Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk Diyor Ki;
Mustafa Kemal Atatürk
Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...
Mustafa Kemal Atatürk
20-40 yaş aralığındaki her 3 kişiden 1’i diş hassasiyeti sorunu yaşıyor. Bu hastaların yüzde 50’si ise tedavi olmuyor!
Diş bakımı markalarından Sensodyne, Türkiye genelinde 15-54 yaş
aralığında 1000 kişiyle bir araştırma yapmış ve Türkiye’de diş sağlığı
konusundaki bilinci ortaya koymuş. İşte sonuçlar: Araştırmaya
katılanların yüzde 73’ü günde en az 1 veya daha sık dişlerini
fırçalıyor. Yüzde 8’lik bir kesim, hiç dişlerini fırçalamıyor.
Araştırma
sonuçlarına göre 20-29 yaş aralığındaki eğitimli ve çalışan kadınlar,
diş bakımına daha çok özen gösteriyor. Kişilerin diş fırçalamasının ilk
sebebi, yüzde 70 oranında genel diş sağlığını korumak. Dişleri
beyazlatmak, ağız kokusunu önlemek ve bakterileri engellemek de diğer
sebepler arasında yer alıyor. Özellikle 20-29 yaş aralığındaki gençler,
beyazlatmak için dişlerini fırçalıyor.
Tercih edilen diş
macunları arasında ilk sırada yüzde 53 oranıyla naneli, ardından da
yüzde 28 oranıyla ferahlatıcı diş macunları geliyor.
3 kişiden biri diş hassasiyeti sorunu yaşıyor.
Dişe
şeklini veren, diş minesine destek olan ve diş minesinin alt kısmında
yer alan yumuşak tabakaya dentin adı veriliyor. Dentin; sert fırçalama,
diş eti çekilmesi ve asit erozyonu gibi nedenler yüzünden açığa çıkıyor
ve soğuk-sıcak, tatlı-tuzlu yiyecek ve içecekler ya da fırçalamadan
kaynaklanan dokunma etkisi sonucunda sızıya sebep oluyor. Yapılan
araştırmalara göre 20-40 yaş arasındaki her 3 kişiden 1’i diş
hassasiyeti sorunu yaşıyor.
Diş hassasiyetine karşı, uygun diş
macunu kullanmak son derece önemli… Yapılan araştırmalar hassas dişlere
sahip kişilerin yüzde 50’sinin bu pratik yöntemi tercih etmediğini
gösteriyor. Araştırmaya göre;
- Kişiler, tüm faydaları bir arada sunan bir diş macunu kullanmayı tercih ediyor.
- Hassas dişler için özel olarak üretilen diş macunlarının sadece tek bir yönde faydasının olduğunu düşünülüyor.
- Hassas dişler için özel olarak üretilen diş macunlarının yaşlılar için olduğu sanılıyor.
Diş macunu tüpleri hala ortadan sıkılıyor
Komedi
dizilerinin senaryolarına bile konu olan “ortadan sıkılmış diş macunu”
kabusu ise devam ediyor. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların
yüzde 48’i diş macunu tüpü ile problem yaşıyor. Özellikle şehirli
kadınlardan oluşan % 24’lük grup, diş macunu tüpünün ortadan
sıkılmasından rahatsız oluyor. Katılımcıların bir diğer şikayeti de,
diş macununun kapağının açık bırakılması.
Diş hassasiyeti için pratik yöntemler
Ağrıları, stresi ve gerginliği yenmenin sırrı aslında kendi parmaklarınızın ucunda saklı!
Masaj vücudumuzun üç sistemine de etki eden, hafife alınmaması gereken
bir rahatlama ve tedavi yöntemidir. Kan dolaşımımızı artırarak,
damarları genişletir ve dokuya daha fazla kan gelmesini sağlar. Kas,
kemik ve eklemlerimiz açısından da faydalıdır. Örneğin kas dokularının
etrafındaki dolaşımı artırır; bu şekilde gelen besin ve giden atık
rutini de artar ve kaslar daha sağlıklı olur. Ayrıca kemik ve eklem
ağrılarını ortadan kaldırır. Son olarak lenf sistemlerimizi de mekanik
ve sinirsel yollarla tedavi eder.Kendi kendinize uygulayabileceğiniz
masaj teknikleri ile tüm şikayetlerinizi kendiniz ortadan
kaldırabilmemiz mümkün. Nasıl mı?
Ayak bileklerinizde ağrı varsa
Yere
oturun ve ayak bileklerinizi kavrayabilecek şekilde dizlerinizi kırın.
Elinizi yavaş ve yumuşak hareketlerle ayaklarınızdan dizinize doğru
ovun. Ayak bileklerinizi iki elinizle kavrayın. Akıcı hareketlerle
elinizi ayak bilekleri etrafında 6 kez saat yönünde, 6 kez de saat
yönünün tersinde döndürün. Daha sonra iki parmak ucunuzla ayak
bileklerinize küçük yoğurma hareketleri uygulayın. İki tarafı da aynı
anda yapın; yine 3 kez saat yönüne ve 3 kez saat yönünün tersine… Son
olarak ellerinizi ayak bileklerinizin arka kısmına koyun ve parmak
uçlarınızın yardımıyla aşil tendonlarınızı yavaşça yoğurun. Hafif
baskılarla tendonlardan topuklara kadar masaj uygulayın.
Ensenizde ağrı varsa
Oturarak
veya ayakta fark etmez; boynunuzdan yavaş yavaş inerek omuza inerek
hafifçe dokunun. Bu hareketi bolca yaptıktan sonra başınızı hafifçe
ters omuza doğru eğin. Aynı uygulamayı ters omuzunuza da yapın.
Ellerinizin topuk kısmını boynunuzun iki tarafına tam olarak
yerleştirin. Bu şekilde duruyorken parmaklarınızın uçlarıyla aşağı
doğru baskı uygulayın. Aşağı indiğinizde parmaklarınız yukarı doğru
çekmeye başlayın. Bu hareketi omuzlarınıza inecek kadar uygulayın. Daha
sonra parmaklarınızı boynunuzun etrafında yuvarlamaya başlayın. Bu
hareketi de kafanızdan boynunuza inerek yapın. Aynı şekilde bolca
tekrarlayabilirsiniz…
Başınız ağrıyorsa
Kafanızı sanki
saçlarınızı şampuanlıyormuşçasına oğuşturun. Kafa derinize sert bir
şekilde baskı uygulayabilirsiniz. Gerginliğin yavaş yavaş yerini
dinginliğe bıraktığını siz de hissedeceksiniz. Kafanızı bu şekilde
rahatlattıktan sonra parmaklarınızla alın, kaş, şakak, göz altı ve
sinüslerinize 2 veya 3 dakikalık masajlar uygulayarak baş ağrınızı
azaltabilirsiniz.
Kabızlık şikayetiniz varsa
Sırtüstü
uzanın ve bir elinizin avucunu karnınızın üzerine yerleştirin.
Parmaklarınızı da düz tutarak göbeğinizin üzerinde 4 tur olacak şekilde
saat yönünde küçük dairesel hareketler yapın; aynı şekilde saat yönünün
tersine 4 tur daha… Her turda yaptığınız baskıyı biraz daha
fazlalaştırın. Diğer elinizi karnınızdaki elin üzerine koyun. Tüm
karnınızı kavrayacak şekilde daha büyük dairesel hareketlerle yine iki
farklı yöne dörder tur şeklinde uygulayın. Daha sonra tek elinizin
parmak uçlarıyla tüm karnınıza küçük küçük darbeler yapın. Diğer eliniz
onun peşinden gider şekilde aynı hareketleri yapsın. Ardından karın
bölgenizi sakinleştirmek adına karnınızın her iki tarafına
avuçlarınızla baskılar yapın (dalga hareketleri gibi). Son olarak
avuçlarınızı parmak uçlarınız da karnınıza değecek şekilde yerleştirin.
Bu şekilde bir dakika bekleyin. Bu esnada yavaşça derin bir şekilde
nefes alıp verin…
Bacağınıza kramp girdiyse
Duvardan
50 santimetre uzaklıkta durun ve ellerinizi duvara koyun. Kramp giren
bacağınızı arkaya uzatabildiğiniz kadar uzatın. Ama ayaklarınızın yere
basar şekilde olmasına dikkat edin. Dizinizi kırın ve duvara yavaşça
baskı uygulayın. Baldırınızı gergin bir şekilde hissedin ve 10’a kadar
sayın. Daha sonra iki bacağınız da önde olacak şekilde sandalyeye
oturun, ağrıyan bacağınızı diğerinin üzerine koyun. Baldırınızı
ellerinizle ovmaya başlayın, kaslara parmaklarınızla baskı yapın. Son
olarak ayak bileğinizden dizinize küçük baskılar yaparak rahatlayın.
Prof. Dr. Mehmet Sungur, aşk, evlilik,
cinsellik, seks, ilişkiler, aldatma gibi hepimizin merak ettiği
konularda bizi aydınlatıyor.
Ayşe Arman’ın “Kognitif ve davranış terapileri”, “Cinsel işlev
bozuklukları”, “Evlilik terapileri” konularında uzmanlaşmış Prof. Dr.
Mehmet Sungur’la yaptığı röportaj...
Prof. Dr.
Mehmet Sungur, aşk, evlilik, cinsellik, seks, ilişkiler, aldatma,
boşanma gibi hepimizin merak ettiği konularda bizi aydınlatıyor.
Evlilik ve seks terapisti olarak sizi yakalamışken sorayım: Kadınlar ne ister, erkekler ne ister?
-
İlişkilerinde bir sorun olduğunda erkek, seks terapisi ister, kadın ise
evlilik terapisi. Sorarsınız “Sorununuz nedir?” diye, erkek “Cinsellik”
der, kadınsa “Hayır, bizim sorunumuz cinsellik değil, evlilikle ilgili”
der. Aslı şudur: Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan? Her
ikisi de sorunun kaynağı olabilir. Kavramamız gereken kadın ve erkek
farklıdır ve olayları farklı algılar.
Nasıl yani?
-
Mesela şöyle: Bir kadının bütün erkekleri anlaması için, bir erkeği iyi
tanımış olması yeterli. Oysa, bir erkeğin bütün kadınları tanıması, bir
kadını anlamasına yetmiyor! Hatta ben şu espriyi çok sık yaparım: “Biz
poligam falan değiliz, sadece kadınları anlamaya çalışıyoruz” diye.
Çünkü erkekler poligamsa, kadınlar da seri- monogam!
Peki kadın erkek farklılığının göze batmadığı zaman yok mu?
-
Var tabii. Aşık oldukları zaman. O zaman iki taraf da farklılık
marklılık görmüyor. İki taraf da birbirlerine sadece duymak
istediklerini söylüyor. Ben aşkı şöyle tanımlıyorum: “Bir görme
kusuru.” Partnerini nasıl görmek istiyorsan öyle görüyorsun. “Sen
mükemmelsin. Sen benim tam aradığım gibisin. Arzularımın gerçekleşmiş
halisin. Anlamsız varoluşuma anlam verensin. Birbirimiz için
yaratılmışız. Sen benim ruh ikizimsin...” En son bu noktaya geldik
artık. Amaaa evliliğe gelindiği zaman, işler değişiyor.
Siz evliliği nasıl tanımlıyorsunuz?
-
Görme kusurunun tedavi edilmesi! Şaka bir yana... Evlilik, oluşturduğu
bütün felaket sonuçlara rağmen, dünyanın en büyük gönüllü
organizasyonu. Amerika’da iki evlilikten biri sınıfta kalıyor,
İngiltere’de de, eski adıyla Rusya’da da öyle. Bu ne demek? Evliliği
yürütme şansın, sadece yüzde 50 demek. İş adamı olsan, kazanma şansı
yüzde 50 olan bir işe yatırım yapar mısın? Yapmazsın. Ama yeryüzünde
hâlâ insanların yüzde 98’i, yürüme şansı yüzde 50 olan evlilik işine
kalkışıyorlar. Sonra da karşıma geçip, “Karımın istedikleri son derece
mantıksız” diyorlar. Ben de onlara “Anlamadım” diyorum, “Siz
evliliğinizi mantık temeli üzerinde kurmadınız ki...”
Boşanma oranı Türkiye’de nasıl...
- E valla biz de yüzde 50’leri yakalamaya doğru hızla ilerliyoruz.
Pek boşanınca ne oluyor, daha mı iyi oluyor?
- İstatistiklere göre boşanmışların ölüm yaşı düşüyor. Daha erken ölüyorlar. Ölüm oranı üç kat artıyor.
Neden?
-
Daha riskli yaşıyorlar, kendilerine özen göstermiyorlar, kendileriyle
ilgili kızgınlıkları artıyor, alkol vesaire... Gördüğünüz gibi faydalı
bir şey evlilik.
Ama eskiye göre daha kolay boşanılıyor değil mi?
-
Evet. Eskiden evlilik, sonsuza kadar demekti. “Sorumluluk” diye bir
kavram vardı. Şimdi komik bir kavram oldu, onun yerine “haklar” var.
“Evlenmek hakkımsa, boşanmak da hakkım...” “Yürümezse boşanırım, olur
biter.” Dolayısıyla ya bu uçtayız, ya öbür uçta. Yani ya tamamen mutlu
evlilik, ya da “Yürümezse boşanırım.”
Yasalar boşanmayı
kolaylaştırıyor, böyle olmasın demiyorum, ama yürüme ihtimali olan
evliliklerde dengeyi kurabilecek mekanizmalara da ihtiyaç var... 43
yaşındaki bir erkek hastama üçüncü karısından da neden boşandığımı
sorduğumda, “Karşıma daha iyisi çıktı” dedi. Daha önce iki kere
ayrılmış bir hastam da, üçüncü evliliği için “Bunda sorunlarım daha az”
dedi.
Peki sizce bu açıklamalarda doğruluk payı var mı?
-
Hayır. Eşler genellikle yanlış partnerle evlendikleri için sorun
çıktığını düşünürler. Zannederler ki, mesele daha iyi bir partner
bulmaktadır. Oysa, mutlu evlilikle mutsuz evlilik arasındaki fark, ne
sorunların sayısı ne da doğru partner. Sorunu eşlerden birinde
aramayacaksın. Bir olacaksın, takım olacaksın, ele ele verip birlikte
hareket edeceksin. Ben, sen kutuplaşması yerine “Aynı tarafız!”
diyeceksin. Böyle yaparsan evliliğin ayakta kalabilir. Sorunlara mizahi
yaklaşabilmek de önemli tabii...
Evlilik terapisi, evliliği kurtaran bir mekanizma mı?
-
Her zaman değil. Ayrıca bu “kurtarma” sözcüğüne de karşıyıyım.
Evliliğin bir sürü sebebi olabilir ama netice olarak beraberliğin
yalnızlığa zaferidir. O yüzden amaç, evliliği kurtarmak değil, şimdi
olduğundan daha iyi hale getirmek. Yürümüyorsa da şapkayı çıkarıp
gerçeği görmek...
Aşıkken birbiriyle cırcır konuşan insanlar, evlenince ne oluyor da konuşamaz hale geliyorlar...
-
Ben bu durumu şöyle tanımlıyorum: Bir çift, aynı trende, aynı vagonda
karşı karşıya oturuyor. Eşlerden biri geleni görüyor, biri gideni. Biri
geçmişi, diğeri geleceği. Dolayısıyla aynı resmi görmüyorlar. Ve bir
zamanlar harika olan o aşık olduğun kadın, şimdi her türlü olumsuzluğun
nedeni.
Şöyle düşünün: İki çocuk var, biri oyuncağın bir
ucundan, diğeri de öbür ucundan çekiyor. Soruyorsunuz: “Oğlum,
oyuncağını neden vermiyorsun arkadaşına?” “O vermiyor, ben de
vermiyorum.” Ama hiç tanımadığı çocuklara oyuncağını getirip
paylaşanlar da vardır. “Al, bunu sana getirdim.” Evlilik dediğin şeyde
de bu iki oyundan biri oynarsın, “O vermiyor, ben de vermiyorum" oyunu
ya da “Ben vereyim ki, o da versin" oyunu. Aslında verdiğimizi
karşımızdakine değil, evliliğimize veriyoruz. İşte bu yüzden aynı
tarafta olmak gerekiyor...
HER ALDATMA BOŞANMA İLE SONUÇLANMAMALI
Sadakatsizlik
söz konusu olduğunda boşanmak gerekmiyor. “Boşanın” demeyi doğru da
bulmuyorum sağlıklı da. Bunun kararını sadece ve sadece o çift
verebilir. Kimseye laf düşmez. Ben onlara sadece şunu söylüyorum: “Bir
sistemi yeniden kurmanın en iyi zamanı, yıkıldığı zamandır.” Bir çok
çift sadakatsizliğe rağmen bir arada olabiliyor. Ve bu çiftlerin
evlilikleri eskisine göre çok daha sağlam yürüyebiliyor. Ama Türkiye’de
insanlar, genellikle başkalarının onlar hakkındaki yargılarına göre
davranıyor.
Aldatılan kadın hâlâ evde duruyorsa onursuz
addediliyor. Oysa bu doğru değil. Kalmanın onurla, gururla bir alakası
yok. Bana gelen pek çok kadından, bilmem kimi kocasının aldatmasına
rağmen ayrılmadığı için çok eleştirmiştim, şimdi aynı şey benim başıma
geldi, ben de ayrılmak istemiyorum, şimdi onu anlıyorum, ifadesini çok
duydum.
KADINLAR EVLİ ERKEKLERLE NEDEN BİRLİKTE OLUR?
Neden
sizce, işi gücü olan, hoş ve güzel bir kadın evli bir adamla beraber
olur? 3 sene, 5 sene, 8 sene hep aynı adam... Ve o kadın, o adamın asla
karısından vazgeçmeyeceğini de bilir. Ama yine de ilişkisi devam eder.
Bu çok rastlanan bir sendrom. Adı “Batık yatırım.” Şöyle ki, insanlar
gelecekteki faydalarına göre karar vermiyorlar, geçmişteki
yatırımlarına bakıyorlar. O kadınlar da, “Ben bu adama çok emek verdim”
deyip, evli olmasına aldırmadan devam ediyorlar ve bir umut hep
bekliyorlar. Bu, şunun gibi bir şey, biri size 1 milyon dolar veriyor,
radara yakalanmayan bir uçak icat edin diye. 900 bin dolar
harcıyorsunuz ama yok olmuyor. Cebinizde sadece 100 bin dolar kalıyor.
O sırada bir başka bir firma o uçağı geliştiriyor, üstelik sizden daha
ucuza. Siz ne yaparsınız? Geri kalan 100 bin doları hâlâ bu işe mi
yatırırsınız, yoksa başka bir iş mi yaparsınız? İş adamlarının yüzde
70’i bile, yine aynı işe yatıracaklarını söylüyorlar. Vazgeçmiyorlar.
Kadınlar da o evli erkeklerden vazgeçemiyor. Aynı hesap. Batık yatırım.
Ayşe Arman, Hürriyet
Mutlu bir evliliğin temelinde iletişime özen göstermek yatar. Peki bunu nasıl yapacağız?
Her ilişkide olduğu gibi evlilikte de süreklilik önemlidir. Sokaktan
aldığınız bir çiçeği eve getirirsiniz birkaç gün sonra solar. Evliliği
de iki insanın ortak aldığı bir çiçek gibi düşünün; bakımı yapılmaz ise
solar gider, iki taraf da bu birlikteliği sürdürme isteği içinde olmalı
ki, bu çiçeğin güneşini, gölgesini ayarlamalı suyunu vermeli ki,
evlilik sürsün...
Temel iletişim becerileri öğrenmek
Evliliği
sürdürmek için bazı temel iletişim becerileri vardır bunlar sonradan
öğrenilebilir şeyler olduğundan herkes bunları öğrenebilir. İletişim
sürekli konuşmak mıdır? Hayır, iletişim öncelikle dinlemek demektir.
İletişim sadece düşünce paylaşımı da değildir. Hem düşünce hem duygu
paylaşımının birlikte olduğu durumlarda sağlıklı iletişim vardır
diyebiliriz. İletişim becerilerinin içinde dürüstlük, hakkaniyet, karşı
tarafı adam yerine koyma, fikirlerine ve tercihlerine saygı duyma gibi
özellikler de olmazsa olmazlar.
Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın
Duyguları
içinize gömmeyin. İçe atmak demek aslında kalbe atmak değil, hafızaya
atmak, kafaya takmak demek. Bu da tüm sinir sistemimizi bozar. Siz
duygularınızı paylaştıkça, o da sizden öğrenir sizi örnek alır.
Duyguları derken sevincinizi, özleminizi, üzüntünüzü, öfkenizi karşı
tarafa anlatın; ama ‘ben’ dilini kullanarak.
Bağlılık – bağımlılık sorunu
Bağlılık;
eşe bağlı olmak, onu sevmek, korumaktır. Diğer yandan bağımlılık; onun
kulu kölesi olmak, 'sen olmadan ben yaşayamam' demektir. Evlilikte
eşlerin en büyük şikayeti bu, eşlerine çok bağımlı olmak. Başka bir
insana dayanmak ne kadar güvenli olabilir ki... İnsanın en güvenilir
yeri kendisidir. Önce kendinizi sevin, kendinize güvenin.
Sevgi, saygı, ona özel ilgi verin
Sevgiyi
karşı tarafa iletmek çok önemlidir. Kadın veya erkek diyor; 'ben eşimi
çok seviyorum ama karşı taraf bunu anlamıyor, hissetmiyor.'
Karşınızdaki kişiye saygı gösterin: 'Sen varsın ve önemlisin.' Bazen
ilişkilerde inatçılık yapıyoruz, 'o yapıyor mu ki, ben de yapayım veya
önce o yapsın' gibi. Siz bir deneyin, o duyguyu ona bir tattırın
bakalım sonra neler olacak...
Ailelerle ilişkiler
Ailelerden
bağımsız olabilmek. Ben artık evlendim, benim sınırlarım var
diyebilmeliyiz. Ancak bunu söylerken takındığımız üslup çok önemli.
Elti, görümce, kaynana ile sorunlar olur, olabilir, ama sorunlar nerde
çözülür; evinizde eşinizle birlikte.
Tartışmaları erteleyin
Baktınız
ikiniz de çok kızgınsınız, “Ben bir kahve yapayım da içelim, yatmadan
önce tekrar konuşuruz bu konuyu ya da yarın” diyebilmeliyiz. Aksi
takdirde birbirinize sonradan pişman olacağınız kırıcı şeyler
söylersiniz; saygı, sevgi yıpranır, yok olur.
Eşinizi olduğu gibi kabul edin
Karşımızdaki
insanı değiştirmeye çalışmayalım, kendimizi değiştirmeyi deneyelim.
Kişi ancak kendisi isterse değişir. İnsan kendini değiştirebilir, ama
eşini değiştirmek o kadar kolay değildir. Eşinizi de onun içine
sığamayacağı kalıpların içine sokmaya çalışmayın. Çok doğru bir söz
vardır; “Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç
ver, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır ver, en önemlisi
bu ikisi arasındaki farkı görebilmek için akıl ver.”
Uzm. Psik. Danışman Bülent Budak’ın makalesinden derlenerek hazırlanmıştır.
İngiliz basınından Times, kadınlara özel küçük bir rehberle nasıl iyi eş olunabileceğini söylüyor. Dinlemekte fayda var.
Ne kadar iyi bir kadın, ideal bir eşsiniz? 21. yüzyılın ilk on
yıllık süresinde en sakat sorulardan biri bu hiç kuşku yok ki...
1950'li yıllardaki anlayıştan çok uzakta bir profil çizen 'iyi eş'
kavramı, özellikle de kadınlar için bugün fazlasıyla değişti. 2009'da
bir kadının OLMAK isteyeceği şeyler gitgide çoğaldı; iyi kariyer, iyi
anne, iyi arkadaş, iyi evlat, yaşına göre iyi görünmek, yatakta iyi
olmak, peki ama iyi eş?
Gözümüze gözümüze sokulan pek çok
'iyi kadın', bugünlerde 'iyi eş'liğin ne olduğunu kadınların
sorgulamasına neden oldu. Özellikle ABD Başkanı Barack Obama'nın daha
dün Cadılar Bayramı için 'leopar' olan eşi Michelle Obama, bu
örneklerin en başında kabul ediliyor. Görevini her daim yerine getiren
kadın, erkeğinin arkasında dimdik ayakta dururken, onu kollamaktan geri
kalmıyor. Evet, evet Michelle için yazılan hikaye bu!
Peki siz
hikayenizin neresindesiniz? Timesonline internet sitesinde Shane
Watson'ın kaleme aldığı makaleye göz atalım. Watson, Samantha Cameron,
Sarah Brown ve Michelle Obama'dan yola çıkarak politik kimlikli
erkeklerin onlar kadar politik görünen karılarına dokundurarak 'iyi
eş'i arıyor.
ONA ÖNCELİK VERİN
Eğer kocanıza omuz
silker ve onu ihmal ederseniz, evliliğiniz için tehlike çanları
çalıyor, bunu baştan bilin. Kocaya verilen rolde onu eksik
hissettirmek, yapılacak en korkunç şey! Baskın hayatınızı bir kenara
bırakın ve kocanıza yer verin. Onun düşüncelerini önemsediğinizi onu
yüreklendirerek ona anlatın. Size verdiği önerileri yaptığınızda
bunları yerine getirdiğinizi söyleyin. Onu alkışlayın, methedin. Kimi
zaman yaptıklarınızı görmemesi olası, bu nedenle siz dikkati üzerinize
çekin ve görmesini sağlayın. Ama asla kişiliğinizden ödün vermeyin.
SEKS YAPIN
Nasıl
bir adamın sekssiz mutlu olabileceğiniz düşünebilirsiniz ki?
Cinselliğinizi yeniden keşfetmeye ve onu içeri davet etmeye ne
dersiniz? Artık yorgun olduğunuzu söylemeyin, başınızın ağrıdığını da.
Bu numaraları çoktan öğrendiler ve 'yemezler'. Üstelik seksin insan
yaşamına katkısını düşünecek olursak, iletişiminiz için hazine
değerinde. Yatak odanıza kilit vurmaktan vazgeçin, horladığı için ondan
nefret etmekten de.
NAZİK OLUN, ONU DESTEKLEYİN
Erkekler,
kaba kadınlardan hoşlanmaz, aklınızdan çıkarmayın. Sinirlendiğinizde
biraz düşünün ve bir süre bunu belli etmemeye çalışın. Bakın sular
nasıl duruluyor. Kimi zaman ince bir sesle durumu kurtarabilir,
içinizdeki masum kadını daha da dışarı çıkarabilirsiniz. Destekleme
konusundan bahsetmiştik bahsetmesine ancak iş konusunda onu sakın
yabana atmayın. Erkekler, işlerini önemser ve önemsenmelerini de
isterler. Kulağınıza küpe olsun, unutmayın!
KİN TUTMAKTAN KAÇININ
Bakın
bu çok önemli! Karşıt düşünceler, bağırışlar, o eski güzel günleri bir
anda havaya uçurdu değil mi? Ancak bunları beyninizin kasalarına
kilitlemekten vazgeçin artık. Kırılan kalplerinizin buna izin
vermeyeceğini tahmin etmek mümkün ancak tutulan kin, evliliği sadece
kötüye götürür. Her tartışmada eski defterleri karıştırmak ve kilitli
kasaları ortalığa saçmak ne kadar iyi olabilir, bir düşünsenize? "Ben
bu adamı neden sevdim?" sorusuna karşılık olarak "Bu adam beni neden
sevdi?" sorusunu da akla getirmek gerek. Bazen empati, hayat kurtarır!
Kadınların ilişkilerinde partnerlerinden beklentileri aslında düşünüldüğü kadar fazla ve zor değil.
Kadınların ilişikilerinde çok şey istediğini konu alan birçok yazı
yazılmış, konu konuşulmuş, film çekilmiştir. Halbuki kadınların bir
ilişkiden beklediği şeyler o kadar da çok değil… (Tabii bir de bu
isteklerin erkekler için de geçerli olduğunu hatırlamak lazım.)
Gerçek şu ki kadınlar aslında çok da ufak şeyler mutlu olabiliyorlar…
Saygı
Kadınlar
erkeklerden saygı ve duydukları saygıyı belli etmelerini bekler. Bir
şey konuşulurken kadının düşüncesine, iş hayatına, kariyerine,
hobilerine, fobilerine, arkadaşlarına, ailesine, vücuduna, ruhuna;
kısacası her şeyine saygı duymasını bekler. Kadın-erkek fark etmez;
saygıyı her insan bekler. Ama bir erkeğin eşine duyduğu saygıyı ufacık
şeylerle bile belli etmesi kadını oldukça mutlu edecektir.
Seks
Evet,
sadece erkeklerin seksi arzuladığı da nereden çıkmış! Kadınlar da
romantizm etkili bir seksten oldukça zevk alırlar. Özellikle, sıcak
dokunuşlar, yumuşak bir masaj veya şehvetli bir atmosfer yaratılmış
yatak odasında yaşanacak geceler kadınları baştan çıkaracaktır.
Romantizm
Kadınların
en çok keyif aldıkları şeyden biri de eşiyle birlikte televizyonun
karşısına uzanıp patlamış mısır eşliğinde romantik bir film izlemektir
herhalde. Veya özel bir gün olmasa bile eve geldiğinde mum ışığında bir
yemek sürpriziyle karşılaşmak onu herkesten çok mutlu edecektir. Elele
yürüyüşler, ilk günkü gibi romantik anılar yaşamak her kadının keyif
aldığı dakikalardır.
İletişim
Kadınların konuşmayı ne
kadar çok sevdiğini bilmeyenimiz yoktur herhalde. Her konuda açık olup,
sıkıntı varsa bunu tartışmayı, heyecan verici bir mutluluk varsa bunu
paylaşmayı tercih ederler. Dolayısıyla aynı şeyi karşısındaki kişiden
de beklerler. Burada iki taraf için de unutulmaması gereken dinlemenin
de en az konuşmak kadar gerekli ve önemli olduğudur.
Güven
Güven
bir ilişkinin temelinde yatan en önemli duygulardandır. Kadının erkekte
güven duygusunu aradığı kadar, erkek de kadında arar. Burada güven
sadece kadının erkeğe duyduğu güven değil; erkeğin kendisine, kadının
kendisine duyduğu güven de önemlidir. Zaten iki ilişkilerin sağlıklı
yürümesi için de bu gereklidir.
Sürpriz
Beklenmedik
hediyeler veya sürpriz rezervasyonlar bir kadını her zaman mutlu
edecektir. Çünkü bunu hepimiz biliyoruz ki şaşırtılmak, şımartılmak
hemen her kadının hoşuna gider. Bu nedenle iş yerine gelen iki kişilik
bir uçak bileti veya yastığının altına konan minicik bir hediye kadını
mutlaka mutlu edecektir.
Çiçek
Evet, yanlış
duymadınız. Bir çiçek kadını o kadar çok mutlu ediyor ki. Evin kapısını
açtığında karşısına çıkan kocaman bir demet çiçek ve arkasından görünen
eşi, bir kadın için unutulmaz bir karedir. Bu çiçeğin tabii ki kocaman
olmasına gerek yok, beklenmedik zamanda gelen bir gül de bir kadını
mutlu etmeye yeter.
Hamile kalmayı kolaylaştırmak için ne
sıklıkta cinsel ilişkiye girilmeli? Hamile kalmayı kolaylaştıran
yiyecekler ve ilaçlar nelerdir?
Hamile kalmak istiyorsanız ne yapmalısınız? Kolay hamile kalmak için
anne adayına düşen görevler nelerdir? Hamile kalma hakkında aklınıza
gelen tüm soruların yanıtlarını Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.
Dr. Tülin Gürel Kocatepe anlatıyor:
Ayın hangi döneminde hamile kalma şansı fazladır?
Verimliliğin
en yüksek olduğu dönem, kadının yumurtlama gününe en yakın 3-4 günlük
dönemdir. 28 günde bir adet gören bir kadında, yumurtlama günü adetin
14’üncü günüdür. Adetin başlamasından sonraki 10 ile 14 gün arası,
gebelik şansının en yüksek olduğu, yumurtlamanın olacağı süreçtir. Bu
süreç, siklusun (adet döngüsü) uzunluğuna göre kadından kadına değişir.
Örneğin, 30 günde bir adet gören birinde yumurtalama 16’ncı güne, 26
günde bir adet gören bir kadında ise 12’nci güne kayar. Adetin ilk
gününden, bir sonraki adetin ilk gününe kadar olan süreci rakamsal
olarak bulduktan sonra, bundan 14 çıkararak yumurtlama gününü kesin
olarak hesaplayabilirsiniz. Ancak, tabii yumurtlamanın tam olarak o gün
olacağının da bir garantisi yok. Bu güne yakın olan son dört günlük
aşama, yani 10 ile 14 gün arası gebeliği yakalayabilmek açısından en
sık cinsel ilişkiye girilmesi gereken dönemdir.
Düzensiz adet görenler yumurtlama günlerini nasıl hesaplayabilir?
Düzensiz
adet görenlerin yumurtlama sürelerini kesin olarak belirlemeleri çok
zordur. Çünkü zaten yumurtlamaları düzensiz olduğu için adet dönemleri
de düzensizdir. Eczanelerde satılan Elisa yöntemiyle, idrarda LH
dediğimiz hormonun pik’ini (zirve yapmasını) ölçen birtakım kitler ile
düzenli idrar analizi yaparak, kadınlar kendi kendilerine yumurtlama
günlerini tespit edebilirler. Fakat kitlerin de güvenilirliği yüzde yüz
değildir. Bazal vücut ısısı ölçümüyle birlikte bu kitlerden
yararlanılması hastalara kolaylık sağlayabilir.
Hamile kalmayı kolaylaştırmak için ne sıklıkta cinsel ilişkiye girilmeli?
Düzenli
olarak haftada ortalama iki kez cinsel ilişki öneriyoruz. Elbette üç ve
daha fazla ilişkiye girenlerde gebelik şansı daha yüksektir. Kadının en
verimli olduğu süreçten daha fazla yararlanmak söz konusudur. Buna
karşılık haftada bir veya daha az ilişkiye giren çiftlerde gebe
kalabilme süresi uzar.
Kolay hamile kalmak için anne adayına düşen görevler nelerdir?
Hamile
kalmak isteyen kadının, dengeli ve düzenli bir hayat tarzını seçmesi,
düzenli beslenmeye çalışması, uyku düzenini koruması, varsa sigara,
alkol gibi kötü alışkanlıklarından uzak durması gerekiyor. Eğer bildiği
kronik bir hastalığı varsa, bunun giderilmesine yönelik doktor tedavisi
alması yerinde olur. Bu kronik hastalığı yüzünden kullandığı ilaçların
da gözden geçirilmesinde fayda var.
Hangi yaşlarda daha kolay hamile kalınabilir?
Kadınlar,
20-30 yaş arasında, doğurganlıklarının en yüksek olduğu dönemde daha
rahat gebe kalabilirler. 35 yaşından sonra gebe kalabilirlik, yumurta
olgunlaşma sürecinin bozulması yüzünden azalmaya başlar ve 40 yaşından
sonra belirgin olarak azalır.
30-34 yaş arasında her 7
kadından 1’i gebe kalamama problemiyle karşılaşıyor. Bu oran, 35-40
arasında her 5 kadından 1’e düşüyor. 40 yaşından sonra da her 4
kadından 1’i bir yıl düzenli ilişkiye girmesine ve gebeliği istemesine
rağmen hamile kalamıyor. Erkeklerin baba olma yaşı ile kadınların gebe
kalabilirliği arasında sıkı bir bağlantı yok.
Hamileliği kolaylaştıran yiyecekler var mı?
Hamile
kalma olasılığını artırdığı saptanmış herhangi bir besin maddesi yok.
Fakat gebelik öncesi ve gebelik sırasında tavsiye edilen besin grupları
var. Bunlar folik asit, demir, çinko ve kalsiyum açısından zengin olan
gıdalar: Yani süt ve süt ürünleri; omega 3 açısından zengin olan ceviz,
balık eti, kırmızı et ile baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler.
Anne
adayının dengeli ve düzenli beslenmeye çalışması çok önemli. Çünkü
bebeğin hem zihinsel hem fiziksel olarak gelişimi anne karnındaki
süreçte başlıyor ve ilk iki yaşına kadar devam ediyor.
Hamile kalmayı kolaylaştıran ilaçlar var mı?
12
aylık düzenli cinsel ilişkiye ve tüm koşulların uygunluğuna rağmen
hamile kalamayan çiftlerde, doktor kontrolünde kullanılabilecek bazı
ilaçlar var. Yumurtlamayı uyarmak, canlandırmak için kullanılan,
“ovülasyon indiksiyon” dediğimiz ilaçlar bunlar. Hap, iğne şeklinde
verilebilen ilaçlar, kendi kendinize kullanabileceğiniz ilaçlar değil,
sadece doktor kontrolünde almanız gerekiyor.
Tiroit fonksiyon
bozukluğu yaşayan insanlarda bunun giderilmesine yönelik bazı ilaçlar,
prolaktin hormonunun fazla olduğu durumlarda bu hormonu düşürmeye
yönelik bazı ilaçlar da var. Bunlar da kadın doğum uzmanının dahiliye
uzmanıyla konsültasyonu sonucu belirlenecek tedavilerdir.
Hangi hastalıklar hamile kalmayı güçleştirir?
Her
100 kadından 3’ünde gördüğümüz, polikistik over sendromu denilen,
yumurtlayamama problemini yaşayanların gebe kalabilirliği daha
düşüktür. Guatr gibi tiroit fonksiyon bozukluğu hastalıkları, beyinden
salgılanan süt hormonu prolaktinin fazla salgılandığı
“hiperprolaktinimi” hastalığı gibi hormonal düzensizlikler ve çikolata
kisti dediğimiz “endometriozis” de gebe kalabilirliği olumsuz etkiler.
Ayrıca, kronik böbrek hastalığı, kalp damar sistemi rahatsızlıkları da
gebe kalma olasılığını olumsuz yönde etkiler.
Vücut ısısı ölçülerek hamile kalmak için en uygun zaman saptanabilir mi?
Henüz
yataktan kalmadan, herhangi bir aktivitede bulunmadan ölçülen vücut
ısısına “bazal vücut ısısı” denilir. Bazal vücut ısısı ölçümü hassas
bir dereceyle yapılır. Bu ısı, yumurtlamanın hemen akabinde artar.
Fakat vücut ısısı, geçirilen enfeksiyonlardan, uykusuzluktan,
aktivitelerden etkilenebileceği için, sadece buna dayanarak
yumurtlamayı belirlemek her zaman çok güvenilir olmayabilir.
Çoğumuzun sıkıntısı olan baş ağrılarını 5 basit yolla dindirmek mümkün...
Baş ağrıları, sinir bozucu derecede şiddetli ya da önemsenmeyecek kadar
hafif olabilir. Fakat şiddeti ne olursa olsun sürekli ya da sık sık baş
ağrısı çeken insanlar bundan önemli derecede etkilenir. Bu ağrı
kişilerin hayattan aldıkları zevki azaltır, günlük yaşamlarının olumsuz
bir yönde ilerlemesine sebep olur. Baş ağrılarınızı azaltmak için bu 5
yöntemi deneyebilirsiniz.
1- Sağlık koşullarınızı geliştirin.
Yapmanız
gereken ilk şey ikincil baş ağrınız olmadığından emin olmaktır. Bu,
diğer sağlık problemlerinizin yan etkisi olan baş ağrısıdır. Bunu
belirlemek baş ağrınızın nedeninin ne olduğunu anlamak için size
yardımcı olur; fakat baş ağrınızı tetikleyici faktörleri
tanımlayabilmek uzun zamanınızı alabilir. Baş ağrınızın başlangıcından
48 saat önce ne yediğinizi ve neler yaptığınızı ve adet döngünüzü
kontrol edebilmenizi sağlayacak tarihi ve saati olan bir günlük tutun.
2- Boynunuzu güçlendirin.
Zayıf
boyun kasları sırtınızın üst tarafında alt boynunuza ve daha sonra üst
boynunuza ilerleyen bir ağrıya neden olabilir. Zayıf kaslar
bilgisayarın karşısında çok fazla zaman geçirmekten ve bayanların uzun
süre örgü örmesinden dolayı oluşabilir. Trapez kaslarındaki zayıflık
sırtınızın üst tarafında acıya neden olabilir. Bu bölgeyi güçlendirmek
ağrıyı %80 azaltabilir.
3. Bu ağrıyı terleyerek atmaya çalışın.
Yürümek,
yüzmek ve bisiklete binmek yalnızca kalp sağlığınız için değil;
belinizin inceliği ve cinsel çekiciliğiniz için de yararlıdır. Düzenli
aerobik egzersizleri demek daha az baş ağrısı demektir. Çünkü egzersiz
stresi azaltmaya, sizi rahatlatmaya ve ağrı kesici endorfinlerin
derecesini arttırmaya yardımcı olur. Aynı şekilde, yoga, germe
egzersizleri ve meditasyon da gerginliği azaltır ve bu yüzden baş
ağrısına neden olan kimyasal durumları da rahatlatır.
4. Gıda takviyelerini deneyin.
Bazı
vitaminler, minareler ve diğer besin destek ürünleri baş ağrısını
önlemeye yardımcı olabilir. Bu gıda takviyelerinin arasında B2 vitamini
(sabahları 400 miligram riboflavin), koenzim Q10 (günde üç kez 200
miligram) ve magnezyum sülfat (günde iki kez 200 ile 400 miligram; en
azından seyrek olarak büyük tuvalete çıkıyorsanız) vardır. Bu gıda
takviyelerinin verimliliği konusunda genel bir karara varılamamıştır;
fakat kronik problemleriniz varsa denemeye değer. Bunu denemek 6
haftanızı alacaktır.
5. Basınç noktalarına dokunun.
Evet,
parmaklarınızın sizi rahatlatmasına izin verin. Asya’da 2000 yıl önce
geliştirilen akupresür, parmaklarınız vücudunuzdaki kaslarla ilgili
stresi rahatlatan noktalara basınç yaptığında işe yarar. ‘Shiatsu (bir
tür Japon masajı)’ masajını yaptırın ya da bir dahaki sefere başınız
ağrıdığında şimdi size vereceğimiz adımları izleyerek bu masajı
kendiniz yapın. Fakat hamileyseniz bu masajı yapmayın!
- Şakak kemiği kasınızın ortası:
Bu, şakak bölgesinin tam ortasında bulunmaktadır. Bu bölgeyi
başparmağınız ile orta parmağınızı birbirine yakın şekilde tutarak kas
alanında yumuşamayı hissedene dek ovun. Eğer bu noktayı saptamakta
zorluk çekerseniz parmaklarınızı şakaklarınıza yerleştirin ve sonra azı
dişlerinizi birkaç kez sıkın. Şakak kaslarının ortasındaki ana kasın
çıkıp indiğini hissedeceksiniz.
- Kulaklarınızın arkası:
Kafanızın arka tarafındaki, kulaklarının arkasındaki kemiğin hemen
önündeki kafatası noktalarını saptayın ve başparmaklarınızla 2 dakika
kadar dairesel basınç uygulayın.
- Gözlerinizin arası:
Burnunuzun hemen üzerindeki dokuyu orta parmağınızı bir gözünüze
başparmağınızı da diğerine yakın bir şekilde yerleştirerek sıkın.
Yavaşça yukarıya doğru ittirin, böylece kaşlarınızın kenarlarında
basıncı hissedeceksiniz.
- El dokusu: Başparmağınızı ve
işaret parmağınızı kullanarak diğer elinizin baş parmağı ile işaret
parmağı arasındaki yumuşak dokuyu sıkıştırın ve basınç uygulayın.