de diğer sebepler arasında yer alıyor. Özellikle 20-29 yaş aralığındaki gençler, beyazlatmak için dişlerini fırçalıyor.

Tercih edilen diş macunları arasında ilk sırada yüzde 53 oranıyla naneli, ardından da yüzde 28 oranıyla ferahlatıcı diş macunları geliyor.

3 kişiden biri diş hassasiyeti sorunu yaşıyor.

Dişe şeklini veren, diş minesine destek olan ve diş minesinin alt kısmında yer alan yumuşak tabakaya dentin adı veriliyor. Dentin; sert fırçalama, diş eti çekilmesi ve asit erozyonu gibi nedenler yüzünden açığa çıkıyor ve soğuk-sıcak, tatlı-tuzlu yiyecek ve içecekler ya da fırçalamadan kaynaklanan dokunma etkisi sonucunda sızıya sebep oluyor. Yapılan araştırmalara göre 20-40 yaş arasındaki her 3 kişiden 1’i diş hassasiyeti sorunu yaşıyor.

Diş hassasiyetine karşı, uygun diş macunu kullanmak son derece önemli… Yapılan araştırmalar hassas dişlere sahip kişilerin yüzde 50’sinin bu pratik yöntemi tercih etmediğini gösteriyor. Araştırmaya göre;
- Kişiler, tüm faydaları bir arada sunan bir diş macunu kullanmayı tercih ediyor.
- Hassas dişler için özel olarak üretilen diş macunlarının sadece tek bir yönde faydasının olduğunu düşünülüyor.
- Hassas dişler için özel olarak üretilen diş macunlarının yaşlılar için olduğu sanılıyor.

Diş macunu tüpleri hala ortadan sıkılıyor


Komedi dizilerinin senaryolarına bile konu olan “ortadan sıkılmış diş macunu” kabusu ise devam ediyor. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 48’i diş macunu tüpü ile problem yaşıyor. Özellikle şehirli kadınlardan oluşan % 24’lük grup, diş macunu tüpünün ortadan sıkılmasından rahatsız oluyor. Katılımcıların bir diğer şikayeti de, diş macununun kapağının açık bırakılması.

Diş hassasiyeti için pratik yöntemler

  • Günde iki defa hassas dişlere uygun diş macunu kullanın.
  • Yumuşak diş fırçası tercih edin.
  • Ağız temizliğine dikkat edin.
  • Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara dikkat edin; asitli, ekşi gıdaları tüketme sıklığınızı gözden geçirin.
  • Diş hekimi ile randevularınızı aksatmayın.

Kendi Kendinize Masaj Yapın

MasaAğrıları, stresi ve gerginliği yenmenin sırrı aslında kendi parmaklarınızın ucunda saklı!

Masaj vücudumuzun üç sistemine de etki eden, hafife alınmaması gereken bir rahatlama ve tedavi yöntemidir. Kan dolaşımımızı artırarak, damarları genişletir ve dokuya daha fazla kan gelmesini sağlar. Kas, kemik ve eklemlerimiz açısından da faydalıdır. Örneğin kas dokularının etrafındaki dolaşımı artırır; bu şekilde gelen besin ve giden atık rutini de artar ve kaslar daha sağlıklı olur. Ayrıca kemik ve eklem ağrılarını ortadan kaldırır. Son olarak lenf sistemlerimizi de mekanik ve sinirsel yollarla tedavi eder.Kendi kendinize uygulayabileceğiniz masaj teknikleri ile tüm şikayetlerinizi kendiniz ortadan kaldırabilmemiz mümkün. Nasıl mı?

Ayak bileklerinizde ağrı varsa
Yere oturun ve ayak bileklerinizi kavrayabilecek şekilde dizlerinizi kırın. Elinizi yavaş ve yumuşak hareketlerle ayaklarınızdan dizinize doğru ovun. Ayak bileklerinizi iki elinizle kavrayın. Akıcı hareketlerle elinizi ayak bilekleri etrafında 6 kez saat yönünde, 6 kez de saat yönünün tersinde döndürün. Daha sonra iki parmak ucunuzla ayak bileklerinize küçük yoğurma hareketleri uygulayın. İki tarafı da aynı anda yapın; yine 3 kez saat yönüne ve 3 kez saat yönünün tersine… Son olarak ellerinizi ayak bileklerinizin arka kısmına koyun ve parmak uçlarınızın yardımıyla aşil tendonlarınızı yavaşça yoğurun. Hafif baskılarla tendonlardan topuklara kadar masaj uygulayın.

Ensenizde ağrı varsa
Oturarak veya ayakta fark etmez; boynunuzdan yavaş yavaş inerek omuza inerek hafifçe dokunun. Bu hareketi bolca yaptıktan sonra başınızı hafifçe ters omuza doğru eğin. Aynı uygulamayı ters omuzunuza da yapın. Ellerinizin topuk kısmını boynunuzun iki tarafına tam olarak yerleştirin. Bu şekilde duruyorken parmaklarınızın uçlarıyla aşağı doğru baskı uygulayın. Aşağı indiğinizde parmaklarınız yukarı doğru çekmeye başlayın. Bu hareketi omuzlarınıza inecek kadar uygulayın. Daha sonra parmaklarınızı boynunuzun etrafında yuvarlamaya başlayın. Bu hareketi de kafanızdan boynunuza inerek yapın. Aynı şekilde bolca tekrarlayabilirsiniz…

Başınız ağrıyorsa
Kafanızı sanki saçlarınızı şampuanlıyormuşçasına oğuşturun. Kafa derinize sert bir şekilde baskı uygulayabilirsiniz. Gerginliğin yavaş yavaş yerini dinginliğe bıraktığını siz de hissedeceksiniz. Kafanızı bu şekilde rahatlattıktan sonra parmaklarınızla alın, kaş, şakak, göz altı ve sinüslerinize 2 veya 3 dakikalık masajlar uygulayarak baş ağrınızı azaltabilirsiniz.

Kabızlık şikayetiniz varsa
Sırtüstü uzanın ve bir elinizin avucunu karnınızın üzerine yerleştirin. Parmaklarınızı da düz tutarak göbeğinizin üzerinde 4 tur olacak şekilde saat yönünde küçük dairesel hareketler yapın; aynı şekilde saat yönünün tersine 4 tur daha… Her turda yaptığınız baskıyı biraz daha fazlalaştırın. Diğer elinizi karnınızdaki elin üzerine koyun. Tüm karnınızı kavrayacak şekilde daha büyük dairesel hareketlerle yine iki farklı yöne dörder tur şeklinde uygulayın. Daha sonra tek elinizin parmak uçlarıyla tüm karnınıza küçük küçük darbeler yapın. Diğer eliniz onun peşinden gider şekilde aynı hareketleri yapsın. Ardından karın bölgenizi sakinleştirmek adına karnınızın her iki tarafına avuçlarınızla baskılar yapın (dalga hareketleri gibi). Son olarak avuçlarınızı parmak uçlarınız da karnınıza değecek şekilde yerleştirin. Bu şekilde bir dakika bekleyin. Bu esnada yavaşça derin bir şekilde nefes alıp verin…

Bacağınıza kramp girdiyse
Duvardan 50 santimetre uzaklıkta durun ve ellerinizi duvara koyun. Kramp giren bacağınızı arkaya uzatabildiğiniz kadar uzatın. Ama ayaklarınızın yere basar şekilde olmasına dikkat edin. Dizinizi kırın ve duvara yavaşça baskı uygulayın. Baldırınızı gergin bir şekilde hissedin ve 10’a kadar sayın. Daha sonra iki bacağınız da önde olacak şekilde sandalyeye oturun, ağrıyan bacağınızı diğerinin üzerine koyun. Baldırınızı ellerinizle ovmaya başlayın, kaslara parmaklarınızla baskı yapın. Son olarak ayak bileğinizden dizinize küçük baskılar yaparak rahatlayın.

Evlilik neden bu kadar zor?

EvlilikProf. Dr. Mehmet Sungur, aşk, evlilik, cinsellik, seks, ilişkiler, aldatma gibi hepimizin merak ettiği konularda bizi aydınlatıyor.

Ayşe Arman’ın “Kognitif ve davranış terapileri”, “Cinsel işlev bozuklukları”, “Evlilik terapileri” konularında uzmanlaşmış Prof. Dr. Mehmet Sungur’la yaptığı röportaj...

Prof. Dr. Mehmet Sungur, aşk, evlilik, cinsellik, seks, ilişkiler, aldatma, boşanma gibi hepimizin merak ettiği konularda bizi aydınlatıyor.

Evlilik ve seks terapisti olarak sizi yakalamışken sorayım: Kadınlar ne ister, erkekler ne ister?

- İlişkilerinde bir sorun olduğunda erkek, seks terapisi ister, kadın ise evlilik terapisi. Sorarsınız “Sorununuz nedir?” diye, erkek “Cinsellik” der, kadınsa “Hayır, bizim sorunumuz cinsellik değil, evlilikle ilgili” der. Aslı şudur: Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan? Her ikisi de sorunun kaynağı olabilir. Kavramamız gereken kadın ve erkek farklıdır ve olayları farklı algılar.

Nasıl yani?

- Mesela şöyle: Bir kadının bütün erkekleri anlaması için, bir erkeği iyi tanımış olması yeterli. Oysa, bir erkeğin bütün kadınları tanıması, bir kadını anlamasına yetmiyor! Hatta ben şu espriyi çok sık yaparım: “Biz poligam falan değiliz, sadece kadınları anlamaya çalışıyoruz” diye. Çünkü erkekler poligamsa, kadınlar da seri- monogam!

Peki kadın erkek farklılığının göze batmadığı zaman yok mu?

- Var tabii. Aşık oldukları zaman. O zaman iki taraf da farklılık marklılık görmüyor. İki taraf da birbirlerine sadece duymak istediklerini söylüyor. Ben aşkı şöyle tanımlıyorum: “Bir görme kusuru.” Partnerini nasıl görmek istiyorsan öyle görüyorsun. “Sen mükemmelsin. Sen benim tam aradığım gibisin. Arzularımın gerçekleşmiş halisin. Anlamsız varoluşuma anlam verensin. Birbirimiz için yaratılmışız. Sen benim ruh ikizimsin...” En son bu noktaya geldik artık. Amaaa evliliğe gelindiği zaman, işler değişiyor.

Siz evliliği nasıl tanımlıyorsunuz?

- Görme kusurunun tedavi edilmesi! Şaka bir yana... Evlilik, oluşturduğu bütün felaket sonuçlara rağmen, dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu. Amerika’da iki evlilikten biri sınıfta kalıyor, İngiltere’de de, eski adıyla Rusya’da da öyle. Bu ne demek? Evliliği yürütme şansın, sadece yüzde 50 demek. İş adamı olsan, kazanma şansı yüzde 50 olan bir işe yatırım yapar mısın? Yapmazsın. Ama yeryüzünde hâlâ insanların yüzde 98’i, yürüme şansı yüzde 50 olan evlilik işine kalkışıyorlar. Sonra da karşıma geçip, “Karımın istedikleri son derece mantıksız” diyorlar. Ben de onlara “Anlamadım” diyorum, “Siz evliliğinizi mantık temeli üzerinde kurmadınız ki...”

Boşanma oranı Türkiye’de nasıl...
- E valla biz de yüzde 50’leri yakalamaya doğru hızla ilerliyoruz.

Pek boşanınca ne oluyor, daha mı iyi oluyor?

- İstatistiklere göre boşanmışların ölüm yaşı düşüyor. Daha erken ölüyorlar. Ölüm oranı üç kat artıyor.

Neden?

- Daha riskli yaşıyorlar, kendilerine özen göstermiyorlar, kendileriyle ilgili kızgınlıkları artıyor, alkol vesaire... Gördüğünüz gibi faydalı bir şey evlilik.

Ama eskiye göre daha kolay boşanılıyor değil mi?

- Evet. Eskiden evlilik, sonsuza kadar demekti. “Sorumluluk” diye bir kavram vardı. Şimdi komik bir kavram oldu, onun yerine “haklar” var. “Evlenmek hakkımsa, boşanmak da hakkım...” “Yürümezse boşanırım, olur biter.” Dolayısıyla ya bu uçtayız, ya öbür uçta. Yani ya tamamen mutlu evlilik, ya da “Yürümezse boşanırım.”
Yasalar boşanmayı kolaylaştırıyor, böyle olmasın demiyorum, ama yürüme ihtimali olan evliliklerde dengeyi kurabilecek mekanizmalara da ihtiyaç var... 43 yaşındaki bir erkek hastama üçüncü karısından da neden boşandığımı sorduğumda, “Karşıma daha iyisi çıktı” dedi. Daha önce iki kere ayrılmış bir hastam da, üçüncü evliliği için “Bunda sorunlarım daha az” dedi.

Peki sizce bu açıklamalarda doğruluk payı var mı?

- Hayır. Eşler genellikle yanlış partnerle evlendikleri için sorun çıktığını düşünürler. Zannederler ki, mesele daha iyi bir partner bulmaktadır. Oysa, mutlu evlilikle mutsuz evlilik arasındaki fark, ne sorunların sayısı ne da doğru partner. Sorunu eşlerden birinde aramayacaksın. Bir olacaksın, takım olacaksın, ele ele verip birlikte hareket edeceksin. Ben, sen kutuplaşması yerine “Aynı tarafız!” diyeceksin. Böyle yaparsan evliliğin ayakta kalabilir. Sorunlara mizahi yaklaşabilmek de önemli tabii...

Evlilik terapisi, evliliği kurtaran bir mekanizma mı?

- Her zaman değil. Ayrıca bu “kurtarma” sözcüğüne de karşıyıyım. Evliliğin bir sürü sebebi olabilir ama netice olarak beraberliğin yalnızlığa zaferidir. O yüzden amaç, evliliği kurtarmak değil, şimdi olduğundan daha iyi hale getirmek. Yürümüyorsa da şapkayı çıkarıp gerçeği görmek...

Aşıkken birbiriyle cırcır konuşan insanlar, evlenince ne oluyor da konuşamaz hale geliyorlar...

- Ben bu durumu şöyle tanımlıyorum: Bir çift, aynı trende, aynı vagonda karşı karşıya oturuyor. Eşlerden biri geleni görüyor, biri gideni. Biri geçmişi, diğeri geleceği. Dolayısıyla aynı resmi görmüyorlar. Ve bir zamanlar harika olan o aşık olduğun kadın, şimdi her türlü olumsuzluğun nedeni.

Şöyle düşünün: İki çocuk var, biri oyuncağın bir ucundan, diğeri de öbür ucundan çekiyor. Soruyorsunuz: “Oğlum, oyuncağını neden vermiyorsun arkadaşına?” “O vermiyor, ben de vermiyorum.” Ama hiç tanımadığı çocuklara oyuncağını getirip paylaşanlar da vardır. “Al, bunu sana getirdim.” Evlilik dediğin şeyde de bu iki oyundan biri oynarsın, “O vermiyor, ben de vermiyorum" oyunu ya da “Ben vereyim ki, o da versin" oyunu. Aslında verdiğimizi karşımızdakine değil, evliliğimize veriyoruz. İşte bu yüzden aynı tarafta olmak gerekiyor...

HER ALDATMA BOŞANMA İLE SONUÇLANMAMALI

Sadakatsizlik söz konusu olduğunda boşanmak gerekmiyor. “Boşanın” demeyi doğru da bulmuyorum sağlıklı da. Bunun kararını sadece ve sadece o çift verebilir. Kimseye laf düşmez. Ben onlara sadece şunu söylüyorum: “Bir sistemi yeniden kurmanın en iyi zamanı, yıkıldığı zamandır.” Bir çok çift sadakatsizliğe rağmen bir arada olabiliyor. Ve bu çiftlerin evlilikleri eskisine göre çok daha sağlam yürüyebiliyor. Ama Türkiye’de insanlar, genellikle başkalarının onlar hakkındaki yargılarına göre davranıyor.

Aldatılan kadın hâlâ evde duruyorsa onursuz addediliyor. Oysa bu doğru değil. Kalmanın onurla, gururla bir alakası yok. Bana gelen pek çok kadından, bilmem kimi kocasının aldatmasına rağmen ayrılmadığı için çok eleştirmiştim, şimdi aynı şey benim başıma geldi, ben de ayrılmak istemiyorum, şimdi onu anlıyorum, ifadesini çok duydum.

KADINLAR EVLİ ERKEKLERLE NEDEN BİRLİKTE OLUR?

Neden sizce, işi gücü olan, hoş ve güzel bir kadın evli bir adamla beraber olur? 3 sene, 5 sene, 8 sene hep aynı adam... Ve o kadın, o adamın asla karısından vazgeçmeyeceğini de bilir. Ama yine de ilişkisi devam eder. Bu çok rastlanan bir sendrom. Adı “Batık yatırım.” Şöyle ki, insanlar gelecekteki faydalarına göre karar vermiyorlar, geçmişteki yatırımlarına bakıyorlar. O kadınlar da, “Ben bu adama çok emek verdim” deyip, evli olmasına aldırmadan devam ediyorlar ve bir umut hep bekliyorlar. Bu, şunun gibi bir şey, biri size 1 milyon dolar veriyor, radara yakalanmayan bir uçak icat edin diye. 900 bin dolar harcıyorsunuz ama yok olmuyor. Cebinizde sadece 100 bin dolar kalıyor. O sırada bir başka bir firma o uçağı geliştiriyor, üstelik sizden daha ucuza. Siz ne yaparsınız? Geri kalan 100 bin doları hâlâ bu işe mi yatırırsınız, yoksa başka bir iş mi yaparsınız? İş adamlarının yüzde 70’i bile, yine aynı işe yatıracaklarını söylüyorlar. Vazgeçmiyorlar. Kadınlar da o evli erkeklerden vazgeçemiyor. Aynı hesap. Batık yatırım.

Ayşe Arman, Hürriyet

Mutlu evliliğin sırları

EvlilikMutlu bir evliliğin temelinde iletişime özen göstermek yatar. Peki bunu nasıl yapacağız?

Her ilişkide olduğu gibi evlilikte de süreklilik önemlidir. Sokaktan aldığınız bir çiçeği eve getirirsiniz birkaç gün sonra solar. Evliliği de iki insanın ortak aldığı bir çiçek gibi düşünün; bakımı yapılmaz ise solar gider, iki taraf da bu birlikteliği sürdürme isteği içinde olmalı ki, bu çiçeğin güneşini, gölgesini ayarlamalı suyunu vermeli ki, evlilik sürsün...

Temel iletişim becerileri öğrenmek

Evliliği sürdürmek için bazı temel iletişim becerileri vardır bunlar sonradan öğrenilebilir şeyler olduğundan herkes bunları öğrenebilir. İletişim sürekli konuşmak mıdır? Hayır, iletişim öncelikle dinlemek demektir. İletişim sadece düşünce paylaşımı da değildir. Hem düşünce hem duygu paylaşımının birlikte olduğu durumlarda sağlıklı iletişim vardır diyebiliriz. İletişim becerilerinin içinde dürüstlük, hakkaniyet, karşı tarafı adam yerine koyma, fikirlerine ve tercihlerine saygı duyma gibi özellikler de olmazsa olmazlar.

Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın
Duyguları içinize gömmeyin. İçe atmak demek aslında kalbe atmak değil, hafızaya atmak, kafaya takmak demek. Bu da tüm sinir sistemimizi bozar. Siz duygularınızı paylaştıkça, o da sizden öğrenir sizi örnek alır. Duyguları derken sevincinizi, özleminizi, üzüntünüzü, öfkenizi karşı tarafa anlatın; ama ‘ben’ dilini kullanarak.

Bağlılık – bağımlılık sorunu
Bağlılık; eşe bağlı olmak, onu sevmek, korumaktır. Diğer yandan bağımlılık; onun kulu kölesi olmak, 'sen olmadan ben yaşayamam' demektir. Evlilikte eşlerin en büyük şikayeti bu, eşlerine çok bağımlı olmak. Başka bir insana dayanmak ne kadar güvenli olabilir ki... İnsanın en güvenilir yeri kendisidir. Önce kendinizi sevin, kendinize güvenin.

Sevgi, saygı, ona özel ilgi verin
Sevgiyi karşı tarafa iletmek çok önemlidir. Kadın veya erkek diyor; 'ben eşimi çok seviyorum ama karşı taraf bunu anlamıyor, hissetmiyor.' Karşınızdaki kişiye saygı gösterin: 'Sen varsın ve önemlisin.' Bazen ilişkilerde inatçılık yapıyoruz, 'o yapıyor mu ki, ben de yapayım veya önce o yapsın' gibi. Siz bir deneyin, o duyguyu ona bir tattırın bakalım sonra neler olacak...

Ailelerle ilişkiler
Ailelerden bağımsız olabilmek. Ben artık evlendim, benim sınırlarım var diyebilmeliyiz. Ancak bunu söylerken takındığımız üslup çok önemli. Elti, görümce, kaynana ile sorunlar olur, olabilir, ama sorunlar nerde çözülür; evinizde eşinizle birlikte.

Tartışmaları erteleyin
Baktınız ikiniz de çok kızgınsınız, “Ben bir kahve yapayım da içelim, yatmadan önce tekrar konuşuruz bu konuyu ya da yarın” diyebilmeliyiz. Aksi takdirde birbirinize sonradan pişman olacağınız kırıcı şeyler söylersiniz; saygı, sevgi yıpranır, yok olur.

Eşinizi olduğu gibi kabul edin
Karşımızdaki insanı değiştirmeye çalışmayalım, kendimizi değiştirmeyi deneyelim. Kişi ancak kendisi isterse değişir. İnsan kendini değiştirebilir, ama eşini değiştirmek o kadar kolay değildir. Eşinizi de onun içine sığamayacağı kalıpların içine sokmaya çalışmayın. Çok doğru bir söz vardır; “Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç ver, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır ver, en önemlisi bu ikisi arasındaki farkı görebilmek için akıl ver.”

Uzm. Psik. Danışman Bülent Budak’ın makalesinden derlenerek hazırlanmıştır.

Kadınlar için ideal eş olma rehberi

Aşkİngiliz basınından Times, kadınlara özel küçük bir rehberle nasıl iyi eş olunabileceğini söylüyor. Dinlemekte fayda var.

Ne kadar iyi bir kadın, ideal bir eşsiniz? 21. yüzyılın ilk on yıllık süresinde en sakat sorulardan biri bu hiç kuşku yok ki... 1950'li yıllardaki anlayıştan çok uzakta bir profil çizen 'iyi eş' kavramı, özellikle de kadınlar için bugün fazlasıyla değişti. 2009'da bir kadının OLMAK isteyeceği şeyler gitgide çoğaldı; iyi kariyer, iyi anne, iyi arkadaş, iyi evlat, yaşına göre iyi görünmek, yatakta iyi olmak, peki ama iyi eş?

Gözümüze gözümüze sokulan pek çok 'iyi kadın', bugünlerde 'iyi eş'liğin ne olduğunu kadınların sorgulamasına neden oldu. Özellikle ABD Başkanı Barack Obama'nın daha dün Cadılar Bayramı için 'leopar' olan eşi Michelle Obama, bu örneklerin en başında kabul ediliyor. Görevini her daim yerine getiren kadın, erkeğinin arkasında dimdik ayakta dururken, onu kollamaktan geri kalmıyor. Evet, evet Michelle için yazılan hikaye bu!

Peki siz hikayenizin neresindesiniz? Timesonline internet sitesinde Shane Watson'ın kaleme aldığı makaleye göz atalım. Watson, Samantha Cameron, Sarah Brown ve Michelle Obama'dan yola çıkarak politik kimlikli erkeklerin onlar kadar politik görünen karılarına dokundurarak 'iyi eş'i arıyor.

ONA ÖNCELİK VERİN
Eğer kocanıza omuz silker ve onu ihmal ederseniz, evliliğiniz için tehlike çanları çalıyor, bunu baştan bilin. Kocaya verilen rolde onu eksik hissettirmek, yapılacak en korkunç şey! Baskın hayatınızı bir kenara bırakın ve kocanıza yer verin. Onun düşüncelerini önemsediğinizi onu yüreklendirerek ona anlatın. Size verdiği önerileri yaptığınızda bunları yerine getirdiğinizi söyleyin. Onu alkışlayın, methedin. Kimi zaman yaptıklarınızı görmemesi olası, bu nedenle siz dikkati üzerinize çekin ve görmesini sağlayın. Ama asla kişiliğinizden ödün vermeyin.

SEKS YAPIN
Nasıl bir adamın sekssiz mutlu olabileceğiniz düşünebilirsiniz ki? Cinselliğinizi yeniden keşfetmeye ve onu içeri davet etmeye ne dersiniz? Artık yorgun olduğunuzu söylemeyin, başınızın ağrıdığını da. Bu numaraları çoktan öğrendiler ve 'yemezler'. Üstelik seksin insan yaşamına katkısını düşünecek olursak, iletişiminiz için hazine değerinde. Yatak odanıza kilit vurmaktan vazgeçin, horladığı için ondan nefret etmekten de.

NAZİK OLUN, ONU DESTEKLEYİN

Erkekler, kaba kadınlardan hoşlanmaz, aklınızdan çıkarmayın. Sinirlendiğinizde biraz düşünün ve bir süre bunu belli etmemeye çalışın. Bakın sular nasıl duruluyor. Kimi zaman ince bir sesle durumu kurtarabilir, içinizdeki masum kadını daha da dışarı çıkarabilirsiniz. Destekleme konusundan bahsetmiştik bahsetmesine ancak iş konusunda onu sakın yabana atmayın. Erkekler, işlerini önemser ve önemsenmelerini de isterler. Kulağınıza küpe olsun, unutmayın!

KİN TUTMAKTAN KAÇININ
Bakın bu çok önemli! Karşıt düşünceler, bağırışlar, o eski güzel günleri bir anda havaya uçurdu değil mi? Ancak bunları beyninizin kasalarına kilitlemekten vazgeçin artık. Kırılan kalplerinizin buna izin vermeyeceğini tahmin etmek mümkün ancak tutulan kin, evliliği sadece kötüye götürür. Her tartışmada eski defterleri karıştırmak ve kilitli kasaları ortalığa saçmak ne kadar iyi olabilir, bir düşünsenize? "Ben bu adamı neden sevdim?" sorusuna karşılık olarak "Bu adam beni neden sevdi?" sorusunu da akla getirmek gerek. Bazen empati, hayat kurtarır!

Kadınlar Ne İster?

AşkKadınların ilişkilerinde partnerlerinden beklentileri aslında düşünüldüğü kadar fazla ve zor değil.

Kadınların ilişikilerinde çok şey istediğini konu alan birçok yazı yazılmış, konu konuşulmuş, film çekilmiştir. Halbuki kadınların bir ilişkiden beklediği şeyler o kadar da çok değil… (Tabii bir de bu isteklerin erkekler için de geçerli olduğunu hatırlamak lazım.)

Gerçek şu ki kadınlar aslında çok da ufak şeyler mutlu olabiliyorlar…

Saygı
Kadınlar erkeklerden saygı ve duydukları saygıyı belli etmelerini bekler. Bir şey konuşulurken kadının düşüncesine, iş hayatına, kariyerine, hobilerine, fobilerine, arkadaşlarına, ailesine, vücuduna, ruhuna; kısacası her şeyine saygı duymasını bekler. Kadın-erkek fark etmez; saygıyı her insan bekler. Ama bir erkeğin eşine duyduğu saygıyı ufacık şeylerle bile belli etmesi kadını oldukça mutlu edecektir.

Seks
Evet, sadece erkeklerin seksi arzuladığı da nereden çıkmış! Kadınlar da romantizm etkili bir seksten oldukça zevk alırlar. Özellikle, sıcak dokunuşlar, yumuşak bir masaj veya şehvetli bir atmosfer yaratılmış yatak odasında yaşanacak geceler kadınları baştan çıkaracaktır.

Romantizm
Kadınların en çok keyif aldıkları şeyden biri de eşiyle birlikte televizyonun karşısına uzanıp patlamış mısır eşliğinde romantik bir film izlemektir herhalde. Veya özel bir gün olmasa bile eve geldiğinde mum ışığında bir yemek sürpriziyle karşılaşmak onu herkesten çok mutlu edecektir. Elele yürüyüşler, ilk günkü gibi romantik anılar yaşamak her kadının keyif aldığı dakikalardır.

İletişim
Kadınların konuşmayı ne kadar çok sevdiğini bilmeyenimiz yoktur herhalde. Her konuda açık olup, sıkıntı varsa bunu tartışmayı, heyecan verici bir mutluluk varsa bunu paylaşmayı tercih ederler. Dolayısıyla aynı şeyi karşısındaki kişiden de beklerler. Burada iki taraf için de unutulmaması gereken dinlemenin de en az konuşmak kadar gerekli ve önemli olduğudur.

Güven
Güven bir ilişkinin temelinde yatan en önemli duygulardandır. Kadının erkekte güven duygusunu aradığı kadar, erkek de kadında arar. Burada güven sadece kadının erkeğe duyduğu güven değil; erkeğin kendisine, kadının kendisine duyduğu güven de önemlidir. Zaten iki ilişkilerin sağlıklı yürümesi için de bu gereklidir.

Sürpriz
Beklenmedik hediyeler veya sürpriz rezervasyonlar bir kadını her zaman mutlu edecektir. Çünkü bunu hepimiz biliyoruz ki şaşırtılmak, şımartılmak hemen her kadının hoşuna gider. Bu nedenle iş yerine gelen iki kişilik bir uçak bileti veya yastığının altına konan minicik bir hediye kadını mutlaka mutlu edecektir.

Çiçek
Evet, yanlış duymadınız. Bir çiçek kadını o kadar çok mutlu ediyor ki. Evin kapısını açtığında karşısına çıkan kocaman bir demet çiçek ve arkasından görünen eşi, bir kadın için unutulmaz bir karedir. Bu çiçeğin tabii ki kocaman olmasına gerek yok, beklenmedik zamanda gelen bir gül de bir kadını mutlu etmeye yeter.

Kolay Hamile Kalmanın Yolları

GebelikHamile kalmayı kolaylaştırmak için ne sıklıkta cinsel ilişkiye girilmeli? Hamile kalmayı kolaylaştıran yiyecekler ve ilaçlar nelerdir?

Hamile kalmak istiyorsanız ne yapmalısınız? Kolay hamile kalmak için anne adayına düşen görevler nelerdir? Hamile kalma hakkında aklınıza gelen tüm soruların yanıtlarını Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tülin Gürel Kocatepe anlatıyor:

Ayın hangi döneminde hamile kalma şansı fazladır?
Verimliliğin en yüksek olduğu dönem, kadının yumurtlama gününe en yakın 3-4 günlük dönemdir. 28 günde bir adet gören bir kadında, yumurtlama günü adetin 14’üncü günüdür. Adetin başlamasından sonraki 10 ile 14 gün arası, gebelik şansının en yüksek olduğu, yumurtlamanın olacağı süreçtir. Bu süreç, siklusun (adet döngüsü) uzunluğuna göre kadından kadına değişir. Örneğin, 30 günde bir adet gören birinde yumurtalama 16’ncı güne, 26 günde bir adet gören bir kadında ise 12’nci güne kayar. Adetin ilk gününden, bir sonraki adetin ilk gününe kadar olan süreci rakamsal olarak bulduktan sonra, bundan 14 çıkararak yumurtlama gününü kesin olarak hesaplayabilirsiniz. Ancak, tabii yumurtlamanın tam olarak o gün olacağının da bir garantisi yok. Bu güne yakın olan son dört günlük aşama, yani 10 ile 14 gün arası gebeliği yakalayabilmek açısından en sık cinsel ilişkiye girilmesi gereken dönemdir.

Düzensiz adet görenler yumurtlama günlerini nasıl hesaplayabilir?
Düzensiz adet görenlerin yumurtlama sürelerini kesin olarak belirlemeleri çok zordur. Çünkü zaten yumurtlamaları düzensiz olduğu için adet dönemleri de düzensizdir. Eczanelerde satılan Elisa yöntemiyle, idrarda LH dediğimiz hormonun pik’ini (zirve yapmasını) ölçen birtakım kitler ile düzenli idrar analizi yaparak, kadınlar kendi kendilerine yumurtlama günlerini tespit edebilirler. Fakat kitlerin de güvenilirliği yüzde yüz değildir. Bazal vücut ısısı ölçümüyle birlikte bu kitlerden yararlanılması hastalara kolaylık sağlayabilir.

Hamile kalmayı kolaylaştırmak için ne sıklıkta cinsel ilişkiye girilmeli?
Düzenli olarak haftada ortalama iki kez cinsel ilişki öneriyoruz. Elbette üç ve daha fazla ilişkiye girenlerde gebelik şansı daha yüksektir. Kadının en verimli olduğu süreçten daha fazla yararlanmak söz konusudur. Buna karşılık haftada bir veya daha az ilişkiye giren çiftlerde gebe kalabilme süresi uzar.

Kolay hamile kalmak için anne adayına düşen görevler nelerdir?
Hamile kalmak isteyen kadının, dengeli ve düzenli bir hayat tarzını seçmesi, düzenli beslenmeye çalışması, uyku düzenini koruması, varsa sigara, alkol gibi kötü alışkanlıklarından uzak durması gerekiyor. Eğer bildiği kronik bir hastalığı varsa, bunun giderilmesine yönelik doktor tedavisi alması yerinde olur. Bu kronik hastalığı yüzünden kullandığı ilaçların da gözden geçirilmesinde fayda var.

Hangi yaşlarda daha kolay hamile kalınabilir?
Kadınlar, 20-30 yaş arasında, doğurganlıklarının en yüksek olduğu dönemde daha rahat gebe kalabilirler. 35 yaşından sonra gebe kalabilirlik, yumurta olgunlaşma sürecinin bozulması yüzünden azalmaya başlar ve 40 yaşından sonra belirgin olarak azalır.

30-34 yaş arasında her 7 kadından 1’i gebe kalamama problemiyle karşılaşıyor. Bu oran, 35-40 arasında her 5 kadından 1’e düşüyor. 40 yaşından sonra da her 4 kadından 1’i bir yıl düzenli ilişkiye girmesine ve gebeliği istemesine rağmen hamile kalamıyor. Erkeklerin baba olma yaşı ile kadınların gebe kalabilirliği arasında sıkı bir bağlantı yok.

Hamileliği kolaylaştıran yiyecekler var mı?
Hamile kalma olasılığını artırdığı saptanmış herhangi bir besin maddesi yok. Fakat gebelik öncesi ve gebelik sırasında tavsiye edilen besin grupları var. Bunlar folik asit, demir, çinko ve kalsiyum açısından zengin olan gıdalar: Yani süt ve süt ürünleri; omega 3 açısından zengin olan ceviz, balık eti, kırmızı et ile baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler.

Anne adayının dengeli ve düzenli beslenmeye çalışması çok önemli. Çünkü bebeğin hem zihinsel hem fiziksel olarak gelişimi anne karnındaki süreçte başlıyor ve ilk iki yaşına kadar devam ediyor.

Hamile kalmayı kolaylaştıran ilaçlar var mı?
12 aylık düzenli cinsel ilişkiye ve tüm koşulların uygunluğuna rağmen hamile kalamayan çiftlerde, doktor kontrolünde kullanılabilecek bazı ilaçlar var. Yumurtlamayı uyarmak, canlandırmak için kullanılan, “ovülasyon indiksiyon” dediğimiz ilaçlar bunlar. Hap, iğne şeklinde verilebilen ilaçlar, kendi kendinize kullanabileceğiniz ilaçlar değil, sadece doktor kontrolünde almanız gerekiyor.

Tiroit fonksiyon bozukluğu yaşayan insanlarda bunun giderilmesine yönelik bazı ilaçlar, prolaktin hormonunun fazla olduğu durumlarda bu hormonu düşürmeye yönelik bazı ilaçlar da var. Bunlar da kadın doğum uzmanının dahiliye uzmanıyla konsültasyonu sonucu belirlenecek tedavilerdir.

Hangi hastalıklar hamile kalmayı güçleştirir?
Her 100 kadından 3’ünde gördüğümüz, polikistik over sendromu denilen, yumurtlayamama problemini yaşayanların gebe kalabilirliği daha düşüktür. Guatr gibi tiroit fonksiyon bozukluğu hastalıkları, beyinden salgılanan süt hormonu prolaktinin fazla salgılandığı “hiperprolaktinimi” hastalığı gibi hormonal düzensizlikler ve çikolata kisti dediğimiz “endometriozis” de gebe kalabilirliği olumsuz etkiler. Ayrıca, kronik böbrek hastalığı, kalp damar sistemi rahatsızlıkları da gebe kalma olasılığını olumsuz yönde etkiler.

Vücut ısısı ölçülerek hamile kalmak için en uygun zaman saptanabilir mi?
Henüz yataktan kalmadan, herhangi bir aktivitede bulunmadan ölçülen vücut ısısına “bazal vücut ısısı” denilir. Bazal vücut ısısı ölçümü hassas bir dereceyle yapılır. Bu ısı, yumurtlamanın hemen akabinde artar. Fakat vücut ısısı, geçirilen enfeksiyonlardan, uykusuzluktan, aktivitelerden etkilenebileceği için, sadece buna dayanarak yumurtlamayı belirlemek her zaman çok güvenilir olmayabilir.

Sevgi & Aşk