| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

204 "hürriyet haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"hürriyet haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İşte Kadınların En Büyük Sorunu

KadınKadınlar bu sorundan öyle utanıyor ki en gerekli operasyonu bile yaptırmıyor...

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürhan Özcan, derneklerinin, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğiyle organize ettiği “31. Ulusal Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kongresi”ne katılmak üzere geldiği Adana'da, son yıllarda dünyada hızla artış gösteren meme kanserinin sosyal boyutuna dikkati çekti.

Dünyada her 9 kadından birinin meme kanseri olduğunu, Türkiye'de ise sayının 200-300 bin arasında bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Prof. Dr. Özcan, “Bu üzücü tablonun yanı sıra gelişen tıp imkanlarıyla tümör veya başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması sonrası yapılan meme rekonstrüksiyonu, plastik cerrahinin en başarılı ameliyatlarından birisi haline geldi” dedi.

Prof. Dr. Özcan, tıptaki yeni teknolojiler sayesinde artık cerrahların doğalına çok benzerlik gösteren meme oluşturabildiklerini, isteyenlere slikon yerleştirilebildiği gibi bazı operasyonlarda da hastanın vücudundan yararlanıldığını ifade etti.

Hastanın yağ dokusuyla da meme yapılabildiğini, bu durumda hem karın yağlarından kurtulduğunu hem de gerçeğine en uygun memeye sahip olunduğunu bildiren Prof. Dr. Özcan, şunları söyledi:
“Tümör ya da başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması gerektiğinde, estetik operasyon da aynı anda yapılabiliyor. Böylelikle hasta ameliyattan çıktığında memesinin olmaması nedeniyle yaşayabileceği çöküntüden kurtulmuş oluyor. Böylelikle memesiz bir dönemin verebileceği psikolojik sıkıntıdan da kurtulmuş oluyor. Estetik operasyonun psikolojik yönden rahatlatması, hastalığın ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecine de olumlu katkı sağlıyor.”

Prof. Dr. Özcan, operasyonların, estetik cerrahlar tarafından uygun ameliyat şartlarında yapıldığında son derece başarılı olduğunu belirterek, “Türkiye'de bu tür operasyonların yapıldığı ilk yıllarda slikon patlaması vakası gibi haberlerin kadınların hafızalarından artık silinmesi gerekir. Günümüz tıp imkanlarıyla slikonun patlaması gibi bir şey söz konusu değil” diye konuştu.

BEDELİNİ SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI KARŞILIYOR

Hemen her kadında meme rekonstrüksiyonu yapılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Gürhan Özcan, ancak kanser nedeniyle memesi alınanların estetik operasyonlarının bedelini sosyal güvenlik kurumlarının karşılamasına rağmen Türkiye'de sadece yüzde 7'sinin bundan yararlandığını söyledi. Prof. Dr. Özcan, Avrupa ülkelerinde ise bu oranın yüzde 60'a ulaştığını, bunun da ön yargılı bir yaklaşım yerine bilinçli hareket etmekten kaynaklandığını savundu.
Prof. Dr. Özcan, hastanın kaybettiği memesinin yerine yenisi istemesinin insani bir hak olduğunu söyledi.
Kongrede sunum yapan Suriye asıllı Belçikalı Prof. Dr. Moustapha Hamdi ise memesini kaybeden hastaların öykülerini içeren bir kitap yayınladığını belirterek, “Bu hastaları anlamak zorundayız” dedi.

Hiçbir kadının çevresine çirkin görünmek istemeyeceğini, özellikle memenin bir kadının dış görüntüsü açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hamdi, “Gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelerde öyle kadınlar var ki eşleri boşayacak korkusuyla hastalıklarını gizlediklerinden göz göre göre meme kanseri nedeniyle kaybediliyor” diye konuştu.

İşte Kısırlığın Nedeni

KısırlıkKısırlığın nedenlerine bir yenisi daha eklenirken uzmanlar dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Kenan Demirkol, genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) kısırlığa neden olduğunu söyledi. 1.5 yaşındaki bir bebekte bile genetiği değiştirilmiş ürünlerin etkilerinin görülmeye başladığını belirten Prof.Dr. Demirkol, bu ürünlerin geleceğimizi tehdit ettiğini, en kısa zamanda önlem alınması gerektiğini belirtti.

Ziraat Mühendisleri Odası'nın davetlisi olarak Denizli'ye gelen ve TMMOB Konferans Salonu'nda ‘Küresel Şirketlerin Yeni Silahı, Gıda ve Beslenmenin Demokratikleştirilmesi’ konulu konferans veren Prof.Dr. Demirkol, kısa bir süre önce genetiği değiştirilmiş ürünler yüzünden 1.5 yaşındaki bir bebekte tüylenme tespit edildiğini söyledi. GDO'lu ürünlerin kısırlığa da neden olduğunu, fareler üzerinde yapılan araştırmalarda GDO'lu domatesleri yiyen farelerin üç nesil sonra kısırlaştığının görüldüğünü kaydeden Prof.Dr. Demirkol, “İnsan ömrü fareden uzundur. İnsanların 30 yaşında evlendiğini düşünürsek, bizim de bunu anlamamız için 100 yılık bir zaman geçmesini mi beklememiz gerek. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ticaretinin yaygınlaşması için ABD
dünyaya baskı yapıyor. Ürün çeşitliliğini yok ederek, herkesi GDO’lu ürünlere mahkum etmeyi, sonunda ise tüm dünyaya hükmetmeyi hedefliyor. GDO, aslında bir egemenlik sorunudur” dedi.

Bu ürünlerin kullanımının “Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yasaklandığı” söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını kaydeden Prof.Dr. Demirkol, sadece kısıtlamalar getirildiğini, ancak ürünlerin üzerinde GDO'su değiştirilmiş etiketi ile satışına izin verildiğini kaydetti.

Türkiye'nin çok dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Demirkol, “Dünyada şu anda 80 çeşit bitkinin genetiğinin değiştirilerek üretimi yapılmakta. Yoğurt sanayisinde dahi bu tür üretimler yapılıyor. Büyük bir oyun içindeyiz. Ülkemizde bu konuyla ilgili olarak bir an önce önlem alınmalıdır. Geleceğimiz risk altındadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu ürünlerin üretimini ve ticaretini yasaklayan Biyogüvenlik Yasası'nı zaman geçirmeden çıkarmalıdır” diye konuştu.

Meme Kanserinin Nedeni

KanserKadınlarda sık rastalanan meme kanseri nedenlerine bir yenisi daha eklenirken uzmanlar uyarıyor.

Gelişmiş toplumlarda, gelişen ve gelişmemiş toplumlara oranla çok daha fazla. Örneğin ABD’de her 8 kadından 1’i yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski içindeyken, Uzakdoğu’da ve gelişen toplumlarda bu oran 20 ile 26 kadında 1'dir. Ancak son zamanlarda Uzakdoğu ülkelerinde Batılılaşmaya yönelik bir yaşam değişikliği, bu oranı 15 ile 20 arasında 1 kadına indirgediği bildiriliyor. Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü Meme Sağlığı ve Hastalıkları Birimi'nden Prof. Dr. Şükrü Aktan konuyla ilgili bilgi verdi.

Meme kanserine günümüzde neden olan faktörler nelerdir?
Meme kanseri üretken yaşta kadınlar arasında sıklıkla görülen bir kanser türüdür ve nadir de olsa erkeklerde de görülebiliyor. Günümüzde kanseri ortaya çıkartan en önemli faktörler şu şekilde sıralayabiliriz. Hastaların genetik özellikleri, hastalara ait bazı özellikler, kansere ortam hazırlayabilecek bazı riskler. Örneğin adetin erken yaşta başlaması, geç menopoz, doğum yapmamak, süt emdirmemek, aşırı kilo, aşırı alkol tüketimi gibi nedenler meme kanserinde risk faktörü olarak nitelendirilmektedir.

Meme kanserinden nasıl korunulabilir?
Her kanser türü gibi meme kanseri de sessiz ve gizli seyreder. Klasik belirtisi, memede hastanın farkettiği veya doktor tarafından muayene sırasında saptanan kitlenin varlığıdır. Hastalığın erken tanısı derken, daha kitle ele gelmeden kanserin ortaya çıkarılmasını anlıyoruz. Modern teknolojik yöntemler sayesinde uzman doktorlar meme kanserine erken tanı koyabiliyorlar.

Bu nedenle 30 yaş sonrası kadınların her yıl en az bir kez meme muayenesi için doktora başvurmaları ve 40 yaşına kadar her yıl ultrasonografi yaptırmaları tavsiye edilmektedir. 40 yaş sonrası ise fizik muayeneye, ultrasonografi ile birlikte mutlak olarak mamografi de tetkiklere eklenmeli. Böylece memede daha kitle oluşmadan kanseri belirleyebilecek bir takım bulgular elde edilir ve erken zamanda biyopsi veya cerrahi girişimler gündeme gelebilir.

Günümüzde meme kanserini artıran etkenler var mıdr?
Meme kanserine, modern toplumlarda oldukça sık rastlanılıyor. Gelişmiş toplumlarda, gelişen ve gelişmemiş toplumlara oranla çok daha fazla. Örneğin ABD’de her 8 kadından 1’i yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski içindeyken, Uzakdoğu’da ve gelişen toplumlarda bu oran 20 ile 26 kadında 1'dir. Ancak son zamanlarda Uzakdoğu ülkelerinde Batılılaşmaya yönelik bir yaşam değişikliği, bu oranı 15 ile 20 arasında 1 kadına indirgediği bildiriliyor.

Buna kısaca Batılılaşma yani modern yaşam dersek ülkelerdeki sosyoekonomik ve teknolojik gelişim, meme kanseri görülme sıklığında son 10 yılda belirgin bir artış ortaya çıkartmıştır. Bu etkenler adetin erken yaşta başlaması, menopoz yaşının ileri yaşlara uzaması nedeniyle kadınların daha fazla östrojen hormonuna maruz kalmaları, meme kanseri artışını tetikleyen bir etmen olarak düşündürmekte.

Yine modern yaşamda kadınların genç yaşta anne olmaları, daha az süt emdirmeleri veya hiç doğum yapmamaları kanserin ortaya çıkışını etkileyici unsurlardır. Ortamdaki kimyasal maddeler, radyasyona maruz kalma, çevre kirliliği, bazı hormonların düzensiz kullanımı bu etkenler içerisinde sayılabilir. Dikkatsiz beslenme nedeniyle oluşan kilo artımları, aşırı alkol tüketimi, hareketsizlik ve egzersiz yapmama gibi nedenler de meme kanseri için tetikleyici nedenler arasında sayılıyor.

Özetleyecek olursak, Batılılaşma diye nitelendirilen sosyal yapının aslında medeniyetin ilerlemesi ile yakın ilgisi olduğu, modern teknolojinin insana sayısız yararlar sağlarken diğer yandan da bazı problemleri ortaya çıkardığı izlenimini yadsıyamayız. İşte bu sorunlardan biri de hanımların korkulu rüyası meme kanseri.

Kanserden korunmada deitirilebilirveya deitirilemez faktörler neler?

Özellikle meme kanserinde değiştirilemez risk faktörlerinin başında genetik geçiş özelliği sayılabilir. Birinci derece yakın kan akrabalarında meme kanseri saptanmış bir kadının meme kanseri olabilme riski, ailesinde kanser olmayanlara oranla iki ila üç kat daha fazladır. Bu oran ailesinde iki veya daha fazla kişide meme kanseri olan kadınlarda 4 ila 6 katına kadar çıkabiliyor. Erken adet görme değiştirilemez faktörler arasında sayılır.

Memede kanser öncesi oluşabilecek hücresel değişiklikler de (atipi, hiperpilazi diye nitelendirilen) değiştirilemez faktörler arasındadır. Değiştirilebilecek faktörler ise, ilk kez anne olma yaşı, anne olmak, süt emdirmek, kilo almamak, düzenli egzersiz yapmak, bir takım ek hormonal ilaçlardan uzak kalmak sayılabilir.

Meme kanserinde erken tanıda yardımcı etkenler neler?

Bu konuda hastalara ve doktorlara düşen görevler vardır. Hastalara düşen görevlerin başında meme sağlığına önem vermek gelir. Ayrıca 20 yaşından itibaren her kadının kendi kendine meme muayenesine alışması gerekmektedir. Bunun yanı sıra kadınların yıllık doktor muayenesi (özellikle meme konusunda deneyimli genel cerrahi uzmanı) ve radyolojik görüntüleme tekniklerinden (ultrasonografi ve mamografi gibi) yararlanması gerekir. Bunun iki yararı şöylece özetlenebilir;

• Oluşabilecek bazı değişimlerin erken ortaya çıkartılması ve yakın takibi olanağı sağlanır.
• Gelişmekte olan veya başlangıçtaki meme kanseri olgularında erken tedavi şansı doğar.

Bu nedenle daha ele gelmeyen bir meme kanserinde en iyi yardımcı tetkik, radyolojik görüntülemedir. Modern yaşamın kanseri arttırmasına rağmen, teknoloji sayesinde meme kanseri erken tanınabilir bir hastalıktır.

Meme kanseri tedavisinde son 20 yıldır gelinen nokta gerçekten çok yüz güldürücüdür. Özellikle meme koruyucu cerrahi  ve sonrası kemoterapi ve radyoterapideki gelişmeler bunun en belirgin örneğidir. Ancak kadınlar asla, “nasıl olsa bu teşhis edilip, tedavi ediliyor” düşüncesi ile ihmalkar davranmamalı ve meme sağlığına ciddiyetle önem vermeli. Yıllık kontrollerin akılda tutulması ve buna uyulması halinde erken teşhisin yararının tartışılamaz olacağı unutulmamalıdır.

Bu Kremler Kanser Yapıyor

Cilt BakımıYıllardan beri 'Kozmetik ürünler sağlığa zararlı mı?' tartışmaları yeni bir boyut kazandı.

Uzmanlar yaptıkları araştırmalar sonrasında,  kırışıklık kremlerinin kansere yol açtığı uyarısını yaptı.Yaşlanmayı önlemek amaçlı kullanılan kozmetik ürünlerinin neredeyse hepsinde kansere yol açan maddelerin bulunduğu öne sürüldü. Ancak kadınlar bu ürünlere masum bir istekle başvursa da kozmetik ürünlerin sanıldığı kadar masum olmadığı söyleniyor.

Illinois Üniversitesi  Çevresel Sağlıkla ilgili emekli öğretim üyesi  Dr Sam Epstein,  bu tür kozmetik kremlerin içeriğinde Alpha Hydroxy Acid  bulunduğunu, cilt için çok tehlikeli olabileceğini ve önemli hasarlar bırakabileceğini belirtti.

‘Hemen hemen tüm kadınlar, hatta erkekler de dahil olmak üzere daha da güzel görünmek uğruna çareyi kozmetik ürünlerde buluyor.  Yaşlanmak doğal bir factor, korkulmaması gerek’  dedi. Amerika'nın önde gelen sağlıklı örgütlerinin de destek verdiği 'Güvenli Kozmetikler Kampanyası'nın sonuçlarına göre de; kozmetik ürünlerde kullanılan 10 bin 500 kimyasalın yüzde 89'u sağlık açısından güvenilirlik taşımıyor.

Kozmetik ürünlerin neden olduğu kanser türleri arasında ise ilk sıralarda; rahim, yumurtalık ve cilt kanseri geliyor. Amerikalılar'a göre; kozmetik ürünlerin denetimsizliğindeki en büyük nedenini ise bu ürünlerin ilaçtan sayılmaması oluşturuyor.

Dr  Sam Eptein, ürünler bu denli dehşet  saçarken kozmetik endüstrinin, AB kuralları maddeleri gereğince ürünlerde uyarı  etiketi bulundurmaları gerektirdiğini savundu. Ayrıca yetkili birimlerin  insanları uyarması için girişimlerine devam edeceğini ifade etti.

İşte Tek Gecelik İlişkilerin Sebebi

İlişkilerCinsellik Türkiye’de öyle bir hal aldı ki… Bir yönde hala prezervatif almaya utananlar, diğer yanda tek gecelik ilişkileri artık bir alışkanlık haline getirenler. Durum böyle olunca uzmanlar da cinselliğin bugün geldiği yeri tartışmaya devam ediyor.

Cinselliği Türkiye’de ikiye ayırmak gerekiyor. Bir tarafta erkekler kadar özgür kadınlar varken diğer tarafta orgazmın hala ne olduğunu bilmeyen kadınlar var. Bu durumda uzmanlar da hem çiftlerin cinsellik hakkındaki bilgisizliğini aşmaları yönünde uyarıyor hem de cinsel özgürlük devriminin getirdiği toplumsal sorunlarla uğraşıyor. Konuyla ilgili görüştüğümüz Uzman Psikolog Alanur Özalp, modern dünyada cinselliğin geldiği boyutu anlattı.

 

Günümüzde kadınlar da artık çok rahat bir şekilde erkekleri bir gecelik ilişki olarak görüyor ve sadece cinsel duygularını bastırmak için bir erkekle beraber olup sabah onu unutabiliyor. Bu durum toplumda ne tür sorunları beraberinde getiriyor?

İnsanlar büyük şehirlerde çok yalnız. Bu nedenle de tek gecelik ilişkileri tercih ediyorlar. Fakat bu tek gecelik ilişkileri tercih ettiklerinde erkek veya kadın olarak cinselliği bilmedikleri anlamına gelmiyor. Burada bir tehlike yok. İnsanlar birbirlerini kullanmıyorlarsa bir zarar yok. İki taraf da hazırsa, korunma tedbirleri de alınıyorsa sorun yok. Şartlar bunu getiriyor.

Modern toplumun gereği olarak kadınlar da artık erkekler gibi yatakta hakimiyeti ele almak istiyor. Bu durum erkeğin psikolojisini ne yönde etkiliyor?

Bu durum erkek psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Çok bilinçli erkeklerde de “erkek benim, üstte olacak benim” gibi bir bilinç yerleşmiş. Cahil insanlarda bu daha büyük tehlikelere mal olabiliyor. Cinayetler işlenebiliyor. Genel olarak baktığımızda burada bir eşitlik olsun diyoruz. Orgazm olma söz konusu olduğunda her ikisi de orgazm olsun, her ikisi de kendini iyi hissetsin istiyoruz. Bu konuda bilgi eksikliği var.

 

Bu değişimin en büyük sebebi ne olabilir?

İnsan yalnızlığını ortadan kaldırmak için ilk gördüğü kişiye aşık olmuyor ama tek gecelik ilişkilere itilebiliyor insanlar.

 

Cinselliği bu kadar özgürce yaşamak evlilik düşüncesini de kafalardan uzaklaştırmıyor mu?

Uzaklaştırıyor fakat bunun olabilmesi için iki kişinin de ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması gerekiyor. İstediğim zaman istediğim erkekle birlikte olurum, istemiyorsam olmam diyebilecek kadınların bunu söyleyebilmesi için para kazanıyor olması gerekiyor. Bu aynı zamanda erkek için de geçerlidir.

 

“Evlendik iş bitti, evlendik seks bitti diye düşünülmemesi lazım”

 

Türk insanı evlendikten sonra seksi nasıl yaşıyor?

 

Türk insanı seksi çok iyi bilmiyor. Biraz korkuyor, biraz kafası karışık. Tat almanın, hak etmediği bir şey olduğunu düşünüyor. Başkaları yapıyor kıskanıyor, ama kendisi konusunda bir zorluk var. Evlendik iş bitti, evlendik seks bitti diye düşünüyor. Seks senin de hakkın, doğal bir şey, yemek yemek kadar doğal bir ihtiyaç, bundan utanmak gerekmiyor. Fakat birçok kadın kocasından utanıyor, seksten utanıyor. Seks iki kişinin birbirlerine giriş yapmaları değil, dokunma, fantezi gibi bu işi zevkli hale getirmektir.

 

İyi bir cinsel yaşam haftada kaç kez seks demek?

 

Uzmanların söyledikleri kadarıyla haftada iki defadan az olmamalı. Az olma noktasını koymak üstünü de kişilere bırakmak gerekiyor. Günde üç olabilir, her gün de olabilir.

 

Aynı anda orgazm olunmaz

 

Orgazm konusunda yaşanan sorunlar neler?

 

Herkes aynı anda orgazm olalım istiyor. Aynı anda orgazm olmak gerekmiyor. Böyle yanlış bir bilgi var. Böyle bir doğru yok. Genellikle erkekler ilişki bittiğinde arkasını döner, uyurlar. Erkeğin fiziksel doğasından kaynaklanan bir durum var. Çünkü erkek orgazm olduğunda tamamen bitmiş oluyor. Yorulmuş oluyor ve arkasını dönüp, yatıyor. Fakat kadındaki duyarlılık hala devam ediyor. Bunun için erkeğin kadının bu özelliğini bilmesi gerekiyor. Kadının da erkeğin bu özelliğini bilmesi gerekiyor. Kadın bir şeyleri yanlış yaptığını düşünüyor, alınıyor ve küsüyor. Öbür tarafta erkek de kadının ilişki bittiğinde duyarlılığın sıfırlandığını anlatması, söylemesi gerekiyor. Böyle olmasına rağmen kadının duyarlılığı hala devam ediyorsa en azından kadına sarılarak bu gayreti göstermek gerekiyor.

Cinsellikte erkeklerin yaşadığı en büyük sorun nedir?

 

Biz bir araştırma yapmıştık neredeyse erkeklerin yüzde 80’inde erken boşalma sorunu olduğunu gördük. Ama erkeklerin çoğu “Aman, boşver” diyorlar. Bunu çözülmesi gereken bir sorun olarak algılamıyorlar. Kadınlar da bunun bir yardımla ortadan kaldırabileceğini bilmiyorlar. Bir psikolog terapisiyle bu sorundan kurtulabileceklerini bilmiyorlar. Bilseler, birlikte gidelim diyecekler belki. Biliyoruz ki Türkiye’de kadınların büyük çoğunluğu ömründe orgazm olmamış.

 

Mastürbasyon hala bir tabu mu?

Kişiler kendilerini uyarabileceğini de bilmiyorlar. Doğru kaynaklara baktığımızda ilişki içinde karşılıklı çiftlerin birbirlerine yaptığı cinsel doyumlar varsa bu doyumlarla birlikte kişisel doyumların da devreye girdiğini görebiliyoruz. Ama biz de bunlardan da korkuluyor. Ben hastalarıma sorduğumda birçok genç kadının “hiç mastürbasyon yapmadım” dediğini duyuyorum. “Ben kendime dokunamam” diyen bir sürü kadın var. Böyle olunca da orgazm olmak oldukça zor oluyor. Böyle durumlarda profesyonel kişilerden yardım istemek gerekiyor. Fakat erkekler erkekliğine yediremedikleri için kadınlar da bu konuyla ilgili yardım istemeyi reddettikleri için ilişkiler tatsız, tuzsuz keyifsiz şekilde devam ediyor.

Nilgün YILDIZ / hurriyet.com.tr

Bunları Ye Sağlıklı Ol!

Sağlıklı BeslenmeSonbaharı sağlıklı geçirebilmek için beslenme düzenini tekrar gözden geçirmek gerekiyor!

Yaz aylarının geride kaldığı, soğuk kış günlerinin yaklaştığı sonbahar aylarında birçok hastalık da pusuda bekliyor. Havaların soğumaya başladığı mevsim geçişlerinde soğuk algınlıkları, grip ve bronşit gibi kış hastalıklarına yakalanma riski artıyor.  

Sonbahar aylarında bağışıklığımızı güçlendirmek, hastalıklara yakalanma sıklığını azaltmak ve yakalansak dahi kolay atlatabilmek için sağlıklı ve dengeli beslenmek şart. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz; sonbaharda sağlıklı ve doğru beslenmenin reçetesini yazdı.
  
Medical Park Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz; sonbahar aylarında sağlıklı beslenme için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı:
 
Sonbaharın gelmesiyle birlikte; mevsim geçişinin ve havaların soğumasının etkisiyle hastalıklara yakalanma riski artıyor. Soğuk algınlıkları, grip ve bronşit gibi kış hastalıkları pusuda bekler. Bu dönemde kişilerin mutsuzluk eğilimleri artabilir ve buna bağlı olarak da basit şekerli gıdalara eğilim olur.

Bu nedenlerden dolayı mevsim geçişlerinde beslenme düzenini tekrar gözden geçirmekte fayda var. Sonbahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek, hastalıklara yakalanma sıklığını azaltmak ve yakalansak dahi kolay atlatabilmek için sağlıklı ve dengeli beslenmek şart.

ŞİMDİ ANTİOKSİDAN ZAMANI

Mevsim değişikliklerinde daha fazla vitamin, mineral ve değerli bileşiklere (antioksidanlar gibi) ihtiyaç duyarız. Bu nedenle mevsim geçişlerinde vitamin ve mineral deposu olan sebze ve meyve grubuna özellikle önem vermeli, vitamin ve mineralleri doğal ve doğru kaynaklardan almalıyız.Vitaminlerden özellikle A, C, E; minerallerden ise selenyum, çinko ve magnezyum antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık destekleme de daha da önem arz etmektedir. Antioksidanlar hücredeki oksitlenmeyi önleyen maddelerdir. Savunma mekanizmasını güçlendirirler, vücut direncini arttırırlar. Kişiler güçlü bağışıklık sistemleri ile hastalıklara yakalanma riskini azaltıp hastalansalar dahi kısa sürede atlatabilirler. 

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN PROBİYOTİK

Sonbaharda ayrı bir önem kazanan bağışıklık sistemini güçlendirmede probiyotik besinlerin büyük desteği vardır. Günlük besin düzeninize probiyotik yoğurt veya kefiri; süt veya yoğurt yerine koyabilir, bu besinlerin olumlu etkilerinden yaralanabilirsiniz. 

SÜTSÜZ VE GÜNEŞSİZ OLMAZ!

Bağışıklığı güçlendirmek önemli; ama bunun yanında güneş ışınlarından yararlanma süremiz de azalıyor! Bu nedenle mutlaka D vitamini ve kalsiyum kaynaklarımıza özen göstermek ve bunların vücutta kullanılmasını sağlayabilmek için de 15 – 20 dakika da olsa güneş ışığından faydalanmak lazım. Kalsiyum kaynakları; süt ve süt ürünleri, peynir, sebzeler ve pekmez. 

SONBAHAR HÜZNÜNE KARŞI B VİTAMİNİ

Sonbaharda artan depresyon eğilimini ve stresi kontrol altına almak için özellikle B grubu vitaminlerinden zengin beslenmekte fayda var; tam tahıllı ekmekler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, et ve süt ürünleri gibi… Bu dönemde bol sebze ve meyve tüketmek, bol su içmek, kan şekeri kontrolünü sağlamak ve bolca balık tüketmek depresyon hallerine karşı fayda sağlayabilir.
 
EN GÜÇLÜ VE EN DOĞALANTİOKSİDAN KAYNAKLARI
A vitamini: Karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, havuç, kayısı, yumurtaC vitamini: Kuşburnu, maydanoz, yeşil sivri biber, karalahana, karnabahar, çilek, limon, portakal, greyfurt.

E vitamini: Soya yağı, bitkisel yağlar, yağlı tohumlar.

Selenyum: Deniz ürünleri, böbrek, yürek ve diğer etler.

Çinko: Et, karaciğer, bulgur,  balık, süt, yumurta, badem içi, ceviz, elma, kuru baklagiller.

Magnezyum: Badem, ceviz, fındık, fıstık, muz, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler; tahıllar.

BAHAR BESLENMENİZDE HER GÜN MUTLAKA:

* 4-5 porsiyon taze mevsim meyvesi
* 2-3 porsiyon taze mevsim sebzesi
* En az 2 su bardağı az yağlı süt veya yoğurt veya cacık veya ayran
* Bol su
*1 öğün sebze, diğer öğünde haşlama, ızgara tavuk-balık etini; düzenli saatlerde ve 3 saati geçmeyecek aralıklarla tüketmemiz gerekir.

ÖRNEK BAHAR MÖNÜSÜ
 
Sabah kalkınca:
1 bardak sıcak suya 1 tatlı kaşığı bal
 
Kahvaltı: Yeşil çay
Orta yağlı peynir
Bol mevsim yeşilliği (1 tatlı kaşığı zeytinyağı veya 1 tatlı kaşığı keten tohumu ile)
1 tatlı kaşığı pekmez
Tam tahıllı veya kepekli ekmek
 
Ara: 6-7 badem veya 6-7 fındık veya 2 ceviz
+ 3-4 kuru kayısı veya 2 yemek kaşığı kuru üzüm
 
Öğlen:
1 porsiyon ızgara veya haşlama veya sote veya buğulama şeklinde tavuk, balık, hindi veya yağsız köfte
Bol salata (limonlu)
Az tuzlu ayran
Tahıl ekmeği veya 3-4 kaşık bulgur pilavı
 
Ara:
1 bardak az yağlı süt- 3-4 kepekli grisini
Veya haftada 1-2 gün sütlü tatlı
Veya ½ sokak simidi- az tuzlu ayran
Veya 1 bardak az yağlı süt+
3-4 yemek kaşığı yulaf ezmesi
 
Akşam: 1 kepçe sebze veya mercimek çorba
1 tabak sebze yemeği
1 kase az yağlı yoğurt
Tam tahıllı ekmek
  
Ara:
2  porsiyon meysim meyvesi

Fındık Adet Sancılarını Azaltıyor

Adet SancısıKadınların en büyük sorunlarından biri olan regl sancılarını yenmek için ne yapmalı?

Kadınların her ay düzenli olarak adet (regl) sancılarıyla baş etmek zorunda kalmaları sadece fiziksel olarak değil ruhsal olarak da sorunları beraberinde getiriyor. Çoğu zaman ağrılarla baş etmek zorunda kalmak sosyal hayatı da olumsuz yönde etkiliyor. Peki, adet sancıları ile yaşamaya mahkum musunuz? Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz International Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği ve Tüp Bebek Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Çepni konuyla ilgili bilgi verdi.

Adet sancısı bir sağlık sorunu mudur?

Adet döneminin ağrılı geçmesi 'dismenore' olarak adlandırılır. Yumurtlamanın oluştuğu adet düzeninin başlaması ile yaklaşık 17-18'inci yaşlarda dismenore de başlar. Ortalama olarak üreme çağındaki, yani kendiliğinden adet görebilen kadınların yüzde 40-60'ı regli ağrılı yaşar. Bu, genç yaşlarda daha fazladır. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda 19 yaş civarındakilerin yüzde 75'inin ağrılı adet gördüğü belirlenmiştir. Bunların yüzde 17'si okula gidemeyecek kadar ızdırap çeker. Yarısı çok ciddi ağrılar hisseder. Yaş ile birlikte sıklık azalır ve 40 yaşından sonra ciddi oranda düşer. Bütün bu veriler dismenorenin çok ciddi sağlık sorunu olduğuna kanıttır.

Adet sancılarını yenmek için ne yapmalı?

Ağrılı adet görmede ağrı şiddeti ile ilgili pek çok etken mevcut. Kişinin psikolojik durumu, beslenme alışkanlıkları, aşırı yorgunluk, aşırı stres gibi altta yatan diğer hastalıklar da etkili olur.

Doğum yapan kadınlarda adet ağrısı daha az olur deniliyor. Bu bilimsel olarak doğru mu?

Doğum ile birlikte organik nedeni olmayan ağrı oranı azalır. Gebelik süresinde adet görmediği için ağrı yoktur. Ancak altta yatan organik bir neden varsa, tedavi edilmeden ağrı geçmez.

FINDIK, FISTIK, ET, BALIK TÜKETİN KAS GÜÇLENDİRİCİ EGZERSİZ YAPIN

Şiddetli ağrıları gidermek için, aşağıda yer alan önerileri uygulayabilirsiniz...

- Ağrılı adet görmenin oluşmasını önlemek mümkün değildir. Ağrı ancak doktorun size tavsiye edeceği ilaçlar kullanılarak hafifletilebilir. 

- Sıcak banyo iyi gelir

- Orta dereceli bölgesel sıcak uygulama iyi gelebilir. Bunun için sıcak banyo ya da ayaklara sıcak uygulama önerilir. 

- Dikkat edilmesi gereken nokta, sıcak uygulamanın direkt karına yapılmamasıdır. Çünkü karın içerisinde bir iltihabi problem varsa, bu yayılabilir ve oldukça tehlikelidir.

- Nefes ve kasları güçlendirici egzersizler ağrıları kontrol eder. Ev ortamında yapılabilecek hafif egzersizler önerilir.

- Masaj ağrıyı azaltmada etkili bir yöntemdir. Ağrıyan bölgenin altına yoğurma tarzında ritmik masaj uygulanırsa, ağrının algılanması azaltılabilir.

- Düzenli uyku, gerginliği azaltacağından ağrıyı kontrol etmede işe yarar.

Neler yemeli?

İyi beslenme ve bunun adet döneminde de sürdürülmesi ağrıyı azaltmada etkilidir. B vitamini ve magnezyumdan zengin besinler bu dönemde oluşan rahatsızlıkları ve ağrıyı gidermede yardımcı olur.

- Adet döneminde; et, balık, karaciğer, kuru baklagiller, fındık, fıstık, susam gibi yağlı tohumlar, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve öğütülmemiş tahıllar tüketilmelidir.

- Eğer kişide adet kanamasından önce baş ağrısı, karında şişlik gibi problemler oluyorsa reglden bir hafta önce tuz kısıtlanmasına gidilebilir.

-Doğal idrar sökücü olan maydanoz, ıhlamur, kuşkonmaz gibi besinler bu dönemde alınan ödemi giderir.

- Kafeinli ve gazlı içeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız.

Adet döneminde cinsel ilişki ağrıyı artırıyor

Her defasında ağrı kesici almak doğru mu?

Adet döneminde ağrı duyulmasını ikiye ayırıyoruz. 'Primer dismenore' dediğimiz durumda, altta yatan organik bir neden belirlenemez. Bu durumda ağrı kesiciler, destek tedavileri, spor gibi daha çok ağrıyı azaltıcı önlemler ile yetinmek zorundayız. Bu kadınlar 25 yaşından sonra daha az oranda ağrılı regl görürler. Bu, 40'lı yaşlara kadar azalarak devam eder. İkinci grup ise 'Sekonder dismenore'dir. Yani ağrıların altında organik bir neden yatar. O nedenin tedavisi ile sorun çözülür. Bu nedenler arasında; regl ile dökülen rahim içi dokunun rahim kasları arasına ya da dışına yerleşmesi, miyom, rahim ağzı darlığı ve o bölgede tekrarlayan iltihap sayılabilir. Bu Grupta ise ağrı kesici yerine nedenin ortadan kaldırılması planlanmalıdır.

Cinsel ilişkiden sonra adet sancılarının geçtiği inanışı ne kadar doğru?

Adet döneminde cinsel ilişki infeksiyon riskini artırır . Ayrıca erkek cinsel organ salgısında ( menide ) ağrıyı oluşturan maddeler ( prostaglandinler ) mevcuttur. Bu inanış doğru değildir.

Adet düzensizliklerinin sebebi nedir? 

Adet düzensizliklerinde esasında yumurtlama mekanizmasının etkilendiği durumlar nedenler arasında en önemli sıralarda yer alır. Bu problemin hormonal nedeni çözülerek adet düzeni sağlanabilir. Bu grupta stres, kilo değişiklikleri, sosyal konum değişiklikleri ve kadının yaşı yer alır. Bir başka grup ise adet düzeninin bozulmasına yol açan ve altta organik nedenlerin yer aldığı kanamalardır. Rahim içi dokunun  kontrolsüz büyümesi, polip, miyomlar, ve rahim ağzı ve içi kanserleri nedenler arasında sayılabilir. Bu yüzden adet düzeni bozulan hanımlar vakit geçirmeden jinekoloğa başvurmalıdır.

Evdeki Radyasyona Dikkat

RadyasyonAlınacak bazı küçük önlemlerle, evlerdeki elektronik cihazların yaydığı radyasyondan korunmanın mümkün olduğu bildirildi.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Arzu Fırlarer,  insanların evlerinde de elektromanyetik alanlara maruz kaldığını belirtti.

Elektromanyetik alanların oluşturduğu radyasyondan uzun süreli etkilenilmesinin psikolojik rahatsızlıklara, üreme ve görme fonksiyonlarında olumsuzluklara, bağışıklık sisteminde zayıflamalara neden olabileceği uyarısında bulunan Fırlarer, bazı önlemlerle evlerdeki elektromanyetik alanların azaltılabileceğini söyledi.

Fırlarer, “Birçok hastalık bağışıklık sisteminin çökmesiyle insan vücudunda etkili oluyor. Bu nedenle bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekir. Sağlıklı bir yaşam için yaşam alanlarımızın kalitesini yükseltmeliyiz” dedi.

Arzu Fırlarer, evlerde oluşan elektromanyetik alanların azaltılması için alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı:

- İlk olarak kablosuz internet kullanıyorsak bundan vazgeçmemiz lazım. Komşumuzun kullandığı kablosuz internet de evimizi etkileyebilir. Komşularımızı da bu konuda uyarmalıyız.
- Mikrodalga fırını mümkün olduğunca az kullanmalıyız. Eğer kullanıyorsak çalıştırdığımız süre içinde mutfakta bulunmamamız, çocuklarımızı bu alandan uzak tutmamız gerekir.
- Evimizde tüplü televizyon varsa arka tarafının yaşam alanımıza dönük olmamasına özen göstermeliyiz. LCD televizyonlar tüplü ve plazma televizyonlara oranla daha az elektromanyetik alan oluşturur.
- Bilgisayar monitörlerinde ve televizyonlarda LCD ekranların tercih edilmesi gerekir.
- Evlerde tasarruflu ampul ve floresanların yerine sarı ışık yayan ampulleri kullanmalıyız. Sarı ışığın oluşturduğu elektromanyetik alan floresan ve tasarruflu ampullere oranla daha azdır.
- Ayrıca komşularımızın evlerindeki buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi cihazların arkalarının da bizim yaşadığımız odalara dönük olmaması sağlanmalıdır.
- İnfrared ısıtıcılar da en az iki metre uzaktan ve bir yere asılı olarak kullanılmalıdır.

Bebek Telsizleri Kullanılmamalı

Bebek telsizlerinin de elektromanyetik alan yarattığına dikkati çeken GÜ Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) Sorumlusu Fırlarer, “Bebek telsizleri mikrodalga fırın kadar elektromanyetik alan oluşturuyor. Bu nedenle bebek telsizlerinin kullanılmaması gerekir” diye konuştu.

Fırlarer, açık cep telefonlarının bebeklerin yakınına bırakılmasının da yanlış olduğunu söyledi. Gece uyurken odaların elektromanyetik alanlara karşı “güvenli” duruma getirilmesi gerektiğini anlatan Fırlarer, şöyle konuştu:

“Vücut geceleri melatonin hormonu salgılıyor. Bu hormon vücudun biyolojik ritmini düzenliyor. Eğer gece boyunca elektromanyetik alan etkisi yoğun olursa söz konusu hormonun salgılanması azalıyor. Bu durum da asabiyete, bağışıklık sisteminin etkilenmesine neden oluyor. Bu nedenle gece uyumadan önce mutlaka yatak odalarımızdaki televizyonları düğmesinden kapatıp fişini çekmemiz, kablosuz interneti fişinden çekmemiz, cep telefonunu kapatmamız gerekiyor. Bazı çocuklar telefonlarını yastıklarının altına koyuyor. Bu çok sakıncalı bir davranıştır.”

Cep Telefonları

Bir günde cep telefonu ile görüşme süresinin “bir saatle sınırlı olması” gerektiğini savunan Fırlarer, “16 yaşından küçük çocukların beyin gelişimi devam etmektedir. Beyin sıvı yoğunluğu yetişkinlere oranla daha fazla olduğundan elektromanyetik alan iletkenlikleri daha çoktur. Bu nedenle 16 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmaları kısıtlanmalıdır” dedi.

Arzu Fırlarer, tıbbi görüntüleme merkezlerinde de hastaların yoğun radyasyona maruz kaldığını dile getirerek, çok zorunlu olmadıkça vatandaşların MR çektirmekten kaçınmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

Yumurtanın Suçu Aklandı

YumurtaYumurtanın kalp sağlığı için kötü olduğu yönündeki eski inanış değişiyor mu?

İstanbul Memorial Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, yumurtanın kalp sağlığı için kötü olduğu yönündeki eski inanışın birçok çalışma ile bertaraf edildiğini vurguladı. Prof.Dr. Sönmez, dünyada Ekim ayının ikinci Cuma gününde kutlanan Yumurta Günü'nün, bu yıl Türkiye'de de kutlanacağını söyledi.

Kalp Sağlığına Zararlı Değil

Toplantının ilk gününde gazetecilere açıklama yapan İstanbul Memorial Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof.Dr. Bingür Sönmez ise yumurtanın insan sağlığı üzerindeki etkilerinden söz etti. Yumurtanın kalp sağlığı için kötü olduğu yönündeki eski inanışın birçok çalışma ile bertaraf edildiğini vurgulayan Prof.Dr. Sönmez, “Türkiye’de bu konudaki ilk çalışma, 1983 yılında Ankara Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Günde bir ve iki yumurta yiyen gruplar 3 hafta ve 3 aylık dönemde takip edilmiş, kan yağları, kolesterol ve trigliserid seviyelerinde her iki grupta da kısa veya uzun dönemde bir artış olmadığı görülmüştür. Deneysel beslenme çalışmalarında günde tüketilen bir ilave yumurtanın, kan kolesterol seviyelerini sadece yüzde 1- 3 kadar artırdığı görülmüştür” diye konuştu.

Çiğ Yumurta Yemeyin

Çiğ yumurta yenilmemesi konusunda da uyarılarda bulunan Prof.Dr. Sönmez, “Yumurta kayısı kıvamında olacak. Çok pişerse içindeki demir kayboluyor. Bu nedenle çok pişirmemeye özen gösterilmeli. Tavada da az sıvı yağla sarısını çok kızartmadan yapılacak. Çiğ yumurta ise kesinlikle yenilmeyecek” diye konuştu.

İşte Vücudunuzun Anlattıkları

CinsellikAsıl dikkat edilmesi gereken dudaklarınızdan çıkan sözler değil vücudunuzun verdiği sinyallerdir...

Evliliğinizde her gün yaşadığınız sıradan olayların ilişkiniz ve eşiniz hakkında bazı ipuçları verdiğinin farkında olursanız her şeyi anlamanın çok daha kolay olacağını görürsünüz. Eşinizin size sarılış şekli sizi ne kadar sevdiğini gösterirken, elinin tek bir hareketi sizi kendinden uzaklaştırmaya çalıştığını da anlatabilir. Her an tetikte olmalı ve eşinizin dudaklarından çıkan sözlerinden çok davranışlarının ne anlattığına önem vermelisiniz.

Merhaba Öpücüğü

İyiye yorulacak işaretler: Yumuşak dudaklar her zaman eşinizin sizi görmekten mutlu olduğunu anlatır. Sizi özlediğini ise sarıldığı zaman anlayabilirsiniz. Sarılırken tüm vücudunuz birbirinizle temas halindeyse, eşiniz sizi gerçekten özlemiş demektir.

Dikkat etmeniz gerekenler: Kapalı dudaklarla yapılan bir öpüşme vücudunun uyarı sinyali vermesine neden olur. Ayrıca sarılırken vücutların birbirine değmemesi de kötüye işarettir. Eğer karşınızdaki kişi sizi istemiyorsa çenesi aşağıya doğru düşük durumda durur.

Onu sevdiğinizi gösterecek işaretler: Eşinize onu ne kadar çok sevdiğinizi göstermek istiyorsanız kapıdan içeri girdiğinde ona tüm vücudunuzu hissettirecek şekilde sarılın ve dudaklarından yumuşak bir şekilde öpün. Bunu yaparken çocuklarınızı özlediğinizde düşündüklerinizi anımsayın ve tüm dikkatinizi eşinize verin. İşe yaradığını göreceksiniz.

Tartışma Sırasında

İyiye yorulacak işaretler: Mutlu çiftler birbirleriyle tartıştığında, mutsuz olan çiftlere göre daha farklı bir vücut dili kullanırlar. Öfkeyle baksalar da gövdeleri birbirine dönüktür ve birbirlerinin gözünün içine çok fazla bakarlar. Bunun anlamı ise tartışsak da böyle bir konu hakkında kavga etsek de birbirimizi seviyoruzdur demektir.

Dikkat etmeniz gerekenler: Kavga ederken eşiniz dişlerini sıkıyor ya da parmaklarıyla çenesine dokunuyorsa size dediklerini kabul ettirmeye çalışıyor olabilir. Eğer vücudunu sizden uzağa çevirmişse, gözlerinde donuk bir bakış varsa ya da başka şeylere bakıyormuş gibi duruyorsa sizi dinlemiyor ve konudan uzaklaşmaya çalışıyor demektir.

Onu sevdiğinizi gösterecek işaretler: Eğer tartışmayı bitirmek istiyorsanız kollarınızı yere indirin, ona doğru yaklaşın ve başınızı aşağı yukarı şekilde sallayın. Böylece eşiniz onu dinlediğinizi hissedecektir. Eğer sizi dinlemesini istiyorsanız, onunla konuşurken koluna dokunun ya da elini tutarak gözlerinin içine bakın.

Yatakta

İyiye yorulacak işaretler: Mutlu çiftler birlikte olduklarında vücutların birbiriyle buluşması değil gözlerin buluşması önemlidir.

Dikkat etmeniz gerekenler: Gözler tamamen kapalıysa ve bakışlar boynunuzda ya da omzunuzdaysa kötü hissetmeniz doğaldır.

Onu sevdiğinizi gösterecek işaretler: Bazen birlikte olurken gözleri kapatmak da gerekir bunu düşünün ve kendi yaşadıklarınıza yoğunlaşın.

Vücudu ne anlatıyor?

• Bir restorana yemeğe gittiniz ve siz daha söylediğiniz yemeğin yarısındayken, eşiniz tatlıya geçtiyse bu tehlikeli bir işarettir.
• Dışarıda yemeğe gittiğinizde oturuş şeklinizde ilişkiniz hakkında bilgi verir. Uzun bir masada bir köşede siz, bir köşede eşiniz oturuyorsa, aranızda soğuk rüzgarlar esiyor demektir.
• Evde televizyon izlerken ikinizin de sırtı birbirine dönükse birlikte zaman geçirmekten çok da hoşlanmadığınız anlaşılabilir.
• Dışarı çıktığınızda biriniz önden diğeriniz arkadan yürüyorsa bu da evliliğinizde bazı şeylerin bittiğini gösterebilir. Vücut dilindeki anlamı ben kendi yoluma gidiyorum, sende kendi yoluna git anlamındadır.

Sevgi & Aşk