| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

208 "deneme" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"deneme" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yağmur

yagmur

Uzun zamandır İstanbul yağmura hasretti... Ben sevgiye... Bugün yürürken yağmur ciseledi, yağmur toprağa değemedi ama saçlarıma değdi... Saçlarıma dokundum, sevgimi alıp yüreğime koydum ama ne yaparsam yapayım yağmuru toprağa, yüreğimi sevgiliye ulaştıramadım... Yaşamın doyumsuz güzel tarafına, sevginin ve sevgilinin okunduğu bu satırlara geri dönerek, gönlümden kopup gelen yorgun kelebekleri tekrar doğaya, sevgi dünyama uçurmak istedim, yüreğimde açan perişan çiçekleri derleyip güzel bir vazoya, sevgimin sahibinin nefes aldığı bu dünyaya yeniden yerleştirmek istedim. Ciseleyen yağmur, sıcakmı soğuk mu, ne vereceğeni bilemeyen bir gökyüzü, belli belirsiz esen İstanbul'un rüzgarı bedenimi üşütse de içimi ısıtarak beni bu sabahta hayal ülkesinin tatlı sokaklarında gezintiye çıkardı. Bu yazdıklarım masalımsı gelebilir, gerçek dediğim her şeyi unutup birazcık sevginin kollarına bırakmak istiyorum kendimi, yine sevgiden, aşktan bahsetmek istiyorum çocukça. Bu dünyanın başka bir derdi, sorunu yokmuş gibi, sevgiye dair satırlarımla zamanından çalmak istiyorum bu satırları okuyan sevgi insanlarının. Yeni bir günün başlangıcı ile yeni bir pencere açıyor yüreğim, yeni bir huzura, yeni bir güzelliğe ilk defa bakar gibi bakıyorum gökyüzüne, dokunmak istiyorum gördüğüm tüm güzelliklere. Bunları söylerken zerre kadar abartmadığımı biliyorum, sevgiyle aşkla ilgili duygularım içimi iyimserlikle dolduruyor ve ben hayata karşı her defasında daha pozitif bir yaklaşım benimsiyorsam, masum çocuk kalbimi, yılların gerisinden tekrar getirip yerine takabiliyorsam, sevdim dediğim birinin de bu yaşamda nefes aldığını bilmemden kaynaklanıyor. Her kalbe bir yağmur gerekli, biriktirdiğimiz negatif enerjiyi ezip geçecek, bizi pozitif enerjiyle donatacak bir sevgi gerekli her kalbe. İnsanın iyi ve güzelinin var olduğuna, dokunacak kadar gerçek olduğunu bilmeye ihtiyacı varmış meğer. Sevgiliye olan sevgim, hayatın içinde birikmiş öfke ve kırgınlıklarımı temizliyor, bir kalbi en çok kin kirletir, oysa severken bir çocuk kadar masum, saf ve temiziz, İstanbul'a henüz toprağa değecek kadar yağmur yağmadı ama bu sabahta sevmek yüreğime yağan tertemiz bir yağmur gibiydi.

Huzzam_Yagmur

KARDELEN GİBİ…

kardelen
Kalbimin arkasındaki boşlukta saklı durur yaşama yada yaşamaya dair ne varsa. Salıncak ucunda değil parmak uçlarımın titremesi. Dudaklarıma takılan ama söylenmeyen onca sözcük nereye sığdırılır. İçimdeki eksik sesi boğuyorum. Soluksuz kalıyorum. Tutunmak istiyorum bir sabah vakti ağaçta asılı bir yaprağın damarına. Sökülmek, sonra kar mevsiminde bir kaldırım kenarında. Anlatmak istiyorum, anıt mezarlar arasında ölen gelinciklerin bende kalan meramını.
Ve yalnız bıraktığım o sayısız kentlerin sayısız insanlarının yüzlerinde kalan sayısız yarım gülümsemelerini…
Ari surlarında gömülü saç tellerimin beni çağıran dingin sesi… Ne kadar sessiz olsa duyurur nefesini…
Yaşadığım kentin kokusunu eritiyorum ateşin ülkesinde. Size dair yanlarımı saklı tutarak…
Ölü düşler yaratmıyorum kendi gölgemde…gölgem tamamlanmamış gövdem… Varlığımın kanayan yeri… Öylesine üşüyor ki canlı düşler. Yanında kalmak istiyorum gövdemin üşüyen canlı düşlerinin.
Ve şimdi sadece yağmur olmalı gecenin rengine sığınan. Yağmurlu mevsimler olmalı gizleri örten. Dört zamana bölünmeyen renkli, gece yağmurları…
Ve sonra uyanıp yağmurları anlatmak istiyorum gizlerinize…
Kayıp sokaklarda dolaşıyorum…
Kayıp bir dilden şiirler yaratmak istiyorum yüzleri yaralı, arsız çocuklara…
Eğilip elinden öpmek bir anneyi…
Bir kardelen gibi….
Özgür.
Ve güzel…

Rüzgar Yoksa Kürek Çek

yalnız Karşılaşılan her güçlük, her tehlike, aşılması gereken bir engeldir.

HAYAT AKSİYONDUR, DAYAN…!

Sabrın yerini hayatta hiçbir şey tutmaz…Eğer amacına ulaşmak istiyorsan, her zorluğa göğüs ger, her ıstıraba katlan..

AZMİNİN HER KIRILIŞINDA, GAYENİ – AMACINI DÜŞÜN..!

Eğer rüzgar yoksa, kürek çek;Bal yapan arıyı düşün,sonra…Koca Çınarı deviren ağaç kurdunu,ve….karıncayı hatırla.

UNUTMA! HERŞEYİN BEDELİ VAR…!

Kanadını çırparak, dala yükselir kuş; Oturup boş yere çırpınmak neye yarar?Önce sebep göster,Sonra ümitten söz et..Hayat aksiyondur, dayan!

NEREDE BİR İRADE VARSA ORADA BİR YOL VARDIR!

RÜZGAR YOKSA KÜREK ÇEK….

İstanbul'da yine yağmur var...

istanbul 

İstanbul görünüyor, salonunun büyük penceresinden.
Sen; durmuşsun pencerenin pervazında, bakıyorsun var mı bir geçen?... 
Ağzında sigaran, Boğaz'a bir bakış fırlatıp dalıyorsun gecenin kenarından.
Elinde bir kadeh şarap, bakışlarında kırmızı bir karanlık var...
Ilık bir ses akıyor geceye, tahminim Cohen.
Yalnızsın belki...
Belki de yanında biri var!
Bilmem kimin adını sayıklıyorsun içine çekerken koca bir duman?
bilmem kimler geçiyor aklından?
Bir seveni olmalı  insanın böyle gecelerde beklemese de...
Bir düşüneni olmalı...
Görmesen de yaşadığını bildiğin,
Adını bir şarkının içinde gezdirdiğin,
bu şehirde, bu  akşam  kızıllığında bir yürek olmalı,
sadece senin için attığını bildiğin...

Deniz görünüyor pencerenden, sen görünüyorsun, sonra ellerin.
Birinde sigaran diğerinde şarap kadehin.
Sonra sonra gözlerin...
Bilmiyorum ki var mı bir beklediğin?..
 
İstanbul görünüyor pencerenden...
Kız Kulesi, Kuzguncuk , Beylerbeyi.
Tam ortasından bir gemi geciyor Boğaz’ın, Yunan bandıralı belki...
Ne çok uzak karşı kıyılar, ne çok yakın, tıpkı geçen gece bana baktığın gibi.
El frenini indirip kontağı çeviriyorum  kimsesiz otoparkta.
Fulya'ya doğru kırıyorum direksiyonu bütün gücümle,
Teşvikiye yokuşundan  bir iniş başlıyor sereserpe ...
gece ertesi güne çoktan sarkmış bile.
Silecekler durmadan çalışıyor.
İstanbul’da yine yağmur var.

Bakmıyorum arkama bir daha..
İstemiyorum, başkasına bakmanı bana  baktığın gibi.
İstemiyorum, beklediğinin ben olmama ihtimalini.
Seni o pencerenin içinde bırakıyorum.
Beni uğurlayan gözler, belki de bir başkasını karşılayacak  gittiğimde...

Sibel Bengü

Pollyanna

Hep kandırdılar bizi çocukken...
Pollyanna varmış hep gülermiş bir oyun oynarmış.Pollyanna hiç ağlamazmış!
Herşeyden bir mutluluk çıkartır en berbat şeylere de kötünün de kötüsü var dermiş.
Masallarla yaşar hayallerle coşarmış.
Masum bir gülüşü varmış Pollyanna nın... Hiç birşey eskitemezmiş o çocuk gülüşünü...
Bir gün gelmiş ki hayat türlü türlü oyunlarına bir yenisini eklemiş .Derken bir yenisi derken ...
Hayat çekilmez , günlerse hiç bitmez olmuş bu dünyanın karmaşalı dolantılarında.Çözdükçe bir yenisi
eklenmiş düğüme... Bir yeni ilmek bir yeni düğüm derken... Kocaman bir halat olmuş dertler...
Uzamış boylu boyunca uzaklara.Her bir kaybedişte bir tel düşmüş saçlarından... Hergün biraz daha eksilmiş
Pollyanna nın çocuk gülüşü... İnanmaz olmuş masallara , ihtişamlı bulutlara, gökyüzüne , insanlara...
Umut diye birşey kalmamış ki içinde! Vazgeçmiş Pollyanna artık birşeylere körü körüne bağlanmaktan
Vazgeçmiş birşeyleri daha iyi kılmaktan ve vazgeçmiş Pollyanna bir gün iyiliğe koşmaktan.Kötü olmamış ama
Tüm iyi dileklerini de kaybetmiş hayata karşı ... Kuşların uçması , kelebeğin kanat çırpması, bir kedinin yumağıyla
oynaması artık onu sevindirebilecek kadar değerli değilmiş. Anlamını kaybetmiş herşey
tamam gülüyormuş Pollyanna ama evinin dış duvarlarını görmüş birgün...
Karşılaşmış işte hayatın bitmek bilmeyen bitirişleriyle!Kum saattinin kumları dökülüyormuş birer birer...
Tarihe aldırmadan.Ne çabukda geçiyormuş hayat denen koca boşluk ...
Bu güne kadar ne kadar dolu doluymuş oysa günler ne kadar anlamlı.Ya da mutluluk muydu neydi bu oyunun adı?
Nasıl olmuşta balonlar sönmüş ? Ya da her önüne gelen bir iğne mi dürtmüş Pollyannanın balonlarına da patlamış
hepsi ? Kırmızı olan... Evet kırmızı olan onun sevdiğiymiş oysa ki ... Adı : Gülümsemek ...
Sonra Mor olan geliyormuş sırada Adı : İyilik , birde siyah olan varmış tüm karanlığa inat adını aydınlık koymuş
Her siyahta bir aydınlık vardır.Siyahın adına leke sürülmesin diye... Ve turuncu varmış kocaman en sevdiklerindenmiş
o da ... Adı : Ü
mit etmek ...
Ve bugün olmuş kalmamış uçacak bir balon... Bir renk ne de bir ahenk ...
Artık büyümüş Pollyanna ... Anlıyor insan aslında o bir hayal kahramanı ve
nasıl ki "Do" ile "Re" nin arasına giremez ise
"La" ve "Do" ne kadar kalın ise "Si" den ve diyezler ne kadar aykırı geliyor ise kulağa,Su nasıl akıyor , güneş nasıl doğudan
başlayıpda batıdan batıyorsa her gün
.Bu kadar gerçekmiş herşey ve bu kadar hayalmiş dünya.Oldukça masalmış düşler...
Ve şarkılar anlatmazmış gerçeği oysa...
En batmaz denilen gemiler bile batar biliyorum ki Pollyannalarda ağlar ! "

Bence Aşka Dair Aşkca Bir Kaç Karalamaca

Aşk doğruyu aramaz aslında,ya da haklı peşinde değildir.Aşk yalnızca ten ister,göz ister daha çok...

özledikçe seversin,sevdikçe özlersin..yani sen istersen seversin...

Aşk bir kalp aldatmacasıdır beyne karşı yapılan...Kandırırsan aşka düşersin işte...Ama düştüm mü de kandıramazsın beyni aşklaşmanın verdiği aptallığın yan etkisiyle.

İyisi mi sen doğru aşkı arama,doğru aşk yoktur aslında...Aşk vardır aşk...Herşeye ve herkese rağmen istemektir aşk.Rağmenlerin düşüdür aşk anlayacağın.

ve de anlayacağın çok şey yoktur aşka dair,aşkı aşık için değil aşk için özlersen aşık olursun sen.En güzeli de aşka aşıksan,aşklaşamadıklarına yazarsın aşklarını...

Aşığını değil,aşkını karalarsın o vakit.Ve aşka değil aşığa teşekkür edersin bir çift göz için...

Çünkü aşk bir çift gözdür aslında...kaçırılmayan asla ama....

serhaddar

Korkuyor

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare

Dünyanın İlk Aşk Mektubu

Philadelphia Üniversitesi profesörlerinden Hilprecht, 1889 1900 yılları arasında Mezopotamya''nın Niffer Vadisi''nde bir kazı yaptı. Bu arada topraktan çıkarılan önemli bir vesika, içeriğinin ne olduğu bilinmeyen çivi yazısı ile yazılmış diğer binlerce levha ile birlikte, kazı yapılan yerin sahibi olan Osmanlı Hükümeti''ne teslim edildi. 70 bin levhanın içine sıkışmış bulunan bu tarihi vesika; 58 yıl sonra, dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez Çığ ve Hatice Kızılay tarafından ele alındı. Bu taş levha üzerindeki yazının ne anlam içerdiği çözülünce, uzmanlar hayretler içinde kaldılar. Çünkü bu taş levha, dünyanın ilk aşk mektubuydu. Hem de Sümer Medeniyeti''nin en büyük kral ve kraliçesinin aşkını anlatan bir mektup.

Milattan önce 2300 2500 yılları arasında Mezopotamya''da yaşayan ve şahane bir güzelliğe sahip olan Enlil adında Sümerli bir rahibe, Kral Su-Sin''e aşıktı. Sümerlilerin yeni sene bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeğe muvaffak oldu. Evlendiği gün de aşk ateşi ile, sevgilisi krala bir şiir yazdı. Gerçek sevginin sembolü olan şiir sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü musiki üstatları tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasına kadar yayılarak ebedileşti. Aşkını taşlara kazıtan güzel rahibe Enlil mektubunda şöyle yazıyor:

Güveyi, kalbimin sevgilisi,
Senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı
Beni büyüledin,
Senin önünde titreyerek durayım,
Güveyi, seni okşayayım,
Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,
Bağışla bana okşayışlarını,
Benim beyim Tanrım,
Benim beyim baygınlığım,
Enlil''in kalbini memnun eden Su-Sin''im,
Bağışla bana okşayışlarını.

Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla yazdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır...

Seni bunca özlemesem; bunca sevemem ki !..

hoşçakal 

Ayrılık diye bir şey yok... Bu bizim yalanımız... Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var... Şimdi neredesin ? Ne yapıyorsun ? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi ? Öyleyse ayrılmadık, sadece özlemleyiz ve bekliyoruz...
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten... Ömür boyunca ya bekliyor, ya bekletiyor insan... İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın...
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanlarını sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o ? Ya o ? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu...
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek !
Özleme bir diyeceğim yok. . O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O nefes alış, sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı... O tek güzel yönü bekleyişlerimizin...
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel...
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var ki bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz...
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir... Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir... Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir...
Seni bunca özlemesem; bunca sevemem ki !..

Şimdi Sessizlik Zamanı

narsist 

Şimdi sessizlik zamanı. Hiç kimseyle konuşmama acımı tek başıma çekme zamanı. Senin için, kendim için, ölen bütün hayallerim, yaşama ümidim, gençliğim, biten mutluluğum için yas tutma zamanı şimdi. Ama kimse bilmeden, içimde hiç bitmeyecek yangını tek başıma yaşamalıyım ve tabi ki de acımı.

Artık yorulmuşken iyice, yüzümde bu maskeyi taşımaktan yine o maskeyi takıp tek başıma susturmaya çalışmalıyım içimde ağlayan, hiç susmayan çocuğu. Onu ikna edebilmeliyim artık. Geçecek buda geçecek. Tekrar güzel günler gelecek, sen yeter ki umudunu kaybetme diyebilmeliyim ona. Susmalı artık ve ikna olmalı oda öğrenmeli artık canı acıdığında ağlamaması gerektiğini.
Sessiz sessiz hiç konuşmadan hiç kimseye cevap vermeden hesap vermeliyim bu aşk yüzünden. Tüm bu yaşananlar ve çekilenler yüzünden aklamalıyım kendimi. Ama bir yandan da savunmalıyım sevdamı. Korumalıyım herkesten seni ve içimde yaşattığım aşkımı.
Hiç kimse dokunamamalı sana, aşkıma ve içimdeki yarama. Herkes yaralamak isterken sizi, karşı durmalıyım dünyaya. Siz yüreğimin en gizli, en güzel yerinde yaşamalı orada saklı kalmalısınız.  
Gözlerimin önünde en güzel hatıralar. Senin sıcaklığın varken ellerimde, senin gülüşün varken gözlerimin önünde, kokun geliyorken her nefes alışımda burnuma, nasıl yapmalıyım, nasıl dayanmalıyım bu acıya bilmiyorum
Nasıl bir acı ki bu? Adı yok tarifi de. Ruhum acıyor. Kalbim sıkışıyor. Ne yediğimin ne içtiğimin nede gördüğümün hiçbir rengi, hiçbir güzelliği yok. Her şey berbat her yer simsiyah ve hiç kimse sen değil.
İçimde bitmez bir savaş. Ruhum ikiye bölünmüş durumda. Bir yanım senden ölesiye nefret ediyor; beni, bizi bu hale getirdiğin ve ikimize de acı verdiğin için. Ama diğer yanım acı çekiyor senin için, özlüyorum seni ve sensiz yaşamak inanılmaz zor geliyor bana.
Mantığım çığlıklar atıyor; “ben sana ne demiştim, beni dinlemedin dinleseydin acı çekmezdin”, diye.
Kendimi bir savaş sonrasında gibi hissediyorum. Bütün kalelerim zapt edilmiş. Bütün topraklarıma el konulmuş gibi hissediyorum bundan sonra ruhum özgürlüğünü tekrar ilan edebilmesi için daha çok çalışması gerekiyor.
Tüm şarkılar benim acım için söylenmiş, tüm şiirler bize. Kabullenmek gerekirken ayrılığı senin özlemin içimi yakıyor, gözyaşlarımsa gözlerimi.
Ama biliyor musun artık her şeyim değil HAYALİM;
Biliyor musun bazen hayret ediyorum. Neden böylesine, böyle delicesine bağlandım sana.Ama cevabı da yine en iyi kendim biliyorum. Çünkü sen Rabbimin bana verdiği armağandın. Seninle yaşadığım o güzel günler bir armağandı ve bu armağan bana bir ömür boyu yetecek inan bana.
Şimdi sessizlik zamanı. Hiç kimseyle konuşmama acımı tek başıma çekme zamanı.
Sevgi & Aşk