| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

158 "cinsellik" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"cinsellik" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İşte Kısırlığın Nedeni

KısırlıkKısırlığın nedenlerine bir yenisi daha eklenirken uzmanlar dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Kenan Demirkol, genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) kısırlığa neden olduğunu söyledi. 1.5 yaşındaki bir bebekte bile genetiği değiştirilmiş ürünlerin etkilerinin görülmeye başladığını belirten Prof.Dr. Demirkol, bu ürünlerin geleceğimizi tehdit ettiğini, en kısa zamanda önlem alınması gerektiğini belirtti.

Ziraat Mühendisleri Odası'nın davetlisi olarak Denizli'ye gelen ve TMMOB Konferans Salonu'nda ‘Küresel Şirketlerin Yeni Silahı, Gıda ve Beslenmenin Demokratikleştirilmesi’ konulu konferans veren Prof.Dr. Demirkol, kısa bir süre önce genetiği değiştirilmiş ürünler yüzünden 1.5 yaşındaki bir bebekte tüylenme tespit edildiğini söyledi. GDO'lu ürünlerin kısırlığa da neden olduğunu, fareler üzerinde yapılan araştırmalarda GDO'lu domatesleri yiyen farelerin üç nesil sonra kısırlaştığının görüldüğünü kaydeden Prof.Dr. Demirkol, “İnsan ömrü fareden uzundur. İnsanların 30 yaşında evlendiğini düşünürsek, bizim de bunu anlamamız için 100 yılık bir zaman geçmesini mi beklememiz gerek. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ticaretinin yaygınlaşması için ABD
dünyaya baskı yapıyor. Ürün çeşitliliğini yok ederek, herkesi GDO’lu ürünlere mahkum etmeyi, sonunda ise tüm dünyaya hükmetmeyi hedefliyor. GDO, aslında bir egemenlik sorunudur” dedi.

Bu ürünlerin kullanımının “Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yasaklandığı” söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını kaydeden Prof.Dr. Demirkol, sadece kısıtlamalar getirildiğini, ancak ürünlerin üzerinde GDO'su değiştirilmiş etiketi ile satışına izin verildiğini kaydetti.

Türkiye'nin çok dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Demirkol, “Dünyada şu anda 80 çeşit bitkinin genetiğinin değiştirilerek üretimi yapılmakta. Yoğurt sanayisinde dahi bu tür üretimler yapılıyor. Büyük bir oyun içindeyiz. Ülkemizde bu konuyla ilgili olarak bir an önce önlem alınmalıdır. Geleceğimiz risk altındadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu ürünlerin üretimini ve ticaretini yasaklayan Biyogüvenlik Yasası'nı zaman geçirmeden çıkarmalıdır” diye konuştu.

İşte Tek Gecelik İlişkilerin Sebebi

İlişkilerCinsellik Türkiye’de öyle bir hal aldı ki… Bir yönde hala prezervatif almaya utananlar, diğer yanda tek gecelik ilişkileri artık bir alışkanlık haline getirenler. Durum böyle olunca uzmanlar da cinselliğin bugün geldiği yeri tartışmaya devam ediyor.

Cinselliği Türkiye’de ikiye ayırmak gerekiyor. Bir tarafta erkekler kadar özgür kadınlar varken diğer tarafta orgazmın hala ne olduğunu bilmeyen kadınlar var. Bu durumda uzmanlar da hem çiftlerin cinsellik hakkındaki bilgisizliğini aşmaları yönünde uyarıyor hem de cinsel özgürlük devriminin getirdiği toplumsal sorunlarla uğraşıyor. Konuyla ilgili görüştüğümüz Uzman Psikolog Alanur Özalp, modern dünyada cinselliğin geldiği boyutu anlattı.

 

Günümüzde kadınlar da artık çok rahat bir şekilde erkekleri bir gecelik ilişki olarak görüyor ve sadece cinsel duygularını bastırmak için bir erkekle beraber olup sabah onu unutabiliyor. Bu durum toplumda ne tür sorunları beraberinde getiriyor?

İnsanlar büyük şehirlerde çok yalnız. Bu nedenle de tek gecelik ilişkileri tercih ediyorlar. Fakat bu tek gecelik ilişkileri tercih ettiklerinde erkek veya kadın olarak cinselliği bilmedikleri anlamına gelmiyor. Burada bir tehlike yok. İnsanlar birbirlerini kullanmıyorlarsa bir zarar yok. İki taraf da hazırsa, korunma tedbirleri de alınıyorsa sorun yok. Şartlar bunu getiriyor.

Modern toplumun gereği olarak kadınlar da artık erkekler gibi yatakta hakimiyeti ele almak istiyor. Bu durum erkeğin psikolojisini ne yönde etkiliyor?

Bu durum erkek psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Çok bilinçli erkeklerde de “erkek benim, üstte olacak benim” gibi bir bilinç yerleşmiş. Cahil insanlarda bu daha büyük tehlikelere mal olabiliyor. Cinayetler işlenebiliyor. Genel olarak baktığımızda burada bir eşitlik olsun diyoruz. Orgazm olma söz konusu olduğunda her ikisi de orgazm olsun, her ikisi de kendini iyi hissetsin istiyoruz. Bu konuda bilgi eksikliği var.

 

Bu değişimin en büyük sebebi ne olabilir?

İnsan yalnızlığını ortadan kaldırmak için ilk gördüğü kişiye aşık olmuyor ama tek gecelik ilişkilere itilebiliyor insanlar.

 

Cinselliği bu kadar özgürce yaşamak evlilik düşüncesini de kafalardan uzaklaştırmıyor mu?

Uzaklaştırıyor fakat bunun olabilmesi için iki kişinin de ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması gerekiyor. İstediğim zaman istediğim erkekle birlikte olurum, istemiyorsam olmam diyebilecek kadınların bunu söyleyebilmesi için para kazanıyor olması gerekiyor. Bu aynı zamanda erkek için de geçerlidir.

 

“Evlendik iş bitti, evlendik seks bitti diye düşünülmemesi lazım”

 

Türk insanı evlendikten sonra seksi nasıl yaşıyor?

 

Türk insanı seksi çok iyi bilmiyor. Biraz korkuyor, biraz kafası karışık. Tat almanın, hak etmediği bir şey olduğunu düşünüyor. Başkaları yapıyor kıskanıyor, ama kendisi konusunda bir zorluk var. Evlendik iş bitti, evlendik seks bitti diye düşünüyor. Seks senin de hakkın, doğal bir şey, yemek yemek kadar doğal bir ihtiyaç, bundan utanmak gerekmiyor. Fakat birçok kadın kocasından utanıyor, seksten utanıyor. Seks iki kişinin birbirlerine giriş yapmaları değil, dokunma, fantezi gibi bu işi zevkli hale getirmektir.

 

İyi bir cinsel yaşam haftada kaç kez seks demek?

 

Uzmanların söyledikleri kadarıyla haftada iki defadan az olmamalı. Az olma noktasını koymak üstünü de kişilere bırakmak gerekiyor. Günde üç olabilir, her gün de olabilir.

 

Aynı anda orgazm olunmaz

 

Orgazm konusunda yaşanan sorunlar neler?

 

Herkes aynı anda orgazm olalım istiyor. Aynı anda orgazm olmak gerekmiyor. Böyle yanlış bir bilgi var. Böyle bir doğru yok. Genellikle erkekler ilişki bittiğinde arkasını döner, uyurlar. Erkeğin fiziksel doğasından kaynaklanan bir durum var. Çünkü erkek orgazm olduğunda tamamen bitmiş oluyor. Yorulmuş oluyor ve arkasını dönüp, yatıyor. Fakat kadındaki duyarlılık hala devam ediyor. Bunun için erkeğin kadının bu özelliğini bilmesi gerekiyor. Kadının da erkeğin bu özelliğini bilmesi gerekiyor. Kadın bir şeyleri yanlış yaptığını düşünüyor, alınıyor ve küsüyor. Öbür tarafta erkek de kadının ilişki bittiğinde duyarlılığın sıfırlandığını anlatması, söylemesi gerekiyor. Böyle olmasına rağmen kadının duyarlılığı hala devam ediyorsa en azından kadına sarılarak bu gayreti göstermek gerekiyor.

Cinsellikte erkeklerin yaşadığı en büyük sorun nedir?

 

Biz bir araştırma yapmıştık neredeyse erkeklerin yüzde 80’inde erken boşalma sorunu olduğunu gördük. Ama erkeklerin çoğu “Aman, boşver” diyorlar. Bunu çözülmesi gereken bir sorun olarak algılamıyorlar. Kadınlar da bunun bir yardımla ortadan kaldırabileceğini bilmiyorlar. Bir psikolog terapisiyle bu sorundan kurtulabileceklerini bilmiyorlar. Bilseler, birlikte gidelim diyecekler belki. Biliyoruz ki Türkiye’de kadınların büyük çoğunluğu ömründe orgazm olmamış.

 

Mastürbasyon hala bir tabu mu?

Kişiler kendilerini uyarabileceğini de bilmiyorlar. Doğru kaynaklara baktığımızda ilişki içinde karşılıklı çiftlerin birbirlerine yaptığı cinsel doyumlar varsa bu doyumlarla birlikte kişisel doyumların da devreye girdiğini görebiliyoruz. Ama biz de bunlardan da korkuluyor. Ben hastalarıma sorduğumda birçok genç kadının “hiç mastürbasyon yapmadım” dediğini duyuyorum. “Ben kendime dokunamam” diyen bir sürü kadın var. Böyle olunca da orgazm olmak oldukça zor oluyor. Böyle durumlarda profesyonel kişilerden yardım istemek gerekiyor. Fakat erkekler erkekliğine yediremedikleri için kadınlar da bu konuyla ilgili yardım istemeyi reddettikleri için ilişkiler tatsız, tuzsuz keyifsiz şekilde devam ediyor.

Nilgün YILDIZ / hurriyet.com.tr

Hamilelikte Güvenli Seks

HamilelikHamilelik başlayınca seks hayatı sona ermiyor. Bırakın sona ermeyi, hamileliğin son zamanlarına doğru libidonuz daha da yükseliyor. Genital bölgedeki kanlanma arttığı için daha kolay uyarılıyor ve daha kolay orgazma ulaşıyorsunuz.

Üstelik hamilelikte yaşadığınız seks ve orgazm, inanılanın aksine, size de bebeğinize de zarar vermiyor. Orgazm sonrası genel bir rahatlama sağlayan endorfin salgısı (mutluluk hormonu) hem sizi hem de bebeğinizi mutlu ediyor.

Misyoner Pozisyonuna Kısa Süreli Veda

Hamilelikte sekse evet. Ama nasıl bir seks? Hamilelik öncesi tercih ettiğiniz sevişme pozisyonlarından bazılarını terk etmek zorundasınız. Örneğin kadının sırt üstü düz uzandığı ve erkeğin üstte olduğu, misyoner pozisyonu denilen duruş, bebek bekleyen çiftlerin yüzde 80’i tarafından terk ediliyor. Çünkü bu pozisyon, özellikle gebeliğin ilerleyen zamanlarında, karnın yaptığı basınca bağlı olarak hem anneye rahatsızlık veriyor hem de bebeği döl yatağı içinde basınca maruz kalma tehlikesiyle baş başa bırakıyor. Ayrıca bebekle birlikte büyüyen rahim, siz düz yattığınızda vücudunuza kan dağıtan ve toplayan büyük damarlar üzerine önemli basınç yapıyor ve kan dolaşımını bozuyor.

İşte bu nedenle rahme baskı yapmayan ya da en az baskı yapan pozisyonları tercih etmek gerekiyor. İşte hamilelikte tercih edilebilecek cinsel ilişki pozisyonları:

1- Kadının gövdesinin yukarıdan itibaren beline kadar olan kısmı ve başı havada kalacak şekilde sırt üstü uzandığı ve dirseklerinden destek alarak doğrulmaya çalışıyormuş gibi durduğu pozisyonda, erkeğin kadının üzerinde oturur şekilde ilişkiye girdiği duruş.
2- Kaşık pozisyonu olarak adlandırılan, kadının ve erkeğin yan yana yattıkları, erkeğin kadının arkasında kalarak ilişkiye girdikleri pozisyon.
3- Erkeğin sırt üstü düz uzandığı ve kadının erkeğin üzerinde oturarak ilişkiye girdiği pozisyon.
4- Çift ayakta iken, erkeğin kadının arkasında kaldığı, kadının belden öne doğru eğilerek ilişki kurduğu pozisyon.
5- Köpek pozisyonu adı verilen, kadının elleri ve dizleri üzerinde durduğu, erkeğin kadının arkasında olduğu pozisyon.
6- Kadın ve erkeğin yüz yüze, kucak kucağa oturarak, kadının bacaklarını erkeğin beline doladığı duruş.
7- Cinsel organlar arasında temas olmadan eşlerin birbirlerini elle tatmin etmek üzere seçtikleri herhangi bir pozisyon.

Hamilelikte hangi durumlarda seksten kaçınmalısınız?

Sizi ve bebeğinizi rahatsız etmeyecek pozisyonları bularak hamileliğinizin başlangıcından bitimine dek düzenli seks hayatınızı sürdürebilirsiniz.

Ancak, bazı durumlarda seksten kaçınmak da gerekebiliyor.

Gazeteport' ta yer alan habere göre, daha önceden düşük yaptıysanız, ilk 3-4 ayda ilişkide bulunmamanız daha doğru.
Eğer önceden prematüre doğum yaptıysanız, sevişme esnasında meme uçlarınızın uyarılması erken doğum ağrılarını başlatabiliyor. Bu nedenle erken doğum yapmış olanların hamileliğin son aylarında ilişkiden uzak durmaları gerekebilir.
Aşağı yerleşimli plasenta (anne ve bebeğe ait iki dolaşım sistemini birbirinden ayıran organ),
Plasenta previa (plasentanın doğum kanalının girişini tıkaması),
Serviks (rahim ağzı) yetmezliği,
Erken doğum tehdidi,
Açıklanmamış vajinal kanama veya akıntı
Kadında veya erkekte iyileşmemiş genital herpes (uçuk) lezyonları varsa,
Sık kramplar yaşıyorsanız, seksten uzak kalmanızda yarar var.

Anne adaylarının, hamilelikteki cinsel ilişki konusunda en sağlıklı bilgileri kendi kadın doğum uzmanından alabilirler. Doktorla bu konuyu açıkça konuşmak, size özel durumları tespit ederek doktorun tavsiyesine göre hareket etmek en doğrusu olacaktır.

İşte Vücudunuzun Anlattıkları

CinsellikAsıl dikkat edilmesi gereken dudaklarınızdan çıkan sözler değil vücudunuzun verdiği sinyallerdir...

Evliliğinizde her gün yaşadığınız sıradan olayların ilişkiniz ve eşiniz hakkında bazı ipuçları verdiğinin farkında olursanız her şeyi anlamanın çok daha kolay olacağını görürsünüz. Eşinizin size sarılış şekli sizi ne kadar sevdiğini gösterirken, elinin tek bir hareketi sizi kendinden uzaklaştırmaya çalıştığını da anlatabilir. Her an tetikte olmalı ve eşinizin dudaklarından çıkan sözlerinden çok davranışlarının ne anlattığına önem vermelisiniz.

Merhaba Öpücüğü

İyiye yorulacak işaretler: Yumuşak dudaklar her zaman eşinizin sizi görmekten mutlu olduğunu anlatır. Sizi özlediğini ise sarıldığı zaman anlayabilirsiniz. Sarılırken tüm vücudunuz birbirinizle temas halindeyse, eşiniz sizi gerçekten özlemiş demektir.

Dikkat etmeniz gerekenler: Kapalı dudaklarla yapılan bir öpüşme vücudunun uyarı sinyali vermesine neden olur. Ayrıca sarılırken vücutların birbirine değmemesi de kötüye işarettir. Eğer karşınızdaki kişi sizi istemiyorsa çenesi aşağıya doğru düşük durumda durur.

Onu sevdiğinizi gösterecek işaretler: Eşinize onu ne kadar çok sevdiğinizi göstermek istiyorsanız kapıdan içeri girdiğinde ona tüm vücudunuzu hissettirecek şekilde sarılın ve dudaklarından yumuşak bir şekilde öpün. Bunu yaparken çocuklarınızı özlediğinizde düşündüklerinizi anımsayın ve tüm dikkatinizi eşinize verin. İşe yaradığını göreceksiniz.

Tartışma Sırasında

İyiye yorulacak işaretler: Mutlu çiftler birbirleriyle tartıştığında, mutsuz olan çiftlere göre daha farklı bir vücut dili kullanırlar. Öfkeyle baksalar da gövdeleri birbirine dönüktür ve birbirlerinin gözünün içine çok fazla bakarlar. Bunun anlamı ise tartışsak da böyle bir konu hakkında kavga etsek de birbirimizi seviyoruzdur demektir.

Dikkat etmeniz gerekenler: Kavga ederken eşiniz dişlerini sıkıyor ya da parmaklarıyla çenesine dokunuyorsa size dediklerini kabul ettirmeye çalışıyor olabilir. Eğer vücudunu sizden uzağa çevirmişse, gözlerinde donuk bir bakış varsa ya da başka şeylere bakıyormuş gibi duruyorsa sizi dinlemiyor ve konudan uzaklaşmaya çalışıyor demektir.

Onu sevdiğinizi gösterecek işaretler: Eğer tartışmayı bitirmek istiyorsanız kollarınızı yere indirin, ona doğru yaklaşın ve başınızı aşağı yukarı şekilde sallayın. Böylece eşiniz onu dinlediğinizi hissedecektir. Eğer sizi dinlemesini istiyorsanız, onunla konuşurken koluna dokunun ya da elini tutarak gözlerinin içine bakın.

Yatakta

İyiye yorulacak işaretler: Mutlu çiftler birlikte olduklarında vücutların birbiriyle buluşması değil gözlerin buluşması önemlidir.

Dikkat etmeniz gerekenler: Gözler tamamen kapalıysa ve bakışlar boynunuzda ya da omzunuzdaysa kötü hissetmeniz doğaldır.

Onu sevdiğinizi gösterecek işaretler: Bazen birlikte olurken gözleri kapatmak da gerekir bunu düşünün ve kendi yaşadıklarınıza yoğunlaşın.

Vücudu ne anlatıyor?

• Bir restorana yemeğe gittiniz ve siz daha söylediğiniz yemeğin yarısındayken, eşiniz tatlıya geçtiyse bu tehlikeli bir işarettir.
• Dışarıda yemeğe gittiğinizde oturuş şeklinizde ilişkiniz hakkında bilgi verir. Uzun bir masada bir köşede siz, bir köşede eşiniz oturuyorsa, aranızda soğuk rüzgarlar esiyor demektir.
• Evde televizyon izlerken ikinizin de sırtı birbirine dönükse birlikte zaman geçirmekten çok da hoşlanmadığınız anlaşılabilir.
• Dışarı çıktığınızda biriniz önden diğeriniz arkadan yürüyorsa bu da evliliğinizde bazı şeylerin bittiğini gösterebilir. Vücut dilindeki anlamı ben kendi yoluma gidiyorum, sende kendi yoluna git anlamındadır.

Grafik

Grafik

İşsizlik Cinselliği Etkiliyor

CinsellikEkonomik krizin etkisi devam ederken işsizliğin getirdiği sorunlar saymakla bitmiyor.

İşsizlikle birlikte çevremizde gördüğümüz psikolojisi bozulan, mutsuz kişilerin yanında bir de iş sahibi olduğu halde kriz nedeniyle işini kaybetmekten korkanlar var. Bu durumun boyutu nereye kadar gider bilinmez ama psikolojik yönü oldukça endişe verici. Konuyla ilgili görüştüğümüz Beşyüzevler İstanbul Şafak Hastanesi'nden Psikolog Reyhan Algül, sorularımızı yanıtladı.

İşsizlik ne tür psikolojik sorunları beraberinde getiriyor?

Maddi kayıplar ve statü kaybının yanında işini kaybetmek ya da uzun süre iş bulamamak kişilerde psikolojik sıkıntılara da yol açıyor. Genellikle karamsar ve umutsuz bir dönem yaşıyorlar. Bu karamsarlık ve umutsuzluk depresyona giriş için risk faktörüdür. Uzun sürmesi durumunda kişi depresyon geçirebiliyor. Eğer ruhi alt yapısı zayıfsa daha ağır psikolojik hastalıklara yakalanma riski de artıyor. Depresyona varmayan durumlarda ise genel bir keyifsizlik ve sıkıntı hali süregeliyor. 

 

İşsiz kalan kişilerdeki psikolojik sorunların belirtileri nelerdir?

Herkesi, sorunlara başa çıkma kaynaklarına göre farklı etkiliyor. Ancak genel bir umutsuzluk ve keyifsizlik hali ortak. Bu dönemde ilgi kaybı, yaşama sevincini kaybolması, dikkat toplayamama, konsantrasyon eksikliği, iştahta artış ya da azalış, çok uyuma ya da uykusuzluk, cinsel isteksizlik genelde görülen belirtilerdir.

 

Bazı kişiler içlerine kapanıyor. Bazıları daha çok agresifleşiyor. Bu dediğimiz gibi kişinin sorunlarla başa çıkma kapasitesine bağlı. Hayata ve insanlara karşı öfke artışı, kendini değersiz görme çok sık karşılaşılan bir durumlardır.

 

İşsiz kalınan dönemlerde psikolojik çöküntüye uğramamak için neler yapmak gerekiyor?

Bu dönem doğası itibariyle hüzünlü ve belirsiz bir dönem. Bu nedenle etkilenmek çok normal. Ancak psikolojik çöküntü yaratmamak için sorunlarla başa çıkma kaynaklarını arttırmak gerekiyor. Örneğin “a” planın yanında bir “b” ve “c” planı da oluşturmak, mesleki bilgi ve becerileri geliştirmek, daha donanımlı olmak önemlidir.

Bu kişilerin aile ve sevdiklerini destekleri en çok gerekli olan şeydir. Bunun geçici bir süreç olduğunu bilmek, her şeye rağmen umutlu ve moralli olmak gerekiyor. Moralimizi dış kaynaklar yükseltebilir ama önemli olan içsel olarak kendi kendimize bunu başarabilmemizdir. Kendi kendimize olumlu telkinlerde bulunmak çok işe yarar. Bunu sadece işin kaybı olarak görmek önemlidir. Ancak çoğu kişi işin kaybını kendi değersizliğiyle özdeşleştiriyor.  “Ben zaten bir işe yaramam” “ben zaten değersizim” gibi olumsuz cümlelerle kendini çok daha kötü hissedebiliyorlar. Zihindeki bu olumsuz cümleleri, olumlularla değiştirmek gerekiyor. “Evet işimi kaybettim ama belki de daha mutlu olabileceğim bir iş bulabileceğim” diye düşünebilmek, bunu bir yenilenme, düşünme dönemi olarak da görmek değerlendirmek kişiye sorununa sağduyulu yaklaşma şansı tanıyacaktır.

İşi olanlara duygusal taciz

Çalışanlarda işsiz kalma endişesi ne tür sorunlara yol açıyor?

Maalesef kriz, bazı işverenler tarafından çalışanlara karşı koz olarak kullanılıyor. Çalışanlara  “zaten kriz var, adam çıkarmamız lazım. Ona göre” mesajı sıklıkla veriliyor.  Bu tür belirsizlik ve kriz ortamlarında hiç kimse işsiz kalmak istemez. Çalışanlar “sıradaki kişi acaba ben miyim” diye korkmaya başlıyorlar. Bu korku gündelik yaşantısını ve ilişkilerini de etkiliyor. İşine karşı sevgiden ziyade zorunluluk hissediyor. Bu duygular bir müddet sonra tükenmişlik sendromunu da beraberinde getiriyor. Kişi baskı altında çalışıyor, verimi de düşüyor. İşinden nefret eder hale geliyor.

Ayrıca işsiz kalma korkusu aynı zamanda gelecekten korkmak anlamına da geliyor. Bu dönemde kişiler, önemli kararlar almaktan kokar hale geliyorlar. İlişkilerde sorunlar artmaya başlıyor. Arkadaşlıklar bozulabiliyor. Bunlardan başka işyerlerinde duygusal taciz anlamına gelen mobbing olgusu da artıyor. İşverenin ya da çalışanların birbirine uyguladığı duygusal taciz, kriz dönemlerinde daha da artmaktadır. Sadece işini kaybetmemek için mobbing’e katlanmaya çalışan çok fazla çalışan var.

 

İşsizlik nedeniyle aile içinde ne tür sorunlar yaşanabiliyor?

Evin geçimini sağlayan kişi işsiz kaldıysa aile içinde de statü kaybına uğruyor. Bazı ailelerde başa kakma, yüze vurma, suçlama görülebiliyor. Bunlar işsiz kalmadan daha de-moralize eden tutumlardır. İşsizliğin berberinde getirdiği psikolojik sorunlar evlilikte ve ilişkilerde sorunların artmasına neden oluyor. Evlilerde bu dönemde cinsel sorunların da arttığı biliniyor.

 

İşsiz kalan kişiye ailesi ve yakınları nasıl davranmalı?

Moral ve destek şart. Bunun geçici bir dönem olduğunu vurgulamak, iş arama sürecinde yardımcı olmak, Olumlu sözlerle motivasyon gerekiyor.

 

Ne zaman bir uzmandan yardım alınmalı?

Bu dönem değindiğimiz gibi zor bir dönem. Kişinin genel davranış ve tutumlarında belirgin değişiklikler varsa, depresyondan şüpheleniyorsa, genel sağlık durumda da oynamalar varsa yardım alınmalı. Bunlar olmasa dahi böyle zor bir dönemden geçerken moral ve motivasyon açısından destek almak faydalı olacaktır.

İşte Türk Halkının Fantezileri

Kadın Erkek İlişkileriAile Sağlığı Araştırma Derneği’nin (ASAD) Tempo için yaptığı bir araştırma Türk toplumunun “fantezi gerçeği”ni ortaya koydu.

2 bin 100 kişinin katıldığı, katılımcıların yüzde 62’sinin erkek, yüzde 38’inin kadın olduğu araştırmanın sonuçlarına göre Türk kadını ve erkeği en çok asansörde seks yapmayı arzuluyor. En sevilen 15 fantezi arasında tecavüz ise 6. sırada yer alıyor.

Avrupa Cinsel Sağlık Birliği Başkanı İrem Hattat, araştırma sonuçlarına göre her iki cinsin de fantezilerini paylaşmakta güçlük çektiğini belirtiyor. Özellikle kadınların eşlerine özel fantezilerini açamadığını ve bu gizli düşünceleri yüzünden suçluluk hissettiğini söyleyen Hattat, “10 kadından 8’i fantezileri olduğu için suçluluk duyduğunu ifade ediyor. Her ne kadar fantezileri utanç verici bulsa da çoğunluk en tahrik edici fantezisini partneriyle paylaşmaktan heyecan duyacağını söylüyor. İnsanlar gizli cinsel yaşamını paylaşmak istiyor, ama bundan korkuyor” diyor.

Top 15
1- Asansörde seks
2- Arabada seks
3- Denizde/havuzda seks
4- Uçakta seks
5- Oral seks
6- Tecavüz
7- Açık havada seks
8- Komşuyla seks
9- Ünlü biriyle seks
10- Partnerle birlikte seks yapan birilerini izlemek
11- Striptiz seyretmek
12- Grup seks
13- Partnere istemediği bir cinsel eylemi zorla yaptırmak
14- Erkekler için Slav ırkından, kadınlar için zenci biriyle seks
15- Web kamerasıyla internet üzerinden karşılıklı striptiz ve mastürbasyon

Erkekleri Peşinizden Koşturan Stratejiler

AşkBiz kadınlar güçlü, karizmatik fakat aynı zamanda bütün isteklerimizi yerine getiren erkeklerle beraber olmanın hayalini kurarız. Peki, bu bir hayal mi? Elbette “Hayır”. İngiliz ilişki uzmanı G. Tomasek’in tavsiye ettiği yöntemlerle erkekleri peşinizden sürüklemeniz hiç de zor olmayacak!

Onu değiştirmeye çalışmayın, olduğu gibi kabul edin

“Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’den.” Biz kadınlar bu durumu bildiğimiz halde eşimizin sınırlarını zorlamaktan kendimizi bir türlü alıkoyamıyoruz. Tabii bu da işe yaramıyor. Bu yüzden yapmamız gereken ilk şey, onun zayıf yönlerini ve kişilik özelliklerini eleştirmekten vazgeçmek olmalı. Mesela, bilgisayarın karşısında tek kalmak ya da tek başına bisiklet sürmek istediğinde buna karşı çıkmayın, onu biraz özgür bırakın. Erkeğiniz, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi fark ettiğinde size daha çok yakınlaşacak ve istediğiniz şeyleri yapmak için elinden gelen her şeyi yapmak isteyecektir.

Onun yaptığı şeylere değer verin

Kocanız, “Bir pikap getirdim aşkım’ diyor. Siz, “Artık modası geçmiş bir pikabı kim kullanır ki?” şeklinde karşılık veriyorsunuz. İşte bu cevabın ardından eşinizin tüylerinin diken diken olacağından hiç şüpheniz olmasın.  Zira erkekler reddedilmekten ve onaylanmamaktan nefret ederler. Onlar daima takdir edilmeyi ve pohphlanmayı isterler. Bunun için de ellerinden geleni yaparlar ve sizin takdirinizi kazanmaya çalışırlar. Siz de bu fırsatı çok iyi değerlendirin. Örneğin “Süper, bunu hemen deneyelim.” biçiminde cevap verebilirsiniz . Aksi durumda eşiniz, “Beni devamlı eleştiren bir kişi için kendimi neden değiştireyim ki?” şeklinde düşünerek kendi yoluna devam eder. İşte bu yüzden sinir bozucu konuşmalardan mümkün olduğunca kaçınmalısınız. “Niçin bu kadar geç geliyorsun?” demek yerine, “Hay allah, ne kadar da çok çalıştın aşkım. Fakat bundan sonra bir daha işin uzadığında bana haber ver, olur mu bir tanem?’ şeklinde olumlu bir konuşma, erkeğiniz üzerinde çok daha olumlu  etki bırakacaktır.

Dedektifi oynayın

Bundan sonra odak noktanızı kendinize değil, erkeğinize doğru kaydırın. Onu dikkatli bir biçimde dinleyin ve beden dilini gözleyin. Kendini iyi hissediyor mu? Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, ne zaman ve niçin kendisini iyi hissettiğini anlamaya çalışın. Zira, iyi gözlemleyen, karşısındaki insanda yeni güçlü yönler keşfeder ve ona ait özellikler ile ilgili önemli bilgiler elde eder. Erkeğinizin ne vakit rahatlamış olduğunu bilirseniz, doğru zamanda doğru hareketler sergileyebilirsiniz.

Meraklı davranın

Erkeğiniz yüzünde garip bir gülümseme ile  tek bir laf dahi söylemeden koltukta mı oturuyor? Bu durum karşısında yapabileceğiniz mükemmel bir yöntem var; onu iğnelemek yerine, “İlginç olan nedir benimle de paylaşır mısın?” diyebilirsiniz ona.  Vücut dilinden de bu cümlenizin etkili olup olmadığını idrak edebilirsiniz.  Bazı konular vardır ki erkeğin gözlerini parlatır ve erkeği derhal harekete geçirir. Belki yön belirleme sistemi ile ilgili can sıkıcı bir konu dinlemek zorunda da kalabilirsiniz.  Fakat siz siz olun, eşinizin konuşmasını kesinlikle bölmeyin ve sonuna kadar dikkatle dinleyin. Siz de fikirlerinizi onunla paylaşın. O, sizin varlığınızın tadını çıkarmaya başlayıp, kısa bir sürede size açılacaktır. Bunu uyguladığınızda  sizinle beklemediğiniz kadar çok şey hakkında konuşabilir. O, sözlü ve fiili olarak size çok şey vermeye hazırdır artık. Operasyon başarı ile tamamlanmıştır. Hatta rahatsız olduğu problemleri dahi konuşabilir veya sizin zevkle konuşabileceğiniz bir konuyu açabilir. Zor değilmiş değil mi? Bu stratejileri mutlaka uygulayın göreceksiniz sonuç harika olacak.

Evliliğinizde Bu Hataları Yapmayın

EvlilikEvliliğiniz yada eşiniz hakkında tahminler yürütmeyin, her konuyu konuşun

Bazı kişiler ilişkileri hakkında konuşmayı sevmezler ve bu olayı büyük bir yük gibi algılarlar.  Sorun şu ki, zihninizde eşiniz ve evliliğiniz ile ilgili bir takım inançlarınız olabilir ve aslında eşiniz başka bir noktada bulunuyor olabilir.  Gerçekleri konuşarak öğrenmek, kaza ile öğrenmekten çok daha az acı verecektir.  Bu nedenle işin başında eşinizin sizden ne beklediği ve sizin eşinizden beklentilerinizi konuşun. 

Davranışlarınızın sonuçlarını görmezden gelmeye kalkmayın – hatta bilmeden yapmadıklarınız buna dahil

İstemeden gelişen olayların sonuçları bütün ilişkinizi yok edebilecek güce sahiptir.  Diğer bir deyimle verdiğiniz kararlarınızın ve davranışlarınızın hem sizin için hem eşiniz için sonuçları vardır ve siz bu sonuçlardan sorumlusunuz.  Hatta davranışlarınızın ve kararlarınızın haklı sebepleri olduğunu düşünseniz ve doğruyu yaptığınıza inansanız bile davranışlarınızın sonuçlarından sorumlusunuz.

Eşinizi üzdüğünüzde, kırdığınızda, incittiğinizde yada hayal kırıklığına uğrattığınızda evliliğinize etki edecektir.  Eşinizi asla üzmeyin demiyorum, ama eşinizi etkileyen bir karar aldığınızda yada bir davranışta bulunduğunuzda, bunun eşinizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışın ve bunun sorumluluğunu üstlenin.  “Seni üzdüğümü biliyorum ve gerçekten özür dilerim” diyerek davranışınızın eşiniz ve ilişkiniz üzerinde olabilecek etkisini kabul edin.  

Bu tüm başarılı evliliklerin temelinde yatan en önemli şartlardan biridir.  Verdiğiniz her karar, (ister eşinizin sevdiklerini dışlamak, ister eşinizin değerli bulduğu kavramları önemsememek, ister eşinizin fikirlerine saygı göstermemek, ister eşinizin duygularını ciddiye almamak olsun…) eşinizi ve dolayısıyla ilişkinizi etkileyecektir.   Bazen gözle görülmeyecek kadar küçük boyutlarda, bazen oldukça ciddi şekilde bu değişim yaşanır… Dolayısıyla davranışlarınızın ve kararlarınızın sonuçlarından haberdar olun.

Eşinizin duygularına karışarak denetlemeye yada yönlendirmeye çalışmayın

Size rahatsızlık vermesini önlemek için hem kendi hem eşinizin duygularını kontrol altında tutmaya ve neyi nasıl hissetmesi gerektiğini söylemeye kalkabilirsiniz.  İşin gerçeği duygular bu şekilde sınırlandırılamazlar.  Bir insana hissettiklerini hissetmemesi gerektiğini söylemek neredeyse uygulaması imkansız bir durumdur.  Yani diğer ifadeyle, kendi içinizdeki korkuları, güvensizlikleri yada endişeleri hissetmemek için eşinizi denetlemeye, yönetmeye, kontrol etmeye yada sınırlandırmaya kalkmanız, baskı altına almanız, zorlamanız yada tehdit etmeniz başarısızlığa mahkum bir taktiktir.  Nitekim bu yaklaşım bir sonraki problemin oluşumuna yol açar…

İlişkinizi kurtarmak için yok etmeyin

Evrensel kural şudur: eşinizi incitirseniz ilişkinize zarar verirsiniz.  Bunu anlamak için bilim adamı olmanıza gerek yok, eğer eşinizin kalbini kırarsanız, evliliğiniz yara alır.

Eşinizin kalbini kırmanın bir yolu, onu istemediği bir şeyler yapmaya zorlamaktır.  Bu durum bir insana oldukça büyük acı ve mutsuzluk verecektir.  Bu da doğal olarak evliliğinize zarar verecektir.  Örneğin eşinizin ailesi ile, arkadaşları ile, çocukları ile, işi ile yada diğer sevdiği uğraşlar ile çok zaman geçirdiğinden şikayet edip, sizinle daha fazla zaman geçirmeye zorlamak, istediğiniz sonucu almanızı sağlamayacaktır, aksine ilişkinize ve sevginize zarar verecektir.

Kıskançlık eşinizi baskı altında tutarak çözümleyebileceğiniz bir sorun değildir

Kıskançlık kendi içinizde çözüme ulaşmamış bir durumun sonucudur.  Kendinize güveniniz yoksa, içinizde kaybetme yada başkası ile değiştirilme korkunuz varsa kıskançlık duygusu yaşarsınız.  Bu duygular eşinizi baskı altında tutarak yok olmaz.  Bu duyguların nereden geldiğini, nasıl sizi etki altına aldığını çözümlemeniz ve ilişkinize zarar vermeyecek şekilde kontrol etmeyi öğrenmeniz gerekir. Aksi takdirde eşinizin en masum davranışlarına bile gereksiz tepkiler vermeye başlayabilir ve bir süre sonra eşinizin sizden uzaklaşmaya başlamasına yol açabilirsiniz. 

Neyin öncelikli olduğunu unutmayın

Hayatın akışı içinde ilişkinizi ihmal etmeniz oldukça normaldir.  Fakat ilişkiniz için ekstra çaba sarfetmeniz gerekir.  Günlük hayatın zorlukları yada başka ilgi alanlarınız nedeniyle ilişkinizi ihmal etmeniz evliliğe oldukça büyük zararlar veren bir durumdur.  Kendinizi kaybetmeyin ve ne yaptığınızın farkında olun.  Eşinizi sevdiğinizi, ona ihtiyacınız olduğunu ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacak davranışları yapmaya dikkat edin.  Çevrenizdeki insanların beklentilerine, söylediklerine ve isteklerine göre eşinizi belli şekillerde davranmaya zorlamak yerine, eşinizin mutluluğunu düşünmeye çalışın.

Evliliğinizde sorun yaşıyorsanız başka bir ilişki içine girerek bu sorunlardan kaçmaya çalışmayın

Aldatmak evliliğinizdeki sorunlarla baş etmek için bir yol değildir.  Hatta ilişkinize daha büyük yaralar açmanın en kısa yoludur.  Diğer taraftan bir ilişkide yaşadığınız problemleri çözüme ulaştırmazsanız, diğer ilişkilerinizde de bu sorunları yaşama ihtimaliniz çok yüksektir.  Bu sorunu engellemek için ilişkinizin nasıl olması gerektiğini, beklentilerinizi, ihtiyaçlarınızı, ne isteyip istemediğinizi zihninizde netleştirin ve eşinizle açıkça konuşun.  Hayatınıza giren insanlar ile deneme yanılma yolu ile kendi gerçeklerinizi keşfetmeye kalkmayın.  Ne istediğinizi bilmeden, insanları test aracı olarak kullanmayın.  Bu hem eşinize, hem birlikte olacağınız diğer insanlara yapacağınız büyük bir haksızlıktır. 

Aynı soruna karşı açıdan bakarsak:

Evliliğindeki sorunlarını çözüme ulaştırmamış bir insan ile ilişkiye girmekten kaçının.  Bu kalbinizin kırılmasını garantilemenin en kestirme yoludur.  Sevmek ve sevilmek güzeldir, ama sevginin size ait olduğundan ve kırık bir kalp ile gelmediğinden emin olun. 

Evliliğinizde karşılayamadığınız ihtiyaçlarınızı başka bir ilişki ile karşılayacağınızı düşünmeyin

Genelde bir ilişkide karşılanmayan ihtiyaçları başka bir ilişkiden alınabileceğine dair bir yanlış kanı vardır.  Gerçekte pek çok ihtiyaç kişiye değil ilişkiye bağlıdır. Eksikliğini duyduğunuz ihtiyaçları evliliğinizden almadıkça bu ihtiyaç tam olarak dinmeyecektir.

Evliliğinizi önceden belirlediğiniz bir kalıba oturtmaya çalışmayın

Eğer bir ilişkinin yürümesi için iletişim "1 numaralı" kural ise, "2 numaralı" kural ilişkinizi doğal halinde bırakmaktır.
İlişkinizin kendi doğal sürecinde gelişmesine ve eşinizin kendi olmasına izin vermeniz mutlu bir evliliğe sahip olmak için en temel şartlardan biridir.  Eğer bunun yerine eşinizin nasıl davranması, evliliğinizin nasıl olması, sevginin nasıl yaşanması gerektiğine dair bir takım kalıplar içinde yaklaştığınızda ilişkinize önemli zararlar alacaktır.  Bunu engellemenin en iyi yolu ilişkinize üç farklı açıdan bakmanızdır: Kendi ihtiyaçlarınız, eşinizin ihtiyaçları ve ilişkinizin ihtiyaçları.  İlişkiniz genelde bağımsız bir üçüncü kişi gibidir ve ilişkinizin bireysel isteklerinizden farklı ihtiyaçları olabileceğini göz önüne almak oldukça önemlidir.

İlişkinizi yalnızlığa mahkum etmeyin

Hiç bir şey tek başına var olmaz.  Genelde insanlar ilişkilerini izole etmeye çalışır.  Arkadaşlardan, aileden yada iş ortamından uzak tutarak ilişkinin korunmasını sağlamaya çalışırlar.  İşin gerçeği dış dünya bir şekilde ilişkinizi etkiler.  Örneğin iş ile ilgili yaşadığınız bir sıkıntıyı evliliğinize sözlü olarak getirmeseniz bile, bedensel yorgunluğunuz, yoğun duygularınız, rahatsızlıklarınız sizinle beraber gelecektir.  Ve eğer bu konuları konuşmazsanız eşiniz, rahatsızlığınızın kendisine yönelik olduğu yanılgısı içine girebilir.

Diğer taraftan bu sorunun öbür yüzü ise:

Hayatınızdaki her ilişkiyi evliliğinize taşıyarak tek bir ilişki gibi yaşamaya kalkmayın

Bu genelde arkadaş grubunu yada ailesini ve evliliğini eşit seviyede tutmaya çalışan kişiler için geçerlidir.  Burda yapılmak istenen, ilişkiye dahil olan herkesin, herşeyi beraber yapması, sürekli birlikte zaman geçirmesi, heryere birlikte gitmesidir.  Burada tehlike iki açıdan yaşanır.  Sürekli başka insanlarla olmak evliliğinizi boğan bir tecrübe olabilir.  İkinci olarak bazı kalıplara evliliği uydurmak için zorlama yaşanabilir.  İki insanın grup dışında başbaşa birşeyler yapması ve eğlenmesi gayet normaldir.  Her zaman grubun tüm üyelerinin bu ikili paylaşıma katılması gerekmez.  İlişkinin dışardan gelen baskılara cevap verme zorunluluğu olmadan kendi doğal ihtiyaçları içinde gelişmesi normal ve sağlıklıdır.

Eşinizin ailesinden yada arkadaşlarından kendinizi soyutlamayın

Genelde eşlerden biri korku, kıskançlık, güvensizlik gibi sebeplerden dolayı kendini soyutlar ve eşinin çevresi ile iletişim kurmaktan kaçınır.  Eğer eşinizin hayatında bulunan tüm insanları kendinize rakip olarak görürseniz, insanları obje olarak algılayıp, düşman ilan etmeniz ve onlara güvensizlik duymanız kolaylaşır.  Bu ise ilişkinizde büyük bir stres yaratır.  Ayrıca sizin çok zor anlar yaşamanıza yol açabilir. Eşinizin hayatında ki insanları rakip değil insan olarak görmeye başladığınızda yaşadığınız stres azalacaktır ve belki daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeniz mümkün olacaktır. 

Fakat eşinizin arkadaşları yada ailesi sizinle iyi ilişki içine girmek istemiyorsa bir sonraki hatayı yapmaktan kaçının:

Kendinizden taviz vermeyin
Bu öğrenilmesi en zor konulardan biri…
Herkes iyi değildir ve herkes mükemmel olamaz, ve herkes size uygun bir arkadaş yada dost olmayabilir.  Çoğu zaman eşinizi mutlu etmek için bazen kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeniz gerektiğini düşünebilirsiniz.  Fakat kendi mutluluğunuzdan fedakarlık genelde kısa vadede işe yarar ve uzun vadede her iki tarafa ve evliliğe büyük sorunlar yaratır.  Kalbinizde ki o küçük sesi dinleyin, çok ender olarak hata yapar.  Eğer bir şeyler sizi rahatsız ediyorsa, konuşun.  Eğer bir şeyleri kabul etmek sizin için imkansız ise bunu söyleyin.  Saçma yada mantıksız bile olsa, eşiniz sizi dinlemese bile, sonuçta hemen çözüme ulaşmak mümkün olmasa bile, gerçek duygularınızı anlatın.

İnsanların her zaman mantıklı olmasını beklemeyin

İnsanlar doğası gereği mantıklı değildir.  Duygusal tarafları, insanı insan yapan en temel özelliğidir ve bu yön mantık ile çözümlenemez.  Eşinizin bazı davranışlarını yada duygusal tepkilerini mantıksız bulabilirsiniz.  Bunun ille de kötü bir durum olarak düşünülmesi gerekmez.   Aşk ve kıskançlık mantıklı değildir. Eşiniz duygusal hareket ettiği için onu suçlamaya, saldırmaya yada tehdit etmeye kalkmayın.  Eşinizin duygularını nezaket ve saygı ile ele alın.  Eşinizin neden böyle hissettiğini anlamaya çalışın.  Genelde bu duyguların altında söylenmemiş bir neden mutlaka vardır.  Bu duyguları aşmak istiyorsanız önce o duyguların altında yatan sebebi bulmanız gerekir.

İletişim ve sorun çözme becerilerinizi geliştirin

Bu herkesin bildiği önemli bir nokta ama tekrarlamakta fayda var.  Bir ilişkide insanlar konuşmayı bırakıp, iletişim kurmak için evdeki eşyaları kırmaya başladığında ciddi sorunlar yaşanmaya başlamış demektir.

Eşiniz ile konuşun…  dürüstçe...  her zaman… her konuda

Yaşamla ilgili önemli kararları tek başınıza almayın

Hayatınızı değiştiren önemli kararları eşinize direk olarak söyleyin.  Aksi takdirde eşinizin kendini dışlanmış hissetmesine yol açabilirsiniz.
Bu tür haberleri çocuklardan, arkadaşlarınızdan yada aileden almasını beklemeyin.  Bilgi ulaşması gereken yere gitmeyebilir, doğru gitmeyebilir, yada gitse bile eşiniz kendini önemsenmiyor gibi hissedebilir.  Eşiniz ile yüzyüze konuşun.

Kafanızın içindeki küçük sesi duymazdan gelmeyin

Bazen mantığınız bir şey söylerken, kalbiniz farklı bir şey söyler.  Mantıklı hiç bir açıklaması olmamasına rağmen bir şeylerin doğru olmadığına dair kalbinizin sesini dinlemek genelde daha doğru sonuçlar doğurur.   Birşeylerin yanlış olduğunu mantıklı bir şekilde açıklayamıyor olmanız, herşeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.  En doğru hareket, zihninizdeki o küçük sesin, sizi henüz tam olarak algılayamadığınız bir konuda uyarmaya çalıştığı tahmini ile hareket etmektir ve daha sonra bu sorunun ne olabileceğini bulmak için daha dikkatli bakmaktır.  Eşinize sorunun ne olduğunu sorun...

Değişimden korkmayın

Genelde insanların, evlendikten sonra yaşamın mutlu ve sorunsuz olarak hep aynı şekilde devam edeceğine dair beklentisi vardır.  Fakat bütün ilişkiler, günlük yaşam içinde değişime uğrar.  Karşılaştığınız olaylar, yaşanılan acılar, mutluluklar, tecrübeler, gelişmeler, kayıplar ve daha pek çok tecrübe hem sizi, hem eşinizi hem ilişkinizi değiştirir.  Eşiniz ile uyumlu kalmak için sürekli olarak yeni şartlara adapte olmak zorunda kalabilirsiniz.  Değişimden kaçınmak ve aynı kalmak için inat etmek ilişkinize zarar verecektir.  Ayrıca eşiniz değişirken sizin odluğunuz yerde kalmanız, birbirinizden uzaklaşmanıza ve aranızda mesafenin artmasına yol açacaktır. Eşiniz değiştiği için kızmak sadece ilişkinize daha fazla zarar verecektir.  Onun yerine eşinize ayak uydurmanın yolunu bulmaya çalışın.

Davranışlarınız ile niyetinizin birbirine uymasına özen gösterin

Eğer eşinizi sevdiğinizi söylerken, diğer taraftan eşinizi sürekli görmezden geliyorsanız, yaşamını merak edip soru sormuyorsanız, ilişkinizi geliştirmeye çalışmıyorsanız, eşinizi mutlu etmek için özel bir çaba sarfetmiyorsanız, eşiniz sizinle bir aktivite yapmak istediğinde kaçmanın yollarına bakıyorsanız, konuşmaya çalıştığında meşgul olduğunuzu söylüyorsanız yada eşinizle mümkün olduğunca az zaman geçirmeyi tercih ediyorsanız, o zaman eşinizin hayatınızda var olmamasını dilediğinize dair açık ve net bir mesaj gönderiyorsunuz demektir.

Bunu yaşamak eşiniz için yeterince zor olmasına rağmen, yaşadıklarını inkar etmeniz ve eşinizin algısında bir sorun olduğunu söylemeniz çok daha kötü bir durumdur.  Sadece eşinizi istemediğiniz mesajını göndermekle kalmazsınız, eşinizin kendi duygularından şüpheye düşmesine ve kendine olan güvenini yok etmesine yol açıyorsunuz demektir.
Eşiniz ile konuşun… Açık ve dürüst olarak… Gerçek duygularınızı söyleyin…

Son olarak...

Evlendiğinizde, eşinizin kalbini aldığınızı unutmayın.  Evlenerek, bu insana fiziksel ve duygusal yakınlık taahüt ettiniz.  Bunun sorumluluğunu üstlenin. Eşinizin kalbini size açmasını isteyerek onu zayıf bir durumda bırakıp sonra hiç bir uyarıda bulunmadan arkanızı dönüp gitmeyin.   Eşiniz bir insan, duygusuz bir obje değil.  Dolayısıyla birlikte olduğunuz insana saygı ve şefkat ile yaklaşın.

Eşinize doğru şekilde davranın.

Çiğdem Alper, MA

Psikoterapist

En Popüler Kadınsı Fantezi

fantaziSeks hayatı birazcık tekdüzeleşti mi? Aslına bakarsanız çoğu insanın göz ardı ettiği tek seksüel organ var: Beyin. Ve o sizin Seksüel bir Nirvana’ya ulaşmadaki tek pasaportunuz. Gerçekte milyonlarcamız mastürbasyon sırasında gizli fanteziler kuruyoruz ve bazılarımız seks yaparken orgazma ulaşmak için bunları kullanıyoruz. Öyleyse neden favori olanlarını sahiplenmiyor ve yıllardır sahip olduğunuz en şehvetli seksi yaşamak için partnerinizle birlikte kullanmıyorsunuz? Sadece bu adım adım rehberi takip edin.

Fantezi 1: O bir bakire ve siz Bayan Robertson. Neden size çekici gelir: Bu bir güç ilişkisidir ve iki taraf için de “yasak” sekstir, ki bu da libidoyu arttırmak için garantidir. Neye ihtiyacınız var: Bir “seksi sekreter” kıyafeti işe yarayacaktır: uzun dar etek, push-up sütyeninizi gösterecek biçimde üst düğmeleri açıkta olan gömlek, ince çoraplar ve yüksek topuklular.

Hareket planı: Bunun için hile öncelikle çok yavaş hareket etmektir. Siz onu baştan çıkarmaya çalışıyorsunuz, o direniyor-kıyafetlerinizi yırtmak ve sonuçları için endişelenmek arasında gidip geliyor. (Eğer öğrenirse annesi ne diyecek? Gerçekten kendisini baştan çıkarmaya mı çalışıyor yoksa o kendi çok fazla anlam mı yüklüyor?) Birer içki hazırlayacağınızı söyleyip onu içkilerinizle birlikte salona yönlendirin. Kanepede otursun, siz de ona bakan bir sandalyede oturun, bacak bacak üstüne atarken eteğinizin yukarı çıkmasını sağlayın. Nereye bakacağına şaşıracaktır. Genel bir muhabbet açın (eğer genç bir oğlunuz varsa, oğlunuzun arkadaşına soracağınız türden sorular olmalı ), daha sonra muhabbeti daha soslu bir aşamaya çekin. Ona kocanızın sizi artık çekici bulmadığını düşündüğünüzü söyleyin. Ona sorun, Siiz çekici buluyor mu? Hangi yanlarınızı? Neden? Diplomatik olmaya ve ereksiyonunu gizlemeye çalışırken utançtan kıvranmasına izin verin.

O noktada, rahat olmadığınızı söyleyip kanepede yanına geçin. Gömleğinin iki düğmesini çözüp elinizin tersiyle göğsünü okşayın ve şöyle deyin, "Ne kadar yumuşak bir ten. Kocanızınkinden ne kadar farklı. O kıvranırken siz kendi gömleğinizin üst düğmelerini çözün ve elini alıp göğsünüzün üzerine koyun. Bundan hoşlanıp hoşlanmadığını sorun."


Çarpıcı istekleriniz ve eylemleriniz arasında bir yandan da muhabbete devam edin. Ona hiç daha önce gerçek bir kadınla olup olmadığını sorun. Hayır diyecektir. Ona sizinle seks yapmak isteyip istemediğini sorun ve bunun sorun olmayacağını kimseye söylemeyeceğinizi söyleyin. Ondan üstünüzü ve sütyeninizi çıkarmasını isteyin. Göğüslerinize dokunmasını isteyin ve nasıl dokunulmaktan hoşlanacağınızı anlatın. İnleyin ve iççekin ama unutmayın: Siz hala olgun olan tarafsınız, yani kontrolünüüz çok kaybetmeyin. Ona önünüzde durmasını ve pantalonunu çözmesini söyleyin. Vücuduna hayran hayran bakın, iltifatta bulunun ne kadar sertleşmiş olduğunu söyleyin ve ona nazik bir şekilde dolambaçlı bir oral seks yapın- orgazm olmasına az kala durun.


Tiyatral bir şekilde göz temasını koruyarak soyunun. Gözlerinin vücudunuzu okşamasına izin verin ama size dokunmasına izin vermeyin. İnce çorabınız ve yüksek topuklarınız üzerinizde kalsın. Baştan çıkarıcı pozlar verin ve vücudunuz okşayın. Ona gördüğünden hoşlanıp hoşlanmadığını ve size dokunmak isteyip istemediğini sorun. İkiniz de tamamen çıplak kaldığınızda, onu yatağa doğru yönlendirin ve ona bir kadını zevkten bağırtmak için özellikle ne yapması gerektiğini açıklayın. Her dokunuş, öpücük, okşama ve atılım onun için ilk hatırlayın. Bu fantezi tamamen kontrolünü kaybettiği zaman biter- eğer rolünüzü başarıyla oynamışsanız neredeyse üç dakika içinde gerçekleşmeli!

Sevgi & Aşk