| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yazılar arşiv 07.2009 Other entries in 2009-07 resimler , videolar

GÜNÜN SÖZÜ

"Erkeğin yaratılışında sevmek yoktur.
Ona aşkı öğreten kadındır."

İkimizde

İkimizde

Aşk Nedir?

aşkAdını aşk koyduğumuz şeyin ne olduğunu şimdiye kadar kimse tam anlamıyla çözememiştir. Kişi içgüdüleri tarafından önce kendisini korumayı düşünmektedir. İşte aşk bu korumayı neredeyse eriten bir duygudur, insanı yaşama bağlayan bir etmendir. Sanki ruhsal hastalıklardakine benzer süreçler, kişi aşık olduğunda ortaya çıkar, tek farkla aşk bir hastalık değildir. İnsanlar bilinçdışı olarak sürekli ölümsüzlüğün peşinde koştukları için yenilenme arzusuyla üremek isterler. Üremek için gerekirse kahramanlık ve fedakârlık da yaparlar. Aşk fedakarlıkların en büyüklerindendir. Günümüzde psikanaliz, aşk objesine duyulan özlemin, erken çocukluk dönemine ait sevilen objelere, genellikle anne ve babalara, yeniden kavuşma isteğinden doğduğuna inanır. Yani erkek ya da kadındaki bir araya gelme isteği, çocuklukta yaşanan yaralayıcı deneyimlerin yeni bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinin bir sonucudur. Duygusal dünyasında tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, gelişimi sırasında kendisine zevk veren şeyleri, kendisinin parçası haline getirir. Yani onu mutlu eden şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılar ve bölünmüşlük duygusu geçici olarak ortadan kalkar. Çocuk, bir başkasının ona yönelmesiyle kendini bir bütün ve mutlu hisseder. Kişi aşık olduğunda da böyle davranır. "Ya benimsin ya kara toprağın, ben sensiz bir hiçim” nakaratları bu yoğun duyguların bir sonucudur aslında.

Hatta Freud, sevgili seçerken, küçük yaşlarda elde edilen deneyimlere bağımlı hareket edildiğini ileri sürer. Kişi aşık olma süreci sırasında, önce hayatında bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapılır. Böylelikle yeni bir aşk objesine karşı yoğun ilgi gelişir ve kişi aramaya başlar. Kalp atışları hızlandığında, kulaklar uğuldadığında, uykusuzluk başladığında, yani kişi aşık olduğunda, kendini eksik hisseden taraf, bütünü oluşturmaya çalışıyor demektir. Aşk anlaşılması zor bir kavramdır. Aşk nedir ve nasıl gösterilir, ifade edilir ve paylaşılır? Aşk gelişen bir süreç olarak en az 3 öğeden oluşur; iki davranışsal öğe; ilgiyi alma ve gösterme; iki bilişsel öğe: iyiyi görme ve affetme; duygusal öğe: mahremiyet gibi.

Alınan ilginin anlamı bir kişi ilgi görmüyorsa karşılığında imkansız olmasa bile ilgi göstermesi çok zordur. İlk ilgi göstericilerin görevleri besleme, koruma, barınak sağlama ve yol göstermedir. İlgi gösterme ise aşkın somut ve davranışsal ifadesidir; yemek pişirmekten, yatağa taşımaya ve bebek bezi değiştirmeye kadar değişir. Sevdiklerimize hizmet ederiz ve bizim yetersiz olduğumuz yerlerde de onların hizmet etmesini bekleriz. Cinsel eylemde ise ilgi bize ve eşimize zevk veren aktiviteleri sergilemek ve yapmak ile gösterilir. İyiyi görme, sevdiklerimizden önce kendimizde olumlu özellikleri görebilme becerisini gösteren bilişsel bir süreçtir. Bu özellikler fiziksel, karakteristik ya da geçici olabilir. İyi bir cinsel yaşam için gereken ön özellikler kişinin kendisini zevk veren ve alan cinsel bir varlık olarak görmesidir.

Birinde cinsel iyiyi görmek o kişiyi önemli ve ehil olarak görmekle paralellik gösterir. Birinde iyiyi görmek ayrıca onu dinlemeyi ve ondan öğrenmeyi de içerir ki böylece geribildirim bir eleştiri olarak anlaşılmaz ya da yapılmaz. CİSED olarak biz bu özelliği saygı olarak tanımlıyoruz. Ne var ki gerçek saygı öz saygıdan gelişir. Cinsel etkileşimde bu saygı kişinin ve eşinin hoşuna gidenleri öğrenme ve söyleme, sonrasında ise gerçekleştirmedir. Zevk veren cinsel aktivitelerin müzakere edilmesinde geribildirim önemlidir, aynı şekilde bu geri bildirimler cinsellikle ilgili korku ve kaygıları da içerir ve bazen çatışma ve sorun da oluşturur.

Affetme ise birçok bireysel, evlilik ve cinsel terapist tarafından göz ardı edilen ancak evliliğin ve bireysel mutluluğun temeli olan bilişsel bir diğer süreçtir. Yine de bu süreç iyiyi görmek için başlıca koşuldur. Eğer hatalarımızı affetmezsek karşımızdakinde ve kendimizde iyiyi nasıl görürüz? Kendimizdeki mükemmellik için taleplerimizden vazgeçebilir miyiz? Kendimiz için yapmazsak sevdiklerimiz için yapabilir miyiz? Affetme özellikle eşi aldatma sorununda çok önemlidir. Eğer affetme bilinmezse aldatılan eş evliliklerinin sonuna kadar diğerine bu hatasını ödetmeye çalışır.” dedi

Psk. Dan. Dr. Cem KEÇE Psikoloji

Sağlıklı Spermlere Sahip Olmanın 10 Yolu

spermBebek sahibi olmak söz konusu olduğunda, sağlığına dikkat etmesi gereken tek kişi anneymiş gibi düşünülüyor. Oysa iki kişinin üretebileceği en güzel varlık olan bebek için, erkeğin de en az eşi kadar dikkat etmesi gerekiyor.

1. Sigarasız bir hayat...

“Sigara içmek spermlere zarar verir” sözü, son dönemde bazı sigara paketlerinin üzerinde yer alan bilimsel bir gerçek. Sigara içmek, spermin sayısını, hareketini ve yapısını olumsuz etkiliyor. Ayrıca sigara içen erkeklerin eşlerinde düşük ihtimali de artıyor.

2. Sınırlı İçki...

Alkol, sperm üretiminin bozulmasına neden oluyor. Bir kadeh şarabın böyle bir etkisi olmasada, kronik alkolizm vakalarında testislerin küçüldüğü, testosteron üretiminin bozulduğu biliniyor.

3. Sperm sıcağı sevmez...

Uzun, sıcak oturmalı banyolar, saunalar ve hamam sefalarını seven erkeklere kötü bir haberimiz var. Yüksek ısı sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Testisin ısısını arttırıyor; sperm üretimini azaltıyor ve kalitesini düşürüyor. Ayrıca vücuda yapışan dar pantolonlar da fazla ısınmaya neden olduğundan spermlere zarar verebiliyor.

4. Sperm soğuğu da sevmez...

Hafif bir üşütme bile sperm kalitesinin düşürebiliyor. Bu durum en sık, tene yapışan ıslak giyeceklerden kaynaklanıyor. Bundan dolayı yaz tatilinde erkekler de, en az kadınlar kadar ıslak mayolarıyla dolaşmamaya özen göstermeli.

5. Protein ağırlıklı beslenme...

Sağlıklı spermler için özellikle proteinli gıdaların tüketilmesi gerekiyor. Çünkü proteinde bulunan çinkonun eksikliği, erkeklerde görülen kısırlığın en önemli sebeplerinden biri. Et, süt, yumurta gibi protein içeriği zengin gıdaların bol tüketilmesiyse, sperm sayısının ve kalitesinin artmasında önemli rol oynuyor.

6. İyi uykular, kaliteli spermler…

Düzenli uyku saatlerinin olması ve iyi alınan uyku, sperm kalitesinin yükselmesini sağlıyor. Uyku bozukluklarıyla erkekte sperm üremesini sağlayan hormonların iyi çalışmamasına neden olabiliyor.

7. Stres sperme zarar veriyor...

Vücudumuzdaki birçok fonksiyonun işleyişini bozabilen stres faktörü, spermler üzerinde de olumsuz etkiye sahip. Sağlıklı spermlere sahip olmak için huzurlu bir hayat yaşamak da önem kazanıyor.

8. Tek partnere sadakat...

Cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklardan kapılan enfeksiyonlar, sperm kalitesini düşürebiliyor. Bunun önleminin en kesin yoluysa tek partnere sadakat. Çünkü tek eşli çiftlerin cinsel hastalıklara yakalanma riski yok denecek kadar az oluyor. Cinsel yoldan bulaşan bel soğukluğu gibi hastalıklarsa erkekte kısırlığa bile yol açabiliyor.

9. Radyasyon sperm düşmanı...

Testislerde sperm üreten hücreler, radyasyona çok duyarlı olduğundan, radyasyona maruz kalmak kalıcı kısırlığa neden olabiliyor. Bu durum, meydana gelen hasarın derecesi ve maruz kalınan radyasyon dozuna bağlı. Radyoterapi gören hastalarda sperm üretimi ancak 3 ile 5 yıl içinde tekrar başlayabiliyor.

10. Antibiyotik zarar verebiliyor...

Birçok antibiyotik sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Bazı antibiyotikler, menideki sperm sayısını ve hareketliliğini azaltırken bazıları da sperm oluşumunu belli evrelerde duraklatabiliyor.

Op. Dr. Hüseyin GÜNTAŞ
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Göz Sağlığı İçin Yüzünüzü Sık Sık Yıkayın!

saydam_gozGöz sağlığı için yüzün sık sık yıkanması gerektiği belirtildi.

Dünya Göz Hastanesi’nden Op. Dr. Haluk Talu, göz sağlığı için yüzün sık sık yıkanması gerektiğini söyledi.

Talu, "Yüzümüzü sık yıkayarak gözyaşımızın kurumasına engel olabiliriz. Yanı sıra sık sık göz kırpması gözyaşımızın kurumasına engel olabilecek bir diğer önlemdir" dedi.

Aydınlatmaların da göz sağlığı için önemli olduğunu vurgulayan Talu,"Özellikle gelişim çağındaki çocuklarımızın çalışma ortamlarının aydınlatılması büyük önem taşımaktadır. Gün ışığında olduğu gibi tüm renkleri doğru haliyle gösteren lambaların tercih edilmesini öneririm. Okul çağındaki çocuklarımızın göz sağlıklarını korumak ve yorulmadan uzun süre çalışmalarını sağlamak için, çalışma masalarının aydınlık olmasına ve ışığın gözlerine yansımamasına dikkat edilmelidir" diye konuştu.

-KARANLIKTA TELEVİZYON İZLEMEYİN

Göz sağlığı için televizyonların izlenmesi sırasındaki aydınlığın çok önemli olduğunu vurgulayan Talu, şunları kaydetti: "Televizyonların karanlıkta izlenmemesi gerekir. Çünkü TV ekranı çok ışıklı, çevre karanlık olduğu zaman göz yorulur. Özellikle ışığın dengelenmesi açısından televizyonun bulunduğu bölümün aydınlatmasının iyi olması gereklidir. Evlerimizde tasarruflu lamba olarak da bilinen akkor halojen lambaların seçilmesi uygun olur. Yalnız bu lambaların çıplak olarak kullanılmaması ve ışığının doğrudan göze gelmemesi gerekir."

-OFİSLER NASIL AYDINLATILMALI?-

Ofislerde floresan aydınlatmasının en sağlıklı yöntem olduğunu anlatan Talu, şöyle devam etti: "Sağlıklı ve doğru bir ofis aydınlatması, personelin verimi, çalışma motivasyonu ve göz sağlığı için olduğu kadar modern ofislerin prestiji açısından da önem taşımaktadır. Ofislerde ışığın homojen dağılımı sağlanmalıdır. Ofis ortamlarında genel ışık veren ürünler seçilmesi; halojen ve spot gibi direkt ışık veren ürünlerin ise sadece özel vurgulama istenen noktalarda kullanılması önerilir. Daha çok floresan veya kompakt floresanlı armatürlerin tercih edilmesi gerekir. Ofis aydınlatmasında, ev aydınlatmasındaki gibi dekoratif değil, işlevsel aydınlatmaların seçilmesine özen gösterilmelidir."

Patlıcan Sigaranın Yerini Tutar mı?

atlicanSigara yasağının başladığı şu günlerde patlıcanın sigaranın yerini tutup tutamayacağı tartışılıyor.

SİGARAYI bırakmak isteyenlerin, nikotin ihtiyacını patlıcandan karşılayabileceği söylentilerinin doğru olmadığını söyleyen Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op.Dr. İsmail Tamer, “9 kilo patlıcanda, bir çöp sigaradaki nikotin var. Dolayısıyla nikotin ihtiyacını patlıcandan karşılamak mümkün değil. Sigarayı önce ‘Beyinde bırakmak’ gerekir” dedi.

Sigara yasağıyla birlikte internet sitelerinde dolaşan ve ‘Nikotin ihtiyacının patlıcandan karşılanabileceği’ iddiasının doğru olmadığı bildirildi. Dr. İsmail Tamer, patlıcanın insan sağlığı için son derece yararlı olduğunu, ancak nikotin ihtiyacını karşılamasının mümkün olmadığını söyledi. Tamer, “9 kilo patlıcanda bir çöp sigaradaki nikotin var. Yani nikotin ihtiyacının sigaradan karşılanması kesinlikle mümkün değil. Patlıcan, böbrekleri kuvvetlendirir. Ağrılarını giderir. Sigarayı bırakmak isteyenler patlıcanın sapını çiğnesin, ya da patlıcan yesin, nikotin ihtiyacını karşılayarak sigaradan kurtulsun gibi söylemleri kesinlikle yanlıştır” diye konuştu.


SİGARA BIRAKMA MERKEZLERİNE BAŞVURULAR ARTTI

Sigara yasağının başlamasıyla birlikte bırakmak isteyen tiryakilerin sayısının arttığını da belirten Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. İsmail Tamer, şunları söyledi: “Sigarayı bırakmaya karar verenler konuyu önce beyinlerinde çözmeli. Beyin ‘Bırakacağım’ dedikten sonra sigara bıraktırma yöntemlerinden biri uygulanır. Hastanemizdeki sigarayı bırakma polikliniklerimizde psikiyatr ve psikologlarımız terapi yöntemleriyle sigarayı bıraktırıyor. Yasakla birlikte polikliniğimize başvurularda önemli artış yaşandı.”

Kanser Vejeteryenlerdan Uzak Duruyor

Kadınİngiltere’de 12 yılda tamamlanan araştırma, vejetaryen beslenme düzenini benimseyenlerin, et tüketenlere oranla daha nadir kansere yakalandıklarını ortaya koydu.

Oxford Üniversitesinden Dr. Naomi Allen başkanlığında, İngiliz ve Yeni Zelandalı ekip tarafından 12 yılda tamamlanan araştırma, yarısı vejetaryen 60 bin kişinin sağlık gelişimleri izlenerek yürütüldü ve sonuçları İngiliz Kanser Dergisi’nin son sayısında ve internet sitesinde yayımlandı.

Araştırmaya ilişkin açıklamasında "Bu çalışma, vejetaryenlerin et tüketenlere oranla daha düşük oranda kansere yakalandıklarına ilişkin güçlü kanıtlar sunmuştur" ifadelerine yer veren Dr. Naomi Allen, yine de insanların beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeden önce bu konuda yeni araştırmalar yapılması gerektiğini kaydetti.

Araştırmaya 32 bin 403’ü et tüketen, 8 bin 652’si sadece balık tüketen ve 32 bin 403’ü hiç et tüketmeyen toplam 61 bin 566 kişinin katıldığı bilgisini veren Allen, farklı beslenme alışkanlıklarına sahip grupların üyelerini belirlerken, sigara-alkol tüketimi, kilo durumları, egzersiz ve yaşam alışkanlıkları gibi kansere neden olabilecek diğer unsurları da göz önünde bulundurduklarını belirtti.

Araştırmadan alınan istatistiklere göre, vejetaryenler, et tüketenlere oranla yüzde 12 oranında daha seyrek kansere yakalanıyor. Genel nüfusa oranlandığında, her yüz kişiden 33’ü hayatının bir döneminde kansere yakalanırken, et tüketmeyenlerde bu oran yüz kişide 29’a düşüyor.

Araştırmayı kaleme alan Oxford Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof.

Dr. Tim Kelly, BBC’ye yaptığı açıklamada, araştırmanın önemli olduğunu, ancak bulguların "dengeli beslenen birinin, beslenme alışkanlığını tamamen değiştirmesine neden olacak kadar" güçlü olmadığı görüşünü bildirdi.

Lösemi, mide ve bağırsak kanserlerinde vejetaryenlerin yüzde 45’e oranla daha avantajlı olduklarını ifade eden Prof. Dr. Kelly, lenf kanserinde bu oranın yüzde 50’ye yükseldiğini belirtti.

Kelly, ette bulunan virüslerin insan hücrelerinde mutasyona neden olabileceği gibi, fazla sebze tüketmenin koruyucu etkisinin de vejetaryenlere avantaj sağlıyor olabileceğini kaydetti.

Öte yandan, serviks (rahim ağzı) kanseri söz konusu olduğunda, et tüketmeyenler, tüketenlere oranla iki kat daha daha fazla risk altında bulunuyor.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu Bilim ve Araştırma Programları Yöneticisi Dr. Panagiota Mitrou, özellikle kan kanseri türlerindeki düşük oranları "ilginç" bulduğunu, bu konu üzerinde detaylı çalışmalara olanak tanınması gerektiğini belirtti.

Hızlı Güzellik Önerileri

KadınSabahları ayna karşısında geçirdiğimiz vakit ortalama 45 dakika. Aslında harcadığımız zamanın yarısı kadar ya da daha az bir sürede hazırlanmamız mümkün. Nasıl mı? Saçlarınız, cildiniz ve makyajınız için hazırladığımız küçük ve pratik bakım önerileriyle zamanınız size kalacak.

Temiz bir cilt
2 Dakika: Yüzünüzü cilt tipinize uygun bir temizleyici yardımıyla ve bol su ile yıkayın. 30 Saniye: Cildinizi temizlemek ve pul pul dökülmeleri önlemek için yüz temizleme mendillerini kullanabilirsiniz.

Pürüzsüz görünüm
2 Dakika: Cildinizdeki kırmızı lekeleri ve kusurlu bölgeleri kapatmak için cilt renginizden bir ton açık kapatıcıyı yüzünüze iyice yedirerek sürün. Cildinizin parlamasını önlemek için de üzerine mat pudra sürün.
30 Saniye: Cildinizdeki aknelerle savaşmak ve kamufle etmek için problemli ciltleri yatıştırıcı nitelikteki temizlik ve bakım ürünlerini kullanın. Cilt parlamalarından kurtulmak için, nemli bir pamuğa tonik uygulayarak yüzünüzü silin.

Tüm cilde eşit ton
2 Dakika:  Cildinizdeki koyu lekelerin görünümünü hafifletmek için aydınlatıcı bir krem kullanın. Parmak uçlarınızla masaj yaparak cildinize yedirin. Renkli nemlendiriciler veya fondöten ile kusurlu bölgelerin üzerinden bir kez daha geçin.
30 Saniye: içeriğinde koruma faktörü olan renkli nemlendirici veya fondöteni yüzünüze sürün. Uygulamayı pürüzsüz ve ince bir parlaklıkla tamamlamak için nemli sünger yardımı ile yapın.

Doğru makyaj
2 Dakika: Cildinizi fondöten veya pudra ile hafif renklendirdikten sonra elmacık kemiklerinize, şakaklarınıza ve burun kemiğinize enine doğru allık sürün.
30 Saniye: Bu işlemin daha hızlı olması için, ışık yansıması uygulayın. Pırıltılı bir allığı burnunuzdan elmacık kemiklerinize doğru fırçayla sürün. Göz kapağınızın üzerine de ekstra parlaklık için hafifçe uygulayın.

Çekici gözler
2 Dakika: Gözlerinizi ön planda tutmak için kaşlarınızı gözünüzün şekline göre alın. Kaş fırçası yardımıyla kaşlarınızı yukarıya ve dışarıya doğru fırçalayın. Belirginleştirmek için de kaşlarınızın hemen altına kapatıcı sürün.
30 Saniye: Kaşlarınızı belirginleştirmek için kaşın dibinden ucuna doğru kalem sürüp düzgünce dağıtın. Kaş renginize uygun bir far yardımıyla da bunu yapabilirsiniz.

Belirgin gözkapakları
2 Dakika: Gözlerinize koyu gölge yapmak için ucu açılı fırçalar kullanın, Göz kapağınızın üstündeki çizgiden başlayarak aşağıya kadar inin. Gölgeyi yapmaya göz kapağınızın iç kısmından başlayın. Birbirine yakın renkleri tercih edin. Yoğun bir maskara kullanarak göz makyajınızı bitirin.
30 Saniye: Kirpiklerinizin üstüne göz kalemi ya da far sürerek hafifçe belirginleştirin. Seçtiğiniz rengin doğal ve çok koyu olmamasına dikkat edin. Son olarak kirpiklerinizi dolgun gösterecek bir maskara uygulayın.

Güzel dudaklar ve yanaklar
2 Dakika: Avucunuza alacağınız az miktarda nemlendirici kremi yanaklarınıza ve dudağınıza iyice yedirin. Renkli bir nemlendirici de tercih edebilirsiniz. Ardından cilt renginize uygun bir parlatıcı sürün. Seçtiğiniz renk tonlarının birbiriyle uyumlu olmasına dikkat edin. Şeftali - kayısı ikilisi gibi...
30 Saniye: Hem nemlendirici özelliği hem de renkli olan ikisi bir arada rujları ve kullanımı çok doğal ve çok koyu olmamasına dikkat edin. Son olarak kirpiklerinizi dolgun gösterecek bir maskara uygulayın.

Işıl ışıl saclar
2 Dakika: Kuru ve elektrikli saçlarınız için bir parmak kadar düzleştirici bakım kremini saçlarınıza uygulayın. 1 dakika kadar saç kurutma makinesine tutun. Bu işlem saçlarınızın canlı ve sağlıklı görünmesini sağlar.
30 Saniye: Sönük ve parlaklığını yitirmiş saçlarınızı, ışıltılı saç bakım spreyleriyle yeniden canlandırabilirsiniz. Çok kısa bir sürede etkili bir sonuçla karşılaşacaksınız.

Hatasız oje sürmek,
2 Dakika: Ojenizin elinizde ve ayağınızda pürüzsüz ' durması için, tırnak yüzeyinizi pürüzsüzleştirecek. Uygun bir törpü ile törpüleyin. Açık ve doğal renkte bir oje uygulayın. Tırnaklarınızın çatlamasını ve renk değişimini önlemek içinse, üstüne bir kat renksiz oje sürün.
30 Saniye: Tırnaklarınızı pürüzsüz göstermek ve hataları kamufle etmek için açık pembe veya bej rengi gibi doğal renkte bir oje sürün...

Havalı saçlar
2 dakika: Dağınık topuz için, saçlarınızı tepeden at kuyruğu şeklinde toplayın. Sarkan kısmı tokanın çevresinde dolayın ve tel tokalar yardımı ile tutturun. Saçınızı ne kadar yukarıdan toplarsanız o kadar havalı görünürsünüz.
30 Saniye: Saçlarınızı biraz ıslatıp köpük ya da jöle sürün. Ellerinizle karıştırarak veya vigo yardımıyla şekillendirin. Doğal ve şık bir görünüm için çok pratik bir yöntem.

Düzgün bacaklar
2 Dakika: Bacaklarınızda oluşan pul pul dökülmeleri önlemek için ilk önce kese yapın. Böylece ölü derileri temizlemiş olursunuz. Sonrasında su bazlı bir nemlendirici kullanın.
30 Saniye: Banyodan çıkarken bacaklarınıza soğuk su tutun. Bu işlem kan dolaşımınızı hızlandırıp diri bir görünüme sokar. Çıktıktan sonra avakado, susam ya da badem yağıyla masaj yapın.

Kusursuz ayaklar
2 Dakika: Banyodayken ayak tabanınızda oluşmuş sert bölgeleri ayak taşıyla ovalayın. Sonrasında ayaklarınıza yoğun bir nemlendirici ayak kremiyle masaj yapın. 30 Saniye: Ayaklarınızı yumuşatmak ve ferahlatmak için nane özlü nemlendiricileri tercih edin. Bunun yanında yoğun nemlendirici özelliği olan vazelin ve buğday yağıda kullanabilirsiniz.

Formsante

Az Kalori Al, Daha Genç Görün

KadınBirçok bilim adamı araştırmalarını daha uzun yaşamın sırları üzerine yoğunlaştırıyor. Geçen hafta gündemde olan bir araştırma, az kalori alanların daha uzun yaşadığına dair sonuç verdi

Dilara Koçak

Geçtiğimiz hafta az kalori alanların daha uzun yaşadığına dair sonuç veren bir araştırma sıkça konuşuldu. Maymunlar üzerinde yapılan bu çalışmada az kalori alanların daha uzun yaşadığı ve daha iyi göründükleri bildirildi. Birçok sağlık bilimcisi araştırmalarını daha uzun yaşamın sırları üzerine yapıyor. İnsanoğlu ölmek istemiyor, uzun ve sağlıklı yaşamak istiyor. Artık insanların yaşlarını tahmin etmek çok zor hale geldi, ameliyatsız tedavi yöntemleri, teknolojinin her alanda olduğu gibi kozmetikte de çok ilerleme kaydetmesi, bireylerin yeme ve yaşam biçimlerini değiştirmesi birbirine benzeyen ve yaşının tahmin edilmesi güç bir nesle doğru ilerleyişe doğru gidiyor. Artık kadınlar anne olmak için 50 yaşı zorlarken 70 yaşında baba olan erkekler var.

Yaşlılıkta kaliteli yaşam 

Durum böyle olunca demograflar da yaş aralıkları oluşturup yeni sınıflamalar yapıyorlar. Bu düzenlemeye göre 75 yaş ve altında olanları “genç yaşlılar”, 75 yaş üstü olanları ise “çok yaşlı” olarak adlandırılıyorlar. Bizim ailenin soy ağacında maalesef “genç yaşlı” da yok “çok yaşlı” da. Ama ben bir beslenmeci olarak bu kalıtsal kaderimizi artık değiştireceğime inanıyorum. Araştırmacılar 75 yaş ve üzeri bireyler için özel beslenme biçimi uygulanması konusunda bakın neler söylüyorlar:
Araştırmalar çok yaşlı bireylerin kaliteli bir yaşam sürmeleri için özel besinsel ihtiyaçları olduğunu göstermektedir. Beslenme ve hayat tarzında yapılacak basit değişiklikler, sağlık için önemli adımları oluşturur. 
Çeşitli olacak şekilde beslenme ve günde beş besin grubundan dengeli tüketim, vücut için gerekli besin öğelerinin alımını sağlar.
Kalıtımsal özelliklerin haricinde beslenme, beklenen yaşam süresini etkileyen önemli etkenlerden biridir. Bireyin besin gereksinimleri, fizyolojik ve metabolik durumundaki değişikliklere göre değişim gösterir.
Yaşı her ne olursa olsun, bireylerin kötü alışkanlıklarını terk etmesi için geç değildir. Örneğin, sigarayı bırakmak veya yüksek yağlı ve tuzlu, vitamin ve mineral içerikleri az yiyecekleri hayatından çıkarması gibi.
Güne iyi başlamanın en önemli yolu kahvaltı yapmaktır. Kahvaltıda taze meyve, kahvaltılık gevrek, kalsiyum takviyeli az yağlı süt, tüketim kolaylığını da göz önüne alırsak iyi bir seçenektir.
Ara öğünlerle desteklenen dengeli ve yeterli ana öğünler, çok yaşlı bireylerde günlük alınması gereken kalsiyum, A ve C vitamini, beta karoten ve protein karşılar. Sağlık problemleri ve diyabet gibi kronik hastalık risklerini azaltmaya yardımcı olur.
Fazla yemek yiyen ve inaktif olan yaşlı bireyler, obezite, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser tehlikesi altındadır. Kalıtımsal olarak kronik hastalığa yakalanma riski olanlara yapılan beslenme eğitimi ve düzenli sağlık bakımının kaliteli yaşam süresini uzattığı belirtilmiştir.

Beslenme - sağlık - yaşlanma etmenleri birbiriyle sürekli etkileşim içindedir.
Ilımlı miktarda kırmızı et tüketimiyle yüksek yağlı besinlerden uzak durarak, balık, kuru baklagil, tavuk ve hindi gibi proteinden zengin besinler tercih edilmelidir. Diyette kabızlığı önlemek için yeterli posa bulunmalıdır.  Sıvı miktarı ayarlanıp, tuz miktarı azaltılarak, böbreklerin yükü hafifletilmelidir. Sindirimi güç olan kızartmalardan uzak durup, çiğneme güçlüğü çekenler için yemeklerin sulu ve yumuşak olacak şekilde hazırlanması uygun olacaktır.
Yaşa ve yapabilme kabiliyetine göre egzersiz planlanmalıdır. Bu plan, açık havada günlük yürüyüş olabilir, böylece D vitamininin kaynağı olan güneş ışığından da faydalanılır. Çok yoğun egzersiz programlarında sakatlanma riski olabileceği için bir eğitimci eşliğinde egzersizler yapılmalıdır.

Acil durumlarda tartıda zafer kazanmak için
Tüm malzemeleri karıştırıp yanında  1 kepekli  grisini ile öğün olarak tüketilebilir. Bu tarif hem düşük kalorili hem de yaz ayları için serinleticidir. Fazla yediğiniz veya alkolü kaçırdığınız günlerin ertesinde öğle ve akşam öğünlerinde yemek yerine tüketebilirsiniz.
Güne normal bir kahvaltı ile başlayıp ara öğünlerde 1 - 2 meyve tercih etmeniz yeterli olacaktır. Soğuk çorba yanına az yağlı sebze de ekleyebilirsiniz.

YAZ ÇORBASI
200 gram az yağlı yoğurt
1 yemek kaşığı haşlanmış bulgur veya buğday
1 yemek kaşığı haşlanmış nohut
1 yemek kaşığı haşlanmış mısır
2 tam ceviz (iri dövülmüş)
2 salatalık
2 bardak su

Evliliği Ayakta Tutmak İçin Aşk Yeterli Değil!

vlilikEvliliği ayakta tutmak için aşkın yeterli olmadığı bilimsel olarak kanıtlandı.

Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, çiftin yaşları, daha önceki ilişkileri ve hatta her ikisinin birden sigara içip içmediği gibi faktörlerin, evliliklerinin sürüp sürmeyeceğini belirlediğini gösterdi.

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde görevli bilim adamları, 2001 ile 2007 yılları arasında, evli ya da birlikte yaşayan yaklaşık 2500 çiftle görüştü. Bu görüşmelerde evliliklerini veya birlikteliklerini sürdürenlerle boşanan ya da ayrılan çiftleri bu sonuçlara götüren faktörler araştırıldı.

 "What’s Love Got to Do With It" (Bunun Aşkla Ne Alakası Var) başlıklı araştırma, karısından 9 ya da daha fazla yaş büyük olan ve 25 yaşını bitirmeden evlenen erkeklerin eşlerinden boşanma olasılığının diğerlerine oranla iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.

Araştırma, çocukların da bir evlilik ya da ilişkinin uzunluğunu etkileyen faktörler arasında yer aldığını gösterdi. Araştırma, evlenmeden önce, daha önceki ilişkisinden ya da birlikte olduğu kişiden çocuk sahibi olan çiftlerin beşte birinin ayrıldığını gösterirken, bu oranın, evlenmeden önce çocuk sahibi olmayan çiftlerde ise yüzde 9 olduğu görüldü.

Kocalarından daha fazla çocuk sahibi olmak isteyen kadınların boşanma olasılığının da daha fazla olduğunu ortaya koyan araştırmada, çiftin ailelerinin de ilişki üzerinde rolü olduğu belirtildi.

Anne babası ayrılan ya da boşanan kadın ve erkeklerin yaklaşık yüzde 16’sının kendilerinin de boşandığı, bu oranın anne babası ayrılmayanlarda yüzde 10’da kaldığı görüldü.

Araştırma ayrıca, ikinci ya da üçüncü evliliğini yapan çiftlerin ayrılma olasılığının, ilk evliliğini yapanlardan yüzde 90 fazla olduğunu gösterdi.
Evliliğin sürmesinde hiç şüphesiz paranın da rol oynadığı, yoksul ya da kocaları işsiz olan kişilerin yüzde 16’sının ayrıldıklarını söylediği, bu oranın, maddi durumu iyi olan çiftlerde yüzde 9 olduğu bildirildi.

Eşlerden birinin sigara içip diğerinin içmemesi durumunda da ilişkinin başarısızlığa uğraması olasılığının daha fazla olduğu gözlendi.
Çiftin ayrılma olasılığını az etkileyen faktörler arasında, çocuk sayısı ve çocukların yaşları, kadının iş statüsü ve çiftin çalıştığı yıl sayısının yer aldığı belirtildi.
Sevgi & Aşk