| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

533 "şiir" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"şiir" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İMGE Dedim Adına

İmge 

Son çocukluk da bitmişti ömrümde
Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz
Kırlara bahar yetmese de içimde
Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar
Dilimde sözcüklerin çelik direnci
Sesimde ölüm rengine inat aşklar
Mavilikler yasaklandı gökyüzünde
Özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim
Doğduğum gün adına "İMGE" dedim
Sevdim bütün insanları, insan yanlarını
Sen de seveceksin
Dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin
Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne
Ateşi yüreğinle körükleyeceksin
Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı
Çiy de düşebilir anıların üstüne
En güzel ezgileri nehirağzı denizlerde
Hep kendi sesinle türküleyeceksin
Hüzün ağaçlarının sevinç açtığını
Adının sonsuz anlamında göreceksin
Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
Soluğumu soluklarına kattım
Bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım
Bir çocuk ölümleri ağlattı beni
Bir de türkülerde kalabalık ihanetler
Gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine
Aşk adına sesimi sürdüm namlulara
En büyük eylemleri söz eyledim
Doğduğun gün adına "İMGE" dedim
Sen, elbette sen olacaksın biliyorum
Sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum

Adnan YÜCEL

İMGElerde HAYAT

imge
Meteor dudaklı;

Önce rahmine bir şair yerleşmeli
Ve şiirler doğurmalısın cinsiyetsiz

Sus pençeli çiçeklerini al kalbimden
Al
Al aktığını göreceksin
Uzat avuçlarını kalbime
İMGEleri
Kana kana içeceksin

Al yazlara ağlarken ben
Alkışları seveceksin
Unutma

Sevdiklerinle üşüyeceksin…

İMGE KAYBI

imge
 

Eksik tümceler,cümle kurulum hataları

Kifayetsiz kalan sözcükler

Anlatamıyorum duygularımı

Bazen öyle imgeler sararken beynimi

Ben dökemezken sayfalara

İçimde kalıyor biriktirdiklerim

An oluyor yazmak istiyorum herşeyi

Kelimeler havalanıyor azat oluyor kağıtlarımdan

Bir yazıyor bir çiziyorum

Hapsolmak istemiyorlar ucu yırtık sayfalarımda

Kalemim yazmıyor

Tükenmez kalemimin de tükendiğini hissettiğimde

Küsüyorum imgelerime

İşte öyle anlardan birindeyim yine

Alıntı

 

Ağlarsın

kadin-yalnizlik

Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

kadin-erkek-iliskileri-ayrilik

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

kadin-erkek-iliskileri

Ateşe su dedim göz göre göre,

Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

CEMAL SAFİ

kadin

Kişi Başına Düşen Mutluluk ve Sağlık

mutlulukİnsanların yüzlerinde tebessümün eksildiği bir toplum haline geliyoruz.  Özellikle büyük kentlerimizde...

İnsanlar karşılıklı hoşgörüyü kaybetmek üzereler. Kavgadan hoşlanır olduk. Birbirini sevmeyen, birbirinden nefret eden insanların yaşadığı bir ülke haline geliyoruz. Bilerek veya bilmeyerek...

Bu topraklar Mevlana’ların, Yunus Emre’lerin, Karaca Oğlan’ların yaşadığı  ve onların bıraktığı yüce hoşgörü ve sevgi miraslarını yaşayan, paylaşan bir toprak değil miydi, bir coğrafya değil miydi?
Bu insanları bir araya getiren karşılıklı sevgi ve saygı yok mu oluyor?
Bozulan toplum psikolojisini sadece dünyadaki ve dolayısıyla ülkemizdeki ekonomik krize bağlamak yanlış.
Yıllar önce bir gurup arkadaşla birlikte Hindistan’dayız, Yeni Delhi’de.. Bir öğlen saatinde oranın en iyi restoranına gittik. İstanbul’dan gelen üzücü bir haber hepimizi çok mutsuz etmişti. Ve bizler önümüze getirilen en güzel yemekleri yiyemeden kalktık sofradan. Hepimizin yüzünden düşen bini bir parça idi...
O sırada dışarıda taşlar üzerine oturmuş 8-10 tane genç Hintli öyle mutluluk içindeydiler ki. Önlerinde iki çeşit toz biber ve hepsinin ellerinde ekmek parçaları. O biberlere batırıp keyifle yiyorlardı.
Herhalde o ekonomik şartlar içinde yedikleri onların öğlen yemeğiydi. Fakat çok mutluydular, hem de çok.
Bütün grup başımızı çevirip hayranlıkla ve imrenerek onlara baktık.Kendileri için dahi yetersiz olan o ekmek ve biberden bize de ikram etmeye kalktılar. Hepsi sağlıklıydı, hepsi güler yüzlüydü. Teşekkür edip ayrıldık. Sonra kendi aramızda şunu düşündük. Cebimizde paramız vardı. Ve Delhi’nin en iyi restoranına gitmiştik. Oradan yemek yiyemeden kalkmıştık. Demek ki paran olsa da o bile güzel bir yemek için yeterli değildi. Hintli gençler bize iyi bir ders vermişlerdi.
Yıllar önce değerli dostum Zülfü Livaneli’nin bir köşe yazısında okumuştum. Tüm dünyada kişi başına düşen milli gelir tartışılırken Asya’da küçük bir krallığı olan Bhutan kralı kişi başına düşen mutluluğu tartışmaya açmıştı.
Acaba kişi başına düşen gelir mi önemliydi, kişi başına düşen mutluluk mu? Kararını sizlere bırakıyorum.
Daha sonraları bu düşünce dünya kamuoyunda uzun süre tartışıldı, bu konuyla ilgili kitaplar yazıldı.
Her gün gazete sayfalarında, televizyonlarda bir şiddet ve nefret sergileniyor. Siyasi liderler kavga ediyor, kurumlar kavga ediyor, sanatçılar kavga ediyor. Acaba bizde toplum olarak bundan hoşlanır hale mi geliyoruz?
Kavga kişiliğimizin olabilecek en çirkin yüzü, bizim bir parçamız mı olmaya başlıyor? Ve kesinlikle bozulan bu toplum psikolojisi içinde sağlıkla olmaktan ve sağlıktan söz etmek mümkün değil.
Giderek insanların ruh sağlıkları bozuluyor, bu da tüm hastalıkların tetikleyicisi
Burada toplum önderlerine düşen görev barışçıl söylemlerle topluma örnek olmaktır. Ve bunu yüreklerinde hissederek yapmalarıdır. Merak etmesinler bu toplum o mesajları da çok rahatlıkla alır. Onlarda toplum psikolojisinin düzeltilmesinin mimarları olurlar.
Barış mesajlarını iyi bir ses tonuyla verirseniz yerine ulaşacaktır, özellikle insanların yüreklerineÖ
Belki bu uygulama ile kısa bir sürede anlaşılmayabilirsiniz. Fakat bir süre sonra Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Karaca Oğlan’ın  torunlarının sizi anladığını göreceksiniz. Yine göreceksiniz ki sadece geçitler, yollar, binalar yaparak bu insanların gönüllerinde taht kuramazsınız.
Bu insanların arasında sevgiyi ve hoşgörüyü de oluşturmak, inşa etmek unutmayın görevleriniz arasındadır.
Rahmetli babam bizlere çocukken “Yaşamda muhakkak han yapın.” derdi de biz anlamazdık. Ne hanı? Nereye? Meğerse onun yapılmasını ve kurulmasını istediği han  insanların gönüllerinde kurulacak hanmış...
Bir tebessümü ne kendi yüzünüzden eksik edin ne de diğer insanlar için esirgemeyin . zarar etmezsiniz merak etmeyin. Çünkü bu insanlar sevgiye ve güler yüze hasret.
Rahmetli anamın duasıyla bitiriyorum. Tüm çocukları için şu duayı yapardı. “ Tanrım, çocuklarıma güç, kuvvet, sağlık,imkan ve iman ver. Fakat birisine kötülük yapacakları zaman, kul hakkı yiyecekleri zaman bunları kes, geri al.” derdi.
Şimdi bu duayı daha iyi anlıyorum...

HAFTANIN ŞİİRİ:

MUTLULUK

Bulvar sokakları dar geliyordu
Yağmurlu akşamlarında
Işıl ışıl damlalarında
Mutluluğu arayan bir insandım
Mutluluk dağların ardındaki
bir güneş
Prometenin kaybettiği ışıktı
benim için
Bulurken kaybettiğim
Kaybederken bulduğum...
Bulvar sokakları şimdi ışıl ışıl
Ellerim gülüyor, yüzüm gülüyor
Prometeden daha çabuk
davranmış
Işığımı bulmuştum .
Onun aydınlığında tüm evreni
seyrediyordum
Gülen insanıyla...
Gülen doğasıyla...
İnsanın mutlu olması ne güzel
Artık çoban eski yanık havaları
üflemiyor kavalına
Suların akışı bile bir başka türlü
İnsanın mutlu olması ne güzel
Tanrının bile yüzü gülüyor.
Eser ALPTEKİN
1962 Pertevniyal Lisesi

Dr.Eser Alptekin

Kadınım

kadinim

  O'na...

Köhne bir yük katarı gibi ayak parmaklarımızı ezerek önümüz sıra geçen bu yorgun asır, bizim asrımız değildi.

Korkarım, tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla beklediğimiz ahengin asrı olmayacak.

Raylar üstünde alelade bir tımarhane bu...

... tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında genzi yakan bir ihtiras kokusu...

Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin bizim için başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek.

Görünen o ki kadınım, seninle biz, "hayat" denen bu metruk peronda, üzerinde adres yazmayan mektuplar gibi bekleşip, aşkımızı acılardan damıtarak yaşlanacağız.

Öyle bir çağdayız ki, insanoğlu geçen asır düşünü gördüğü "denizler altında 20 bin fersah" yolu kat edip, "arzın merkezine" yaklaştıkça, uzaklaştı insanlığından...

Kalabalıklaştıkça arttı kayıtsızlığın ıssızlığı...

Her bineni ise bulayan sefil bir trenle onun borsadan başka tapınak, paradan başka tanrı tanımayan son yolcuları, kainatın raylarındaki şiiri, ilhamı, aşkı ezip geçti.

"Ah o gönül şarkıları" sustu önce...

Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaçtı hasretin, şehvetin harı söndü.

Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok kalemimden sana kalacak.

Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum", -ki amentüsüdür itiraf gecelerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül dalının teybinde tutsak...

Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik kokacak.

A kadınım,

A hüznümün bançesi!..

Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir... dudakların buselere sağır...

Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım.

Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana itimadın hazzını yeniden verebilmek için...

Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi...

Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki biletle mecalsiz bekleşiyoruz.

Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça yelelerinden takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım gibi, o çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım.

Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış maskelerimizden... mecburi rollerimizden...

"Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk gibi, azad olurduk kendimizden... Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iç çekişlerimizi toprağa gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına ip dolayıp keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya...

Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla...

Uşşak makamında...

Can Dündar

Tüm Kadınlar...

Mutluluk Nedir?

jumplg6

Hayatımda ilk önce

SEVMEYİ öğrendim çünkü sevdikçe kendimi hisssettiğimi ögrendim.

AFFETMENİN ne olduğunu anladım ve affetmenin aslında yeni insanlar kazandırdığını gördüm.

Bir gün geçmişime baktığımda PİŞMANLIĞIMDAN üzülmediğimi gördüm, bunları ben yaşadım.

Çünkü..

Birisini HATIRLAMANIN aslında ufak bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu biliyorum artık.

Aslında BANA DEĞER VEREN İNSANLARIN çok yakınımda olduğunu fakat gözlerimin hep uzaklarda olduğunu anladım.

Birisini kırdıktan sonra ÖZÜR DİLEMENİN aslında beni ben yaptığını anladım.

SEN BENİM İÇİN ÖNEMLİSİN kelimesinin verebilecek en büyük hediye olduğunu buldum.

Bir yerden sonra KELİMELERİN mana ifade etmediğini biliyorum.

Sahilde yürür ve düşünürken birinin de beni DÜŞÜNDÜĞÜ duygusu beni sevindiriyor.

MUTLU OLMANIN aslında bir kedinin güzel bir anını yakalamak kadar basit olduğunu anladım.
Sevimli-Kedi
KAÇIRDIĞIM FIRSATLARIN aslında bana yeni fırsatlar yarattığını gördüm.

Yıldızların benim için parladığını görmeyen gözlerimin, gün geldi HAYATIMDAN KAYAN YILDIZLARIN gömüldüğü maziyi unutması gerektiğini anladım.

GÖZLERİN kelimelerden daha önemli olduğunu ve yalan söyleyemediklerini biliyorum.

Hayatımda YANIMDA GÖRMEK istediklerimi yanımda göreceğim, çünkü onların bana değer verdiklerini biliyorum.

TELEFONUN 160 karakterine üzüntünün, mutluluğun, yıkıntının sığdığını gördüm.

YAŞAMIN YAŞAMAYA DEĞER OLDUĞUNU VE İSTERSEM MUTLU OLACAĞIMI ÖGRENDİM.

Deniz Tınarlı

Aşk Yara Almış Bir Ömür Üzerine

Yalniz-Kadin

Bir rüyayı açtım ilk önce.
Fakat daha hazır değildi hayaller İstanbul gecesinde..
Zaten dün gece hala yankılanıyordu yarınlarda..
Konuşulacak o kadar fazla kelimenin içinde en olmayacak sırada seçim sessizlikti, olmasa da olur havasında..
Yalnız bir eve dönüş var yürekte ve ölümü çağrıştırıyor..
Sanki çürüyecek olan bir beden değil, aşkla yaşayan ruh..
Beden dik, ruh can çekişiyor..
Şu an aşkın rengi ne acaba?

Siyah mı?
Yoksa hala umut var mı?
Telaşa içinde bir boşluğa doğru çekiliyor bütün aynalar, aynı suretlerde lekeli..
Bu yüzden mi beyazın masumluğu anlamsız?
Aşk yara almış bir ömür üzerine.
Ölmek kolay!
Yaralı olmak zor..
Hüzünlü bir bakışın tüm acısı bir ayaklanmaya dönüşüyor gururla birleşip..
Yeri önemli değil nerde söylenirse söylensin, çırpındıkça batıyor yükleminin ağırlığını kaldıramayan soru cümleleri
Zarif hayat kurallarının uygulandığı dolambaçlı sokaklarda ayrılık elveda gerektiriyor o kadar can acısı yokmuş gibi
Fakat tek bir söz yankılanıyor gün yüzünde,

Sonsuzluk son bulur elbet ama ihanetin sonu gelmez..

Ş.Buse OLGUNÇELİK

Nokta

sehre_veda  

"Hayattan bıkmışcasına

Suya sabuna dokunmadan gitmek istiyorum bu şehirden...

Uzaklara, çok uzaklara,

Hiç gelmemek üzere...

Cümlenin sonuna nokta koyar gibi bitirmek istiyorum içimdeki şehri

Biter mi?

.....

Biter mi diye düşünmeden noktayı koymalıyım!"

RENGİN DURU 16.1.2009

İstanbul'da yine yağmur var...

istanbul 

İstanbul görünüyor, salonunun büyük penceresinden.
Sen; durmuşsun pencerenin pervazında, bakıyorsun var mı bir geçen?... 
Ağzında sigaran, Boğaz'a bir bakış fırlatıp dalıyorsun gecenin kenarından.
Elinde bir kadeh şarap, bakışlarında kırmızı bir karanlık var...
Ilık bir ses akıyor geceye, tahminim Cohen.
Yalnızsın belki...
Belki de yanında biri var!
Bilmem kimin adını sayıklıyorsun içine çekerken koca bir duman?
bilmem kimler geçiyor aklından?
Bir seveni olmalı  insanın böyle gecelerde beklemese de...
Bir düşüneni olmalı...
Görmesen de yaşadığını bildiğin,
Adını bir şarkının içinde gezdirdiğin,
bu şehirde, bu  akşam  kızıllığında bir yürek olmalı,
sadece senin için attığını bildiğin...

Deniz görünüyor pencerenden, sen görünüyorsun, sonra ellerin.
Birinde sigaran diğerinde şarap kadehin.
Sonra sonra gözlerin...
Bilmiyorum ki var mı bir beklediğin?..
 
İstanbul görünüyor pencerenden...
Kız Kulesi, Kuzguncuk , Beylerbeyi.
Tam ortasından bir gemi geciyor Boğaz’ın, Yunan bandıralı belki...
Ne çok uzak karşı kıyılar, ne çok yakın, tıpkı geçen gece bana baktığın gibi.
El frenini indirip kontağı çeviriyorum  kimsesiz otoparkta.
Fulya'ya doğru kırıyorum direksiyonu bütün gücümle,
Teşvikiye yokuşundan  bir iniş başlıyor sereserpe ...
gece ertesi güne çoktan sarkmış bile.
Silecekler durmadan çalışıyor.
İstanbul’da yine yağmur var.

Bakmıyorum arkama bir daha..
İstemiyorum, başkasına bakmanı bana  baktığın gibi.
İstemiyorum, beklediğinin ben olmama ihtimalini.
Seni o pencerenin içinde bırakıyorum.
Beni uğurlayan gözler, belki de bir başkasını karşılayacak  gittiğimde...

Sibel Bengü

Sevgi & Aşk