| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

204 "hürriyet haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"hürriyet haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Emzirmek Kilo Verdiriyor

EmzirmekEmzirmek hem anne hem de bebek sağlığını korurken kilo vermek isteyen annelerin de yardımına koşuyor...

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kondolot, yaptığı yazılı açıklamada, bir çocuğun sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişim gösterebilmesi için ihtiyacı olan en temel besinin anne sütü olduğunu belirtti.

Anne Sütünün Yararları

- Anne sütüyle beslenen bebeklerde zatürre, ishal, orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu, menenjit, alerjik hastalıklar daha az görülmekte veya daha hafif seyretmektedir. Bu nedenle anne sütü bebek ve çocuk ölümlerinin azalmasında çok büyük katkıya sahiptir. 
- Anne sütüyle beslenen çocuklarda ileri yaşlarda kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı bağırsak hastalıkları, şişmanlık ve bazı kanser türlerine daha az rastlanmaktadır. Bununla birlikte bu bebeklerin psikososyal gelişimleri daha iyi olmakta ve çeşitli ruhsal hastalıklar daha az görülmektedir.
- Anne sütüyle beslenen bebeklerin zeka düzeyinin daha iyi olduğu ve okulda daha başarılı olduğu gözlenmiştir.
- Emziren annelerde meme kanseri, yumurtalık kanseri daha nadirdir, kemik erimesi daha az görülür ve bir sonraki gebelik gecikir.
- Emziren anneler daha sağlıklı şekilde kilo verir. 
- Emziren annelerin annelik duyguları daha güçlüdür. Bebek ile anne arasında daha güvenli bir bağ oluşur ve anneler ruhsal açıdan daha sağlıklıdır.”

Kondolot, amaçlarının tüm bebeklere doğumdan sonra ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesini sağlamak olduğunu, bu dönemde anne sütü dışında verilecek her türlü besininin anne sütünün etkinliğini azalttığını, emzirmenin 2 yaşına kadar sürdürülmesi gerektiğini bildirdi.

Türkiye'de ve dünyada anne sütüyle besleme oranının istenilen düzeyde olmadığını belirten Kondolot, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Ülkemizde geçen yıl nüfus ve sağlık araştırması sonuçlarına göre 6 aydan küçük bebeklerin yüzde 40'ı sadece anne sütüyle beslenmektedir. Bundan dolayı anne sütüyle beslenmenin yaygınlaştırılması için dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de çeşitli etkinlikler yürütülmekte ve eğitimler düzenlenmektedir. Ekim ayının ilk haftası da bu nedenle Emzirme Haftası olarak belirlenmiştir. Başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm toplum bu konuda duyarlı olmalı ve anne sütüyle beslenme desteklenmelidir.

Anneye bebek bakımında yardımcı olacak kişilerin de anne sütü ve emzirmenin yararları konusunda bilgilendirilmesi ve anneye destek olması sağlanmalıdır. Doğumdan hemen sonra bebek, anne sütüyle tanışmalı ve emzirme tekniği anneye tekrar gösterilmelidir. Emzirmeyle ilgili sorunla karşılayan anneler hiç vakit kaybetmeden doktorlarına başvurmalıdır. Bebek dostu hastane olan üniversite hastanemizde anne sütü ile beslenmeye büyük önem verilmekte, bu konuda eğitimli ekiple hizmet yürütülmektedir.”

Kötü Alışkanlıklardan Kurtulmanın Yolları

KadınSize zarar veren alışkanlıklardan kurtulmak sandığınız kadar zor değil...

Tırnak yemek
Tırnak yemek çok sık rastlanan alışkanlıklardan biridir. Fakat tırnakların yenmesi ellerin çirkinleşmesine, tırnakların normal gelişiminin tamamlanmamasına ve tırnak düşmesi gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca tırnak içlerinde bulunan bakterileri yemek hiç de sağlıklı olmayan bir durumdur.

Ne yapabilirsiniz?
İki ya da üç haftada bir maniküre gitmek alınacak en kolay önlemlerden biridir. Çünkü güzel görünen tırnaklara kavuştuğunuzda onları bozmak ya da paranızın boşa gitmesine neden olmak istemez ve bu sebeplerle de tırnaklarınızı yemeye kıyamazsınız. Ayrıca tırnak yemenizi engellemek için üretilen ürünlerden de kullanabilirsiniz. Bu ürünlerin tadı çok kötü olduğu için tırnaklarınızı yemeye cesaret edemeyebilirsiniz. Eğer bunların hiçbiri işe yaramıyorsa o zaman tırnaklarınızı mümkün olduğu kadar kısa kestirmelisiniz böylece bakterilerin tırnak içlerine yerleşmesini de engellemiş olursunuz. 

Tırnak yeme alışkanlığının altında yatan sebeplerden biri de bastırmak zorunda olduğunuz duygulardır. Özellikle sinir ve stres bu duyguların başında gelir. Tırnaklarınızı yememek için sizi sinirlendiren olayların çözülmesi için bir uzmana başvurabilirsiniz.

Yemek yeme
Artık gerçekle yüzleşmelisiniz; kendinizi üzgün, mutsuz ya da stres altında hissettiğinizde yemek yemek hiçbir şeye çare olmuyor. Aksine duygusal olarak çöktüğünüzde saldırdığınız şekerli, yağlı abur cuburlar sağlığınızı bozduğu gibi kilo almanıza da neden oluyor.

Ne yapabilirsiniz?
Bilinçsizce yemeğe saldırmak gibi kötü bir huyunuz varsa bu alışkanlığınızla başa çıkmak için bazı önlemler almalısınız. Örneğin kendinizi çok üzgün hissediyorsunuz ve buzdolabına doğru gitmeye başladınız, aklınızda ise dolabın içindeki pastayı yemek var. Böyle bir durumda buzdolabına doğru yürümeye başlamadan önce hemen bir arkadaşınızı arayın. Onunla sohbet etmek, yeme isteğinizin önüne geçecektir. Telefonu kapattığınızda belki de aklınızda pasta yerine arkadaşınızın size verdiği fikirler kalacaktır. Eğer bu tür bir önlem işe yaramazsa yemek yerine egzersizle stresi yenmeyi deneyebilirsiniz. Ayrıca bol bol su içmek de kendinizi tok hissetmenize ve yemek yeme isteğinizin azalmasına neden olur.

Sigara içmek
Sigaranın sağlık üzerinde birçok zararı vardır. Sigara içen kişilerin kalp krizi geçirme, akciğer, ağız, boğaz, mide kanserine yakalanma riski artar. Bu ölümcül hastalıkların yanında sigara aynı zamanda bütçenize de zarar verir.

Ne yapabilirsiniz?
Sigaradan vazgeçmek için nikotin ihtiyacını beyinde önleyici etkisi olan ilaçlardan ya da bantlardan kullanabilirsiniz. Sigaranın içilmesinin en önemli iki nedeninden biri alkol diğeri de sigara içen bir eştir. Aynı evin içinde yaşayan eşlerden biri sigara içiyorsa diğeri de içmeye başlar. Bu nedenle sigarayı bırakmaya eşinizle birlikte karar vermelisiniz. Böylesi çok daha kolay olacaktır.

Dedikodu
Kötü alışkanlıkların başında gelen dedikodu, arkadaşlarınızla ya da ailenizle aranızın bozulmasına neden olabilir. Başkalarının ne yaptığını merak edip, sürekli onlar hakkında konuşmak sizi sevilmeyen bir insan haline getirir. Kimse size sırlarını anlatmaz ve siz de kendinizi çok yalnız hissedersiniz.

Ne yapabilirsiniz?
Dedikoducu biri olarak bilinmek çok kötüdür. Başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmektense kendinizle ilgilenebilirsiniz. Örneğin yeni bir hobi edinebilir tüm dikkatinizi başka yönlere çevirebilirsiniz. Dedikodusunu yaptığınız kişilerle empati kurabilir ve aynı şeyin sizin de başınıza gelebileceğini düşünebilirsiniz.

Gece atıştırmaları
Gece acıktığınızda açlığınızı bastırmak için bir şeyler yemek istemeniz kötü bir şey değildir. Fakat gece yarısı meyve yemek yerine kocaman bir pizza dilimini yiyorsanız o zaman kötü bir alışkanlığınız var demektir.

Ne yapabilirsiniz?
Aslında gece yapılan atıştırmaların nedeni açlık duygusu değil, sıkıntıdır. Özellikle de kış gecelerinde televizyonun karşısında geçirilen zaman artar ve geç vakitlere kadar bir şeyler yenir. Bu da uykunun kaçmasına ya da sindirim sistemi bozukluklarına neden olur. Bu durumla başa çıkmak için televizyon izlerken bir şeylerle uğraşabilirsiniz. Örneğin örgü örebilir ya da çamaşırları katlayabilirsiniz. Böylece aklınıza yemek yemek gelmez.

Çocukları Bekleyen Tehlike

Şeker BebekŞeker ve çikolata çocuğunuzun en sevdiği şeyler olsa da tatları kadar masum değiller...

Britanya'da yapılan bir araştırma, çocuk yaşta her gün şeker veya çikolata tüketenlerin büyük bölümünün ileri yaşlarda en az bir kere tutuklandığını ortaya çıkardı.

Britanyalı uzmanların, 1970 yılında doğan 17 bin çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre her gün şeker veya çikolata tüketen çocukların yüzde 69'u, 34 yaşına gelene kadar şiddet içerikli suçlar nedeniyle tutuklandı.

British Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan ve Britanya'nın Ekonomik ve Sosyol Araştırma Konseyi tarafından finanse edilen araştırmaya imza atan uzmanlar, şeker ve çikolata tüketimiyle şiddet eğilimi arasında bağlantının doğrulanması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylediler.

Cardiff Üniversitesinden Simon Moore, araştırmanın, şekerli gıdaların zararları üzerine yapılmadığını belirtti ve ebeveynlerin ödüllendirmek için çocuklarına şeker vermelerini örnek göstererek, bu yaklaşımın, çocukların karar mekanizmalarına kötü etki yapma olasılığı üzerinde durdu.

Moore, araştırma sonuçlarının, ebeveynlere, çocuklarına şeker ve çikolata vermemelerini tavsiye etmek için yeterli olmadığını da kaydetti.

Cem Garipoğlu Teslim Oldu

Cem Garipoğlu teslim olduMünevver Karabulut'un cinayet zanlısı Cem Garipoğlu 197 gün sonra İstanbul'da teslim oldu.

Münevver Karabulut'un katil zanlısı Cem Garipoğlu, bu sabaha karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne teslim oldu.

7 aydır aranan Cem Garipoğlu’nun saat 00.45’te avukatı Aytekin Kaya ile birlikte Bahçelievler polis merkezine giderek teslim edildiği bildirildi.

CİNAYET NEDENİ KISKANÇLIK

Cem Garipoğlu gece yarısı Bahçelievler’de E-5 Karayolu’nda avukatı Aytekin Kaya ile buluştu. Avukat Kaya’nın verdiği bilgiye göre Cem Garipoğlu daha sonra Asayiş Şube’ye götürüldü. Kaya, “Asayiş şubede iyi karşılandı. Cem, ilk ifadesinde cinayeti kendisinin işlediğıini itiraf etti. Polise cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini söyledi. 'Pişmanım' dedi” diye konuştu.

SAKALLI, SAÇLARI UZAMIŞ

Cem Garipoğlu’nun hafif sakallı ve saçları uzamış olduğu belirtildi. Avukat Kaya, “Cem babasının katil şüphelisi olarak tutuklanmasından son derece üzüntülüydü. Vicdan azabı çekiyordu. Bu nedenle gelip teslim oldu” dedi.

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, yaptığı açıklamada, “Polisin sistemli çalışması, kendi çocuğunun katilini arar gibi araması ve basının yayınları Cem Garipoğlu’nun tesliminde etkili oldu” dedi.

197 GÜNDÜR İSTANBUL'DA GİZLENİYORMUŞ

Cem Garipoğlu’nun 197 gündür İstanbul’da gizlendiği ve hiç yurt dışına çıkmadığı belirtildi. Cinayetin işlendiği 3 Mart tarihinde izini kaybettiren Cem Garipoğlu’nun saklandığı yerler konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılmış, Rusya’da, ABD’de hatta Ermenistan’da gizlendiği ileri sürülmüştü. Son olarak Cem Garipoğlu’nun Ermenistan’da yakalandığı da ileri sürülmüştü. Cem Garipoğlu’nun teslim olduğu haberini Münevver Karabulut’un ailesi gazetecilerden öğrendi.

GARİPOĞLU ÇOCUK MAHKEMESİ'NE SEVKEDİLDİ

Üsküdar’daki Çocuk Şube Müdürlüğü’nde ifadesinin alınmasından sonra Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi. Garipoğlu, burada sağlık kontrolünden geçirildi. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin ardından Gülhane Çocuk Mahkemeleri'ne getirilen Garipoğlu, Cumhuriyet Savcısı'na ifade verdi.

3 Mart'ta Beşiktaş'ta bir çöp konteynırında cesedi bulunan Münevver Karabulut'un katil zanlısı Cem Garipoğlu, 197 gün sonra teslim oldu. Cem'in Çocuk Şube Müdürlüğü'ndeki ifadesinde 'Pişmanım' dediği öğrenildi.

İŞTE CEM GARİPOĞLU'NUN İLK İFADELERİ

- Münevver'in cesedi bavula sığmadığı için cesedi testereyle parçalayıp gitar kutusuna koydum

- Etiler'deki cesedi bıraktığım yeri rasgele seçtim

- Yurtdışına çıkmadım, bilmediğim bir yere beni bir kişi götürdü

- Tanımadığım bir kişi bilmediğim bahçeli bir eve götürdü, o evde kaldım

- Olayda satanizm yok

- Çok üzgünüm o ölmeseydi ben ölseydim

- Bahçeşehir'deki evde 700 bin dolar yoktu

- Daha önce yakalanıp bırakılmadım.

hurriyet.com.tr

Bu Test Ne Yiyebileceğinizi Söylüyor

omru-boyu-diyetHangi yiyeceğin size kilo aldırdığını ya da sağlığınızla oynadığını merak ediyorsanız tek yapmanız gereken York Test'ini yaptırmak olacak...

Kilo vermek için uygulanan bir test olarak bilinse de aslında York Testi, size rahatsızlık veren besin maddesini bularak bu besinden uzak durmanızı sağlar. Bazı besinlerin hazımsılık ya da şişkinlik yapması da bu sayede engellenmiş olur.

International Hospital'dan Diyetisyen Dilem İrkin bu testi şöyle açıklıyor; "York testi bir besin duyarlılık testidir, alerji testi değildir. Besin alerjisi bağışıklık sisteminin bir tepkisi iken, besin intoleransı sindirim sisteminin tepkisidir."

York Testi nasıl uygulanır?

Parmak ucundan alınan bir miktar kan ile yapılacak olan bu test hangi besinlere ne derecede bir duyarlılığınız olduğunu saptar, belirlenen besinler tamamen ya da kısmen beslenme alışkanlığından çıkarılır.

Bu testin ne zaman yapılması gerekir?

Kişi bazı besinleri tükettikten sonra kendinde gaz, hazımsızlık gibi şikayetler hissediyorsa yapılabilir ama kesinleşmiş bir zaman süreci yoktur.

Bu test sonucunda ortaya çıkan sonuçlar kilo vermeye nasıl etki eder?

Bu yöntem bir zayıflama şekli değildir, vücudun sindirim sisteminin besinlere karşı olan tepkisini ölçen bir yöntemdir.

Bu testten sonra nasıl bir diyet programı uygulanmalıdır?

Bu test ile sindirim sisteminin duyarlılık gösterdiği besinler gruplara ayrılarak ya tamamen ya da kısmen beslenmeden çıkartılır, burada dikkat edilmesi gereken nokta bu besinleri diyetten çıkartırken, çıkartılan besin grubuna dahil bir besin öğesinden vücudu eksik bırakmamak gerekir. Bu durum uzun vade de besin öğesi yetersizliğine bağlı olarak sağlık sorunları yaratabilir.

"Bir zayıflama yöntemi değildir"

Gıda alerjisinin ortaya çıkış sebepleri nelerdir?

Vücudumuz bir besinin içindeki bir maddeye  genellikle bir proteine  karşı savunma sistemini harekete geçirerek antikorlar oluşturabilir. Bu antikorlar “istilacı” besine karşı savaşa giriştiklerinde alerji belirtileri ortaya çıkar. En sık rastlanan besin alerjileri ceviz, badem, çilek, kabuklu deniz ürünleri, süt, yumurta, soya ürünleri ve buğday alerjileridir.

Gıda alerjisi olan bir hasta alerjisi olan besinden ömür boyu uzak durmak zorunda mıdır?

Gıda alerjinin sonuçları daha ciddi olduğundan, bir besine karşı alerji gelişmişse yaşam boyunca bu besinden uzak durmak gerekir. Az bir miktarı bile sağlık açısından ciddi sorunlar yaratabilir.

Her kilo vermek isteyen kişinin bu testi uygulaması gerekir mi?

Bu test ya da benzerleri (besin duyarlılık testleri) son zamanlarda çok fazla artmıştır, fakat hala tartışmalar devam etmektedir, özellikle vücut için gerekli bir besin öğesini beslenme alışkanlığından çıkarmak yanlış bilgilendirmelere neden olabilir. Bu nedenle bu testlerin sonucunda diyet uygularken mutlaka beslenme alışkanlığının, sağlıklı beslenme kurallarına ne kadar uyduğu göz ardı edilmemelidir, bu bir zayıflama yöntemi değildir, duyarlılık gelişen her besinin tepkisi  her zaman kilo alımı şeklinde olmayabilir, gaz, ishal,baş ağrısı gibi şikayetleride geliştirebilir.

Çocuklardaki obezite sorunu için de bu test uygulanır mı?

Çocuklarda bu test sonucuna göre bir diyet yaptırmak doğru olmaz. Büyüme –gelişme döneminde yasaklanan bir besin gelişme geriliklerine neden olabilir. Çocuklarda özellikle sık rastlanana besin alerjileri için ise besin eliminasyon diyetleri uygulanır, alerji yaptığı düşünülen besinler diyetten çıkartılır ve daha sonra tek tek eklenerek hangi besini alerji yaptığı bulunur.

Çocuklarda obezite sorununun önüne geçmek için sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırarak, fiziksek aktiveyi arttırmak temel hedef olmalıdır.

İşsizlik Cinselliği Etkiliyor

CinsellikEkonomik krizin etkisi devam ederken işsizliğin getirdiği sorunlar saymakla bitmiyor.

İşsizlikle birlikte çevremizde gördüğümüz psikolojisi bozulan, mutsuz kişilerin yanında bir de iş sahibi olduğu halde kriz nedeniyle işini kaybetmekten korkanlar var. Bu durumun boyutu nereye kadar gider bilinmez ama psikolojik yönü oldukça endişe verici. Konuyla ilgili görüştüğümüz Beşyüzevler İstanbul Şafak Hastanesi'nden Psikolog Reyhan Algül, sorularımızı yanıtladı.

İşsizlik ne tür psikolojik sorunları beraberinde getiriyor?

Maddi kayıplar ve statü kaybının yanında işini kaybetmek ya da uzun süre iş bulamamak kişilerde psikolojik sıkıntılara da yol açıyor. Genellikle karamsar ve umutsuz bir dönem yaşıyorlar. Bu karamsarlık ve umutsuzluk depresyona giriş için risk faktörüdür. Uzun sürmesi durumunda kişi depresyon geçirebiliyor. Eğer ruhi alt yapısı zayıfsa daha ağır psikolojik hastalıklara yakalanma riski de artıyor. Depresyona varmayan durumlarda ise genel bir keyifsizlik ve sıkıntı hali süregeliyor. 

 

İşsiz kalan kişilerdeki psikolojik sorunların belirtileri nelerdir?

Herkesi, sorunlara başa çıkma kaynaklarına göre farklı etkiliyor. Ancak genel bir umutsuzluk ve keyifsizlik hali ortak. Bu dönemde ilgi kaybı, yaşama sevincini kaybolması, dikkat toplayamama, konsantrasyon eksikliği, iştahta artış ya da azalış, çok uyuma ya da uykusuzluk, cinsel isteksizlik genelde görülen belirtilerdir.

 

Bazı kişiler içlerine kapanıyor. Bazıları daha çok agresifleşiyor. Bu dediğimiz gibi kişinin sorunlarla başa çıkma kapasitesine bağlı. Hayata ve insanlara karşı öfke artışı, kendini değersiz görme çok sık karşılaşılan bir durumlardır.

 

İşsiz kalınan dönemlerde psikolojik çöküntüye uğramamak için neler yapmak gerekiyor?

Bu dönem doğası itibariyle hüzünlü ve belirsiz bir dönem. Bu nedenle etkilenmek çok normal. Ancak psikolojik çöküntü yaratmamak için sorunlarla başa çıkma kaynaklarını arttırmak gerekiyor. Örneğin “a” planın yanında bir “b” ve “c” planı da oluşturmak, mesleki bilgi ve becerileri geliştirmek, daha donanımlı olmak önemlidir.

Bu kişilerin aile ve sevdiklerini destekleri en çok gerekli olan şeydir. Bunun geçici bir süreç olduğunu bilmek, her şeye rağmen umutlu ve moralli olmak gerekiyor. Moralimizi dış kaynaklar yükseltebilir ama önemli olan içsel olarak kendi kendimize bunu başarabilmemizdir. Kendi kendimize olumlu telkinlerde bulunmak çok işe yarar. Bunu sadece işin kaybı olarak görmek önemlidir. Ancak çoğu kişi işin kaybını kendi değersizliğiyle özdeşleştiriyor.  “Ben zaten bir işe yaramam” “ben zaten değersizim” gibi olumsuz cümlelerle kendini çok daha kötü hissedebiliyorlar. Zihindeki bu olumsuz cümleleri, olumlularla değiştirmek gerekiyor. “Evet işimi kaybettim ama belki de daha mutlu olabileceğim bir iş bulabileceğim” diye düşünebilmek, bunu bir yenilenme, düşünme dönemi olarak da görmek değerlendirmek kişiye sorununa sağduyulu yaklaşma şansı tanıyacaktır.

İşi olanlara duygusal taciz

Çalışanlarda işsiz kalma endişesi ne tür sorunlara yol açıyor?

Maalesef kriz, bazı işverenler tarafından çalışanlara karşı koz olarak kullanılıyor. Çalışanlara  “zaten kriz var, adam çıkarmamız lazım. Ona göre” mesajı sıklıkla veriliyor.  Bu tür belirsizlik ve kriz ortamlarında hiç kimse işsiz kalmak istemez. Çalışanlar “sıradaki kişi acaba ben miyim” diye korkmaya başlıyorlar. Bu korku gündelik yaşantısını ve ilişkilerini de etkiliyor. İşine karşı sevgiden ziyade zorunluluk hissediyor. Bu duygular bir müddet sonra tükenmişlik sendromunu da beraberinde getiriyor. Kişi baskı altında çalışıyor, verimi de düşüyor. İşinden nefret eder hale geliyor.

Ayrıca işsiz kalma korkusu aynı zamanda gelecekten korkmak anlamına da geliyor. Bu dönemde kişiler, önemli kararlar almaktan kokar hale geliyorlar. İlişkilerde sorunlar artmaya başlıyor. Arkadaşlıklar bozulabiliyor. Bunlardan başka işyerlerinde duygusal taciz anlamına gelen mobbing olgusu da artıyor. İşverenin ya da çalışanların birbirine uyguladığı duygusal taciz, kriz dönemlerinde daha da artmaktadır. Sadece işini kaybetmemek için mobbing’e katlanmaya çalışan çok fazla çalışan var.

 

İşsizlik nedeniyle aile içinde ne tür sorunlar yaşanabiliyor?

Evin geçimini sağlayan kişi işsiz kaldıysa aile içinde de statü kaybına uğruyor. Bazı ailelerde başa kakma, yüze vurma, suçlama görülebiliyor. Bunlar işsiz kalmadan daha de-moralize eden tutumlardır. İşsizliğin berberinde getirdiği psikolojik sorunlar evlilikte ve ilişkilerde sorunların artmasına neden oluyor. Evlilerde bu dönemde cinsel sorunların da arttığı biliniyor.

 

İşsiz kalan kişiye ailesi ve yakınları nasıl davranmalı?

Moral ve destek şart. Bunun geçici bir dönem olduğunu vurgulamak, iş arama sürecinde yardımcı olmak, Olumlu sözlerle motivasyon gerekiyor.

 

Ne zaman bir uzmandan yardım alınmalı?

Bu dönem değindiğimiz gibi zor bir dönem. Kişinin genel davranış ve tutumlarında belirgin değişiklikler varsa, depresyondan şüpheleniyorsa, genel sağlık durumda da oynamalar varsa yardım alınmalı. Bunlar olmasa dahi böyle zor bir dönemden geçerken moral ve motivasyon açısından destek almak faydalı olacaktır.

Dikkat Depresyon Kapınızda!

DepresyonSonbahar ve kış döneminde havaların değişmesi ruh halinizi de değiştirmeye başlar.
Yaz mevsimi insanların rutin işlerinin azaldığı, doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı bir mevsim. Bu arada gündüzler uzamış ve insanların iş sonrası kendilerine ayırabildikleri zaman da artmış oluyor. Deniz kenarları ve parklar vaktini değerlendirmek isteyenler için bekliyor. Yazın yaşanan tüm bu canlanmaya karşın sonbahar ve kış döneminde tersine bir dönem yaşanıyor. Gündüzler kısalmaya, havalar değişmeye, doğa hüzne bulanmaya başlıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Bu da sonbahar depresyonuna neden oluyor.

International Hospital'dan Psikolog Ferahim Yeşilyurt, sonbahar depresyonu hakkında merak edilenleri yanıtladı:

Sonbahar gelince neden depresif oluyoruz?

İlkbahar doğanın canlanmasına, sonbahar ise canlılığını azaltmasına karşılık gelir. Bu nedenle sonbahar hüznü çağrıştırır. Havaların kötüleşmesi açık alanlardan tekrar güneşsiz kapalı alanlara gidilecek olması keyifsizlik ve mutsuzluk verebilir. Güneşli güzel günlerin artık gerilerde kaldığı, çetin kış koşullarının tekrar gelmek üzere olduğunu hatırlatır. Bu nedenle sonbahar hüzün mevsimi olarak anılır.

Güneşi az görmek, iş sorumluluklarının artması, okulların başlaması, havaların serinlemesi insanlarda birtakım ruhsal değişimlere neden olur.

Ferahim Yeşilyurt sonbahar depresyonunun en sık rastlanan belirtilerinin hüzün, yorgunluk ve enerji azlığı olduğunu belirtirken, diğer belirtileri şöyle sıraladı:

• Sabah uyanmakta güçlük çekme
• Yataktan kalkmak istememe
• Karamsarlık
• Cinsel enerjide azalma
• Çabuk sinirlenme

Depresif ruh halinden çıkmak için neler yapılmalı?

İyi bir tatil sonrasında yeterince dinlendiğimizi düşünmek lazım.“Bu kadar tatilden sonra yeniden yeni sorumluluklar alabilirim.” diye düşünmek lazım. Yeni planlar hazırlamakta fayda var. Yeni planlar hem bizi bir şeyler yapmak için zorlar hem de hareketlendirir. Uyku ve beslenme alışkanlıklarımızı yeniden tatil öncesine göre düzenlemek gerekir. Yeni amaçlar, hedefler oluşturmak gerekir. Yazın bazı güzellikleri olsa da sonbahar ve kış mevsiminin de benzer güzellikleri olduğu hatırlanmalı. Yazın çoğunlukla sinema ve tiyatroya gitmek istenmezken, bu dönemlerde bu faaliyetlerle ilgilenilebilir.

Gün ışığının azalması depresyonu artırıyor mu?

Güneş ışınlarının daha az olduğu kış aylarında depresif duyguların daha fazla arttığı bilinir. Hatta depresyonda “ışık tedavisi” adında bir yöntem bile vardır.  Özellikle İskandinav ülkeleri gibi kış aylarının çok yoğun geçtiği bölgelerde bu tedaviden yararlanılır.
Enerjimizi artırmak amacıyla neler önerirsiniz?

• Düzenli egzersiz yapın. Günde bir saat yürüyüş bile yeterli.
• Sağlıklı beslenmeye özen gösterin.
• Düzenli uyuyun. Aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkın.
• Güne mutlaka iyi bir kahvaltıyla başlayın.
• Arkadaşlarınıza vakit ayırın.
• İşyerinde kısa molalar verin.
• Keyif aldığınız aktiviteleri planlamaya çalışın. 

Sonbahar depresyonu en çok kimlerde görünüyor?

Depresif duygu durumu, çökkünlük, kaygı ve endişe genellikle kadınlarda daha sık görülür. Bu nedenle sonbahar depresyonunun da kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Diğer taraftan daha önce depresyon tanısı almış kişilerde de bu dönemlerde depresyonun tekrarlama ihtimali artar.  Özellikle karamsar, endişeli, özgüveni düşük kişiler bu dönemlerde daha fazla risk taşırlar.

Yiyeceklerin de ruh halimiz üzerinde etkisi var mı?

Beyaz şekerden uzak durmak gerekir. Kan şekerini hızla yükseltip düşürdükleri için halsizlik, yorgunluk hislerine neden olabilirler ya da artırabilirler.  Bunun yerine şekeri doğal meyvelerden kullanmak daha iyidir. Tatlı, çikolata ve pastaların fazla tüketimi fayda sağlamaz. Diğer taraftan vitamin eksikliğine bağlı olarak da yorgunluk halsizlik hissedilebilir. Bunu gidermek için doğal ya da medikal vitaminler kullanılabilir.

Bebek Vaktiniz Geldi mi?

Anne BebekÖnce kariyer yapayım sonra çocuğa bakarım düşüncesiyle hareket ederseniz sonunda geç kalabilirsiniz.
Günümüz kadını artık geç doğum yapıyor. Önce kariyer sahibi olmak, sağlıklı bir ilişki oluşturmak, gelecek için ekonomik güvence sağlamak gibi nedenlerden dolayı gebelik geciktiriliyor. Çocuk doğurmak için 30’lu hatta 40’lı yaşlara kadar bekleniyor. Ancak bu bekleyiş gebelik şansını belirgin olarak azaltıyor. Öyle ki 35 yaşındaki kadınlarda tüp bebek tedavisi bile yaşla kaybedilen gebelik şansının ancak yarısını telafi edebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk ve Kadın Hastalıkları-Doğum Uzmanı Dr. Canan Genim, günümüzde kadınların en sık sorduğu soruları yanıtladı.

Bebekken 2 milyon olan yumurta sayısı, 37 yaşında 25 bine iniyor

Yumurtalıklar yaşam boyu değişim gösteren dinamik organlardır. Kadınların ömür boyunca sahip olacağı yumurta sayısı, doğduğu günde hatta daha anne karnında iken çoktan kodlanmıştır. Anne karnında kız bebeklerde dördüncü ayda yumurta sayısı en yüksek sayıya ulaşmaktadır. 6-7 milyon olan bu yumurta sayısı doğumda 1-2 milyona kadar azalmakta,  ergenlikte 300.000, 37 yaşında ise 25 bine kadar inmektedir. Menopoza girmiş bir kadında ise bu rakam 1000 kadardır. Yumurta yaşlanması genetik ve çevresel faktörlerin birbiriyle ilişkisinin bir yansımasıdır. Yumurta yaşlanmasının iki doğal sonucu azalmış gebelik şansı ve menopozdur.

Doğurganlık hangi yaşta, hangi oranda azalıyor?

• Kadınlarda yumurta sayısının azalmasıyla birlikte 30-33 yaşlarında doğurganlık oranı da düşmektedir.
• Bu azalmanın 35-38 yaşında hızlandığı gösterilmiştir.
• 30 yaşındaki bir kadında her ay gebe kalma olasılığı %20 oranındadır.
• 38 yaşında canlı doğum oranı %50 oranında azalmaktadır.
• 40 yaşında bu azalma % 75’e çıkmaktadır.

Her 100 kadından 10’unda yumurtalık erken yaşlanıyor

Doğal yaşlanma sürecinin ötesinde yaklaşık her 100 kadından 10’unda beklenenden daha erken yumurtalık yaşlanması ve kaybı olmaktadır. Her 100 kadından birinde ise erken menopoz gelişmektedir. Ülkemizde ortalama menopoz yaşı 46-48’dir. Menopoz yaşında genetik çok önemlidir. Bir kadının menopoz yaşı genellikle annesininkine yakındır. Sigara içimi menopoz yaşını ortalama iki yıl öne alır. Menopoz yaşı öne geldikçe 8 ila 10 yıl öncesinden başlamak üzere gebelik şansı azalarak kısırlık oranı da artar.

Yumurtalık yaşı, takvim yaşından farklıdır

İleri yaşlarda bile bazı kadınlarda yumurtalık fonksiyonları gençliklerindeki gibidir ya da bunun tam tersi olabilir. Yani genç yaşlarda yumurta sayısı ve kalitesi beklenenden çok hızlı azalabilir. Bu durum yumurtalık rezervi ya da yumurtalık yaşı terimini ortaya çıkarmıştır. Yumurtalık yaşı her zaman takvim yaşı ile uyumlu olmayabilir. Yumurtalık rezervi herhangi bir yaşta azalabilir. Bu durumda kişi düzenli adet görmeye devam etse bile gebe kalma olasılığı çok azalmıştır. Bu kadınlarda artan gebelik kayıplarına daha sık rastlanır.

Yumurtalıkların yaşlanmasını gösteren testler var mı?

Bazı testler yardımı ile yumurtalık rezervini ve gebe kalabilme olasılığının anlaşılabilmesi mümkündür.

• Yumurtalıklarda bulunan yumurta sayısını ultrasonografi ile sayılabilir ve adetin üçüncü günü alınan hormon testlerine bakılır.
• Bu testlerin adı, FSH, E2, AMH, İNHİBİN-B’dir.
• Yumurtalıkların tek doz ilaç kürüne verdiği cevap ölçülür.

Yaşa bağlı kısırlıkta, tedavi seçenekleri kısıtlı

Yaşa bağlı kısırlığın tedavisinde tıbbi seçenekler kısıtlıdır. Özellikle 30 yaş üzeri olup da daha ileri bir yaşta gebe kalmak isteyen kadınlara, üreme sağlığı merkezlerinde mutlaka over yaşını ölçtürmelerini tavsiye ettiklerini belirten Doç. Dr. Özkan Öztürk, “Hatta 30 yaşının altında olan, sigara içen, ailesinde erken menopoz hikayesi olan, 21-24 günde bir adet gören veya endometriozisi (çikolata kisti) olan kadınların bu araştırmaları daha genç yaşlarda yapmalarının önemini vurguluyor.

Kadının yaşı ilerledikçe neler olur?

• Yumurta sayısı ve kalitesi azalır.
• Yumurtalık kalitesindeki azalmaya bağlı gebelik şansı azalırken düşük riski artar.
• Rahmin embriyo tutma yeteneği azalabilir ama rahmin yaşlanması yumurtalık yaşlanması gibi dramatik değildir.
• Rahimde myom benzeri yapısal sorunlar daha sık gözlenir ve rahme giden kan akımı azalır.
• Hipertansiyon, diyabet gibi gebeliği riske sokabilecek hastalıkların oranı artar.

Rahim Ağzı Kanserinde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

KadınRahim ağzı kanseri erken teşhis edildiğinde tedavide başarı yüzde yüz oluyor.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Petek Balkanlı Kaplan, yaptığı basın toplantısında, rahim ağzı kanserinin genellikle 25-35 yaşları arasında oluşmaya başladığını ve rahim ağzında başlayan anormal hücre büyümelerin zamanla dış kısımda sınırları belli kanser oluşturduğunu söyledi..

Rahim ağzı kanserinin ilerlemesinin çok hızlı olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Kaplan, kanserin erken dönemde saptanabilmesi için tüm kadınların düzenli olarak jinekolojik muayene ve pap smear testi yaptırmalarının önemli olduğunu hatırlatarak, şu bilgileri verdi: “Rahim ağzı kanserine, erken yaşlarda cinsel ilişki, birden çok partnerle cinsel ilişki, erken yaşta cinsel temasın başlaması, düşük sosyoekonomik düzey, sigara kullanımı, genital papilomavirüs enfeksiyonu (HPV) ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklar neden olarak sayılabilir. Erken evre kanserlerinin tedavisinde sadece rahim ağzı ve rahmin alınması ile başarılı sonuçlar elde edilirken, ilerlemiş kanserde büyük ameliyatlar, radyoterapi ve kemoterapi gerekir. Rahim ağzı kanseri erken dönemde yakalandığında, tedavide başarı yüzde 100'dür.”

Rutin testler önemli

Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde kendisini göstermediği için rutin testlerin yaptırılmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde hastada hiçbir rahatsızlık, bulgu görülmeyebilir. Kanseri erken dönemde teşhis edebilmek için yıllık rutin pap smear testi yapılması ve jinekolojik muayene gereklidir. Hastalık ilerlediğinde kanlı akıntı, ilişki sonrası kanama ve düzensiz kanama gibi şikayetler ortaya çıkar."

Cilt Kanseri Tedavi Edildi

KadınBitkisel bir maddenin genlerinde yapılan değişikliklerle elde edilen ilaç, cilt kanseri tümörlerini azalttı.

Amerikan biyoteknoloji şirketi Genentech'in geliştirdiği ve ağızdan alınan "GDC-0449" ilacı, kanser hücrelerinin artmasında önemli rol oynayan "hedgehog" (kirpi) adı verilen proteini durdurdu.

"New England Journal of Medicine" dergisinin internet sitesinde yayımlanan araştırmada, bilim adamlarının "veratrum californicum" bitkisinden elde edilen siklopamin maddesinin genlerinde değişiklik yaparak ilacı geliştirdiği belirtildi.

Yapılan klinik deneyde, cilt kanserine yakalanan ve bu tedavinin uygulandığı 33 hastadan 18'inde kanser tümörlerinin azaldığı ya da belirtilerde iyileşme görülürken, 11 hastanın durumunun uzun süre "istikrarlı olduğu" gözlendi. Sadece 4 hastada kanser tümörleri büyümeye devam etti.

İlacın ayrıca, beyin kanserinin en sık rastlanan türüne (medülloblastom) yakalanan bir hastada da etkili olduğu, tümörün büyük oranda küçüldüğü belirlendi.

Ciddi hiçbir yan etkiye rastlanmadığını belirten bilim adamları, şu an en sık rastlanan cilt kanseri türünün (bazoselüler epitelyoma) etkili tedavisinin bulunmaması nedeniyle bu sonuçların önemli olduğuna dikkati çektiler.

Sevgi & Aşk