| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

469 "kadın erkek ilişkileri" etiketi kullanan gönderi (sayfa 5)"kadın erkek ilişkileri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yaşasın Yalnızlık!

YalnızlıkAşk dediğin akla yakın durmalıdır. Aklın süzgecinden geçmeden, sadece kalpte esinti yapan duygu aşk olamaz.

Aşkın içinde saklı olan gerçek sevgi, aklın ve mantığın süzgecinden geçmeden yolunu bulamaz. Akıl aşkın ayağıdır, o olmadan yol alamaz. Aşkın sebebi olmalı, nedensiz bir yürüyüşe çıkar gibi, yalnızca sıkıntıdan bulunuyorsa aşk, onun adı aşk değildir. O zaman yalnızlığını daha çok sevmelidir insan. Gerçek olmayan bir illüzyonsa aşk, yaşasın yalnızlık!
Cinsel bir istekten öteye gitmeyen, içinde yalnızca seks olan, tutkuyla bağlanılmamış dokunuşlardan doğarak büyüdüğünü sanan, doyumsuz bir beden işçiliğine soyunmuş, zevkin derin karmaşasında yolunu şaşırmış, dudaktan dudağa akmayan ama bedeni terleten bir ihtiyaçsa aşk, yaşasın yalnızlık!Kendinden sıkılmışların durağı olan, biraz gönül eğlencesi için seçilmiş; dost sohbetlerine, rakı sofralarına meze olacak konu eksiliğinden kaynaklanan; biraz havası olsun diye kola takılmış, umutları hiçe sayarak, ardından konuşarak, gülünerek anılacak bir muhabbetse aşk, yaşasın yalnızlık!Başka bir canı acıtarak, sadece ihanete doğrultulmuş, biraz intikam, biraz zafer isteğiyle yoğrulmuş, kalın perdelerin ardında sırlarla saklanan, gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar aciz, kendini anlatamayacak kadar yoksun, kalbe birkaç sevgiyi sığdıracak kadar geniş, daha önce hiç acıtılmadığı için cahil, yalanlarla üstünü örtecek kadar özgüvensiz; başkasının güvenini sırtından bıçaklayacak kadar nankörse aşk, yaşasın yalnızlık!
Bir anlık hevesler için kirletilecek kadar ucuz, tüm varlığını sefilce yok etme pahasına yalancı, göz boyanarak hediyelerle kandırılacak kadar değersiz, üç kuruşa kendini satacak kadar hayasız, umutları kıracak kadar vicdansız, başka bir ömrü harcayacak kadar sevgisiz, geride anı bırakmayacak kadar boş, daha önce hiç denenmeyecek kadar beceriksiz, geleceğe bakamayacak kadar yüreksizse aşk, yaşasın yalnızlık!
Aklı bile akıl bulmuşken, kalbinin sesine kanıp mantığını kenara koyacak kadar biçareyse aşk, aşk değildir. Aşk akılla beslenir. Yalnız gönlünü dinleyenler, sonunda acıdan başka bir şeyi sevemez. Aşk dediğin huzur, özveri, paylaşım, saygı, empati gibi değerlerle büyütülür. İçinde kin, kandırmaca, düzen, vicdansızlık, kıskançlık birikmiş duygu, üstüne büyük altın harfle adını yazsa bile, gerçek aşk olamaz. Akıl aşkı tanır. Saflığını bilir, fedakarlığına şahit olmuştur. Akıl sezer, değerlendirir. Kim ki, içine us koymadan, yalnız kalbini dinleyerek bir sevdanın peşinde sürüklenirse; onun ki aşk değildir. Bütün kötülüğünü örterek, renkli hediye paketinde geliyorsa aşk, kalsın! Yalnızlığım, sahtekar aşklardan daha üstündür!

Mum Işığı Zararlı Olabilir!

Mum IşığıUzmanlar, romantik yemeklerin vazgeçilmezi mum ışığının sağlık açısından zararlı olabileceği uyarısında bulundu.

South Carolina Üniversitesi uzmanları, mum yakılan yerlerin havalandırılması gerektiğini de belirtti.

Laboratuvar ortamında yapılan denemelerde yanan mumlardan çıkan dumanları analiz eden uzmanlar, mumların akciğer kanseri ve astım riskini artıracak zararlı duman çıkardığını tespit etti, ancak bunun zararlı etkisinin mumların yıllarca kullanılması halinde görülebileceğini itiraf ettiler.

Araştırmayı yapanlardan Amid Hamidi, Washington’daki Amerikan Kimya Derneği’nde yaptığı konuşmada, banyo yaparken rahatlamalarına yardımcı olması ya da akşam yemeği için uygun ortam yaratması için sık sık mumlara başvuranların sağlıklarını riske attığını kaydetti. Hamidi, havalandırılmayan ortamlarda her gün birçok mumun aynı anda yakılmasının zararlı etkilerinin uzun dönemde görülebileceği uyarısında bulundu.

İşte Türk Halkının Fantezileri

Kadın Erkek İlişkileriAile Sağlığı Araştırma Derneği’nin (ASAD) Tempo için yaptığı bir araştırma Türk toplumunun “fantezi gerçeği”ni ortaya koydu.

2 bin 100 kişinin katıldığı, katılımcıların yüzde 62’sinin erkek, yüzde 38’inin kadın olduğu araştırmanın sonuçlarına göre Türk kadını ve erkeği en çok asansörde seks yapmayı arzuluyor. En sevilen 15 fantezi arasında tecavüz ise 6. sırada yer alıyor.

Avrupa Cinsel Sağlık Birliği Başkanı İrem Hattat, araştırma sonuçlarına göre her iki cinsin de fantezilerini paylaşmakta güçlük çektiğini belirtiyor. Özellikle kadınların eşlerine özel fantezilerini açamadığını ve bu gizli düşünceleri yüzünden suçluluk hissettiğini söyleyen Hattat, “10 kadından 8’i fantezileri olduğu için suçluluk duyduğunu ifade ediyor. Her ne kadar fantezileri utanç verici bulsa da çoğunluk en tahrik edici fantezisini partneriyle paylaşmaktan heyecan duyacağını söylüyor. İnsanlar gizli cinsel yaşamını paylaşmak istiyor, ama bundan korkuyor” diyor.

Top 15
1- Asansörde seks
2- Arabada seks
3- Denizde/havuzda seks
4- Uçakta seks
5- Oral seks
6- Tecavüz
7- Açık havada seks
8- Komşuyla seks
9- Ünlü biriyle seks
10- Partnerle birlikte seks yapan birilerini izlemek
11- Striptiz seyretmek
12- Grup seks
13- Partnere istemediği bir cinsel eylemi zorla yaptırmak
14- Erkekler için Slav ırkından, kadınlar için zenci biriyle seks
15- Web kamerasıyla internet üzerinden karşılıklı striptiz ve mastürbasyon

Aşkın Kimyası Çözüldü!

Aşkİnsanoğlu var olduğundan bu yana aşk da var olmuştur hep. Aşk ki insanı yaşama bağlar, aşk ki karşılıksız olduğunda  insanı odalara hapseder. Aşk öyle bir şeydir ki üzerine neredeyse söylenmedik söz kalmamıştır. En güzel şiirler aşk şiirleridir. Tüm şairler aşkın kimyasını çözmeye çalışmışlar, onun üzerine yüz yıllardır felsefe yapmışlardır.

Onu gördüğünüzde dizlerinizin bağı çölüyorsa,  o yanınızda yokken onunla ilgili türlü türlü hayaller kuruyorsanız , ondan başka hiçbir şey düşünemiyorsanız siz aşıksınız demektir.  Bu saydıklarımız aşkın görünen ilk  belirtileridir.

Gazali bir gazelinde sevgilisine şöyle sesleniyor: “Zülfünün bir tek telini görenlerin bahtı siyah olurmuş / Zülfünün bir tek telini göreydim de / benim de bahtım siyah olaydı”  işte aşk budur, işte uzaktan sevmek , ona dokunamadan aşkını sürdürebilmek budur. Oysa günümüzde öyle mi? Herkes birbirine “seni seviyorum” u kolaylıkla hissetmeden söyleyebiliyor. Günümüzde maalesef aşklar da yozlaştı.

Fakat biz bu yazımızda aşkın kimyası üzerinde duracağız . Aşık olduğunuzda kimyasal olarak bünyenizde ne gibi değişiklikler oluyor? İnsan istediği zaman aşık olup istediği zaman aşkından vazgeçebilir mi? Yani aşk bizim kendi irademizde midir? Her yaz, yaz aşkı yaşayabilir miyiz? Neden bazıları sürekli aşık olurken bazıları aşkı hiç tadamıyor? İşte bu yazımızda uzman gözüyle bunların cevabını vereceğiz.

Aşık olduğumuzda vücudumuzda neler oluyor?

Yeni  aşıkların bir çoğu vakitlerinin % 90′ını aşık oldukları  insanı düşünmekle geçiriyor.  Bu onların bizzat kendi sözleri. Beyinlerindeki milyarlarca sinir hücresinde kalp çarpıntıları uçuşuyor. Bu aşk halini Alman antropolog Helen Fisher yaptığı bir klinik araştırmayla ipatladı. Deneklerinin beyinlerindeki kan akışını gözlemleyen Fisher’in vardığı netice şu şekilde: Tutku ne kadar çok artarsa, beyinde heyecan ve keyif hissini salgılamaya yarayan hormonlar daha fazla uyarılıyor ve aktif duruma geliyor. Dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin maddelerinin daha çok salgılanması ile ellerimiz fazla çok terliyor, nefes alıp verme artıyor, tansiyonumuz ve nabzımız artıyor! Aşık olan kişilerin çoğunlukla yemeden içmeden kesilmesi, uykusuzluk çekmesi en çok karşılaşılan durumlar arasındadır. İşte tüm bunların sebebi de aslında bu çok çalışan hormonlar.  Bu hormonlar yüzünden hem hiperaktif bir duruma geliyoruz, hem yemiyoruz içmiyoruz hem de uyku düzenimiz alt üst oluyor. İşte bu nedenden dolayı da ilişkimize daha bağımlı bir duruma  geliyoruz. Eğer söz konusu olan platonik bir aşksa o zaman tam anlamıyla aptallaşıyoruz. . Buna duruma hiç de şaşırmamak gerek,  diyor uzmanlar. Zira halüsinasyona sebep olan ilaçlar, beynimizde salgılanan ‘phenylethylamin’ maddesini de barındırıyor.

Aşık olmak bir çeşit hastalık mıdır?

Bir anlamda evet! Fakat bu, aşıkı yaşamayın manasına da gelmiyor tabi ki. Uzman H. Fisher’e göre aşk bir  takıntılı olma durumu. Olayın temelinde bu var. Kontrol edilmesi ya da önüne geçilmesi neredeyse imkansız. Aşık olanların aşık oldukları kişiye karşı hissettikleri bu takıntılı halin sebebini  Pisa Üniversitesi’nden Uzman D. Marazziti de araştırmış. Marazziti, psikolojik dengeyi sağlayan serotonin hormonunun kandaki oranını  incelemiş. Zira serotonin miktarı düştüğünde bünye de mahf oluyor. Uzmanın vardığı neticeye göre aşık olanlarda serotonin oranı normal değerin %40 altında. Zaten dengede olmayan insan psikolojisi, bir de sevdiğinden ayrı kalırsa, iyice altüst oluyor. Bunalım, korku ve anksiyete meydana geliyor… Marazziti bu durumu ‘mikroparanoya’ olarak tanımlıyor.

Aşık olmak öğrenilebilir mi?

Aşık olan kişilere sorduğunuzda ‘tesadüfen oldu’ şeklinde cevaplar sizi. Psikologlarsa bu konuda yapabileceğiniz kolay şeyler olduğunu belirtiyor.  Örneğin, dışarıya açılmak, bir arayış içersinde olduğunuzu başkalarına belli etmek çok işe yarıyor. Bilimsel olarak da mühim olan, dopamin sistemini harekete geçirmeyi başarmak! Küçük bir yakınlaşma dahi aslında beyindeki dopamin seviyesini artırıyor.  Fakat bunun için de seçici olmamayı tavsiye etmiyoruz. Aşkınızı karşılıklı yaşamanız dileği ile.

Erkekleri Peşinizden Koşturan Stratejiler

AşkBiz kadınlar güçlü, karizmatik fakat aynı zamanda bütün isteklerimizi yerine getiren erkeklerle beraber olmanın hayalini kurarız. Peki, bu bir hayal mi? Elbette “Hayır”. İngiliz ilişki uzmanı G. Tomasek’in tavsiye ettiği yöntemlerle erkekleri peşinizden sürüklemeniz hiç de zor olmayacak!

Onu değiştirmeye çalışmayın, olduğu gibi kabul edin

“Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’den.” Biz kadınlar bu durumu bildiğimiz halde eşimizin sınırlarını zorlamaktan kendimizi bir türlü alıkoyamıyoruz. Tabii bu da işe yaramıyor. Bu yüzden yapmamız gereken ilk şey, onun zayıf yönlerini ve kişilik özelliklerini eleştirmekten vazgeçmek olmalı. Mesela, bilgisayarın karşısında tek kalmak ya da tek başına bisiklet sürmek istediğinde buna karşı çıkmayın, onu biraz özgür bırakın. Erkeğiniz, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi fark ettiğinde size daha çok yakınlaşacak ve istediğiniz şeyleri yapmak için elinden gelen her şeyi yapmak isteyecektir.

Onun yaptığı şeylere değer verin

Kocanız, “Bir pikap getirdim aşkım’ diyor. Siz, “Artık modası geçmiş bir pikabı kim kullanır ki?” şeklinde karşılık veriyorsunuz. İşte bu cevabın ardından eşinizin tüylerinin diken diken olacağından hiç şüpheniz olmasın.  Zira erkekler reddedilmekten ve onaylanmamaktan nefret ederler. Onlar daima takdir edilmeyi ve pohphlanmayı isterler. Bunun için de ellerinden geleni yaparlar ve sizin takdirinizi kazanmaya çalışırlar. Siz de bu fırsatı çok iyi değerlendirin. Örneğin “Süper, bunu hemen deneyelim.” biçiminde cevap verebilirsiniz . Aksi durumda eşiniz, “Beni devamlı eleştiren bir kişi için kendimi neden değiştireyim ki?” şeklinde düşünerek kendi yoluna devam eder. İşte bu yüzden sinir bozucu konuşmalardan mümkün olduğunca kaçınmalısınız. “Niçin bu kadar geç geliyorsun?” demek yerine, “Hay allah, ne kadar da çok çalıştın aşkım. Fakat bundan sonra bir daha işin uzadığında bana haber ver, olur mu bir tanem?’ şeklinde olumlu bir konuşma, erkeğiniz üzerinde çok daha olumlu  etki bırakacaktır.

Dedektifi oynayın

Bundan sonra odak noktanızı kendinize değil, erkeğinize doğru kaydırın. Onu dikkatli bir biçimde dinleyin ve beden dilini gözleyin. Kendini iyi hissediyor mu? Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, ne zaman ve niçin kendisini iyi hissettiğini anlamaya çalışın. Zira, iyi gözlemleyen, karşısındaki insanda yeni güçlü yönler keşfeder ve ona ait özellikler ile ilgili önemli bilgiler elde eder. Erkeğinizin ne vakit rahatlamış olduğunu bilirseniz, doğru zamanda doğru hareketler sergileyebilirsiniz.

Meraklı davranın

Erkeğiniz yüzünde garip bir gülümseme ile  tek bir laf dahi söylemeden koltukta mı oturuyor? Bu durum karşısında yapabileceğiniz mükemmel bir yöntem var; onu iğnelemek yerine, “İlginç olan nedir benimle de paylaşır mısın?” diyebilirsiniz ona.  Vücut dilinden de bu cümlenizin etkili olup olmadığını idrak edebilirsiniz.  Bazı konular vardır ki erkeğin gözlerini parlatır ve erkeği derhal harekete geçirir. Belki yön belirleme sistemi ile ilgili can sıkıcı bir konu dinlemek zorunda da kalabilirsiniz.  Fakat siz siz olun, eşinizin konuşmasını kesinlikle bölmeyin ve sonuna kadar dikkatle dinleyin. Siz de fikirlerinizi onunla paylaşın. O, sizin varlığınızın tadını çıkarmaya başlayıp, kısa bir sürede size açılacaktır. Bunu uyguladığınızda  sizinle beklemediğiniz kadar çok şey hakkında konuşabilir. O, sözlü ve fiili olarak size çok şey vermeye hazırdır artık. Operasyon başarı ile tamamlanmıştır. Hatta rahatsız olduğu problemleri dahi konuşabilir veya sizin zevkle konuşabileceğiniz bir konuyu açabilir. Zor değilmiş değil mi? Bu stratejileri mutlaka uygulayın göreceksiniz sonuç harika olacak.

Erkekler Kadınlardan Ne İster?

Kadın Erkek İlişkileriErkekler ve kadınlar dünya üzerinde var olduğundan bu yana bu soru hep sorulmuştur:  “Erkekler kadınlardan ne ister?” Harika bir vücut? İnanılmaz  bir zeka? Veya girişimci bir kişilik? Erkekler, annelerini andıran kadınları mı istiyorlar yoksa onun tam tersi bir karakterde bir kadın mı ilgilerini daha çok çekiyor?  Selvi boylu mu, kısa mı? Sarışın mı, esmer mi? Liste bu şekilde uzayıp gidiyor.

Annem gibisin!

Aslında erkeklerin yaşadıkları en büyük çelişkilerden biridir bu. Hem annelerinden bir türlü vazgeçemezler ve yaşamda karşılarına çıkanı diğer kadınlardan da aynı sıcaklığı beklerler, hem de anneleri gibi konuşan ve annesi gibi  hareket eden kadınlardan hoşlanmazlar. Eşlerinin desteğini her an beklerler. Günlük yaşamda karşılaştıkları sıkıntılarını şefkatli bir kadın kucağında anlatmayı arzularlar ancak iş eleştirildiklerinde  off  annem gibi konuşuyorsun deyip işin içinden  çıkarlar. Siz en iyisi  ikisinin ortasını yakalamaya çalışın.

Erkekler aptal kadın sever!

Duy da inanma denir  ya, bu söz öyle bir şey işte. Erkeklerin akıllı kadın sevmediği düşüncesi kesinlikle doğru bir düşünce değildir. Olsa olsa rol yapmayı seven kadınlardan hoşlanabilirler.  Zira  hangi erkeğe sorsanız sorun alacağınız cevap “aptal kadına dayanamam”  şeklinde olacaktır.

Sana ihtiyacım var!

Korumak ve kollamayı tabiatlarının bir sonucu olarak gören erkeklerin  dayanamadığı bir kadın tipi varsa o da yardıma ihtiyacı olan kadındır. Bir kadına yardımda bulunmak, erkeğin kendini gösterme yollarından biridir. Bu yüzden sıkıntılı anlarınızda  erkekten yardım istemekten korkmayın. Tam tersi kendi işinizi kendiniz yapıyor olmanız onu daha çok huzursuz edecektir. Kimi zaman ürkek bir tavşanı oynamak, değerinizden bir şey kaybettirmez.

 

Bu 5 cümleyi asla kullanmayın!

Bir şey söyleyeceğim, konuşmamız lazım Bu cümle ciddi bir şeyden söz etmek istediğinizin göstergesi. Ya ilişkinizde bir problem var, ya yapılması gereken saçma sapan bir iş! Bu cümleden sonra karşınızdaki erkeğin aşkım buyur ne söyleyecektin? demesini kesinlikle beklemeyin. Bu konuşmayı ileri tarihe atmak için elinden gelen her şeyi yapacak!

Bak bakalım bende ne değişiklik göreceksin?

Tabi ki bakmakla görmek çok farklı bir durum. Ayrıntıları fark etmekte  erkeklerin hepsinin başarılı olacağını düşünmeyin. Sarı renkteki saçlarınızı siyaha boyatmak tabi ki  görülmeyecek bir değişiklik değil.  Fakat fark edemediğinde de ona suçlayıcı bir tavır sergilemeyin. Bu tür sorular erkeği zor duruma düşürüyor , bunun farkında olun.

Eski sevgilim de böyle yapardı!

Sakın ha! Erkeğinizi eski sevgilinizle kıyaslamayın. Bu hayatınızın hatası olur. Erkekler kıyaslanmaktan nefret ederler. Hele söz konusu eski erkek arkadaşınızsa bu erkeği bir kat daha rahatsız eder. Bunu yaparsanız çıkacak kavgaya da hazır olun. Erkeğinizi huzursuz etmek istemezsiniz değil mi? İlişkide açılmaması gereken bir şey vasa o da eski defterlerdir !

Başım çok fena ağrıyor

Bir erkeği herhalde bu cümleden daha çok başka bir cümle çileden çıkaramaz. Bunu cümleyi duyan erkek anlar ki, o gece kadından iş çıkmaz! Gecenizi mahv etmemek için en iyisi bir ağrı kesici için ve ağrının geçmesini bekleyin. Baş ağrısı daha da geçmezse, başka bir gerekçe bulunur elbette!

Ne düşünüyorsun?

Ruh halini yansıtmak , bir erkeğin hoşuna gitmez. Biz kadınlar tabi ki çok meraklıyız fakat beraber attığınız her adım sonrası ne düşünüyorsun? ne oldu? gibi sorular erkeği bunaltmaktan, onu çileden çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramaz!

 

Evliliğinizde Bu Hataları Yapmayın

EvlilikEvliliğiniz yada eşiniz hakkında tahminler yürütmeyin, her konuyu konuşun

Bazı kişiler ilişkileri hakkında konuşmayı sevmezler ve bu olayı büyük bir yük gibi algılarlar.  Sorun şu ki, zihninizde eşiniz ve evliliğiniz ile ilgili bir takım inançlarınız olabilir ve aslında eşiniz başka bir noktada bulunuyor olabilir.  Gerçekleri konuşarak öğrenmek, kaza ile öğrenmekten çok daha az acı verecektir.  Bu nedenle işin başında eşinizin sizden ne beklediği ve sizin eşinizden beklentilerinizi konuşun. 

Davranışlarınızın sonuçlarını görmezden gelmeye kalkmayın – hatta bilmeden yapmadıklarınız buna dahil

İstemeden gelişen olayların sonuçları bütün ilişkinizi yok edebilecek güce sahiptir.  Diğer bir deyimle verdiğiniz kararlarınızın ve davranışlarınızın hem sizin için hem eşiniz için sonuçları vardır ve siz bu sonuçlardan sorumlusunuz.  Hatta davranışlarınızın ve kararlarınızın haklı sebepleri olduğunu düşünseniz ve doğruyu yaptığınıza inansanız bile davranışlarınızın sonuçlarından sorumlusunuz.

Eşinizi üzdüğünüzde, kırdığınızda, incittiğinizde yada hayal kırıklığına uğrattığınızda evliliğinize etki edecektir.  Eşinizi asla üzmeyin demiyorum, ama eşinizi etkileyen bir karar aldığınızda yada bir davranışta bulunduğunuzda, bunun eşinizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışın ve bunun sorumluluğunu üstlenin.  “Seni üzdüğümü biliyorum ve gerçekten özür dilerim” diyerek davranışınızın eşiniz ve ilişkiniz üzerinde olabilecek etkisini kabul edin.  

Bu tüm başarılı evliliklerin temelinde yatan en önemli şartlardan biridir.  Verdiğiniz her karar, (ister eşinizin sevdiklerini dışlamak, ister eşinizin değerli bulduğu kavramları önemsememek, ister eşinizin fikirlerine saygı göstermemek, ister eşinizin duygularını ciddiye almamak olsun…) eşinizi ve dolayısıyla ilişkinizi etkileyecektir.   Bazen gözle görülmeyecek kadar küçük boyutlarda, bazen oldukça ciddi şekilde bu değişim yaşanır… Dolayısıyla davranışlarınızın ve kararlarınızın sonuçlarından haberdar olun.

Eşinizin duygularına karışarak denetlemeye yada yönlendirmeye çalışmayın

Size rahatsızlık vermesini önlemek için hem kendi hem eşinizin duygularını kontrol altında tutmaya ve neyi nasıl hissetmesi gerektiğini söylemeye kalkabilirsiniz.  İşin gerçeği duygular bu şekilde sınırlandırılamazlar.  Bir insana hissettiklerini hissetmemesi gerektiğini söylemek neredeyse uygulaması imkansız bir durumdur.  Yani diğer ifadeyle, kendi içinizdeki korkuları, güvensizlikleri yada endişeleri hissetmemek için eşinizi denetlemeye, yönetmeye, kontrol etmeye yada sınırlandırmaya kalkmanız, baskı altına almanız, zorlamanız yada tehdit etmeniz başarısızlığa mahkum bir taktiktir.  Nitekim bu yaklaşım bir sonraki problemin oluşumuna yol açar…

İlişkinizi kurtarmak için yok etmeyin

Evrensel kural şudur: eşinizi incitirseniz ilişkinize zarar verirsiniz.  Bunu anlamak için bilim adamı olmanıza gerek yok, eğer eşinizin kalbini kırarsanız, evliliğiniz yara alır.

Eşinizin kalbini kırmanın bir yolu, onu istemediği bir şeyler yapmaya zorlamaktır.  Bu durum bir insana oldukça büyük acı ve mutsuzluk verecektir.  Bu da doğal olarak evliliğinize zarar verecektir.  Örneğin eşinizin ailesi ile, arkadaşları ile, çocukları ile, işi ile yada diğer sevdiği uğraşlar ile çok zaman geçirdiğinden şikayet edip, sizinle daha fazla zaman geçirmeye zorlamak, istediğiniz sonucu almanızı sağlamayacaktır, aksine ilişkinize ve sevginize zarar verecektir.

Kıskançlık eşinizi baskı altında tutarak çözümleyebileceğiniz bir sorun değildir

Kıskançlık kendi içinizde çözüme ulaşmamış bir durumun sonucudur.  Kendinize güveniniz yoksa, içinizde kaybetme yada başkası ile değiştirilme korkunuz varsa kıskançlık duygusu yaşarsınız.  Bu duygular eşinizi baskı altında tutarak yok olmaz.  Bu duyguların nereden geldiğini, nasıl sizi etki altına aldığını çözümlemeniz ve ilişkinize zarar vermeyecek şekilde kontrol etmeyi öğrenmeniz gerekir. Aksi takdirde eşinizin en masum davranışlarına bile gereksiz tepkiler vermeye başlayabilir ve bir süre sonra eşinizin sizden uzaklaşmaya başlamasına yol açabilirsiniz. 

Neyin öncelikli olduğunu unutmayın

Hayatın akışı içinde ilişkinizi ihmal etmeniz oldukça normaldir.  Fakat ilişkiniz için ekstra çaba sarfetmeniz gerekir.  Günlük hayatın zorlukları yada başka ilgi alanlarınız nedeniyle ilişkinizi ihmal etmeniz evliliğe oldukça büyük zararlar veren bir durumdur.  Kendinizi kaybetmeyin ve ne yaptığınızın farkında olun.  Eşinizi sevdiğinizi, ona ihtiyacınız olduğunu ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacak davranışları yapmaya dikkat edin.  Çevrenizdeki insanların beklentilerine, söylediklerine ve isteklerine göre eşinizi belli şekillerde davranmaya zorlamak yerine, eşinizin mutluluğunu düşünmeye çalışın.

Evliliğinizde sorun yaşıyorsanız başka bir ilişki içine girerek bu sorunlardan kaçmaya çalışmayın

Aldatmak evliliğinizdeki sorunlarla baş etmek için bir yol değildir.  Hatta ilişkinize daha büyük yaralar açmanın en kısa yoludur.  Diğer taraftan bir ilişkide yaşadığınız problemleri çözüme ulaştırmazsanız, diğer ilişkilerinizde de bu sorunları yaşama ihtimaliniz çok yüksektir.  Bu sorunu engellemek için ilişkinizin nasıl olması gerektiğini, beklentilerinizi, ihtiyaçlarınızı, ne isteyip istemediğinizi zihninizde netleştirin ve eşinizle açıkça konuşun.  Hayatınıza giren insanlar ile deneme yanılma yolu ile kendi gerçeklerinizi keşfetmeye kalkmayın.  Ne istediğinizi bilmeden, insanları test aracı olarak kullanmayın.  Bu hem eşinize, hem birlikte olacağınız diğer insanlara yapacağınız büyük bir haksızlıktır. 

Aynı soruna karşı açıdan bakarsak:

Evliliğindeki sorunlarını çözüme ulaştırmamış bir insan ile ilişkiye girmekten kaçının.  Bu kalbinizin kırılmasını garantilemenin en kestirme yoludur.  Sevmek ve sevilmek güzeldir, ama sevginin size ait olduğundan ve kırık bir kalp ile gelmediğinden emin olun. 

Evliliğinizde karşılayamadığınız ihtiyaçlarınızı başka bir ilişki ile karşılayacağınızı düşünmeyin

Genelde bir ilişkide karşılanmayan ihtiyaçları başka bir ilişkiden alınabileceğine dair bir yanlış kanı vardır.  Gerçekte pek çok ihtiyaç kişiye değil ilişkiye bağlıdır. Eksikliğini duyduğunuz ihtiyaçları evliliğinizden almadıkça bu ihtiyaç tam olarak dinmeyecektir.

Evliliğinizi önceden belirlediğiniz bir kalıba oturtmaya çalışmayın

Eğer bir ilişkinin yürümesi için iletişim "1 numaralı" kural ise, "2 numaralı" kural ilişkinizi doğal halinde bırakmaktır.
İlişkinizin kendi doğal sürecinde gelişmesine ve eşinizin kendi olmasına izin vermeniz mutlu bir evliliğe sahip olmak için en temel şartlardan biridir.  Eğer bunun yerine eşinizin nasıl davranması, evliliğinizin nasıl olması, sevginin nasıl yaşanması gerektiğine dair bir takım kalıplar içinde yaklaştığınızda ilişkinize önemli zararlar alacaktır.  Bunu engellemenin en iyi yolu ilişkinize üç farklı açıdan bakmanızdır: Kendi ihtiyaçlarınız, eşinizin ihtiyaçları ve ilişkinizin ihtiyaçları.  İlişkiniz genelde bağımsız bir üçüncü kişi gibidir ve ilişkinizin bireysel isteklerinizden farklı ihtiyaçları olabileceğini göz önüne almak oldukça önemlidir.

İlişkinizi yalnızlığa mahkum etmeyin

Hiç bir şey tek başına var olmaz.  Genelde insanlar ilişkilerini izole etmeye çalışır.  Arkadaşlardan, aileden yada iş ortamından uzak tutarak ilişkinin korunmasını sağlamaya çalışırlar.  İşin gerçeği dış dünya bir şekilde ilişkinizi etkiler.  Örneğin iş ile ilgili yaşadığınız bir sıkıntıyı evliliğinize sözlü olarak getirmeseniz bile, bedensel yorgunluğunuz, yoğun duygularınız, rahatsızlıklarınız sizinle beraber gelecektir.  Ve eğer bu konuları konuşmazsanız eşiniz, rahatsızlığınızın kendisine yönelik olduğu yanılgısı içine girebilir.

Diğer taraftan bu sorunun öbür yüzü ise:

Hayatınızdaki her ilişkiyi evliliğinize taşıyarak tek bir ilişki gibi yaşamaya kalkmayın

Bu genelde arkadaş grubunu yada ailesini ve evliliğini eşit seviyede tutmaya çalışan kişiler için geçerlidir.  Burda yapılmak istenen, ilişkiye dahil olan herkesin, herşeyi beraber yapması, sürekli birlikte zaman geçirmesi, heryere birlikte gitmesidir.  Burada tehlike iki açıdan yaşanır.  Sürekli başka insanlarla olmak evliliğinizi boğan bir tecrübe olabilir.  İkinci olarak bazı kalıplara evliliği uydurmak için zorlama yaşanabilir.  İki insanın grup dışında başbaşa birşeyler yapması ve eğlenmesi gayet normaldir.  Her zaman grubun tüm üyelerinin bu ikili paylaşıma katılması gerekmez.  İlişkinin dışardan gelen baskılara cevap verme zorunluluğu olmadan kendi doğal ihtiyaçları içinde gelişmesi normal ve sağlıklıdır.

Eşinizin ailesinden yada arkadaşlarından kendinizi soyutlamayın

Genelde eşlerden biri korku, kıskançlık, güvensizlik gibi sebeplerden dolayı kendini soyutlar ve eşinin çevresi ile iletişim kurmaktan kaçınır.  Eğer eşinizin hayatında bulunan tüm insanları kendinize rakip olarak görürseniz, insanları obje olarak algılayıp, düşman ilan etmeniz ve onlara güvensizlik duymanız kolaylaşır.  Bu ise ilişkinizde büyük bir stres yaratır.  Ayrıca sizin çok zor anlar yaşamanıza yol açabilir. Eşinizin hayatında ki insanları rakip değil insan olarak görmeye başladığınızda yaşadığınız stres azalacaktır ve belki daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeniz mümkün olacaktır. 

Fakat eşinizin arkadaşları yada ailesi sizinle iyi ilişki içine girmek istemiyorsa bir sonraki hatayı yapmaktan kaçının:

Kendinizden taviz vermeyin
Bu öğrenilmesi en zor konulardan biri…
Herkes iyi değildir ve herkes mükemmel olamaz, ve herkes size uygun bir arkadaş yada dost olmayabilir.  Çoğu zaman eşinizi mutlu etmek için bazen kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeniz gerektiğini düşünebilirsiniz.  Fakat kendi mutluluğunuzdan fedakarlık genelde kısa vadede işe yarar ve uzun vadede her iki tarafa ve evliliğe büyük sorunlar yaratır.  Kalbinizde ki o küçük sesi dinleyin, çok ender olarak hata yapar.  Eğer bir şeyler sizi rahatsız ediyorsa, konuşun.  Eğer bir şeyleri kabul etmek sizin için imkansız ise bunu söyleyin.  Saçma yada mantıksız bile olsa, eşiniz sizi dinlemese bile, sonuçta hemen çözüme ulaşmak mümkün olmasa bile, gerçek duygularınızı anlatın.

İnsanların her zaman mantıklı olmasını beklemeyin

İnsanlar doğası gereği mantıklı değildir.  Duygusal tarafları, insanı insan yapan en temel özelliğidir ve bu yön mantık ile çözümlenemez.  Eşinizin bazı davranışlarını yada duygusal tepkilerini mantıksız bulabilirsiniz.  Bunun ille de kötü bir durum olarak düşünülmesi gerekmez.   Aşk ve kıskançlık mantıklı değildir. Eşiniz duygusal hareket ettiği için onu suçlamaya, saldırmaya yada tehdit etmeye kalkmayın.  Eşinizin duygularını nezaket ve saygı ile ele alın.  Eşinizin neden böyle hissettiğini anlamaya çalışın.  Genelde bu duyguların altında söylenmemiş bir neden mutlaka vardır.  Bu duyguları aşmak istiyorsanız önce o duyguların altında yatan sebebi bulmanız gerekir.

İletişim ve sorun çözme becerilerinizi geliştirin

Bu herkesin bildiği önemli bir nokta ama tekrarlamakta fayda var.  Bir ilişkide insanlar konuşmayı bırakıp, iletişim kurmak için evdeki eşyaları kırmaya başladığında ciddi sorunlar yaşanmaya başlamış demektir.

Eşiniz ile konuşun…  dürüstçe...  her zaman… her konuda

Yaşamla ilgili önemli kararları tek başınıza almayın

Hayatınızı değiştiren önemli kararları eşinize direk olarak söyleyin.  Aksi takdirde eşinizin kendini dışlanmış hissetmesine yol açabilirsiniz.
Bu tür haberleri çocuklardan, arkadaşlarınızdan yada aileden almasını beklemeyin.  Bilgi ulaşması gereken yere gitmeyebilir, doğru gitmeyebilir, yada gitse bile eşiniz kendini önemsenmiyor gibi hissedebilir.  Eşiniz ile yüzyüze konuşun.

Kafanızın içindeki küçük sesi duymazdan gelmeyin

Bazen mantığınız bir şey söylerken, kalbiniz farklı bir şey söyler.  Mantıklı hiç bir açıklaması olmamasına rağmen bir şeylerin doğru olmadığına dair kalbinizin sesini dinlemek genelde daha doğru sonuçlar doğurur.   Birşeylerin yanlış olduğunu mantıklı bir şekilde açıklayamıyor olmanız, herşeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.  En doğru hareket, zihninizdeki o küçük sesin, sizi henüz tam olarak algılayamadığınız bir konuda uyarmaya çalıştığı tahmini ile hareket etmektir ve daha sonra bu sorunun ne olabileceğini bulmak için daha dikkatli bakmaktır.  Eşinize sorunun ne olduğunu sorun...

Değişimden korkmayın

Genelde insanların, evlendikten sonra yaşamın mutlu ve sorunsuz olarak hep aynı şekilde devam edeceğine dair beklentisi vardır.  Fakat bütün ilişkiler, günlük yaşam içinde değişime uğrar.  Karşılaştığınız olaylar, yaşanılan acılar, mutluluklar, tecrübeler, gelişmeler, kayıplar ve daha pek çok tecrübe hem sizi, hem eşinizi hem ilişkinizi değiştirir.  Eşiniz ile uyumlu kalmak için sürekli olarak yeni şartlara adapte olmak zorunda kalabilirsiniz.  Değişimden kaçınmak ve aynı kalmak için inat etmek ilişkinize zarar verecektir.  Ayrıca eşiniz değişirken sizin odluğunuz yerde kalmanız, birbirinizden uzaklaşmanıza ve aranızda mesafenin artmasına yol açacaktır. Eşiniz değiştiği için kızmak sadece ilişkinize daha fazla zarar verecektir.  Onun yerine eşinize ayak uydurmanın yolunu bulmaya çalışın.

Davranışlarınız ile niyetinizin birbirine uymasına özen gösterin

Eğer eşinizi sevdiğinizi söylerken, diğer taraftan eşinizi sürekli görmezden geliyorsanız, yaşamını merak edip soru sormuyorsanız, ilişkinizi geliştirmeye çalışmıyorsanız, eşinizi mutlu etmek için özel bir çaba sarfetmiyorsanız, eşiniz sizinle bir aktivite yapmak istediğinde kaçmanın yollarına bakıyorsanız, konuşmaya çalıştığında meşgul olduğunuzu söylüyorsanız yada eşinizle mümkün olduğunca az zaman geçirmeyi tercih ediyorsanız, o zaman eşinizin hayatınızda var olmamasını dilediğinize dair açık ve net bir mesaj gönderiyorsunuz demektir.

Bunu yaşamak eşiniz için yeterince zor olmasına rağmen, yaşadıklarını inkar etmeniz ve eşinizin algısında bir sorun olduğunu söylemeniz çok daha kötü bir durumdur.  Sadece eşinizi istemediğiniz mesajını göndermekle kalmazsınız, eşinizin kendi duygularından şüpheye düşmesine ve kendine olan güvenini yok etmesine yol açıyorsunuz demektir.
Eşiniz ile konuşun… Açık ve dürüst olarak… Gerçek duygularınızı söyleyin…

Son olarak...

Evlendiğinizde, eşinizin kalbini aldığınızı unutmayın.  Evlenerek, bu insana fiziksel ve duygusal yakınlık taahüt ettiniz.  Bunun sorumluluğunu üstlenin. Eşinizin kalbini size açmasını isteyerek onu zayıf bir durumda bırakıp sonra hiç bir uyarıda bulunmadan arkanızı dönüp gitmeyin.   Eşiniz bir insan, duygusuz bir obje değil.  Dolayısıyla birlikte olduğunuz insana saygı ve şefkat ile yaklaşın.

Eşinize doğru şekilde davranın.

Çiğdem Alper, MA

Psikoterapist

Bir Kadın Ne İster?

Bir Kadın Ne İster

Hem Aşkını Hem Kaslarını Güçlendir

Aşk Partnerinizle birlikte egzersiz yapmak, hem kaslarınızı hem kalbinizi hem de ilişkinizi güçlendirecek. Unutmayın, beraber eğlenebilen, oynayabilen çiftler sonsuza dek beraber kalır!

 

ROMANTİK BİR AKŞAM YEMEĞİ, GYM RANDEVUNUZU BOŞVERİP BERABER SİNEMAYA GİTMEK YA DA TELEVİZYON KARŞISINDA MİSKİN MİSKİN OTURUP BİR PAKET CİPSİ BERABER YEMEK AKIL ÇELİCİ OLABİLİR.

Ancak aşkınızın, sağlıklı ve fit olma planlarınızı ertelemesine izin vermeyin. Çiftler için hazırladığımız önerilerle hem partnerinizle birlikte eğlenceli vakit geçirebilir, hem de fit olma hedeflerinize ulaşabilirsiniz.

Neden onunla birlikte yapmalı?
Çiftler, farklı kondisyon düzeyinde ya da farklı hedeflere sahip olabilir; ancak bu, birlikte egzersiz yapamayacakları anlamına gelmiyor. Çünkü birlikte egzersiz yapmak için onlarca iyi neden var. İşte size bunlardan bazıları;

Güvenlik: Yalnız başına kimi sporları yapmak, doğada yalnız koşmak, yüzmek küçük riskleri de beraberinde getirebilir. Bir başkası yanınızda sizi izlerken, duruşunuzu kontrol ederken ve gerektiğinde size destek çıkarken tek başına egzersiz yaptığınızdan daha güvenli olacağınız kesin. Üstelik sizin güvenliğinizi ondan daha fazla kim önemseyebilir ki?

Kaliteli zaman: Çiftler, genellikle zamanlarının büyük bir çoğunluğunu iş yerlerinde ve diğer sorumluluklarının peşinde birbirlerinden ayrı olarak geçirir; birbirlerine zaman ayırmakta güçlük çekerler. Spor salonuna tek başına gitmek ya da tek başına koşmak yerine, birlikte plan yapabilirseniz, birlikte geçirdiğiniz zamanın hem süresini, hem de kalitesini artırırsınız.

Birlikte ama nasıl?
Farklı kondisyon düzeylerine, farklı cinsiyetlere, farklı fitness hedeflerine sahip iki kişi nasıl birlikte egzersiz yapabilir? İşte şimdi nasıl bir program izleyebileceğinizle ilgili birkaç ipucu:

Her ikiniz de yapmaktan en çok keyif aldığınız egzersizlerin listesini yapın. İki listeyi karşılaştırarak ortak bir egzersiz listesi hazırlayın.

İkinizin de egzersiz yapmaya uygun olduğunuz gün ve saatleri belirleyerek ortak bir çalışma programı hazırlayın. Böylelikle zorunlu haller dışında, programınızın dışına çıkmamayı garantilersiniz.

Beraber bir derse yazılın. Her ikiniz için de yeni bir deneyim olması, sizi daha da heyecanlandırabilir. Partner yoga, tenis, dans, yüzme, spinning ya da başka bir aktivite seçebilirsiniz.

GÜNÜN SÖZÜ

"Kadın kocasını daha az sevmeli, fakat daha çok anlamalı; erkek, karısını daha çok sevmeli, fakat anlamaya çalışmamalıdır."

Oscar Wilde

Sevgi & Aşk