| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

463 "kadın erkek ilişkileri" etiketi kullanan gönderi (sayfa 5)"kadın erkek ilişkileri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Evliliğinizde Bu Hataları Yapmayın

EvlilikEvliliğiniz yada eşiniz hakkında tahminler yürütmeyin, her konuyu konuşun

Bazı kişiler ilişkileri hakkında konuşmayı sevmezler ve bu olayı büyük bir yük gibi algılarlar.  Sorun şu ki, zihninizde eşiniz ve evliliğiniz ile ilgili bir takım inançlarınız olabilir ve aslında eşiniz başka bir noktada bulunuyor olabilir.  Gerçekleri konuşarak öğrenmek, kaza ile öğrenmekten çok daha az acı verecektir.  Bu nedenle işin başında eşinizin sizden ne beklediği ve sizin eşinizden beklentilerinizi konuşun. 

Davranışlarınızın sonuçlarını görmezden gelmeye kalkmayın – hatta bilmeden yapmadıklarınız buna dahil

İstemeden gelişen olayların sonuçları bütün ilişkinizi yok edebilecek güce sahiptir.  Diğer bir deyimle verdiğiniz kararlarınızın ve davranışlarınızın hem sizin için hem eşiniz için sonuçları vardır ve siz bu sonuçlardan sorumlusunuz.  Hatta davranışlarınızın ve kararlarınızın haklı sebepleri olduğunu düşünseniz ve doğruyu yaptığınıza inansanız bile davranışlarınızın sonuçlarından sorumlusunuz.

Eşinizi üzdüğünüzde, kırdığınızda, incittiğinizde yada hayal kırıklığına uğrattığınızda evliliğinize etki edecektir.  Eşinizi asla üzmeyin demiyorum, ama eşinizi etkileyen bir karar aldığınızda yada bir davranışta bulunduğunuzda, bunun eşinizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışın ve bunun sorumluluğunu üstlenin.  “Seni üzdüğümü biliyorum ve gerçekten özür dilerim” diyerek davranışınızın eşiniz ve ilişkiniz üzerinde olabilecek etkisini kabul edin.  

Bu tüm başarılı evliliklerin temelinde yatan en önemli şartlardan biridir.  Verdiğiniz her karar, (ister eşinizin sevdiklerini dışlamak, ister eşinizin değerli bulduğu kavramları önemsememek, ister eşinizin fikirlerine saygı göstermemek, ister eşinizin duygularını ciddiye almamak olsun…) eşinizi ve dolayısıyla ilişkinizi etkileyecektir.   Bazen gözle görülmeyecek kadar küçük boyutlarda, bazen oldukça ciddi şekilde bu değişim yaşanır… Dolayısıyla davranışlarınızın ve kararlarınızın sonuçlarından haberdar olun.

Eşinizin duygularına karışarak denetlemeye yada yönlendirmeye çalışmayın

Size rahatsızlık vermesini önlemek için hem kendi hem eşinizin duygularını kontrol altında tutmaya ve neyi nasıl hissetmesi gerektiğini söylemeye kalkabilirsiniz.  İşin gerçeği duygular bu şekilde sınırlandırılamazlar.  Bir insana hissettiklerini hissetmemesi gerektiğini söylemek neredeyse uygulaması imkansız bir durumdur.  Yani diğer ifadeyle, kendi içinizdeki korkuları, güvensizlikleri yada endişeleri hissetmemek için eşinizi denetlemeye, yönetmeye, kontrol etmeye yada sınırlandırmaya kalkmanız, baskı altına almanız, zorlamanız yada tehdit etmeniz başarısızlığa mahkum bir taktiktir.  Nitekim bu yaklaşım bir sonraki problemin oluşumuna yol açar…

İlişkinizi kurtarmak için yok etmeyin

Evrensel kural şudur: eşinizi incitirseniz ilişkinize zarar verirsiniz.  Bunu anlamak için bilim adamı olmanıza gerek yok, eğer eşinizin kalbini kırarsanız, evliliğiniz yara alır.

Eşinizin kalbini kırmanın bir yolu, onu istemediği bir şeyler yapmaya zorlamaktır.  Bu durum bir insana oldukça büyük acı ve mutsuzluk verecektir.  Bu da doğal olarak evliliğinize zarar verecektir.  Örneğin eşinizin ailesi ile, arkadaşları ile, çocukları ile, işi ile yada diğer sevdiği uğraşlar ile çok zaman geçirdiğinden şikayet edip, sizinle daha fazla zaman geçirmeye zorlamak, istediğiniz sonucu almanızı sağlamayacaktır, aksine ilişkinize ve sevginize zarar verecektir.

Kıskançlık eşinizi baskı altında tutarak çözümleyebileceğiniz bir sorun değildir

Kıskançlık kendi içinizde çözüme ulaşmamış bir durumun sonucudur.  Kendinize güveniniz yoksa, içinizde kaybetme yada başkası ile değiştirilme korkunuz varsa kıskançlık duygusu yaşarsınız.  Bu duygular eşinizi baskı altında tutarak yok olmaz.  Bu duyguların nereden geldiğini, nasıl sizi etki altına aldığını çözümlemeniz ve ilişkinize zarar vermeyecek şekilde kontrol etmeyi öğrenmeniz gerekir. Aksi takdirde eşinizin en masum davranışlarına bile gereksiz tepkiler vermeye başlayabilir ve bir süre sonra eşinizin sizden uzaklaşmaya başlamasına yol açabilirsiniz. 

Neyin öncelikli olduğunu unutmayın

Hayatın akışı içinde ilişkinizi ihmal etmeniz oldukça normaldir.  Fakat ilişkiniz için ekstra çaba sarfetmeniz gerekir.  Günlük hayatın zorlukları yada başka ilgi alanlarınız nedeniyle ilişkinizi ihmal etmeniz evliliğe oldukça büyük zararlar veren bir durumdur.  Kendinizi kaybetmeyin ve ne yaptığınızın farkında olun.  Eşinizi sevdiğinizi, ona ihtiyacınız olduğunu ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacak davranışları yapmaya dikkat edin.  Çevrenizdeki insanların beklentilerine, söylediklerine ve isteklerine göre eşinizi belli şekillerde davranmaya zorlamak yerine, eşinizin mutluluğunu düşünmeye çalışın.

Evliliğinizde sorun yaşıyorsanız başka bir ilişki içine girerek bu sorunlardan kaçmaya çalışmayın

Aldatmak evliliğinizdeki sorunlarla baş etmek için bir yol değildir.  Hatta ilişkinize daha büyük yaralar açmanın en kısa yoludur.  Diğer taraftan bir ilişkide yaşadığınız problemleri çözüme ulaştırmazsanız, diğer ilişkilerinizde de bu sorunları yaşama ihtimaliniz çok yüksektir.  Bu sorunu engellemek için ilişkinizin nasıl olması gerektiğini, beklentilerinizi, ihtiyaçlarınızı, ne isteyip istemediğinizi zihninizde netleştirin ve eşinizle açıkça konuşun.  Hayatınıza giren insanlar ile deneme yanılma yolu ile kendi gerçeklerinizi keşfetmeye kalkmayın.  Ne istediğinizi bilmeden, insanları test aracı olarak kullanmayın.  Bu hem eşinize, hem birlikte olacağınız diğer insanlara yapacağınız büyük bir haksızlıktır. 

Aynı soruna karşı açıdan bakarsak:

Evliliğindeki sorunlarını çözüme ulaştırmamış bir insan ile ilişkiye girmekten kaçının.  Bu kalbinizin kırılmasını garantilemenin en kestirme yoludur.  Sevmek ve sevilmek güzeldir, ama sevginin size ait olduğundan ve kırık bir kalp ile gelmediğinden emin olun. 

Evliliğinizde karşılayamadığınız ihtiyaçlarınızı başka bir ilişki ile karşılayacağınızı düşünmeyin

Genelde bir ilişkide karşılanmayan ihtiyaçları başka bir ilişkiden alınabileceğine dair bir yanlış kanı vardır.  Gerçekte pek çok ihtiyaç kişiye değil ilişkiye bağlıdır. Eksikliğini duyduğunuz ihtiyaçları evliliğinizden almadıkça bu ihtiyaç tam olarak dinmeyecektir.

Evliliğinizi önceden belirlediğiniz bir kalıba oturtmaya çalışmayın

Eğer bir ilişkinin yürümesi için iletişim "1 numaralı" kural ise, "2 numaralı" kural ilişkinizi doğal halinde bırakmaktır.
İlişkinizin kendi doğal sürecinde gelişmesine ve eşinizin kendi olmasına izin vermeniz mutlu bir evliliğe sahip olmak için en temel şartlardan biridir.  Eğer bunun yerine eşinizin nasıl davranması, evliliğinizin nasıl olması, sevginin nasıl yaşanması gerektiğine dair bir takım kalıplar içinde yaklaştığınızda ilişkinize önemli zararlar alacaktır.  Bunu engellemenin en iyi yolu ilişkinize üç farklı açıdan bakmanızdır: Kendi ihtiyaçlarınız, eşinizin ihtiyaçları ve ilişkinizin ihtiyaçları.  İlişkiniz genelde bağımsız bir üçüncü kişi gibidir ve ilişkinizin bireysel isteklerinizden farklı ihtiyaçları olabileceğini göz önüne almak oldukça önemlidir.

İlişkinizi yalnızlığa mahkum etmeyin

Hiç bir şey tek başına var olmaz.  Genelde insanlar ilişkilerini izole etmeye çalışır.  Arkadaşlardan, aileden yada iş ortamından uzak tutarak ilişkinin korunmasını sağlamaya çalışırlar.  İşin gerçeği dış dünya bir şekilde ilişkinizi etkiler.  Örneğin iş ile ilgili yaşadığınız bir sıkıntıyı evliliğinize sözlü olarak getirmeseniz bile, bedensel yorgunluğunuz, yoğun duygularınız, rahatsızlıklarınız sizinle beraber gelecektir.  Ve eğer bu konuları konuşmazsanız eşiniz, rahatsızlığınızın kendisine yönelik olduğu yanılgısı içine girebilir.

Diğer taraftan bu sorunun öbür yüzü ise:

Hayatınızdaki her ilişkiyi evliliğinize taşıyarak tek bir ilişki gibi yaşamaya kalkmayın

Bu genelde arkadaş grubunu yada ailesini ve evliliğini eşit seviyede tutmaya çalışan kişiler için geçerlidir.  Burda yapılmak istenen, ilişkiye dahil olan herkesin, herşeyi beraber yapması, sürekli birlikte zaman geçirmesi, heryere birlikte gitmesidir.  Burada tehlike iki açıdan yaşanır.  Sürekli başka insanlarla olmak evliliğinizi boğan bir tecrübe olabilir.  İkinci olarak bazı kalıplara evliliği uydurmak için zorlama yaşanabilir.  İki insanın grup dışında başbaşa birşeyler yapması ve eğlenmesi gayet normaldir.  Her zaman grubun tüm üyelerinin bu ikili paylaşıma katılması gerekmez.  İlişkinin dışardan gelen baskılara cevap verme zorunluluğu olmadan kendi doğal ihtiyaçları içinde gelişmesi normal ve sağlıklıdır.

Eşinizin ailesinden yada arkadaşlarından kendinizi soyutlamayın

Genelde eşlerden biri korku, kıskançlık, güvensizlik gibi sebeplerden dolayı kendini soyutlar ve eşinin çevresi ile iletişim kurmaktan kaçınır.  Eğer eşinizin hayatında bulunan tüm insanları kendinize rakip olarak görürseniz, insanları obje olarak algılayıp, düşman ilan etmeniz ve onlara güvensizlik duymanız kolaylaşır.  Bu ise ilişkinizde büyük bir stres yaratır.  Ayrıca sizin çok zor anlar yaşamanıza yol açabilir. Eşinizin hayatında ki insanları rakip değil insan olarak görmeye başladığınızda yaşadığınız stres azalacaktır ve belki daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeniz mümkün olacaktır. 

Fakat eşinizin arkadaşları yada ailesi sizinle iyi ilişki içine girmek istemiyorsa bir sonraki hatayı yapmaktan kaçının:

Kendinizden taviz vermeyin
Bu öğrenilmesi en zor konulardan biri…
Herkes iyi değildir ve herkes mükemmel olamaz, ve herkes size uygun bir arkadaş yada dost olmayabilir.  Çoğu zaman eşinizi mutlu etmek için bazen kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeniz gerektiğini düşünebilirsiniz.  Fakat kendi mutluluğunuzdan fedakarlık genelde kısa vadede işe yarar ve uzun vadede her iki tarafa ve evliliğe büyük sorunlar yaratır.  Kalbinizde ki o küçük sesi dinleyin, çok ender olarak hata yapar.  Eğer bir şeyler sizi rahatsız ediyorsa, konuşun.  Eğer bir şeyleri kabul etmek sizin için imkansız ise bunu söyleyin.  Saçma yada mantıksız bile olsa, eşiniz sizi dinlemese bile, sonuçta hemen çözüme ulaşmak mümkün olmasa bile, gerçek duygularınızı anlatın.

İnsanların her zaman mantıklı olmasını beklemeyin

İnsanlar doğası gereği mantıklı değildir.  Duygusal tarafları, insanı insan yapan en temel özelliğidir ve bu yön mantık ile çözümlenemez.  Eşinizin bazı davranışlarını yada duygusal tepkilerini mantıksız bulabilirsiniz.  Bunun ille de kötü bir durum olarak düşünülmesi gerekmez.   Aşk ve kıskançlık mantıklı değildir. Eşiniz duygusal hareket ettiği için onu suçlamaya, saldırmaya yada tehdit etmeye kalkmayın.  Eşinizin duygularını nezaket ve saygı ile ele alın.  Eşinizin neden böyle hissettiğini anlamaya çalışın.  Genelde bu duyguların altında söylenmemiş bir neden mutlaka vardır.  Bu duyguları aşmak istiyorsanız önce o duyguların altında yatan sebebi bulmanız gerekir.

İletişim ve sorun çözme becerilerinizi geliştirin

Bu herkesin bildiği önemli bir nokta ama tekrarlamakta fayda var.  Bir ilişkide insanlar konuşmayı bırakıp, iletişim kurmak için evdeki eşyaları kırmaya başladığında ciddi sorunlar yaşanmaya başlamış demektir.

Eşiniz ile konuşun…  dürüstçe...  her zaman… her konuda

Yaşamla ilgili önemli kararları tek başınıza almayın

Hayatınızı değiştiren önemli kararları eşinize direk olarak söyleyin.  Aksi takdirde eşinizin kendini dışlanmış hissetmesine yol açabilirsiniz.
Bu tür haberleri çocuklardan, arkadaşlarınızdan yada aileden almasını beklemeyin.  Bilgi ulaşması gereken yere gitmeyebilir, doğru gitmeyebilir, yada gitse bile eşiniz kendini önemsenmiyor gibi hissedebilir.  Eşiniz ile yüzyüze konuşun.

Kafanızın içindeki küçük sesi duymazdan gelmeyin

Bazen mantığınız bir şey söylerken, kalbiniz farklı bir şey söyler.  Mantıklı hiç bir açıklaması olmamasına rağmen bir şeylerin doğru olmadığına dair kalbinizin sesini dinlemek genelde daha doğru sonuçlar doğurur.   Birşeylerin yanlış olduğunu mantıklı bir şekilde açıklayamıyor olmanız, herşeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.  En doğru hareket, zihninizdeki o küçük sesin, sizi henüz tam olarak algılayamadığınız bir konuda uyarmaya çalıştığı tahmini ile hareket etmektir ve daha sonra bu sorunun ne olabileceğini bulmak için daha dikkatli bakmaktır.  Eşinize sorunun ne olduğunu sorun...

Değişimden korkmayın

Genelde insanların, evlendikten sonra yaşamın mutlu ve sorunsuz olarak hep aynı şekilde devam edeceğine dair beklentisi vardır.  Fakat bütün ilişkiler, günlük yaşam içinde değişime uğrar.  Karşılaştığınız olaylar, yaşanılan acılar, mutluluklar, tecrübeler, gelişmeler, kayıplar ve daha pek çok tecrübe hem sizi, hem eşinizi hem ilişkinizi değiştirir.  Eşiniz ile uyumlu kalmak için sürekli olarak yeni şartlara adapte olmak zorunda kalabilirsiniz.  Değişimden kaçınmak ve aynı kalmak için inat etmek ilişkinize zarar verecektir.  Ayrıca eşiniz değişirken sizin odluğunuz yerde kalmanız, birbirinizden uzaklaşmanıza ve aranızda mesafenin artmasına yol açacaktır. Eşiniz değiştiği için kızmak sadece ilişkinize daha fazla zarar verecektir.  Onun yerine eşinize ayak uydurmanın yolunu bulmaya çalışın.

Davranışlarınız ile niyetinizin birbirine uymasına özen gösterin

Eğer eşinizi sevdiğinizi söylerken, diğer taraftan eşinizi sürekli görmezden geliyorsanız, yaşamını merak edip soru sormuyorsanız, ilişkinizi geliştirmeye çalışmıyorsanız, eşinizi mutlu etmek için özel bir çaba sarfetmiyorsanız, eşiniz sizinle bir aktivite yapmak istediğinde kaçmanın yollarına bakıyorsanız, konuşmaya çalıştığında meşgul olduğunuzu söylüyorsanız yada eşinizle mümkün olduğunca az zaman geçirmeyi tercih ediyorsanız, o zaman eşinizin hayatınızda var olmamasını dilediğinize dair açık ve net bir mesaj gönderiyorsunuz demektir.

Bunu yaşamak eşiniz için yeterince zor olmasına rağmen, yaşadıklarını inkar etmeniz ve eşinizin algısında bir sorun olduğunu söylemeniz çok daha kötü bir durumdur.  Sadece eşinizi istemediğiniz mesajını göndermekle kalmazsınız, eşinizin kendi duygularından şüpheye düşmesine ve kendine olan güvenini yok etmesine yol açıyorsunuz demektir.
Eşiniz ile konuşun… Açık ve dürüst olarak… Gerçek duygularınızı söyleyin…

Son olarak...

Evlendiğinizde, eşinizin kalbini aldığınızı unutmayın.  Evlenerek, bu insana fiziksel ve duygusal yakınlık taahüt ettiniz.  Bunun sorumluluğunu üstlenin. Eşinizin kalbini size açmasını isteyerek onu zayıf bir durumda bırakıp sonra hiç bir uyarıda bulunmadan arkanızı dönüp gitmeyin.   Eşiniz bir insan, duygusuz bir obje değil.  Dolayısıyla birlikte olduğunuz insana saygı ve şefkat ile yaklaşın.

Eşinize doğru şekilde davranın.

Çiğdem Alper, MA

Psikoterapist

Bir Kadın Ne İster?

Bir Kadın Ne İster

Hem Aşkını Hem Kaslarını Güçlendir

Aşk Partnerinizle birlikte egzersiz yapmak, hem kaslarınızı hem kalbinizi hem de ilişkinizi güçlendirecek. Unutmayın, beraber eğlenebilen, oynayabilen çiftler sonsuza dek beraber kalır!

 

ROMANTİK BİR AKŞAM YEMEĞİ, GYM RANDEVUNUZU BOŞVERİP BERABER SİNEMAYA GİTMEK YA DA TELEVİZYON KARŞISINDA MİSKİN MİSKİN OTURUP BİR PAKET CİPSİ BERABER YEMEK AKIL ÇELİCİ OLABİLİR.

Ancak aşkınızın, sağlıklı ve fit olma planlarınızı ertelemesine izin vermeyin. Çiftler için hazırladığımız önerilerle hem partnerinizle birlikte eğlenceli vakit geçirebilir, hem de fit olma hedeflerinize ulaşabilirsiniz.

Neden onunla birlikte yapmalı?
Çiftler, farklı kondisyon düzeyinde ya da farklı hedeflere sahip olabilir; ancak bu, birlikte egzersiz yapamayacakları anlamına gelmiyor. Çünkü birlikte egzersiz yapmak için onlarca iyi neden var. İşte size bunlardan bazıları;

Güvenlik: Yalnız başına kimi sporları yapmak, doğada yalnız koşmak, yüzmek küçük riskleri de beraberinde getirebilir. Bir başkası yanınızda sizi izlerken, duruşunuzu kontrol ederken ve gerektiğinde size destek çıkarken tek başına egzersiz yaptığınızdan daha güvenli olacağınız kesin. Üstelik sizin güvenliğinizi ondan daha fazla kim önemseyebilir ki?

Kaliteli zaman: Çiftler, genellikle zamanlarının büyük bir çoğunluğunu iş yerlerinde ve diğer sorumluluklarının peşinde birbirlerinden ayrı olarak geçirir; birbirlerine zaman ayırmakta güçlük çekerler. Spor salonuna tek başına gitmek ya da tek başına koşmak yerine, birlikte plan yapabilirseniz, birlikte geçirdiğiniz zamanın hem süresini, hem de kalitesini artırırsınız.

Birlikte ama nasıl?
Farklı kondisyon düzeylerine, farklı cinsiyetlere, farklı fitness hedeflerine sahip iki kişi nasıl birlikte egzersiz yapabilir? İşte şimdi nasıl bir program izleyebileceğinizle ilgili birkaç ipucu:

Her ikiniz de yapmaktan en çok keyif aldığınız egzersizlerin listesini yapın. İki listeyi karşılaştırarak ortak bir egzersiz listesi hazırlayın.

İkinizin de egzersiz yapmaya uygun olduğunuz gün ve saatleri belirleyerek ortak bir çalışma programı hazırlayın. Böylelikle zorunlu haller dışında, programınızın dışına çıkmamayı garantilersiniz.

Beraber bir derse yazılın. Her ikiniz için de yeni bir deneyim olması, sizi daha da heyecanlandırabilir. Partner yoga, tenis, dans, yüzme, spinning ya da başka bir aktivite seçebilirsiniz.

GÜNÜN SÖZÜ

"Kadın kocasını daha az sevmeli, fakat daha çok anlamalı; erkek, karısını daha çok sevmeli, fakat anlamaya çalışmamalıdır."

Oscar Wilde

Öğrenci Aşkı

21582047

Adam Kısmısı...

Hep çok akıllı geçinirsiniz siz.

Daha doğrusu geçindiğinizi sanırsınız aslında. Karşınızdakinin sizden daha akıllı daha uyanık olabilme ihtimalini de asla aklınıza getirmezsiniz. Sanırsınız ki ne yapsanız kâr kalacak yanınıza. Hesaplayamazsınız ki daha ötesini. Yaradılışınız öyle sizin. Kalbiniz belki kötü değil ama iş bize gelince katısınız ve duyarsız.

Sizin fena bir haliniz var. Materyalistsiniz siz. Elde edene kadar her şey harika, elde edince hazımsızlık başlar sizde. İstersiniz ki, aklınızda  “Ah  niye yapmadım” diye üzüleceğiniz haller kalmasın. Her şeyden hazzınızı alın.

Çok da bencilsinizdir siz, aynı “hem evdekinden vazgeçmem, hem de diyardakinden” gibi. Çekirge misali zıplarsınız oradan oraya. Arada taşa da tutulursunuz, sopaya da. Yılmazsınız yine de, ne kopartsanız kâr hanenize bir artı yazarsınız binbir keyifle.

Kadınsız yapamazsınız siz ama hayatta da en büyük kazığı kadınlara atarsınız.

Üç kuruş paranız varken, yanınızdaki kadının sırtını sıvazlar ellerini seversiniz. Gün gelip yüz kuruş paranız olduğunda, başlar sizde kadını aşağılama, yerme, parayla hizaya getirme çabası. Hırs gözünüzü bürümüştür bir şekilde. O kadınla aynı yolda yürümüş olduğunuz aklınıza bile gelmez sizin.

Aptalızdır ya(!) biz.. Sıkça toplantılarınız uzayıp  eve geç gelmeye başladığınızda, hala bir sıcak çorba tutarız evde size.

İşinize gelince baş tacı edersiniz dakkalık ya da saatlik. Yirmi dört saati bile geçmez bu durum da..

Baş başayken sarılırsınız kadınınıza, kimse yok diye! Yanınıza iki kişi eklendiğinde, kadın elinizi tutmak istese “adam yordamıyla” ittiriverirsiniz kadının elini.

Her hatun güzel gelir size sizin hatundan başka.. Size  üç evlat veren kadının memesini sarkık bulursunuz ama çocuğuna hiç süt vermeyip, direkt silikona yazılanı  da süperrrr!…

Her kadının hayatında illa sizin gibi bir adam olmuştur. Kimi hala ilişkilerine devam etmektedir, kimi de çoktan şutlamıştır erkeğini (Her ne kadar erkek kendi kadını bıraktı sansa da, kadındır son gölü atan)

Siz erkeklerin, ağzı açık geberdiğiniz ikinci kadınlarınız da kesin bu gruptandır. Daha önce bir adamın her halini yaşamış olan, kazık atılan, aldatılan. Dolayısıyla bu kadınlara, ilk kadınlarınızda yaptığınız numaralar sökmez. Dikkat etmeniz gerekir yoksa sonunuz olur perperişan..

İşte  o zaman gelir aklınıza esas  kadınınız. “Ah ne salakmışım” dersiniz, “Meğer benim karım ne değerliymiş. Hiç hesapları yoktu böyle” Geri dönmek istersiniz ama yemez. Çünkü artık kabul göremezsiniz.

Kuzudan kaçarken kurda düşersiniz. Beter de olun! O da ayrı…

Siz böyle, deneme yanılma yöntemleriyle, pişmanlıklarınızla uğraşırken sakın ola ki üzüntünüz olmasın eski aşkınıza, eski eşinize dair..

Kadın sizden çok daha akıllıdır. Bakmayın senelerce size safı oynadığına (“Analık, sevgi, bağlılık vardır kadında”) o şimdi kesin çok mutludur. Siz eliniz boş gezerken, o hayatının aşkını çoktan bulmuştur….

Not-1: Sakın ola kadının içindeki sevgiyi söndürmeyin. Kadın bir gider bir daha da asla geri gelmez.

Not-2: Bir kadını asla ağlatmayın. Allah kadının göz yaşlarını sayarmış…

 

Ne Amcası, Koca O Koca...

Aşk

En Popüler Kadınsı Fantezi

fantaziSeks hayatı birazcık tekdüzeleşti mi? Aslına bakarsanız çoğu insanın göz ardı ettiği tek seksüel organ var: Beyin. Ve o sizin Seksüel bir Nirvana’ya ulaşmadaki tek pasaportunuz. Gerçekte milyonlarcamız mastürbasyon sırasında gizli fanteziler kuruyoruz ve bazılarımız seks yaparken orgazma ulaşmak için bunları kullanıyoruz. Öyleyse neden favori olanlarını sahiplenmiyor ve yıllardır sahip olduğunuz en şehvetli seksi yaşamak için partnerinizle birlikte kullanmıyorsunuz? Sadece bu adım adım rehberi takip edin.

Fantezi 1: O bir bakire ve siz Bayan Robertson. Neden size çekici gelir: Bu bir güç ilişkisidir ve iki taraf için de “yasak” sekstir, ki bu da libidoyu arttırmak için garantidir. Neye ihtiyacınız var: Bir “seksi sekreter” kıyafeti işe yarayacaktır: uzun dar etek, push-up sütyeninizi gösterecek biçimde üst düğmeleri açıkta olan gömlek, ince çoraplar ve yüksek topuklular.

Hareket planı: Bunun için hile öncelikle çok yavaş hareket etmektir. Siz onu baştan çıkarmaya çalışıyorsunuz, o direniyor-kıyafetlerinizi yırtmak ve sonuçları için endişelenmek arasında gidip geliyor. (Eğer öğrenirse annesi ne diyecek? Gerçekten kendisini baştan çıkarmaya mı çalışıyor yoksa o kendi çok fazla anlam mı yüklüyor?) Birer içki hazırlayacağınızı söyleyip onu içkilerinizle birlikte salona yönlendirin. Kanepede otursun, siz de ona bakan bir sandalyede oturun, bacak bacak üstüne atarken eteğinizin yukarı çıkmasını sağlayın. Nereye bakacağına şaşıracaktır. Genel bir muhabbet açın (eğer genç bir oğlunuz varsa, oğlunuzun arkadaşına soracağınız türden sorular olmalı ), daha sonra muhabbeti daha soslu bir aşamaya çekin. Ona kocanızın sizi artık çekici bulmadığını düşündüğünüzü söyleyin. Ona sorun, Siiz çekici buluyor mu? Hangi yanlarınızı? Neden? Diplomatik olmaya ve ereksiyonunu gizlemeye çalışırken utançtan kıvranmasına izin verin.

O noktada, rahat olmadığınızı söyleyip kanepede yanına geçin. Gömleğinin iki düğmesini çözüp elinizin tersiyle göğsünü okşayın ve şöyle deyin, "Ne kadar yumuşak bir ten. Kocanızınkinden ne kadar farklı. O kıvranırken siz kendi gömleğinizin üst düğmelerini çözün ve elini alıp göğsünüzün üzerine koyun. Bundan hoşlanıp hoşlanmadığını sorun."


Çarpıcı istekleriniz ve eylemleriniz arasında bir yandan da muhabbete devam edin. Ona hiç daha önce gerçek bir kadınla olup olmadığını sorun. Hayır diyecektir. Ona sizinle seks yapmak isteyip istemediğini sorun ve bunun sorun olmayacağını kimseye söylemeyeceğinizi söyleyin. Ondan üstünüzü ve sütyeninizi çıkarmasını isteyin. Göğüslerinize dokunmasını isteyin ve nasıl dokunulmaktan hoşlanacağınızı anlatın. İnleyin ve iççekin ama unutmayın: Siz hala olgun olan tarafsınız, yani kontrolünüüz çok kaybetmeyin. Ona önünüzde durmasını ve pantalonunu çözmesini söyleyin. Vücuduna hayran hayran bakın, iltifatta bulunun ne kadar sertleşmiş olduğunu söyleyin ve ona nazik bir şekilde dolambaçlı bir oral seks yapın- orgazm olmasına az kala durun.


Tiyatral bir şekilde göz temasını koruyarak soyunun. Gözlerinin vücudunuzu okşamasına izin verin ama size dokunmasına izin vermeyin. İnce çorabınız ve yüksek topuklarınız üzerinizde kalsın. Baştan çıkarıcı pozlar verin ve vücudunuz okşayın. Ona gördüğünden hoşlanıp hoşlanmadığını ve size dokunmak isteyip istemediğini sorun. İkiniz de tamamen çıplak kaldığınızda, onu yatağa doğru yönlendirin ve ona bir kadını zevkten bağırtmak için özellikle ne yapması gerektiğini açıklayın. Her dokunuş, öpücük, okşama ve atılım onun için ilk hatırlayın. Bu fantezi tamamen kontrolünü kaybettiği zaman biter- eğer rolünüzü başarıyla oynamışsanız neredeyse üç dakika içinde gerçekleşmeli!

Şaşırtan Araştırma

cinsel2 Küresel düzeyde insanların cinsel davranışlarını inceleyen bir araştırma, rastgele cinsel ilişkiye girmekle hastalıkların yayılması arasındaki bağlantıya ilişkin şaşırtıcı bulgular ortaya koydu.

Tıp dergisi Lancet’in araştırması kapsamında yaklaşık altmış ülkede cinselliğin boyutları araştırıldı. Araştırmaya katılanlara, ilk cinsel deneyimleri kaç yaşında yaşadıkları, prezervatif kullanıp kullanmadıkları, kaç kişiyle cinsel ilişkiye girdikleri gibi sorular yöneltildi.

Alanında bir ilk olarak nitelenen araştırmaya göre, genel cinsel sağlıkla insanların birden fazla kişiyle birarada olması arasında çok az ilişki var.

Araştırmayı yapan ekibin başkanı Prof. Kaye Wellings, cinsel yollarla bulaşan hastalıkların yaygın olduğu Afrika gibi bölgelerde; rasgele cinsel ilişkilerin daha yaygın olmasını beklediklerini; ancak sonuçların, bu varsayımı doğrulamadığını söyledi.

Araştırmaya göre, rastgele cinsel ilişkiye en çok Batılı ülkelerde rastlanıyor.

Araştırmanın verilerine bakılınca, yoksulluk ve prezervatif konusunda eğitimsizlik daha önemli faktörler olarak öne çıkıyor.

Uzmanlar, pek çok ülkede ilk cinsel deneyimin 15-19 yaşları arasında yaşandığını, kalkınmış ülkelerde yaşayanların ise bu deneyimi daha erken yaşlarda yaşamaya eğilimli olduğunu belirledi.

Tek eşlilik dünya genelinde yaygın eğilim olsa da birden fazla kişiyle beraber olma eğilimi daha çok Batılı ülkelerde görülüyor.

Röportaj: Jülide Ateş

Jülide Ateş_1 1990 yılında Türkiye Güzeli seçildi. Önce güzelliğiyle Türkiye’yi fethetti. Henüz on yedi yaşında kameralarla tanıştı. On dokuzundan itibaren kameralarla büyüdü. Yirmi üç yaşında Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Bölümü’nden mezun oldu. Yaptığı işi çok sevmesi ve sevdiği işi yapması medyada başarılı olma yollarını açtı. İşine saygı ve sevgiyle sarılması kısa sürede televizyonların aranan haber spikeri olma yolunda yürümesine neden oldu. Hiç şımarmadan, çok çalıştı, “Çalışmanın insanı daha dinç, daha verimli kılacağını düşünüyorum. Çalışmanız bir anlam bulabilmeli.” dedi ve bunu yaşamına uyguladı. On yedi yıllık haber spikerliğini, gazeteci Emre İskeçeli ile olan düzgün evliliğini, biricik oğlu Ali’sini ve son dönem yaptığı işleri...

On yedi yıl haber spikerliği yaptıktan sonra, bugünkü tercihinizin kültür sanat programı olduğunu görüyoruz. Bu kararınızı etkileyen faktörler neler oldu?

Dört büyük kanal var biliyorsunuz. Bunların ana haberleri doldu. Şimdi yeni bir trend başladı. Bu fikri kabul etmek ve fazla direnmemek lazım. Ana haber bülteninde benim konumumda olan arkadaşlar şu an için tercih edilmiyoruz. Bunun nedeni, niyesi, bence kabullenmekten geçiyor, bu bir süreç. On beş yıl aralıksız bu mesleği yaparken “Niye ben buradayım da diğerleri değil?” diye sorgulamadıysam, şimdi de başkalarının sırası gelmiş demektir diyorum. Çünkü televizyon yenilik istiyor. Ben on beş yıl boyunca bu mesleği aralıksız yaptım ve aralıksız hep ana haber okudum. Demek ki doyum noktasına ulaştı, seyirci yenilik istedi. Buna da saygı duymak gerek. Yirmi üç yaşındaydım ana haber okuyordum. En güzel transferleri yaptım. En yüksek rakamlara çalıştım. “Aa ne güzel yeni bir şey başladı.” diye düşünüyorum. Bu inandırıcı gelmiyor galiba. İnsanlar bir şeyin aynısından daha fazla diye düşünüyorlar. Ben TGRT’den çıktığım akşam bana birçok kanaldan teklif geldi.

Hakkınızda kovuldu lafı çok edildi.

Evet kovuldu lafını ben dilime çok doladım. Kovuldu lafı bana en kötü söylenebilecek şeydi. Bu da kötü bir şey değil. Yani Jülide Ateş olarak ben de kovulabilirim. Bu da beni derinleştirdi. Bir sürü faktör vardı kovulmamda. Tazminatım ayrı bir faktördü. Yüz yenilemeye gitmeleri ayrı bir faktördü. Diyelim ki mesleğimde çok kötüyüm bunu da kabul edebilecek olgunluğa sahibim. 2000 yılında Türk Dil Kurumu Onur Ödülü aldım. Bu mesleğe on beş yılımı verdim. Kimse bizi kara gözümüz kara kaşımız için tutmuyor ki... Arz talep meselesine göre seyirci beni istemiş ve orada kalmışım.

İşten ayrılmanızın ardından Amerika’ya gittiniz.
Jülide Ateş

Ablam Amerika’da yaşadığı için bir ayağımız hep orada. İkinci adresimiz yani. Annemler yılın altı ayı oradalar. Benim de sevdiğim bir memleket.

Emre Bey’le de Amerika’da evlendiniz. Nerede ve nasıl tanıştınız?

Emre benim 1992 yılından beri arkadaşım. Hem okul arkadaşıydık, hem de aynı çevrelerdeydik. Ağabeysi de benim arkadaşımdı. Ağabeysini 1995 yılında bir trafik kazasında kaybettik. Emre İstanbul’daki ilk arkadaşım... 1998 yılında flört etmeye başladık. 2001 yılında da evlendik.

Çocuk yapma kararını ne zaman verdiniz? Hazırım artık dediğinizde mi hamile kaldınız?

Evet. Tabii Ali istenen bir bebekti. Niyet edildi, çağırıldı. Çok istendi. Evet, hazırdım ve bekliyordum Ali’yi.

Annelere hazır olmadan asla çocuk sahibi olmayın der misiniz?

Hazır olduklarında yapsınlar ve mümkün olduğunca içlerinde ne kaldıysa ukde tek başlarına yapabilecekken, bol bol yaşasınlar. En sonunda hazır olduklarında çocuk yapsınlar. Yoksa çocuğa da azap, anneye de azap. Bence hayvanlar nasıl yuvalarını yaparlar, mesela kuşlar gibi ondan sonra çiftleşmeye ve yumurtlamaya hazırdırlar, aslında insanı da ona benzetiyorum. İnsanlar o güveni, o aile yapısını, o yuvayı kurmadan çocuk yapmasınlar tabii ki... Çocuğun güven dolu, sevgi dolu ortama çok ihtiyacı var.

Jülide Ateş_3 Siz Ali’ye hamile kaldığınızda kaç yaşındaydınız?

Otuz yaşında hamile kaldım. Otuz bir yaşında da doğurdum. Tam benim planladığım gibi gitti. Gitmeyebilirdi de ama güzel bir yaştı, olgun bir yaştı. Genç anne değildim ama tam anne olmayı arzu ettiğim bir yaştı. Kendimi tam o zaman hazır hissettim. Daha öncesi erken, daha sonrası geç olurdu.

Hamilelik döneminde iş yaşamına ne zaman ara verdiniz?

Son iki buçuk ayıma kadar güle oynaya çalıştım, bir problemim olmadı. Ben çok huzurlu bir hamilelik dönemi geçirdim. Çalışmanın insanı daha dinç, daha verimli kılacağını düşünüyorum. Çalışmanız bir anlam bulabilmeli. Ben çoğu zaman işimde anlam bulabilecek şekilde yetiştim. Ama dışarıda da çok anlam var; bu dostlarınız olur, hobileriniz olur. Allah kimseyi anlamsız bırakmasın. Anlam çok önemli diye düşünüyorum. İnsanlar işsiz kalmaktan da korkuyorlar. Hayata başlayacak, güne başlayacak sebepleri kalmıyor. Özellikle Türkiye’de emeklilikten de çok korkuluyor. Ben aksini iddia ediyorum; işiniz sadece bir araç, işiniz siz değil, siz işiniz değilsiniz. İşinizde bir anlam bulabiliyorsanız en mutlu kesimdensiniz.

Siz işinizi çok mu seviyorsunuz?

İşimi severek yapıyorum. Ben o az olan mutlu kesime dahil olduğumu düşünüyorum. On dokuz yaşımdan beri kameralarla büyüdüm. Her gün çalıştım yaz tatilleri dışında ama rutin insanı öldürüyor. Hakikaten o şekilde ki haber spikerliği oraya kadar yeterdi. Şimdi sanatçılarla röportajlarım oluyor, yazın çok güzel bir programımız başlayacak. Sokaklarda aktüel çekimlerimiz olacak. O zaman stüdyo dışına çıkamıyordum ki. Sıkılıyorsunuz bir süre sonra. Sürekli aynı güne uyanıyorsunuz. Rimelinizi kaçta süreceksiniz, kaçta üzerinizi giyineceksiniz. Kam spikerlerinizi kaçta elinize alacaksınız hepsi belli.

On yedi yıllık haber spikerliğinden sonra, kültür sanat programı yapıyorsunuz. Şimdi size reddedemeyeceğiniz bir yerden, ya da isimlerden size haber spikerliği teklifi gelse, yine de hayır der misiniz?

Böyle bir teklif beklentisi içerisinde değilim. Hayır derim diye düşünüyorum.

Oğlunuz Ali ile ilgili sorularım olacak. Ali adının özel bir anlamı var mı? Yada neden Ali koydunuz bir sebebi var mı?Jülide Ateş_4

Ali kimsenin adı değil. Ali’yi şöyle çok seviyorum; Ali iddiasız bir isim. Yani kibirli, üzerine anlam yüklenmiş ve çocuğu bir şey başarmaya yükümlü kılmamış bir isim. Mesela Doruk, Hakan gibi... Ne bileyim bir şeye zorunlu kılmamak çocuğu. Bir şeyin en iyisi olmak zorunda değil. Bir şeyin en tepesinde olmak zorunda da değil. Kendi olsun yeter. Ali bu anlamda iddiasız, üzerine yük bindirilmemiş bir isim itibariyle uygun geldi. Bir de tamamen tesadüf, hamileyken Emir benim karnımı severdi. “Aman da benim Alişim şimdi ne yapıyor?
Ali ne haber annen bu gün sana ne yemek yolladı? Uyudun mu babacığım?” diye severdi. O kadar sevdik ki bu sevme şeklini değiştirmeyelim istedik. Tamamen içgüdüsel, Emre’nin yakıştırması, öylece devam etti. Özel bir isim aramadık. Tınısı da hoşumuza gitti. Çocukluğumuzdan da tanıdık bir isim.


Doğumdan ne kadar süre sonra işe başladınız? Büyütürken kimlerden yardım aldınız?

İşimden çok uzak kalmadım. Dursune ablamız vardı, en çok ondan yardım aldık. Çok bakıcı geldi geçti. Ama en kalıcı ve en çok emeği geçen Dursune abla oldu. Bakıcı, annenin sağ kolu. Bakıcının iyi olması da çok önemli.


Türkiye’de kadınlar kariyer veya çocuk yapma konusunda tercih yapmak durumunda kaldıklarında bazıları kariyeri, bazıları da çocuk yapmayı önemsiyorlar. Bazıları da her ikisini başarıyla paralel götürebiliyor. Siz her ikisini de başarıyla götürenlerdensiniz. Başarı planlanabilir mi?


Sağ olun öncelikle... Tabii ki, sade vatandaşa göre artılarımız ve eksilerimiz var. Ekonomik gücüm olduğu için çok yardım alıyorum. Ne kadar da yardım alsanız, anne majördür. İşin temeli annedir, bu artıyı koymak lazım. Daha mütevazı yaşayan arkadaşıma bakıyorum; kızcağız çalışsa, elindekini bakıcıya, servisine, okula verse zaten elindeki maaşı gidiyor. Çalıştığından eline hiçbir şey kalmayınca bari çocuğuma bakayım evde diyen anne oluyor. Bu şekilde çok anne var. Üstelik bunlar çok iyi eğitimli ve düzgün insanlar. Bir buçuk, iki milyar lira para kazanıyorsanız, bunun ne kadarını bakıcıya, anaokuluna, servise vereceksiniz? Ve çocuğun diğer ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaksınız? Ülkemizde eğitim çok pahalı. Herkes eşit koşullarda değil. Orada büyük aileler önemli. Aile büyüklerinden destek almak lazım.

Siz ailenizden destek aldınız mı?

Benim annemin pili bitmişti galiba. Yeğenime çok emekleri geçmişti. Yine de aldım tabii... Her zor günümde yanımdaydı. O da sonuç olarak yeterli olamaz. Ben bile enerji olarak çoğu zaman yetemiyorum. Annem, benden normal olarak daha büyük, O’nun da enerjisi yetemiyor. Erkek çocuk ve oldukça hareketli. Nefesi yeter derler ya öyle oldu. Gün geldi bakıcı gitti, annem geldi evde denetlendi. İlk alıştırma döneminde onlara iş öğretti, çok yardımları oldu. Aslında bir S.O.S. Ne zaman zora düşseniz anneler hep yardıma hazırdır kızlarına.

Ali’yi kreş eğitimine ne zaman başlattınız?

İki buçuk yaşında kreşe verdim. Mütemadiyen başlayacağı okulun kreşine, üç buçuk yaşında başladı. Şimdi anaokuluna gidiyor, seneye birinci sınıf olacak.


Telefonlaştığımızda, Ali’nin çok göz önünde olmasını istemiyorum dediniz, saygı duyuyorum. Göz önünde olmasını neden istemiyorsunuz?

Aslında birkaç kez çıktı. Şu anda çocuğun inisiyatifinde değil. Belki çocuk empoze olmak istemiyor? Ali’yi çok lanse etmek istemiyorum. Tabii ki oğlum bazı yerlerde görünecek, bunun sınırını iyi ayarlamak gerek diye düşünüyorum. Biraz frene basmak gerektiğini düşünüyorum. Şimdiden şu reklama çıksın, şu şarkının video klipine çıksın teklifleri geliyor. On sekiz olsun kendi inisiyatifini kullanabilecek duruma gelsin önce. Ben meşhur bir çocuk istemiyorum açıkçası.

Jülide Ateş_2 Ali ile ingilizce konuştuğunuzu duyduk. Neden iki dil öğretiyorsunuz?

Bu konuda çok eleştirildikçe, neden olmasın diyorum. Mümkün olsa biz dört dil bilseydik de, dört dil öğrenseydi çocuk. O kadar beyinleri almaya hazır ki bu yük değil çocuğa. Çünkü Ali dersle değil, günlük hayat rutini içerisinde öğrendi. Bu Türkçe konuşmasını hiç engellemedi. Aksine her iki dili de çok iyi konuşuyor. Biz iki dilli anne ya da babaların hangi dili biliyorlarsa küçük yaşta öğretmeleri taraftarıyız. Oturup masa başında ders gibi değil. On beş yaşından sonra öğretmeye başlarsan o zaman çocuğa yük oluyor. Şimdi ne verirsen onu sünger gibi alıyorlar. Hazır bu avantajımız varken neden kullanmayalım dedik.

Evde hangi dil kullanılıyor?

Ben İngilizce kullanıyordum, babası Türkçe. Şimdi ben de Türkçe kullanıyorum çünkü okulu İngilizce oldu sadece. Dört yaşına kadar sadece İngilizce konuştum. Çocuk şimdi her iki dili de çok iyi konuşuyor. Çok eleştirildik ama benim uzmanlık alanımda bu. Boğaziçi İngilizce’den mezunum.

Niye ingilizce öğretmenliği yapmadınız?

Neden yapmadım? Ben zaten okuldayken, medyadaydım. İki mesleği kıyaslayın. Bu hayat standardımı İngilizce öğretmenliği sağlamayacaktı.

Genç yaşta güzellik kraliçesi seçildikten sonra haber spikeri olarak ekranlara çıktığınızda da çok eleştirilmiştiniz.

Ben haber spikeri olduğumda çok gençtim. Büyükler çok telaşlandılar eyvah Türkçe elden gidiyor diye. Benim bunu meslek olarak benimseyip, gerçekten emek sarf edeceğim döneme bakıp değerlendirdiler. Ama arada ezber bozan insanlar çıkabiliyor. Bu endişeleri yaşamakta haklıydılar. Sonra hepsiyle dost olup meslektaş olduk ve takdirlerini bildirdiler. Benim de bu endişeleri yenmek için çok çabalamam gerekiyordu. Gereğini yaptım.


Genç anne adaylarına önerileriniz neler olurdu? Size göre mutlu evliliğin sırrı var mı? Varsa en önemlileri neler olmalı?


Doğurabilecekleri kadar değil, bakabilecekleri kadar çocuk yapsınlar. Dolduruşa gelmesinler. Doğurmak işin en kolay kısmı. Bakmak; ona şekil vermek, kaderini dizayn etmek de yardımcı olmak en zor kısmı buna hazırlansınlar. Birbirlerini seven çocuklar yetiştirsinler. Herkesi potansiyel düşman olarak gören “bir öteki yaratan” çocuk beyinleri yetiştirmesinler. Mutlu evlilik için; birlikte yol alabilecekleri, arkadaş olabilecekleri, yirmi dört saat maskesiz tüm doğallığıyla, tüm halliyle kendileri olabilecekleri ve karşı tarafı da böyle sevebilecekleri bir ilişki herkese temenni ediyorum. Birlikte bir şeylere girebilmek çok büyük bir kriterdir. Aynı espriye gülebiliyorlarsa bu önemli bir bazdır diyorum.

Son günlerde köşe yazıları yazmaya başladınız.

Evet, Doğan Grubunun yayın organı Tempo24. com.tr’de yazıyorum. Ben yazar değilim, ihtiyaca binaen yazıyorum. Ben orada yazmıyorken de günlük tutardım, anektodlar alırdım, denemelerim vardı. Ama şimdi benden taşanlar, orada platform buldu. Ben yazan bir kişiyim. Orada, Aydın Engin gibi önemli bir usta var. Hepimiz bir renkiz. Bizde başka bir jenerasyon, başka renkleri temsil eden kalemiz.


Annelik, iş kadınlığı, evlilik zorlandığınız oluyor mu?

Dışında uluslar arası organizasyonların Türkçe –İngilizce moderatörlüğünü yapıyorum.

Emre Bey size yardımcı oluyor mu?

Emre’nin zaten varlığı yardım. Manevi yardım, meslekte değil...

06.07.2009

Kaynak:www.anneyiz.biz

Sevgi & Aşk