| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

9 "cinsel sağlık" etiketi kullanan gönderi "cinsel sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Tabuların yarattığı hastalık: Vajinismus

VajinusmusTürkiye’de her 10 kadından 1’inin sorunu vajinismusun çözümü ne ilaç kullanmakta, ne de kızlık zarını kestirmekte…

Cinsellikle ilgili yaygın yanlış inanışların, tabuların olduğu toplumlarda sık görülen vajinismus, Türkiye’de her 10 kadından 1’inin sorunu. Çözüm ne ilaç kullanmakta, ne alkol alarak ilişkiye girmekte ne de kızlık zarını kestirmekte…

Türkiye’de cinsel tedavi birimlerine başvuran hastaların yaklaşık yüzde 50’si vajinismus sorunuyla baş etmeye çalışıyor. Hatta Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) yaptığı araştırmaya göre, Batı toplumlarında görülme sıklığı yüzde 1 olan vajinismus, Türkiye’de her 10 kadından 1’inin sorunu.

“Cinsel ilişki esnasında, vajinaya giriş olurken, vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde istemsiz kasılmaların olması sonucu girişin engellenmesi” olarak tanımlanan vajinismusun gelişiminde, cinsellik konusunda yanlış inanışların ve tabuların rol oynadığı konusunda uzmanlar hemfikir.

‘İlk gece’ kaygısı
Cinselliği merak etmenin ahlaksızlık, suç, günah sayılması, çoğu kadının kendi cinsel organını bile tanımaması bir yana; bekaret kavramına verilen abartılı önem, kızlık zarı ve ‘ilk gece’ konusundaki yaygın yanlış inanışlarla pekişen kaygılar, cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşme ile başlaması, vajinismus gelişimine zemin hazırlıyor.

Vajinismus genelde ilk cinsel deneyimde gerçekleşiyor. Nadir de olsa bazen ilk cinsel birleşmeden sonraki ilişkilerde yaşanabiliyor. İlk ilişki ağrılı olmuşsa yeniden yaşanacağı korkusuyla diğer ilişkilerde vajinismus gerçekleşebiliyor. Bunun yanı sıra daha seyrek olarak hiç vajinusmus sorunu olmayanlarda doğum, düşük, kürtaj, jinekolojik muayene ve operasyonlar gibi yaşanmış kötü tecrübeler sonucunda vajinusmus gelişebiliyor.

Nasıl tedavi edilir?
Vajinismusun tek tedavisi, cinsel terapi. Terapiler çoğunlukla çift görüşmesi şeklinde sürdürülüyor. Terapilerde çiftin yanlış inanışlarının düzeltilmesi, cinsel organlar ve sağlıklı cinsellikle ilgili bilgilendirilmesi sağlanıyor. Tedavi, genelde 2-3 ayda, 6-8 terapi oturumu sonrası tam düzelmeyle sonlanıyor. 1-2 seansla düzelen hafif vakalar olduğu gibi, 15-20 seansla tedavileri 6 ay süren zor vakalara da rastlanabiliyor. Ancak tedaviden sonra vajinismusun yinelenmesi beklenmiyor.

Yapılan yanlışlar
Vajinal girişteki kasılma, jel ya da ilaç kullanılmasıyla, alkol alınmasıyla, uykuda olmakla, hamile kalmakla, lokal anestezik uygulamalarla ortadan kalkmıyor. Vajinismus, kızlık zarıyla ilgili bir sorun olmadığından, zarın kestirilmesi de durumu değiştirmiyor. Ayrıca bu işlem de kadın ek bir travma yaratıyor. Bazı hekimler çifte, kadına anestezik madde vererek cinsel birleşmede bulunmalarını öneriyor. Bu durumda vajinadaki kasılma ortadan kalkacağı için bir kereye mahsus birleşme gerçekleşebiliyor. Ancak daha sonra ilişki denendiğinde yine giriş olmuyor. Dolayısıyla bir kez cinsel birleşme olması vajinismusu çözmüyor.

Tedavide erkeğin payı
Vajinismus sadece kadının değil, çiftin sorunu. Dolayısıyla cinsel tedavi süresince çifti tedavi etmek gerekiyor. Vajinismuslu kadının eşi durumu istenmeme ve reddedilme sorunu olarak yaşayabiliyor, kırgınlık ve öfke duyabiliyor, bazen kendini yetersiz hissederek sertleşme güçlüğü yaşayabiliyor. Vajinismusla birlikte erkekte cinsel isteksizlik ve uyarılma güçlüğü görülebileceği gibi hem kadında hem de erkekte depresyon ve kaygı bozuklukları da gelişebiliyor.

İlk cinsel deneyim korkusu nasıl aşılır?

CinsellikKorku dolu ilk gece hikayeleri, ilk cinsel deneyimi kabusa çevirebilir. Korkunun nedenlerini bilerek ilk ilişki korkusunu yenebilirsiniz…

Cinsellikle ilgili korku dolu hikayeler, dini ve sosyal kurallar, insanları cinsellikten korkar hale getirebildiğinden, çoğu kişi ilk ilişki endişesi yaşıyor.

İlk cinsel deneyim, kadınlarda kızlık zarının parçalanacağı, çok büyük acı duyulacağı, oluk oluk kan fışkıracağı ilk cinsel deneyim hikayeleri, erkeklerde ‘milli olma’ mertebesine ulaşmaya, ‘erkek’ olma önemi atfedilmesinden dolayı, her iki cins için de bir korku unsuru olarak ortaya çıkıyor.

Erkekler neden korku yaşar?

Ataerkil düzenin sürdüğü her toplumda erkekler ilk cinsel deneyim korkusu yaşarlar. Çünkü bu kültür, erkeğin cinsel ilişkisine ‘erkek olma’ anlamı yükler. Erkeklerin ‘milli olması’ gerektiği, fazla sayıda kadınla cinsellik yaşamasının beklenen bir şey olduğu, yani skora dayalı bir cinsellik anlayışının hakim olduğu kültürde, cinsellikle güç birleşiyor.

Erkeklerin kadına karşı hoyratlığı, bir kadına ‘sahip olma’ yaklaşımı, bu güç kanıtlama isteğinin uzantısı niteliğindeki fanteziler aslında.

Dolayısıyla ilk ilişki, yaşanması gereken doğal bir cinsellikten ziyade, aşılması gerek bir sınav erkekler için. Akıllarına yerleşen düşünce, kendilerine verilecek olan ‘milli’ makamına ulaşma isteği sadece. Erkekler, bunun içini nasıl dolduracakları ve sürdüreceklerine ilişkin de çok büyük endişe taşırlar.

Kadınlar neden korku yaşar?

Toplum, erkeklerin evlenmeden önce pek çok kadınla birlikte olmasını olumlu karşılarken, kadınların cinsel deneyim yaşamasını evlilikten önce yasaklar. Dolayısıyla pek çok kadın için evlenmek, ilk gece korkusunun da başlaması anlamına gelir.

Çünkü o güne kadar duyduğu cinsel ilişki hikayeleri, cinsel birleşmede büyük bir acı yaşanacağı inancı, kızlık zarının yırtılmasının vajinanın parçalanması olarak algılanması; kadınların evlendiği halde cinsel ilişkiye girememelerine, vajinismus ya da cinsel soğukluk sorunu yaşamalarına yol açıyor.

Bu korku nasıl aşılabilir?

Cinsellikle ilgili kaynaklar, hep erkeklerin ne yapacağı konusunda bilgi içeriyor. Sakin olmalı, kadına yol gösterici olmalı, kadının cinsel organına, göğüslerine dokunarak onu uyarmalı gibi birtakım bilgiler veriyor. Burada kadının ancak evleneceği erkekle birlikte olması onaylanırken, bir taraftan da erkeğin yaşadığı korku görmezden geliniyor. Çünkü korku, ‘erkeklik’ kavramının içine yakıştırılamıyor aslında.

Erkeklere yol gösteren bilgiler işe yarayabildiği gibi tam tersi, kadını rahatsız edici etki de doğurabiliyor. Çünkü asıl bilinmesi gereken, cinselliğin karşı tarafla birlikte yaşandığı gerçeği. Birisinin reçetesi bir başkasına uymayabilir. Kadın ve erkek, birbirlerine göre kendilerini ayarlamayı, birbirlerini nasıl rahatlatacaklarını yaşayarak fark etmekle işe başlamalılar.

Cinsellik doğal bir olay olduğuna göre, bunu unutmadan her şeyi kendi haline bırakmak, dokunuşlardan haz almaya odaklanmak, ilk deneyimi yaşamak için rahatlamanın bir yoludur.

Cinselliği sadece cinsel organa indirgemeden, ilk deneyimini yaşayacak olan tarafa dokunuşlarla zevk vermeye çalışarak, belki cinsel birleşmeyi daha sonraya bırakarak, korkunun üstesinden gelmek mümkün.

Ne zaman tedavi gereklidir?

İlk ilişki aklınıza geldiğinde elleriniz, ayakları titiriyorsa, korkudan bayılacak gibi oluyorsanız, bu nedenle birisiyle tanışmaktan, görüşmekten, birinin size dokunmasından irikiliyorsanız, kimsenin sizinle tensel temas kurmasını istemiyorsanız, bu şekilde cinsellik yaşamanız mümkün değil. Çünkü korku, cinsellikten çok daha büyük bir sinyaldir beyne gönderilen.

İlk ilişki korkusu nedeniyle ereksiyon problemi yaşayan erkekler ya da ilişkiye hazır hale gelmeyen, vajinismus olan ve cinsel soğukluk yaşayan kadınların sayısı oldukça fazla.

Kendinizde ilk ilişkiye dair yüksek endişe belirtileri görüyorsanız ve sürekli ilişkiden kaçma eğilimindeyseniz, bir uzmandan yardım almanız yerinde olur. Psikoterapi ile ya da pskikoterapiyle eşzamanlı olarak ilaç tedavisiyle bu korkunuzun üstesinden gelebilirsiniz.

Pet Şişede Cinsel Tehlike

cinsellikGündelik hayatta yaygın olarak kullanılmakta olan plastik şişeler cinsel sağlığı tehdit ediyor.

Harvard School of Public Health'te araştırmacılar 77 öğrenci üzerinde inceleme yaptı. Öğrenciler 7 gün boyunca plastik şişelerden su içti. Plastik şişe kullanan katılımcıların idrarlarında, dişilik hormonu östrojene benzeyen BPA maddesinin yüzde 69 arttığı görüldü.

Araştırmalar plastik şişelerde bulunan, BPA maddesinin doğumsal kusurlara, büyüme bozukluklarına ve kalp hastalığı ile diyabet riskinin artışına neden olduğunu söyledi.

Özensiz İlişkilerde Cinsel Soğukluk Kaçınılmaz

Cinsellik

Evli çiftler arasında baş gösteren cinsel isteksizliğin en önemli nedenlerinden biri, ilişkiye gerekli özenin gösterilmemesi. Evliliklerde cinsel çekimin azalması sevginin de yavaş yavaş bittiğinin habercisiymiş gibi gelir çiftlere. Oysa gerçek sebep fiziksel ve duygusal bir takım rahatsızlıklar olabilir. Bu nedenle öncelikle problemin ne olduğunu araştırmak ve buna göre hareket etmek gerekiyor.

Evliliklerde çiftleri birbirinden uzaklaştıran en büyük etken ilişkiye gerekli titizliğin gösterilmemesi ve cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılmaması. Evli çiftlerin zaman içinde ara ara ilişkilerini gözden geçirerek yeni bir boyut getirmeleri gerekir.

Kadınlarda cinsel soğukluğun nedenleri
Yapılan araştırma sonuçlarına göre seks, stres, yorgunluk ve baş ağrısıyla savaşıyor. Aynı zamanda bünyeyi de rahatlatıyor. Cinsel soğukluk, partnere yetişme çağında ailenin cinsellik konusunda gösterdiği tutuculuğa bağlı olabiliyor. Diğer bir neden de, gençlik çağındaki ilk deneyimde meydana gelmiş bir zorlama ya da partnerin doğru kelimeleri ve dokunuşları bulamamasından doğan ters etkilenmenin yıllar sonra bilinçaltından çıkması. Bu sorun, kadının yaşadıkları incelenerek çözümlenmeli. İsteksizlik ve orgazm olamama geçmişle yüzleşmenin getirdiği bir sorun da olabiliyor.

Ağrı, ilişkiden soğutabiliyor
Toplumsal baskı ve tabular, kadın cinselliği söz konusu olduğunda, kadından çok daha fazla söz sahibi olduğundan kadın kendini ilişki sırasında baskı altında hissedip ilişki sırasında kendini kasabilir. Evliliğin ilk gecesinde kadının kendini kasması ilişkiden haz almasından çok acı duymasına neden olmuş olabilir. Bu nedenle de cinselliğe bakışı farklı olacaktır.

Libido yani cinsel isteğin kaybolması
Libido kaybı, cinsel isteğin kaybolması anlamına gelir. Evliliklerinin ilk yıllarında mükemmel bir cinsel hayata sahip olan çiftlerin, bir zaman sonra birbirlerinden soğumalarının nedeni büyük ihtimalle libido kaybına bağlıdır.

Libido kaybına çiftlerin psikolojik yapılarındaki değişiklik neden olabilir. Genel olarak evli çiftlerde libido kaybının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
- İstenmeyen gebelik korkusu
- İlişkiye girmeyi önleyen korkular
- Kişinin psikolojik durumundaki değişiklikler
- Sosyal ve ekonomik nedenlere bağlı stresler
- Travmaya neden olan tıbbi müdahale
- Vajinanın penisi içine alması sırasında ağrı olması

Eğer kadında bir takım jinekolojik rahatsızlıklar baş gösterdiyse bunlar da cinsel soğukluğa yol açabilirler. Eğer kadın doğum gibi büyük bir değişiklik yaşadıysa vücudunun yeniden eski ritmini yakalaması üç aylık bir süre isteyecektir. Bu arada kadının annelik, eşlik, evinin kadını gibi konularda aklının karışması da cinselliğe zaman ayırmasını engelleyici etkenlerden olabilir.

Erkeklerde cinsel soğukluk
Toplumumuz kadına yatakta ne kadar baskı yapıyorsa erkeği de o kadar serbest bırakıyor. Performansından şüphe edilmeyen erkek de kendisine gösterilen bu güveni baskı olarak algılayabiliyor oysa. Erkeklerde de bazı fizyolojik sorunlar sıkça görülebiliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ile uğraşan uzmanlar öncelikle ilk iş olarak olayın fiziksel mi, yoksa psikolojik mi olduğunu araştırıyorlar.

Fiziksel rahatsızlıklardan ileri gelen cinsel isteksizliğin bir takım konsültasyonlarla ortadan kaldırılması mümkün. Bu fiziksel rahatsızlıklar çoğunlukla kalp - damar hastalıkları, bazı hormon veya enfeksiyon hastalıkları ile libido üzerinde olumsuz etki yapan ilaçların neden olduğu hastalıklar oluyor. Psikolojik nedenlerden bazıları ise stres, sürmenaj, kendine güven eksikliği, çift arasında yaşanan sorunlar olabiliyor. Bu gibi durumlarda çiftlerin aralarındaki problemleri çözmek üzere bir evlilik uzmanının yardımını almaları gerekebilir.

Eş Seçerken Nelere Dikkat Ediyoruz?

evlilik6

Erkekler eş seçiminde; bekâret, iyi yemek yapma gibi özellikleri ön planda tutarken, kadınlar; gelir, sosyallik ve güvenilirlik arıyor. Eş seçiminde ırk, sosyoekonomik düzey, fiziksel çekicilik, etnik köken, din, toplumsal tercihler, eğitim düzeyi, aile yapısı, zekâ düzeyi ve ömür uzunluğu gibi özelliklerin benzerliği önemli rol oynuyor.

Yapılan bir araştırmaya katılanların evliliğe verdikleri anlamlar konusundaki görüşleri, şu sonuçları ortaya koyuyor:
- Erkekler, evliliğe cinsel ilişki anlamını kadınlara oranla daha fazla yüklüyorlar. Bu durum, büyük şehirler ve taşrada okuyan öğrencilere göre farklılık arz etmiyor.
- Duygusal beraberlik olarak anlamlandırmada, cinsiyetler arasında fark bulunmazken şehirler arasında fark bulunuyor. Büyük şehirlerde okuyan kız ve erkekler, duygusal beraberliğe taşralılardan daha çok önem veriyorlar.

Evlilik kurtuluş mu?
- Evliliği çevre baskısından kurtulma ve toplumsal bir gereklilik olarak görmeye verilen önem açısından, cinsler ve şehirler arasında farklılık bulunmuyor.
- Evliliği ekonomik bir gereklilik olarak görmeye verilen önem açısından da cinsler arasında fark olmadığı, ancak büyük kentlerde okuyan öğrencilerin bu anlama daha fazla önem verdikleri görülüyor.
- Çocuk sahibi olmaya, taşrada okuyan öğrenciler daha fazla önem veriyor.
- Dini gerekliliğe ise erkekler kızlara, taşrada okuyan öğrenciler büyük şehirlerde okuyan öğrencilere oranla daha fazla önem veriyorlar.
- Evliliği yalnızlıktan kurtulma olarak gören kızlar erkeklerden, büyük kentte okuyan öğrenciler de taşrada okuyan öğrencilerden daha fazla…

Zekâ düzeyi önemli
Erkekler eşlerini seçerken iyi yemek yapma, bekâret, yuva ve çocuk arzusu, görünüş güzelliği, dini inanç benzerliği; kadınlar ise sosyal olma, benzer eğitim geçmişi, iyi maddi gelir ve güvenilir bir kişiliğe sahip olma, iyi sosyal statüsü veya mevkii bulunma, öğrenim ve zekâ düzeyi yüksek olma özelliklerine önem veriyorlar. Şehirler açısından ele alındığında, metropol grubu sosyal olma, benzer eğitim geçmişi, iyi maddi gelir, iyi sosyal statü veya mevki, karşılıklı sevgi (aşk); Konya grubu ise bekaret, yuva ve çocuk arzusu ve dini inanç benzerliği özelliklerini önemsiyor.

Öte yandan, kadınların önemsediği özelliklerin genellikle metropol grubu, erkeklerin önemsediği özelliklerin taşra grubu tarafından önemseniyor olması, erkeklerin geleneksel yapı içinde daha iyi bir toplumsal yapı içinde bulundukları ve bundan hoşnut olduklarını, kadınların ise değişme ve gelişme istediklerini gösteriyor.

Cinsel sağlığınız için 15 altın öneri!

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, günümüzde çok eşli bir yaşamın benimsenmesi nedeniyle oldukça sık karşılaşılan sorunlardan. Bir de, bazı hatalı alışkanlıklar yüzünden gelişen hastalıklar var; mesela naylon iç çamaşırının yol açabildiği mantar enfeksiyonu gibi! Bu tür hastalıklar estetik, psikolojik ve hijyenik sorunları, hatta kimi zaman kısırlık veya erken doğum gibi çok ciddi tabloları da beraberinde getirebiliyor. Aslında günlük hayatımızda alacağımız basit önlemlerle bu hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebiliriz. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op Dr. Kağan Kocatepe, cinsel sağlığınızı korumanız için almanız gereken 15 önlemi şöyle sıraladı...

Alerji testi yaptırın

Vajinal bölgenizde, sadece regl dönemi sırasında gelişen bir kaşıntınız mı var? Yanıtınız evet 'evet' ise o zaman sizin sorununuz alerji olabilir. aklınızda bulunsun, kokulu pedler vajinanın duyarlı cildinde kaşıntıya sebep olabiliyor. Köpüklü banyo yapmak ve bu bölgeyi kokulu sabunla yıkamak da alerjiyi tetikleyebiliyor. siz iyisi mi kokulu ürünler kullanmayı bırakın. Belirtiler ortadan kalkarsa, suçluyu bulmuşsunuz demektir. Doktorunuz aksini öenermedikçe, vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini de kullanmayın. Çünkü bunlar vajinayı bakterilere karşı koruyan ''laktobasil asit'' ortamının zarar görmesine yol açabiliyor.

Diyetinizi gözden geçirin

Yapılan çalışmalar, haftada 4 ile 6 kez tavuk yiyen kadınların sistite daha eğilimli olduğunu gösteriyor. Bu soruna tavukta bulunma ihtimali olan E koli bakterisinin neden olabileceği düşünülüyor. Teksas Üniversitesi Southwestern Medical Center'de yapılan bir araştırma; diyet içeceklerdeki maddelerin, mesanede tahrişe yol açabileceğini ve idrar tutamama sıkıntısını artırabileceğini ortaya koyuyor. New York Long Island Jewish Medical Center'de yapılan çalışmada ise günde 2 dilimden fazla beyaz ekmek tüketmenin, içeriğindeki rafine karbonhidratın kan şekeri seviyesini yükseltmesi nedeniyle mantara daha uygun bir zemin hazırladığını ifade ediyorlar.

Stresten uzak durun

Uzmanlar stres altındaki kadınların regl dönemlerini, sakin mizaca sahip olan ve stressiz bir yaşam süren kadınlardan 2 kat daha ağrılı geçirdiklerine dikkat çekiyor. Bunun muhtemel sebebi ise stres yüzünden yükselen prostaglandin (çeşitli dokularda bulunan ve yağ asitlerinin türevi olan yağ kökenli bir madde) üretiminin, ağrılı krampları tetiklemesi. Bu artış özellikle regl döneminin ilk yansında görülüyor. Dolayısıyla, siz de hiç olmazsa regl döneminde stresten uzak olmaya çalışın.

'Mantardır' diye düşünmeyin

Vajinal bölgedeki her kaşıntının mantar enfeksiyonundan kaynaklandığını zannedip, gelişigüzel ilaç alarak kendi kendinizi tedavi etmeye kalkmayın. Çünkü, aslında sorununuzun nedeni başka bir hastalık, örneğin, bakteriyel vajinit olabilir. Mantar enfeksiyonu peynir kesiği kıvamlı bir özellik sergilerken, bakteriyel vajinit akıntısı ise daha akıcı oluyor. Doktorunuz bakteriyel vajinit tanısı koyarsa, antibiyotik tedavisi uygulayacaktır.

Smear testi yaptırın

Uzmanlar, hiçbir yakınmanız olmasa bile Pap Smear testini düzenli olarak yaptırmanız gerektiği uyarısında bulunuyor. Çünkü bu test İle jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri erken dönemde yakalanabiliyor. Hatta rahim ağzında kanser başlangıcı olabilecek herhangi bir hücresel değişiklik bile pap smear testi ile belirlenebiliyor. Bu nedenle aktif cinsel hayata başlayan her kadının, 20 yaşından itibaren yılda bir kez pap smear testi yaptırması çok önemli. Risk faktörü taşıyanlarda ise testin 6 ayda bir tekrarlanması gerekiyor

Klamidya enfeksiyonlarını önemseyin

Her yıl düzenli olarak doktor kontrolünden geçin. Çünkü, genltal bölgeye kolaylıkla yerleşebilen ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biri kabul edilen klamidya bakterisi enfeksiyonu günümüzde çeşitli testlerle ortaya çıkarılabiliyor ve başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Eğer tedavi edilmezse, bir yandan fallop tüplerinde tıkanma sonucu kısırlığa yol açabiliyor, öte yandan genltal siğil virüsü olan HPVnin enfeksiyonunu kolaylaştırarak rahim ağzı kanseri riskini artırabiliyor.

İdrara çıkışınızı takip edin

Uzmanlara göre; günde 8 kez İdrara çıkmak normal. Eğer daha sık idrara çıkıyorsanız, muhtemelen çok fazla SM tüketiyorsunuz demektir. Yine de, çok ani olarak tuvalete çıkma ihtiyacı hissediyorsanız ya da tuvalete erişemeden İdrar kaçınyorsanız, bu, fazla çalışan bir mesaneden muzdarlp olduğunuz anlamına gelebilir. Tıpta aşırı Uzmanlar stres altındaki kadınların regl dönemlerini, sakin mizaca sahip olan ve stressiz bir yaşam süren kadınlardan 2 kat daha ağrılı geçirdiklerine dikkat çekiyor. Bunun muhtemel sebebi ise stres yüzünden yükselen prostaglandin (çeşitli dokularda bulunan ve yağ asitlerinin türevi olan yağ kökenli bir madde) üretiminin, ağrılı krampları tetiklemesi. Bu artış özellikle regl döneminin ilk yansında görülüyor. Dolayısıyla, siz de hiç olmazsa regl döneminde stresten uzak olmaya çalışın. aktif mesane adı verilen bu durum ilaçla tedavi edilebiliyor.

Jinekologunuzla görüşün

Bazı kadınlar farklı idrar kanalına sahipler. "Nasıl" diyorsanız, hemen söyleyelim: Mesela idrar kanalı vajinaya yakın olabiliyor. Bunun sonucunda da bakterilerin içeri girmesi kolaylaşıyor. Böyle bir anatomiye sahipseniz, kişisel hijyeninize daha çok dikkat etmelisiniz. Örneğin tuvalet ihtiyacını karşıladıktan sonra arkaya doğru temizlememeniz ve ellerinizi her tuvalet sonrası yıkamanız gibi.

Bisiklet selenizi değiştirin

Doktorlar ince ve küçük sele kullanan kadın bisikletçilerin üriner bölge enfeksiyonlarına daha yatkın ve seksüel duyarlılıklarının da normalden daha az olduğunu belirtiyorlar. Çünkü, küçük bisiklet seleleri, perine kanalındaki sinirlere anormal bir baskı yaparak genital organları etkiliyor. İyisi mi siz büyük bir sele kullanın ve vücudunuzu ileri doğru uzatmaktan de kaçının.

Vulvanızı kontrol edin!
Uzmanlar her kadının vulva bölgesini 3 ayda bir kendi kendilerine muayene etmeleri gerektiğini belirtiyorlar. Çünkü bu sayede pek çok hastalık, erken dönemde, yani henüz tedavi edilebilir aşamadayken saptanabiliyor. Siz de vulvanızı düzenli olarak muayene edin ve bu bölgede siğil, kitle, şişlik ya da koyu lekeler fark ederseniz, hemen doktorunuzu arayın.

Genital bölge kuru kalsın

Mantar ile diğer bakterilerin nemli ve sıcak ortamlarda daha kolay üremeleri nedeniyle genital bölgenizin kuru kalması, sağlığınız açısından çok önemli. Reyonlarda sergilenen seksi iç çamaşırlar hemen hepimizin gözlerini kamaştırsalar da, siz yine de sağlığınızı korumak İçin naylon yerine pamuklu olanlarını tercih edin. Çamaşırınızın dar olmamasına da özen gösterin. Tabi aynı kural pantolonunuz ve çorabınız içinde geçerlidir.

Makas kullanın!

Ağda ve jilet, genital tüylerin yok edilmesinde oldukça etkili yöntemler. Ancak her ikisi de kıl köklerinde enfeksiyon gelişmesini kolaylaştırıyor ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden oluyor. Genital bölgedeki tüyleri kısaltmak için makas kullanmanız, özellikle genital bölgeniz enfeksiyona ve tahrişe duyarlı ise sizin için daha iyi bir seçenek olabilir.

Gereksiz yere ağrılar içinde kıvranmayın

Dış genital bölgede ağrı mı duyuyorsunuz? Kadınların yüzde 15'inde görülen ve vulva ağrısı olarak adlandırılan bu sorun, eskiden doktorlar tarafından çaresiz olarak nitelenir, hatta "psikolojik" olarak adlandırılıp, ciddiye alınmazdı. Günümüzde ise kronik ağrılar arasında kabul edilen vulva ağnsı ilaçlar ve akupunkturla tedavi edilebiliyor.

İlişkide yan pozisyonda durun
Kadınların yüzde 18'inde 'geriye dönük rahim' olarak adlandırılan bir rahim tipi görülüyor. Bu sorun regl döneminin ağrılı geçmesine yol açtığı gibi, rahmin ya da vajinanın geriye sarkması riskini de artırıyor. Normal bir rahmin bağları gevşediğinde, rektum rahme destek verebiliyor. Fakat geriye dönük rahimde böyle bir şans yok. Bu yüzden cinsel ilişki sırasında yan tarafınıza yatar pozisyon almak, sizin için daha rahatlatıcı olabilir.

Topuklarınız üzerinde yükselin

Topuklarınız üzerinde yükselme egzersizleri, pelvik taban kaslarınıza elastikiyet kazandırıyor. Böylelikle orgazma ulaşmanız da kolaylaşıyor. 'Ayak bileğini germe ' hareketi olarak adlandırılan bu egzersizi yapmak için topuklarınızı zemin üstünde düz basmanız ve ayak parmaklarınızı yukarı germeniz yeterli. Uzmanlar elastik bir pelvis tabanı için bu egzersizi günde 8-10 kez tekrarlamanızı öneriyor.

Cinsel hayatı bitiren hastalık

Diyabete bağlı damar tahribatı fiziksel olarak cinsel fonksiyonlarda bozulmalara yol açıyor. Cinsel isteksizlik, erkeklerde ereksiyonun gerçekleşmemesi, kadınlarda orgazm olamama, diyabette görülen cinsel sorunlar arasında yer alıyor.

Bugün'de yer alan habere göre, Anadolu Sağlık Merkezi Endokrinoloji Uzmanı Dr. Özay Tiryakioğlu, diyabetin yol açtığı bu problemlerin çözümü hakkında şunları söyledi: “Diyabet hastalarının korkulu rüyalarından biri de, cinsel hayatlarının bu hastalıktan olumsuz etkilenmesi ihtimali. Bu korku bile tek başına cinsel fonksiyonlarda bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Ancak psikolojik nedenlerin yanında diyabetin, cinsel hayat üzerinde nöropatik ve fiziksel nedenlerden kaynaklanan olumsuz etkileri bulunuyor.

DAMAR HASARI OLUYOR

Hastalığın belli dönemeçlerinde, özellikle beş seneyi geçtikten sonra hastaların büyük çoğunluğunda damar hasarına ait bulgular ortaya çıkmaya başlıyor. Hastalarda diyabete bağlı damar tahribatıyla birlikte, cinsel fonksiyonlarda bozulmalar olabiliyor. Vasküler damarsal problemler erkekte sertleşme, kadında klitoris fonksiyon bozukluğuna bağlı orgazm olamama sorununa yol açıyor.

haberturk.com

Antidepresanlar aşkı da öldürüyor

Kullananların yüzde 70'inde yan etki olarak cinsel arzu kaybına yol açtığı bilinen antidepresan ilaçların, 'aşık olma' kapasitesine de zarar verdiği iddia ediliyor...


ABD'de, antidepresan ilaçlarla ilgili bir araştırmanın sonucuna göre bu ilaçlar, cinsel arzu kaybına yol açan yan etkilerinin yanı sıra 'aşık olma' kapasitesine de zarar veriyor. Araştırmayı yürüten Dr. Helen E. Fisher ve Dr. Anderson J. Thomson Jr., beyindeki serotonin düzeyini artıran antidepresanların aynı zamanda beynin aşık olma ve bağlanma duygularını kontrol eden bölgelerindeki işleyişi bozduğunu söylediler.


25 yıllık araştırmalar
THE New York Times gazetesinde yer alan habere göre doktorlar, antidepresan kullanan ve libido kaybından şikayetçi olan hastaların, romantik yaşamlarının da büyük ölçüde etkilendiğini müşahede ettiklerini kaydettiler. Aşık olan insanların beyinlerini ve aşık olmanın nörolojik temeline ilişkin son 25 yılda yapılan araştırmaları inceleyen doktorların bilimsel makalesi bu yıl yayımlanacak.

'Bekârlık sultanlık’ diyen hata eder

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, “Evlenin, sağlıklı kalın" diyor. Tezini de “Evlenenlerde kalp hastalıkları, depresyon ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar daha az" sözüyle destekliyor.


Yapılan son araştırmalar 'Bekârlık sultanlık’tır inancını çürütüyor. Araştırmalar sonucunda ortaya çıkan 'evlenenlerin daha uzun yaşadığı’ saptamasını, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu da doğruluyor. Hatta uzun yaşama ve sağlıklı yaşlanmada rol oynayan faktörler arasında evliliğin önemli bir payı olduğunu savunuyor. Evlenmenin ömür uzatıcı etkisinin özellikle kadınlarda daha fazla olduğunu vurgulayan Müftüoğlu, refah seviyesi iyi olanların da bir adım ileride olduğunu anlatıyor. Müftüoğlu, sorularımızı yanıtladı.
Kadınsız olmaz!
Evlenmenin uzun yaşamayı sağlayan bir etkisi olduğu yönündeki araştırma sonuçları ne kadar doğru?
Evlenmenin yaşlanma sürecine olumlu etkisi var. Bütün araştırmalara göre, uzun yaşamak istiyorsanız evlenin. Düşünmeyin, üzülmeyin, korkmadan evlenin, sağlıklı kalın. Evlenenlerde kalp hastalıkları, depresyon ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma oranı daha az. Evliliğin ömür uzatıcı etkisi kadınlarda daha fazla. Aslında erkekler kendine bakma özürlü. Evlenmediği zaman kadın - erkek ayrımına bakıldığında şöyle bir gözlem var. Kocası ölen kadınların ortalama yaşam süresi, karısı ölen erkeklerin yaşam süresi kıyaslandığında eşlerini kaybeden erkekler çok daha kısa yaşıyor. Çünkü kadınlar kendine bakma konusunda daha itinalı. Bana göre iyi ki kadınlar uzun yaşıyor. Çünkü erkeklerin uzun yaşadığı dünya daha bakımsız ve çirkin olurdu gibi geliyor.
Kadının kendi hayatına ve erkeğin hayatına katkısı nedir?
Kadınlar gerçekten yapıcı yaratıklar. İnce, narin ama aynı zamanda kontrollü, daha samimi, daha içten ve dikkatli. Bu açıdan bakınca cinselliğin kontrolünün daha çok kadında olduğu bir hayat, daha düzenli bir hayat olabilir. Evlilik, cinselliğin kontrolünü sağlayan bir müessese. Evli erkek daha az poligam oluyor ve bu onu cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyor. Evlilik düzen getiriyor erkeğe, bakımı sağlıyor. Evlilik, kadını da muhakkak uzun yaşatıyor. Kadını doğurgan ve üretken hale getiriyor. Evlilik olmasa bile birlikte yaşama, kadın erkek birlikteliği, bu mümkün değilse bile dokunmak hatta insanların birbirleriyle temasları insanlara güç veriyor. Birbirlerine merhaba demeleri güven duygusu yaratıyor.
Refah düzeyi önemli
Yaşamı uzatan faktörlerden birinin refah düzeyi olduğunu söylüyorsunuz...
Yaşamın uzamasında refahın önemli katkısı var. 35 - 40 yıl önceki insanın ortalama yıllık gelirine göre şimdi neredeyse yüzde 200’lük artış var. Bugün 4 bin doları beğenmiyoruz. Böyle baktığınız zaman ortalama bir Avrupa Birliği üye ülkesinde ortalama 3 bin doların altı konuşulmuyor. Bu insanın hem daha çok parası var hem tıbbın sunduğu olanaklarla daha uzun yaşama süresi yakalamış, refahı yüksek ve daha uzun yaşamak kesinlikle hakkı. Daha uzun yaşarken de kendini 60 yaşındayım ama hala kulağım iyi duysun, gözüm iyi görsün, böbreğim iyi çalışsın, görüntümde hoşluğum değişmesin kilom fazla olmasın gibi beklentilerinin olması son derece normal.
Türkiye genç nüfusa sahip... Gelecekte değişecek nüfus dengelerine yönelik yaşlı nüfus için neler yapılmalı?
Yaşlı sağlığı üzerine daha fazla eğilmemiz, ona yönelik çok ciddi hazırlıklar yapmamız lazım. Şu anda olayı sadece huzurevleri olarak görüyoruz. Ama o evlerin huzurlu evler olduğundan son derece kuşku duyuyorum. Yaşlı nüfusun nasıl organize olacağına yönelik hastane yapmamız lazım. Yaşlı sağlığını yaşlanmış insanların sağlığı gibi görmekten vazgeçip yaşlanma sürecinde insanları sağlıklı tutma gayreti haline dönüştürmek daha başarılı sonuç verir.
“Demirel benim hayat öğretmenim"
Önerilerinizin ve öngörülerinizin kendi yaşamınızdan çıkardığınız sonuçlar olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hem öyle, hem de benim çok önemli bir hayat öğretmenim var. 20 yıldır yanında olduğum Süleyman Demirel. Her bir ziyaretim ders gibi geçti.
Aranızda doktor - hasta ilişkisinin ötesinde bir alışveriş oldu anlaşılan...
Tecrübelerinden, gözlemlerinden yararlanıyorum. Gücün çok geçici olduğunu, pozisyonel yapılanmaların aslında çok önemli olmadığını gördüm. Bir yere konumlanma sendromu, bir yere konumlanmak için kendinizi içine soktuğunuz bedensel ve ruhsal durumlar da (statü sendromu) sizde hastalıklara yol açabiliyor. Statünün ne kadar önemsiz olduğu gibi pek çok şeyi gözlemledim.
Demirel’in bakış açınızı değiştirmede nasıl bir rolü oldu?
İlk başhekim olduğum zaman bana söylediği bir söz, hayat görüşümü neredeyse yüzde 50 değiştirdi. Demirel bana dedi ki; 'Bir yeri yaka yaka da ele geçirebilirsin yapa yapa da. Akıllı insan, yetenekli ve topluma kendini adamış insan, yapa yapa ele geçirir. O insanları kazanarak, koruyarak geçiren insandır.’ Bu kavgalar, telaşlar, heyecanlar eğer statüden, pozisyonel durumlardan kaynaklanıyorsa, sonuçları çok değiştirmiyorsa hiç bir şey kazandırmıyor.
Demirel sağlıklı yaşlanan biri mi?
Bilge yaşlanan biri. Hayattan keyif alarak yaşlanmayı başarabilmenin bir abidesidir. Hala aktif çalışıyor. Süleyman Demirel, sağlıklı olmaya karar vermiş bir insan.
Şu anki sağlığı nasıl?
80 yaşında ve sağlıklı. Yaşının önünde bir sağlığı var. Diyabeti dışında bir sorunu yok.
Bol yumurta beyazı tüketin
Antioksidan besinleri bol bol tüketin. Her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. (Kuru siyah erik, kuru siyah üzüm, böğürtlen, çilek, pancar Brüksel lahanası, ıspanak, brokoli, kivi, kızılcık, kırmızı biber, portakal, avokado, soğan).
Kan şekerini hızla ve aşırı derecede yükselten besinlerden uzak durun (haşlanmış patates, corn flakes (mısır gevreği), dondurma, haşlanmış mısır, tahıl gevrekleri, beyaz ekmek, kızarmış patates, bal, pirinç)
Düzenli kahvaltı yapın.
Sirke, limon suyu ve baharat kullanın.
İşlenmiş besinlerden, yapay tatlandırıcılardan uzak durun.
Düzenli balık tüketin (haftada 3 kez 100 gram).
Omega 3 içeren besinleri daha çok kullanın (Semizotu, balık eti, avokado, kanola yağı, ceviz).
Daha az yağ tüketin. Tereyağ, margarin gibi doymuş yağ kullanımını azaltın, zeytinyağı ve kanola yağını tercih edin.
Toplam günlük kalori tüketimini azaltın.
Stres altındayken yemek yemeyin. Gece yemek yemekten kaçının.
Omega 6 içeren besinleri azaltın (Peynir, ayçiçeği yağı, kırmızı et, yağda kızartmalar, dondurma, tereyağı, cipsler, mayonez, margarin, patlamış mısır).
Yumurta beyazını bolca tüketin (haşlanmış yumurta beyazını ya da sadece yumurta beyazından yapılan omleti).
Akşamları bir kadeh kırmızı şarap, bellek destekleyici antioksidanları sağladığı gibi günlük geriliminizi azaltır.

Aşkınızı yenileyin
Sadece bedensel egzersizler yeterli değil. 'Kalbinize değen’, onun daha hızlı ve güçlü çarpmasına neden olan şeyler kalbinizin duygusal egzersizleridir. Yeni bir aşk, eşinize karşı sık sık yinelenen sevgi sözcükleri ve yeniden alevlenen duygu yoğunluğu, yeni bir başarı, keyiflendiren yeni bir film, oyun, müzik ya da kitap iyi birer egzersizdir. Bırakın kalbiniz yeni heyecanlarla çarpsın, yeni hevesler, yeni keyifler, yeni aşklar yaşasın. Bu denemelerin kalbiniz için gençleştirici egzersizler olduğunu hiç unutmayın.
Yaşlanma nedeni işyeri alışkanlıkları
Aşırı mükemmeliyetçilik.
Sevilmeyen - istenmeyen görevleri üstlenme.
Yetersiz - hatalı iletişim.
Motivasyon eksikliği.
Amaçları ve öncelikleri belirleyememek.
Aynı anda çok fazla işi yapmaya çalışmak.
Ayak üstü atıştırmak - öğle yemeğini atlamak.
Masa başı çalışmasına ara vermemek.
Masa başı egzersizleri yapmamak.
Gereğinden çok ciddi bir iş ortamı oluşturmak.
Aşırı çay - kahve içmek.
Yetersiz su tüketmek.
50 - 100 kalorilik ara öğünleri atlamak.
Görevlendirmede kıskançlık, her işi üstlenmek.
Takım çalışması eksikliği.
Öğle tatillerinde yürüyüş yapmamak.
İşe erken gelip, işten geç çıkmak.
Tatil günlerinde de çalışmak.
Sevgi & Aşk