İkimizde
Aşk Nedir?
Adını aşk koyduğumuz şeyin ne
olduğunu şimdiye kadar kimse tam anlamıyla çözememiştir. Kişi
içgüdüleri tarafından önce kendisini korumayı düşünmektedir. İşte aşk
bu korumayı neredeyse eriten bir duygudur, insanı yaşama bağlayan bir
etmendir. Sanki ruhsal hastalıklardakine benzer süreçler, kişi aşık
olduğunda ortaya çıkar, tek farkla aşk bir hastalık değildir. İnsanlar
bilinçdışı olarak sürekli ölümsüzlüğün peşinde koştukları için
yenilenme arzusuyla üremek isterler. Üremek için gerekirse kahramanlık
ve fedakârlık da yaparlar. Aşk fedakarlıkların en büyüklerindendir.
Günümüzde psikanaliz, aşk objesine duyulan özlemin, erken çocukluk
dönemine ait sevilen objelere, genellikle anne ve babalara, yeniden
kavuşma isteğinden doğduğuna inanır. Yani erkek ya da
kadındaki bir araya gelme isteği, çocuklukta yaşanan yaralayıcı deneyimlerin
yeni bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinin bir sonucudur. Duygusal
dünyasında tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, gelişimi sırasında
kendisine zevk veren şeyleri, kendisinin parçası haline getirir. Yani onu
mutlu eden şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılar ve
bölünmüşlük duygusu geçici olarak ortadan kalkar. Çocuk, bir başkasının ona
yönelmesiyle kendini bir bütün ve mutlu hisseder. Kişi aşık olduğunda da böyle
davranır. "Ya benimsin ya kara toprağın, ben sensiz bir hiçim” nakaratları bu
yoğun duyguların bir sonucudur aslında.
Hatta Freud, sevgili seçerken, küçük yaşlarda elde edilen deneyimlere bağımlı
hareket edildiğini ileri sürer. Kişi aşık olma süreci sırasında, önce
hayatında bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapılır. Böylelikle yeni bir aşk
objesine karşı yoğun ilgi gelişir ve kişi aramaya başlar. Kalp atışları
hızlandığında, kulaklar uğuldadığında, uykusuzluk başladığında, yani kişi aşık
olduğunda, kendini eksik hisseden taraf, bütünü oluşturmaya çalışıyor
demektir. Aşk anlaşılması zor bir kavramdır. Aşk nedir ve nasıl gösterilir,
ifade edilir ve paylaşılır? Aşk gelişen bir süreç olarak en az 3 öğeden
oluşur; iki davranışsal öğe; ilgiyi alma ve gösterme; iki bilişsel öğe: iyiyi
görme ve affetme; duygusal öğe: mahremiyet gibi.
Alınan ilginin anlamı bir kişi ilgi görmüyorsa karşılığında imkansız olmasa
bile ilgi göstermesi çok zordur. İlk ilgi göstericilerin görevleri besleme,
koruma, barınak sağlama ve yol göstermedir. İlgi gösterme ise aşkın somut ve
davranışsal ifadesidir; yemek pişirmekten, yatağa taşımaya ve bebek bezi
değiştirmeye kadar değişir. Sevdiklerimize hizmet ederiz ve bizim yetersiz
olduğumuz yerlerde de onların hizmet etmesini bekleriz. Cinsel eylemde ise
ilgi bize ve eşimize zevk veren aktiviteleri sergilemek ve yapmak ile
gösterilir. İyiyi görme, sevdiklerimizden önce kendimizde olumlu özellikleri
görebilme becerisini gösteren bilişsel bir süreçtir. Bu özellikler fiziksel,
karakteristik ya da geçici olabilir. İyi bir cinsel yaşam için gereken ön
özellikler kişinin kendisini zevk veren ve alan cinsel bir varlık olarak
görmesidir.
Birinde cinsel iyiyi görmek o kişiyi önemli ve ehil olarak görmekle
paralellik gösterir. Birinde iyiyi görmek ayrıca onu dinlemeyi ve ondan
öğrenmeyi de içerir ki böylece geribildirim bir eleştiri olarak anlaşılmaz ya
da yapılmaz. CİSED olarak biz bu özelliği saygı olarak tanımlıyoruz. Ne var ki
gerçek saygı öz saygıdan gelişir. Cinsel etkileşimde bu saygı kişinin ve
eşinin hoşuna gidenleri öğrenme ve söyleme, sonrasında ise gerçekleştirmedir.
Zevk veren cinsel aktivitelerin müzakere edilmesinde geribildirim önemlidir,
aynı şekilde bu geri bildirimler cinsellikle ilgili korku ve kaygıları da
içerir ve bazen çatışma ve sorun da oluşturur.
Affetme ise birçok bireysel, evlilik ve cinsel terapist tarafından göz ardı edilen ancak evliliğin ve bireysel mutluluğun temeli olan bilişsel bir diğer süreçtir. Yine de bu süreç iyiyi görmek için başlıca koşuldur. Eğer hatalarımızı affetmezsek karşımızdakinde ve kendimizde iyiyi nasıl görürüz? Kendimizdeki mükemmellik için taleplerimizden vazgeçebilir miyiz? Kendimiz için yapmazsak sevdiklerimiz için yapabilir miyiz? Affetme özellikle eşi aldatma sorununda çok önemlidir. Eğer affetme bilinmezse aldatılan eş evliliklerinin sonuna kadar diğerine bu hatasını ödetmeye çalışır.” dedi
Psk. Dan. Dr. Cem KEÇE Psikoloji
Sağlıklı Spermlere Sahip Olmanın 10 Yolu
Bebek sahibi olmak söz konusu
olduğunda, sağlığına dikkat etmesi gereken tek kişi anneymiş gibi
düşünülüyor. Oysa iki kişinin üretebileceği en güzel varlık olan bebek
için, erkeğin de en az eşi kadar dikkat etmesi gerekiyor.
1. Sigarasız bir hayat...
“Sigara içmek spermlere zarar verir” sözü, son dönemde bazı sigara paketlerinin üzerinde yer alan bilimsel bir gerçek. Sigara içmek, spermin sayısını, hareketini ve yapısını olumsuz etkiliyor. Ayrıca sigara içen erkeklerin eşlerinde düşük ihtimali de artıyor.
2. Sınırlı İçki...
Alkol, sperm üretiminin bozulmasına neden oluyor. Bir kadeh şarabın böyle bir etkisi olmasada, kronik alkolizm vakalarında testislerin küçüldüğü, testosteron üretiminin bozulduğu biliniyor.
3. Sperm sıcağı sevmez...
Uzun, sıcak oturmalı banyolar, saunalar ve hamam sefalarını seven erkeklere
kötü bir haberimiz var. Yüksek ısı sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Testisin
ısısını arttırıyor; sperm üretimini azaltıyor ve kalitesini düşürüyor. Ayrıca
vücuda yapışan dar pantolonlar da fazla ısınmaya neden olduğundan spermlere
zarar verebiliyor.
4. Sperm soğuğu da sevmez...
Hafif bir üşütme bile sperm kalitesinin düşürebiliyor. Bu durum en sık, tene yapışan ıslak giyeceklerden kaynaklanıyor. Bundan dolayı yaz tatilinde erkekler de, en az kadınlar kadar ıslak mayolarıyla dolaşmamaya özen göstermeli.
5. Protein ağırlıklı beslenme...
Sağlıklı spermler için özellikle proteinli gıdaların tüketilmesi gerekiyor.
Çünkü proteinde bulunan çinkonun eksikliği, erkeklerde görülen kısırlığın en
önemli sebeplerinden biri. Et, süt, yumurta gibi protein içeriği zengin
gıdaların bol tüketilmesiyse, sperm sayısının ve kalitesinin artmasında önemli
rol oynuyor.
6. İyi uykular, kaliteli spermler…
Düzenli uyku saatlerinin olması ve iyi alınan uyku, sperm kalitesinin
yükselmesini sağlıyor. Uyku bozukluklarıyla erkekte sperm üremesini sağlayan
hormonların iyi çalışmamasına neden olabiliyor.
7. Stres sperme zarar veriyor...
Vücudumuzdaki birçok fonksiyonun işleyişini bozabilen stres faktörü, spermler
üzerinde de olumsuz etkiye sahip. Sağlıklı spermlere sahip olmak için huzurlu
bir hayat yaşamak da önem kazanıyor.
8. Tek partnere sadakat...
Cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklardan kapılan enfeksiyonlar, sperm kalitesini düşürebiliyor. Bunun önleminin en kesin yoluysa tek partnere sadakat. Çünkü tek eşli çiftlerin cinsel hastalıklara yakalanma riski yok denecek kadar az oluyor. Cinsel yoldan bulaşan bel soğukluğu gibi hastalıklarsa erkekte kısırlığa bile yol açabiliyor.
9. Radyasyon sperm düşmanı...
Testislerde sperm üreten hücreler, radyasyona çok duyarlı olduğundan,
radyasyona maruz kalmak kalıcı kısırlığa neden olabiliyor. Bu durum, meydana
gelen hasarın derecesi ve maruz kalınan radyasyon dozuna bağlı. Radyoterapi
gören hastalarda sperm üretimi ancak 3 ile 5 yıl içinde tekrar başlayabiliyor.
10. Antibiyotik zarar verebiliyor...
Birçok antibiyotik sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Bazı antibiyotikler,
menideki sperm sayısını ve hareketliliğini azaltırken bazıları da sperm
oluşumunu belli evrelerde duraklatabiliyor.
Op. Dr. Hüseyin GÜNTAŞ
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Göz Sağlığı İçin Yüzünüzü Sık Sık Yıkayın!
Göz sağlığı için yüzün sık sık yıkanması gerektiği belirtildi.
Dünya Göz Hastanesi’nden Op. Dr. Haluk Talu, göz sağlığı için yüzün sık sık yıkanması gerektiğini söyledi.
Talu, "Yüzümüzü sık yıkayarak gözyaşımızın kurumasına engel olabiliriz. Yanı sıra sık sık göz kırpması gözyaşımızın kurumasına engel olabilecek bir diğer önlemdir" dedi.
Aydınlatmaların da göz sağlığı için önemli olduğunu vurgulayan Talu,"Özellikle gelişim çağındaki çocuklarımızın çalışma ortamlarının aydınlatılması büyük önem taşımaktadır. Gün ışığında olduğu gibi tüm renkleri doğru haliyle gösteren lambaların tercih edilmesini öneririm. Okul çağındaki çocuklarımızın göz sağlıklarını korumak ve yorulmadan uzun süre çalışmalarını sağlamak için, çalışma masalarının aydınlık olmasına ve ışığın gözlerine yansımamasına dikkat edilmelidir" diye konuştu.
-KARANLIKTA TELEVİZYON İZLEMEYİN
Göz sağlığı için televizyonların izlenmesi sırasındaki aydınlığın çok önemli olduğunu vurgulayan Talu, şunları kaydetti: "Televizyonların karanlıkta izlenmemesi gerekir. Çünkü TV ekranı çok ışıklı, çevre karanlık olduğu zaman göz yorulur. Özellikle ışığın dengelenmesi açısından televizyonun bulunduğu bölümün aydınlatmasının iyi olması gereklidir. Evlerimizde tasarruflu lamba olarak da bilinen akkor halojen lambaların seçilmesi uygun olur. Yalnız bu lambaların çıplak olarak kullanılmaması ve ışığının doğrudan göze gelmemesi gerekir."
-OFİSLER NASIL AYDINLATILMALI?-
Ofislerde floresan aydınlatmasının en sağlıklı yöntem olduğunu anlatan Talu, şöyle devam etti: "Sağlıklı ve doğru bir ofis aydınlatması, personelin verimi, çalışma motivasyonu ve göz sağlığı için olduğu kadar modern ofislerin prestiji açısından da önem taşımaktadır. Ofislerde ışığın homojen dağılımı sağlanmalıdır. Ofis ortamlarında genel ışık veren ürünler seçilmesi; halojen ve spot gibi direkt ışık veren ürünlerin ise sadece özel vurgulama istenen noktalarda kullanılması önerilir. Daha çok floresan veya kompakt floresanlı armatürlerin tercih edilmesi gerekir. Ofis aydınlatmasında, ev aydınlatmasındaki gibi dekoratif değil, işlevsel aydınlatmaların seçilmesine özen gösterilmelidir."
Patlıcan Sigaranın Yerini Tutar mı?
Sigara yasağının başladığı şu günlerde patlıcanın sigaranın yerini tutup tutamayacağı tartışılıyor.
SİGARAYI bırakmak isteyenlerin, nikotin ihtiyacını patlıcandan karşılayabileceği söylentilerinin doğru olmadığını söyleyen Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op.Dr. İsmail Tamer, “9 kilo patlıcanda, bir çöp sigaradaki nikotin var. Dolayısıyla nikotin ihtiyacını patlıcandan karşılamak mümkün değil. Sigarayı önce ‘Beyinde bırakmak’ gerekir” dedi.
Sigara yasağıyla birlikte internet sitelerinde dolaşan ve ‘Nikotin ihtiyacının patlıcandan karşılanabileceği’ iddiasının doğru olmadığı bildirildi. Dr. İsmail Tamer, patlıcanın insan sağlığı için son derece yararlı olduğunu, ancak nikotin ihtiyacını karşılamasının mümkün olmadığını söyledi. Tamer, “9 kilo patlıcanda bir çöp sigaradaki nikotin var. Yani nikotin ihtiyacının sigaradan karşılanması kesinlikle mümkün değil. Patlıcan, böbrekleri kuvvetlendirir. Ağrılarını giderir. Sigarayı bırakmak isteyenler patlıcanın sapını çiğnesin, ya da patlıcan yesin, nikotin ihtiyacını karşılayarak sigaradan kurtulsun gibi söylemleri kesinlikle yanlıştır” diye konuştu.
SİGARA BIRAKMA MERKEZLERİNE BAŞVURULAR ARTTI
Sigara yasağının başlamasıyla birlikte bırakmak isteyen tiryakilerin sayısının arttığını da belirten Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. İsmail Tamer, şunları söyledi: “Sigarayı bırakmaya karar verenler konuyu önce beyinlerinde çözmeli. Beyin ‘Bırakacağım’ dedikten sonra sigara bıraktırma yöntemlerinden biri uygulanır. Hastanemizdeki sigarayı bırakma polikliniklerimizde psikiyatr ve psikologlarımız terapi yöntemleriyle sigarayı bıraktırıyor. Yasakla birlikte polikliniğimize başvurularda önemli artış yaşandı.”
Kanser Vejeteryenlerdan Uzak Duruyor
İngiltere’de 12 yılda tamamlanan araştırma, vejetaryen beslenme düzenini benimseyenlerin, et tüketenlere oranla daha nadir kansere yakalandıklarını ortaya koydu.
Oxford Üniversitesinden Dr. Naomi Allen başkanlığında, İngiliz ve Yeni Zelandalı ekip tarafından 12 yılda tamamlanan araştırma, yarısı vejetaryen 60 bin kişinin sağlık gelişimleri izlenerek yürütüldü ve sonuçları İngiliz Kanser Dergisi’nin son sayısında ve internet sitesinde yayımlandı.
Araştırmaya ilişkin açıklamasında "Bu çalışma, vejetaryenlerin et tüketenlere oranla daha düşük oranda kansere yakalandıklarına ilişkin güçlü kanıtlar sunmuştur" ifadelerine yer veren Dr. Naomi Allen, yine de insanların beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeden önce bu konuda yeni araştırmalar yapılması gerektiğini kaydetti.
Araştırmaya 32 bin 403’ü et tüketen, 8 bin 652’si sadece balık tüketen ve 32 bin 403’ü hiç et tüketmeyen toplam 61 bin 566 kişinin katıldığı bilgisini veren Allen, farklı beslenme alışkanlıklarına sahip grupların üyelerini belirlerken, sigara-alkol tüketimi, kilo durumları, egzersiz ve yaşam alışkanlıkları gibi kansere neden olabilecek diğer unsurları da göz önünde bulundurduklarını belirtti.
Araştırmadan alınan istatistiklere göre, vejetaryenler, et tüketenlere oranla yüzde 12 oranında daha seyrek kansere yakalanıyor. Genel nüfusa oranlandığında, her yüz kişiden 33’ü hayatının bir döneminde kansere yakalanırken, et tüketmeyenlerde bu oran yüz kişide 29’a düşüyor.
Araştırmayı kaleme alan Oxford Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof.
Dr. Tim Kelly, BBC’ye yaptığı açıklamada, araştırmanın önemli olduğunu, ancak bulguların "dengeli beslenen birinin, beslenme alışkanlığını tamamen değiştirmesine neden olacak kadar" güçlü olmadığı görüşünü bildirdi.
Lösemi, mide ve bağırsak kanserlerinde vejetaryenlerin yüzde 45’e oranla daha avantajlı olduklarını ifade eden Prof. Dr. Kelly, lenf kanserinde bu oranın yüzde 50’ye yükseldiğini belirtti.
Kelly, ette bulunan virüslerin insan hücrelerinde mutasyona neden olabileceği gibi, fazla sebze tüketmenin koruyucu etkisinin de vejetaryenlere avantaj sağlıyor olabileceğini kaydetti.
Öte yandan, serviks (rahim ağzı) kanseri söz konusu olduğunda, et tüketmeyenler, tüketenlere oranla iki kat daha daha fazla risk altında bulunuyor.
Dünya Kanser Araştırmaları Fonu Bilim ve Araştırma Programları Yöneticisi Dr. Panagiota Mitrou, özellikle kan kanseri türlerindeki düşük oranları "ilginç" bulduğunu, bu konu üzerinde detaylı çalışmalara olanak tanınması gerektiğini belirtti.
Hızlı Güzellik Önerileri
Sabahları ayna karşısında
geçirdiğimiz vakit ortalama 45 dakika. Aslında harcadığımız zamanın
yarısı kadar ya da daha az bir sürede hazırlanmamız mümkün. Nasıl mı?
Saçlarınız, cildiniz ve makyajınız için hazırladığımız küçük ve pratik
bakım önerileriyle zamanınız size kalacak.
Temiz bir cilt
2
Dakika: Yüzünüzü cilt tipinize uygun bir temizleyici yardımıyla ve bol
su ile yıkayın. 30 Saniye: Cildinizi temizlemek ve pul pul dökülmeleri
önlemek için yüz temizleme mendillerini kullanabilirsiniz.
Pürüzsüz görünüm
2
Dakika: Cildinizdeki kırmızı lekeleri ve kusurlu bölgeleri kapatmak
için cilt renginizden bir ton açık kapatıcıyı yüzünüze iyice yedirerek
sürün. Cildinizin parlamasını önlemek için de üzerine mat pudra sürün.
30
Saniye: Cildinizdeki aknelerle savaşmak ve kamufle etmek için problemli
ciltleri yatıştırıcı nitelikteki temizlik ve bakım ürünlerini kullanın.
Cilt parlamalarından kurtulmak için, nemli bir pamuğa tonik uygulayarak
yüzünüzü silin.
Tüm cilde eşit ton
2 Dakika:
Cildinizdeki koyu lekelerin görünümünü hafifletmek için aydınlatıcı bir
krem kullanın. Parmak uçlarınızla masaj yaparak cildinize yedirin.
Renkli nemlendiriciler veya fondöten ile kusurlu bölgelerin üzerinden
bir kez daha geçin.
30 Saniye: içeriğinde koruma faktörü olan
renkli nemlendirici veya fondöteni yüzünüze sürün. Uygulamayı pürüzsüz
ve ince bir parlaklıkla tamamlamak için nemli sünger yardımı ile yapın.
Doğru makyaj
2
Dakika: Cildinizi fondöten veya pudra ile hafif renklendirdikten sonra
elmacık kemiklerinize, şakaklarınıza ve burun kemiğinize enine doğru
allık sürün.
30 Saniye: Bu işlemin daha hızlı olması için, ışık
yansıması uygulayın. Pırıltılı bir allığı burnunuzdan elmacık
kemiklerinize doğru fırçayla sürün. Göz kapağınızın üzerine de ekstra
parlaklık için hafifçe uygulayın.
Çekici gözler
2
Dakika: Gözlerinizi ön planda tutmak için kaşlarınızı gözünüzün şekline
göre alın. Kaş fırçası yardımıyla kaşlarınızı yukarıya ve dışarıya
doğru fırçalayın. Belirginleştirmek için de kaşlarınızın hemen altına
kapatıcı sürün.
30 Saniye: Kaşlarınızı belirginleştirmek için kaşın
dibinden ucuna doğru kalem sürüp düzgünce dağıtın. Kaş renginize uygun
bir far yardımıyla da bunu yapabilirsiniz.
Belirgin gözkapakları
2
Dakika: Gözlerinize koyu gölge yapmak için ucu açılı fırçalar kullanın,
Göz kapağınızın üstündeki çizgiden başlayarak aşağıya kadar inin.
Gölgeyi yapmaya göz kapağınızın iç kısmından başlayın. Birbirine yakın
renkleri tercih edin. Yoğun bir maskara kullanarak göz makyajınızı
bitirin.
30 Saniye: Kirpiklerinizin üstüne göz kalemi ya da far
sürerek hafifçe belirginleştirin. Seçtiğiniz rengin doğal ve çok koyu
olmamasına dikkat edin. Son olarak kirpiklerinizi dolgun gösterecek bir
maskara uygulayın.
Güzel dudaklar ve yanaklar
2
Dakika: Avucunuza alacağınız az miktarda nemlendirici kremi
yanaklarınıza ve dudağınıza iyice yedirin. Renkli bir nemlendirici de
tercih edebilirsiniz. Ardından cilt renginize uygun bir parlatıcı
sürün. Seçtiğiniz renk tonlarının birbiriyle uyumlu olmasına dikkat
edin. Şeftali - kayısı ikilisi gibi...
30 Saniye: Hem nemlendirici
özelliği hem de renkli olan ikisi bir arada rujları ve kullanımı çok
doğal ve çok koyu olmamasına dikkat edin. Son olarak kirpiklerinizi
dolgun gösterecek bir maskara uygulayın.
Işıl ışıl saclar
2
Dakika: Kuru ve elektrikli saçlarınız için bir parmak kadar
düzleştirici bakım kremini saçlarınıza uygulayın. 1 dakika kadar saç
kurutma makinesine tutun. Bu işlem saçlarınızın canlı ve sağlıklı
görünmesini sağlar.
30 Saniye: Sönük ve parlaklığını yitirmiş
saçlarınızı, ışıltılı saç bakım spreyleriyle yeniden
canlandırabilirsiniz. Çok kısa bir sürede etkili bir sonuçla
karşılaşacaksınız.
Hatasız oje sürmek,
2
Dakika: Ojenizin elinizde ve ayağınızda pürüzsüz ' durması için, tırnak
yüzeyinizi pürüzsüzleştirecek. Uygun bir törpü ile törpüleyin. Açık ve
doğal renkte bir oje uygulayın. Tırnaklarınızın çatlamasını ve renk
değişimini önlemek içinse, üstüne bir kat renksiz oje sürün.
30
Saniye: Tırnaklarınızı pürüzsüz göstermek ve hataları kamufle etmek
için açık pembe veya bej rengi gibi doğal renkte bir oje sürün...
Havalı saçlar
2
dakika: Dağınık topuz için, saçlarınızı tepeden at kuyruğu şeklinde
toplayın. Sarkan kısmı tokanın çevresinde dolayın ve tel tokalar
yardımı ile tutturun. Saçınızı ne kadar yukarıdan toplarsanız o kadar
havalı görünürsünüz.
30 Saniye: Saçlarınızı biraz ıslatıp köpük ya
da jöle sürün. Ellerinizle karıştırarak veya vigo yardımıyla
şekillendirin. Doğal ve şık bir görünüm için çok pratik bir yöntem.
Düzgün bacaklar
2
Dakika: Bacaklarınızda oluşan pul pul dökülmeleri önlemek için ilk önce
kese yapın. Böylece ölü derileri temizlemiş olursunuz. Sonrasında su
bazlı bir nemlendirici kullanın.
30 Saniye: Banyodan çıkarken
bacaklarınıza soğuk su tutun. Bu işlem kan dolaşımınızı hızlandırıp
diri bir görünüme sokar. Çıktıktan sonra avakado, susam ya da badem
yağıyla masaj yapın.
Kusursuz ayaklar
2
Dakika: Banyodayken ayak tabanınızda oluşmuş sert bölgeleri ayak
taşıyla ovalayın. Sonrasında ayaklarınıza yoğun bir nemlendirici ayak
kremiyle masaj yapın. 30 Saniye: Ayaklarınızı yumuşatmak ve ferahlatmak
için nane özlü nemlendiricileri tercih edin. Bunun yanında yoğun
nemlendirici özelliği olan vazelin ve buğday yağıda kullanabilirsiniz.
Formsante
Az Kalori Al, Daha Genç Görün
Birçok bilim adamı araştırmalarını daha uzun yaşamın sırları üzerine yoğunlaştırıyor. Geçen hafta gündemde olan bir araştırma, az kalori alanların daha uzun yaşadığına dair sonuç verdi
Dilara Koçak
Geçtiğimiz hafta az kalori alanların daha uzun yaşadığına dair sonuç veren bir araştırma sıkça konuşuldu. Maymunlar üzerinde yapılan bu çalışmada az kalori alanların daha uzun yaşadığı ve daha iyi göründükleri bildirildi. Birçok sağlık bilimcisi araştırmalarını daha uzun yaşamın sırları üzerine yapıyor. İnsanoğlu ölmek istemiyor, uzun ve sağlıklı yaşamak istiyor. Artık insanların yaşlarını tahmin etmek çok zor hale geldi, ameliyatsız tedavi yöntemleri, teknolojinin her alanda olduğu gibi kozmetikte de çok ilerleme kaydetmesi, bireylerin yeme ve yaşam biçimlerini değiştirmesi birbirine benzeyen ve yaşının tahmin edilmesi güç bir nesle doğru ilerleyişe doğru gidiyor. Artık kadınlar anne olmak için 50 yaşı zorlarken 70 yaşında baba olan erkekler var.
Yaşlılıkta kaliteli yaşam
Durum
böyle olunca demograflar da yaş aralıkları oluşturup yeni sınıflamalar
yapıyorlar. Bu düzenlemeye göre 75 yaş ve altında olanları “genç
yaşlılar”, 75 yaş üstü olanları ise “çok yaşlı” olarak
adlandırılıyorlar. Bizim ailenin soy ağacında maalesef “genç yaşlı” da
yok “çok yaşlı” da. Ama ben bir beslenmeci olarak bu kalıtsal
kaderimizi artık değiştireceğime inanıyorum. Araştırmacılar 75 yaş ve
üzeri bireyler için özel beslenme biçimi uygulanması konusunda bakın neler söylüyorlar:
Araştırmalar
çok yaşlı bireylerin kaliteli bir yaşam sürmeleri için özel besinsel
ihtiyaçları olduğunu göstermektedir. Beslenme ve hayat tarzında
yapılacak basit değişiklikler, sağlık için önemli adımları oluşturur.
Çeşitli
olacak şekilde beslenme ve günde beş besin grubundan dengeli tüketim,
vücut için gerekli besin öğelerinin alımını sağlar.
Kalıtımsal
özelliklerin haricinde beslenme, beklenen yaşam süresini etkileyen
önemli etkenlerden biridir. Bireyin besin gereksinimleri, fizyolojik ve
metabolik durumundaki değişikliklere göre değişim gösterir.
Yaşı her
ne olursa olsun, bireylerin kötü alışkanlıklarını terk etmesi için geç
değildir. Örneğin, sigarayı bırakmak veya yüksek yağlı ve tuzlu,
vitamin ve mineral içerikleri az yiyecekleri hayatından çıkarması gibi.
Güne iyi başlamanın en önemli yolu kahvaltı yapmaktır. Kahvaltıda taze meyve, kahvaltılık gevrek, kalsiyum takviyeli az yağlı süt, tüketim kolaylığını da göz önüne alırsak iyi bir seçenektir.
Ara
öğünlerle desteklenen dengeli ve yeterli ana öğünler, çok yaşlı
bireylerde günlük alınması gereken kalsiyum, A ve C vitamini, beta
karoten ve protein karşılar. Sağlık problemleri ve diyabet gibi kronik hastalık risklerini azaltmaya yardımcı olur.
Fazla yemek yiyen ve inaktif olan yaşlı bireyler, obezite, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser
tehlikesi altındadır. Kalıtımsal olarak kronik hastalığa yakalanma
riski olanlara yapılan beslenme eğitimi ve düzenli sağlık bakımının
kaliteli yaşam süresini uzattığı belirtilmiştir.
Beslenme - sağlık - yaşlanma etmenleri birbiriyle sürekli etkileşim içindedir.
Ilımlı miktarda kırmızı et
tüketimiyle yüksek yağlı besinlerden uzak durarak, balık, kuru
baklagil, tavuk ve hindi gibi proteinden zengin besinler tercih
edilmelidir. Diyette kabızlığı önlemek için yeterli posa bulunmalıdır.
Sıvı miktarı ayarlanıp, tuz miktarı azaltılarak, böbreklerin yükü
hafifletilmelidir. Sindirimi güç olan kızartmalardan uzak durup,
çiğneme güçlüğü çekenler için yemeklerin sulu ve yumuşak olacak şekilde
hazırlanması uygun olacaktır.
Yaşa ve yapabilme kabiliyetine göre
egzersiz planlanmalıdır. Bu plan, açık havada günlük yürüyüş olabilir,
böylece D vitamininin kaynağı olan güneş ışığından da faydalanılır. Çok
yoğun egzersiz programlarında sakatlanma riski olabileceği için bir eğitimci eşliğinde egzersizler yapılmalıdır.
Acil durumlarda tartıda zafer kazanmak için
Tüm
malzemeleri karıştırıp yanında 1 kepekli grisini ile öğün olarak
tüketilebilir. Bu tarif hem düşük kalorili hem de yaz ayları için
serinleticidir. Fazla yediğiniz veya alkolü kaçırdığınız günlerin ertesinde öğle ve akşam öğünlerinde yemek yerine tüketebilirsiniz.
Güne
normal bir kahvaltı ile başlayıp ara öğünlerde 1 - 2 meyve tercih
etmeniz yeterli olacaktır. Soğuk çorba yanına az yağlı sebze de
ekleyebilirsiniz.
YAZ ÇORBASI
200 gram az yağlı yoğurt
1 yemek kaşığı haşlanmış bulgur veya buğday
1 yemek kaşığı haşlanmış nohut
1 yemek kaşığı haşlanmış mısır
2 tam ceviz (iri dövülmüş)
2 salatalık
2 bardak su
Evliliği Ayakta Tutmak İçin Aşk Yeterli Değil!
Evliliği ayakta tutmak için aşkın yeterli olmadığı bilimsel olarak kanıtlandı.
Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, çiftin yaşları, daha önceki ilişkileri ve hatta her ikisinin birden sigara içip içmediği gibi faktörlerin, evliliklerinin sürüp sürmeyeceğini belirlediğini gösterdi.
Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde görevli bilim adamları, 2001 ile 2007 yılları arasında, evli ya da birlikte yaşayan yaklaşık 2500 çiftle görüştü. Bu görüşmelerde evliliklerini veya birlikteliklerini sürdürenlerle boşanan ya da ayrılan çiftleri bu sonuçlara götüren faktörler araştırıldı.
"What’s Love Got to Do With It" (Bunun Aşkla Ne Alakası Var) başlıklı araştırma, karısından 9 ya da daha fazla yaş büyük olan ve 25 yaşını bitirmeden evlenen erkeklerin eşlerinden boşanma olasılığının diğerlerine oranla iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.
Araştırma, çocukların da bir evlilik ya da ilişkinin uzunluğunu etkileyen faktörler arasında yer aldığını gösterdi. Araştırma, evlenmeden önce, daha önceki ilişkisinden ya da birlikte olduğu kişiden çocuk sahibi olan çiftlerin beşte birinin ayrıldığını gösterirken, bu oranın, evlenmeden önce çocuk sahibi olmayan çiftlerde ise yüzde 9 olduğu görüldü.
Kocalarından daha fazla çocuk sahibi olmak isteyen kadınların boşanma olasılığının da daha fazla olduğunu ortaya koyan araştırmada, çiftin ailelerinin de ilişki üzerinde rolü olduğu belirtildi.
Anne babası ayrılan ya da boşanan kadın ve erkeklerin yaklaşık yüzde 16’sının kendilerinin de boşandığı, bu oranın anne babası ayrılmayanlarda yüzde 10’da kaldığı görüldü.
Araştırma
ayrıca, ikinci ya da üçüncü evliliğini yapan çiftlerin
ayrılma olasılığının, ilk evliliğini yapanlardan yüzde 90 fazla
olduğunu gösterdi.
Evliliğin sürmesinde hiç şüphesiz paranın da rol
oynadığı, yoksul ya da kocaları işsiz olan kişilerin yüzde 16’sının
ayrıldıklarını söylediği, bu oranın, maddi durumu iyi olan çiftlerde
yüzde 9 olduğu bildirildi.
Çiftin ayrılma olasılığını az etkileyen faktörler arasında, çocuk sayısı ve çocukların yaşları, kadının iş statüsü ve çiftin çalıştığı yıl sayısının yer aldığı belirtildi.



