| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yazılar arşiv 06.2009 Other entries in 2009-06 resimler , videolar

Cumhurbaşkanımızın Eşi Hayrünnisa Gül

Hayrünnisa Gül Çocuklarınızı büyütürken ailenizden ya da eşinizden hiç destek aldınız mı?

Eşimin İslam Kalkınma Bankası'ndaki görevi nedeniyle 1984 yılında Cidde'ye gittik ve 8 yıl orada kaldık. Cidde'ye taşındığımızda büyük oğlum Ahmet üç aylıktı. Kızım Kübra da orada dünyaya geldi. Ailelerimizden uzakta olduğumuz için büyük oğlumu ve kızımı büyütürken onlardan yardım alma imkanım olmadı. Ancak Abdullah Bey'in o yıllarda bana çok büyük desteği olmuştur. Aslında gurbette çocuk büyütürken eşler birbirine daha fazla kenetleniyor ve güç veriyor herhalde. O yıllar, aile olarak bir arada geçirdiğimiz, aile hayatını dolu dolu yaşadığımız yıllardı. Eşimin işte olduğu saatler dışında her anımız ailece beraber geçerdi. Abdullah Bey'in siyasete girmesi nedeniyle Türkiye'ye dönmemizle birlikte aile olarak paylaştığımız zamanlar azaldı ne yazık ki. Küçük oğlum Mehmet, babası milletvekili olduktan 20 gün sonra doğdu. Türkiye'deydik belki ama galiba aile ortamını en az tadan çocuğumuz o oldu.

Eşinizin siyasete girme kararı sizi ve ev yaşantınızı nasıl etkiledi?

Hayatımız tamamen değişti diyebilirim. Evin ve çocukların her türlü işini ben üstlendim. Böylece Abdullah Bey gönül rahatlığıyla işine odaklandı. Çok yorulduğum zamanlar oldu tabii ki, ancak o günleri hatırladığımda benim esas üzüldüğüm, çocuklarımın babalarıyla yeterince vakit geçirememeleri, buna karşılık eşimin de onların büyüme sürecini kaçırmasıdır. Siyaset kişisel ve ailevi birçok fedakarlık gerektiriyor maalesef.

Ailece birlikte yapmaktan keyif aldığınız şeyler neler? Özel anlarınızda neler yaparsınız? Mesela sinemaya gider misiniz ya da hep beraber izlediğiniz bir TV programı var mı?

Yıllardır ailece geçirdiğimiz zamanlar çok kısıtlı. O yüzden bir araya gelebildiğimiz anlar hepimiz için çok özel, bu anları en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Hep beraber yediğimiz bir yemek, sohbet etmek ya da bir film izlemek fark etmez yeter ki bir arada olalım... Özellikle çocuklar büyüyüp evden ayrılınca insan bu zamanların değerini daha da fazla anlıyor.

Çocuklarınızın eğitimini planlarken neye göre karar verdiniz? Örneğin okul seçiminde kriterleriniz nelerdir? Hayrünnisa.Gül

Her anne gibi benim için de çocuklarımın eğitimi çok önemli. Eğitimin en önemli enstrümanlarından biri de okul elbette. Çocuklarımın okul hayatını hep çok yakından takip ettim. Açıkçası çıtayı hep yüksek tuttuk, yapabileceklerinin en iyisini yapmaları için onları sürekli cesaretlendirdik. Çok şükür ki çocuklarımız da emeklerimizi boşa çıkarmadı.

Çocuklarınız siyasete girmek isterse tepkiniz ne olur?

Biz bugüne kadar onlara hiçbir konuda baskı yapmadık, sadece yol gösterdik. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kendileri karar versin istedik. Bundan sonra da onlara siyasete girin ya da girmeyin demeyiz. Siyasetle iç içe büyüdüler, eksilerini de, artılarını da çok iyi biliyorlar, çünkü bunları bizzat yaşadılar. Tüm zorluklarına rağmen siyasete girmek isterlerse bize sadece saygı duymak ve destek olmak düşer. Ama böyle bir karar alırlarsa eşlerini zor günler bekliyor demektir.

Kız ve erkek çocuğu annesi olarak anne-oğul ve anne-kız ilişkilerini tanımlasanız, nasıl anlatırsınız?

Çocuklarım arasında hiçbir zaman kız-erkek ayrımı yapmadım, yapılmasını da doğru bulmuyorum. Her birinin benim için yeri ayrı. Önemli olan kız ya da erkek kendine güvenen, ayakları üzerinde sağlam durabilen, sorumluluk sahibi, ülkesine faydalı bireyler yetiştirmek. Ben bu anlayışla büyütüldüm, bu anlayışla da çocuklarımı büyüttüm.

Üç çocuk annesi, aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın eşi olarak, sosyal sorumluluk projeleri, yurt içi ve yurt dışı seyahatleri, ülkemizi ziyarete gelen konukları ağırlamak gibi tüm bu işleri nasıl bir arada yürütüyorsunuz? Günlük akışınızda neler var mesela?

Aslında bir günün nasıl geçtiğini çoğu zaman fark edemiyorum bile. Sabahları erken kalkarım. Gazeteleri okurum. Ekibimizle toplantı yaparız. Görüşme taleplerini, çeşitli yerlerden gelen davetleri değerlendirir, haftalık ve aylık ajandamızı belirleriz. Gelen mektup ve e-maillerle ilgili hazırlanan raporları değerlendiririm. Zamanımın büyük bir bölümünü de sosyal sorumluluk projelerimiz alıyor. Yurt dışı gezisi varsa ya da yabancı bir misafir ağırlayacaksak onunla ilgili hazırlık yaparız. Zaman zaman kimsenin haberi olmadan çok sınırlı bir ekiple ihtiyaç sahibi aileleri ziyaret ediyorum. Çat kapı girip onlarla sohbet ediyorum. Bazen beni tanımıyorlar, bu hoşuma da gidiyor. Günü bitirirken de mutlaka kitap okurum, bu çocukluğumdan kalma bir alışkanlık.

Kitap konusundaki hassasiyetinizi biliyoruz. "Konuşan Kitap Şenliği" adlı bir projeyi de başlattınız. Şu anda hangi aşamada bu projede?

Teknolojinin kuşattığı günümüz çocuklarının gitgide kitaptan uzaklaştığını gördüğüm için bu projeye çok önem veriyorum. Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için illerimizde Konuşan Kitap Şenlikleri düzenliyoruz. İlki Haziran 2008'de İstanbul'da gerçekleştirildi. Topluma rol model olan ünlü kişilerin, çocuklarımıza ve gençlerimize sesli olarak kitap okudukları bu şenliklerle, kitap okuma alışkanlığını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Şenliğin ikincisi bu ay Şanlıurfa'da, üçüncüsü ise önümüzdeki ay Kayseri'de yapılacak.

Destek olduğunuz başka sosyal sorumluluk projeleri de var mı?

Üzerinde çalıştığımız pek çok sosyal sorumluluk projesi var. Önceliğimiz ise eğitim, özellikle engellilerimizin herkes gibi eğitim imkanından yararlanmaları gerektiğini düşünüyorum. Ancak ne yazık ki, engelli çocukları olan pek çok aile onları korumak adına okula göndermiyorlar. Halbuki engelli çocuklarımız da eğitimle meslek sahibi olup üretime katkıda bulanabilir, sosyal hayata entegre olabilirler. Ülkemizde yaklaşık 8.5 milyon engelli insanımız var ve bunların sadece %15'i ilköğretim sonrası eğitimine devam ediyor. Aileleri bu konuda bilinçlendirmemiz, esas engelin eğitimsizlik olduğunu anlatmamız gerekli. Bu amaçla Beyaz Ay Derneği tarafından hazırlanan "Eğitim Her Engeli Aşar" projesini çok önemsiyorum ve destekliyorum.

Eğitimle ilgili diğer bir projemiz de, okullarımıza akıllı sınıf olarak da bilinen "Bilişim Teknolojileri Sınıfları" yapılmasına öncülük etmek. Bu sınıflarda çocuklarımız bilgisayardan projeksiyon cihazına kadar her türlü teknolojik donanımı kullanma imkanına sahip oluyorlar. Geçtiğimiz yıl Van ve Hakkari'de yaptırdığımız toplam 10 akıllı sınıfta çocuklarımız öğrenim görüyorlar. Şu an Diyarbakır'da 5 okulda çalışmalar devam ediyor. Çok kısa bir zaman içinde oradaki akıllı sınıfların da eğitime açılması planlanıyor. Hedefimiz; her ilimizde en az 2 okula akıllı sınıf kazandırmak. Ben sizin aracılığınızla bu konuya hayırseverlerin dikkatini de çekmek isterim ayrıca. Bulunduğumuz konum bize çok ağır bir sorumluluk yüklüyor. Her zaman mesuliyet duygusuyla hareket etmeye çalışıyorum. Özellikle çocuklarımıza karşı sorumlu hissediyorum kendimi. Biliyorsunuz benim artık binlerce çocuğum var. Her gün onlarca mektup geliyor. Hepsiyle tek tek ilgilenmeye çalışıyorum. Özellikle eğitimleriyle ilgili talepleri oluyor. İl ziyaretlerimizde bana mektup yazan çocuklarımızla bir araya gelmeye çalışıyorum. Sorunlarını birebir dinliyorum.

Bundan yola çıkarak da yeni bir proje başlatıyoruz; 81 Yıldız Projesi. Her ilimizden başarılı, ancak maddi imkanları kısıtlı çocuklara eğitimlerini başarıyla tamamlamaları için destek olacağız. Bir anlamda onlara manevi annelik yapacağım.

Önemle üzerinde durduğumuz diğer bir proje de, Türkiye İş Kadınları Derneği'nce yürütülen, benim de desteklediğim "Hepimiz Anneyiz" projesi. Bu projenin amacı, tüm dünyada şiddete karşı anne duyarlılığı oluşturmak. Dünya gitgide çocuklarımız için daha az güvenli bir yer haline geliyor. Şiddet sınır tanımaksızın tüm dünyayı kuşatıyor ne yazık ki. Çocukların hiçbir günahı yok ama en ağır bedeli her zaman onlar ödemek zorunda kalıyor. Savaşın da, terörün de, aile içi şiddetin de mağduru hep çocuklar. Anneler olarak bizim buna artık dur dememiz lazım. Bu projeyle çocuklarımız için daha güvenli bir dünya mesajını herkese duyurmak istiyoruz.

Hayrünnisa-Gül Ülkemizde kadınlar konusunda eksikliğini duyduğunuz şey nedir?

Günümüzde artık Türk kadını sosyal hayat içinde aktif olarak yer almaya başladı. Çalışan, üreten kadınların sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlarımız var. Öte yandan, karar mekanizmalarında kadınların daha etkin yer alması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle siyaset sahnesinde kadınların oranı istenilen seviyede değil. Daha çok kadın bakan, milletvekili, belediye başkanımız olmalı. Bürokrasideki tablo daha da üzücü... 85 yıllık Cumhuriyet tarihimizde sadece bir kadın valimiz görev yaptı. Gerçekten oturup üzerinde düşünmemiz gereken bir tablo.

Siyaset ve bürokrasideki bu olumsuz tabloya rağmen iş hayatı ve diplomasideki kadınlarımızın sayısı yüzümüzü güldürüyor. Abdullah Bey'in Dışişleri Bakanlığı döneminden konuyu yakından biliyorum; şu anda Bakanlık bünyesinde 15 kadın büyükelçimiz var. Ben inanıyorum ki, imkan verildiği takdirde kadınlar her meslek dalında başarılı olabilir, oluyorlar da.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Cumhurbaşkanlığı'nda görev yapan bayan personele ve erkek personelin eşlerine bir resepsiyon verdiniz. Acaba bu resepsiyonun içeriği neydi? Neden böyle bir resepsiyon vermeye ihtiyaç duydunuz?

Biz burada büyük bir aileyiz. Hepimiz Cumhurbaşkanlığı ailesinin birer ferdiyiz. Ben de 8 Mart vesilesiyle ailemizin hanımlarıyla bir araya gelmek istedim. Benim için özel bir Kadınlar Günü oldu. Gelen hanımlar da çok mutlu oldular, çok güzel geri dönüşler aldık. Sevgili Betül Mardin de aramızdaydı. Bir anne ve başarılı bir iş kadını olarak deneyimlerini bizlerle paylaştı. Uzun uzun sohbet etme imkanı bulduk. Kadının her şeyden önce birey olarak çok güçlü olması gerektiğini konuştuk. Kadın kendi kabuğunu aşmalı, gayret etmeli. Siyasete, sosyal hayata, sivil toplum örgütlerine aktif olarak katılmalı. Anne ve eş rollerinin dışında kendine bir hedef belirlemeli ve bu hedefe ulaşmak için koşullar ne olursa olsun mücadele etmeli.

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bence her başarılı erkeğin arkasında değil, yanında başarılı bir kadın vardır. Hayatın müşterek olduğunu unutmamalıyız. Önemli olan kadın-erkek ilişkisini rekabete değil, iş birliğine dayandırmaktır. Olaya üstünlük açısından değil, eşitlik ve bütünlük açısından bakmalıyız. Ayrıca, bence hayattaki en büyük başarı, birbirine saygı duyan, her konuda destek olan güçlü bireylerden oluşan bir aileye sahip olmaktır. 

Modayla ilgilenir misiniz, kıyafetlerinizi seçerken destek aldığınız bir modacı var mı?Hayrünnisa_Gül

Her kadın güzel giyinmeyi sever, giyimine özen gösterir. Ben de giysilerimi özenle seçerim. Ancak kıyafetlerimle değil, yaptığım işlerle anılmak isterim.

Sayın Cumhurbaşkanına eşlik ettiğiniz resmi ziyaretlerinize nasıl hazırlanıyorsunuz ve bu seyahatlerinizde neler yaparsınız?

Yurt dışı seyahatlerimiz ve ülkemizi ziyarete gelen yabancı konuklarımız için mutlaka hazırlık yaparım. O ülkenin tarihi ve kültürel özelliklerinden ekonomik yapısına kadar her yönüyle ilgili hazırlanan raporları incelerim. Gittiğim yerde görüşeceğim insanlarla ilgili bilgi edinirim. Muhataplarımın özgeçmişleri ve ilgi alanları hakkında hazırlanan bilgi notlarını okurum. Gittiğimiz ülkelerde devlet başkanlarının eşleriyle bir araya geliriz. Sıcak sohbetler edilir, pek çoğuyla dostluğumuz vardır. Bunları sadece kişisel ilişkiler olarak görmemek lazım. Bu dostluklar yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerine yeni bir ivme kazandırıyor, ortak çalışma imkanı sağlıyor.

Yurt dışı gezilerinizde çocuk hastanelerini, çocuk yuvalarını ve engelli çocuklar için eğitim veren kuruluşları ziyaret ediyorsunuz. Biraz bu ziyaretlerinizden bahseder misiniz?

Yurt içi ya da yurt dışı olsun ziyaret ettiğim her yerde mutlaka çocuklarla bir araya gelmeye çalışıyorum. Çocuk yuvalarını, özellikle engelli çocuklara eğitim veren okulları, çocuk hastanelerini ziyaret ediyorum. Başarılı çalışmaları, uygulamaları yakından inceliyorum. Ülkemize uyarlanabilecek olanlar varsa bunları mutlaka ilgili birimlerle paylaşıyorum. Bizim başarılı olduğumuz alanlardaki birikimlerimizi de onlara aktarmaya çalışıyorum.

Mesela Finlandiya'ya yaptığımız ziyarette engelli çocuklara eğitim veren bir okulu ziyaret etmiştim. Hiç unutmuyorum; her bir çocuğa bir bakıcının düştüğü çok modern bir okul. Ağır engelli çocuklar için bir cihaz geliştirmişler. Bu cihazın üzerinde çeşitli düğmeler var. Bir düğmesine bastığında karnım acıktı diyor, bir başka düğmesine bastığında susadığını söylüyor. Çocuklar ağır engellerine rağmen bu cihazı kullanmayı öğrenmişler ve size bir şekilde sevgilerini, kızgınlıklarını veya acıktıklarını bu alet sayesinde ifade edebiliyorlar. Bunu Suudi Arabistan'da da gördüm. Daha yeni çıkmış. Bu aleti Türkiye'ye nasıl getirebiliriz, bizim çocuklarımıza nasıl uygulanır bunları hep araştırıyoruz. Bunlar benim için çok önemli... Yaklaşık iki ay önce de biliyorsunuz Irak'taydık. Orada yetimhaneden çocuklarla bir araya geldik. Yetim bir erkek çocuğu beni görünce "Buraya benim için mi geldiniz?" diye sordu. Çok duygulandım, sevgiye muhtaç bu çocuklar. Düşünebiliyor musunuz; 28 milyon nüfuslu Irak'ta 3 milyon yetim var. O kadar üzücü bir durum ki; şartlar inanılmaz kötü, savaş ortamı. İnanın anlatmak mümkün değil, ancak yaşayarak anlaşılır oradaki durum. Biz orada sadece bir gece geçirdik. Bütün gece sabaha kadar silah sesleri hiç susmadı. Bir çocuk hastanesini ziyaret etmek istedim, ancak güvenlik açısından müsaade etmediler. Düşünün ki hastalar bile güven de değil. Biz hastaneye gidemedik ama hastane yetkilileri bizim kaldığımız yere gelip bilgi verdiler. Özellikle doktorların eğitimi noktasında yardım istediler. Türkiye'ye döndükten sonra konuyla yakından ilgilendik; Sağlık Bakanlığı ve bazı üniversitelerimiz nezdinde girişimlerde bulunuldu. Türkiye olarak bu eğitim imkanını ve acil ihtiyaç duyulan tıbbi ekipmanı sağlayacağız.

Hayrünnisa Gül Irak'a giden ilk Cumhurbaşkanı eşi sizsiniz herhalde. Sayenizde Bayan Talabini'yi de gördük. Savaş bölgesine gitmekten korkmadınız mı?

Evet, bildiğim kadarıyla Irak'a bu dönemde giden ilk Cumhurbaşkanı eşiyim. Bayan Talabani'nin de ilk misafiriydim. Korkmadım, niye korkayım ki? Kaderde ne varsa onu yaşıyoruz. Eğer kaderinizde varsa burada da yaşarsınız. Ziyaretimiz sırasında birkaç çocuk mutlu oldu ise ne mutlu bize.

Yurt içi gezilerinizde de ziyaretleriniz oluyor, bunlardan da bahseder misiniz?

Yurt içinde yaptığımız ziyaretler benim için tam bir doping oluyor. Halkımızla bir araya geliyoruz. O kadar samimi karşılıyorlar ki, kendimi onların bir kardeşi, ablası gibi hissediyorum.

İl gezilerinde mutlaka çocuk yuvalarını ve huzurevlerini ziyaret ediyorum. Bu artık neredeyse bir gelenek haline geldi. Bir ile gideceğimiz duyulunca oradaki çocuklar ve yaşlılar bizi bekliyorlar. Şunu da belirtmeliyim ki, son yıllarda özellikle yuvalarımızda gerek çocuklarımızın hayat şartlarında gerekse verilen hizmet kalitesinde gözle görülür bir iyileşme var. Değişim akla kara gibi. Gördüğüm şu; bu çocukların her türlü maddi ihtiyacı devlet tarafından karşılanıyor. Tek bir şeye ihtiyaçları var; sevgi ve ilgi... Ben herkesin bu evlatlarımıza da kucak açacağına inanıyorum. Onları topluma kazandırmak için hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Bu konuda bir proje üzerinde arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Emekli öğretmenlerimizin önderliğinde bir gönüllü seferberliği başlatmayı planlıyoruz. Onların bilgi ve tecrübe birikimlerinin bu çocuklarımızın hayata hazırlanmasına büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

İl gezilerinde ayrıca şehit ailelerimizi de mutlaka ziyaret ediyorum. Onlar bize şehitlerimizin emaneti. Onların çocukları, eşleri vatanımız için canlarını verdi. Onlar için ne yapsak az, ancak şehitlerimizin unutulmadığını hissetmeleri acılarını bir nebze de olsun hafifletiyor. İrtibatımızı hiç kopartmıyoruz, sürekli haberleşiyoruz. Hatta bazı şehitlerimizin evlatlarıyla mektuplaşıyoruz. Bana dersleri hakkında bilgi veriyorlar. Geçenlerde bir kızımız on bin kişinin girdiği bir sınavda 150'nci olmuş, "Hayrünnisa annecim, bunu sizinle paylaşmak istedim." diye bir mektup yazmış. "Size söz verdiğim gibi derslerime çok çalışıyorum." demiş. Ben de hemen ona bir mektup yazıp, tebrik ettim. Onunla ne kadar gurur duyduğumu söyledim.

Peki, ülkemizi ziyaret eden resmi konukları nasıl ağırlıyorsunuz?

Her Türk kadını gibi misafirlerimi en iyi şekilde ağırlamak isterim. Bu bizim geleneğimizde var biliyorsunuz. Üstelik ben burada yabancılara ülkemizi, kültürümüzü en iyi şekilde tanıtma sorumluluğunu da taşıyorum. O yüzden her şeyin mükemmel olmasına çalışırım. Misafirlerimize zengin Türk mutfağının geleneksel yemeklerini ve yöresel tatlarını sunmaya gayret ederim.

Yöresel yemeklerimizin canlı tutulması için büyük bir çaba sarf ettiğinizi biliyoruz. Bu merak nereden geldi?

Mutfağımız o kadar zengin ki, merak salmamak mümkün değil. Ancak dünyanın bile hayran kaldığı bu zengin mutfağın unutulmaya yüz tutmuş o kadar çok yemeği var ki... Neden gelecek kuşaklarımızı bu lezzetlerden mahrum bırakalım. Ben mutfağımızın da önemli kültür miraslarımızdan biri olduğuna inanıyorum. Gittiğim tüm illerde yöresel yemekleri soruyorum. Hemen tariflerini aldırıp, denetiyorum. Belli bir kaliteyi ve standardı tutturunca da o tarifi mönülerimize ekliyoruz ve gelen konuklarımıza ikram ediyoruz. Bunun yanında yeni lezzetler oluşturmaya çalışıyoruz. Mönüleri sürekli yenilemeye ve zenginleştirmeye özen gösteriyoruz. Sadece Türk mutfağına değil, dünya mutfağına da meraklıyım. Farklı tatlara da açığımdır. 

Konutun bahçesinde özel bitkilerin yetiştirildiği bir bölüm gördük ve sizin bu bölümle yakından ilgilendiğinizi öğrendik. Bu ilgi nasıl başladı?

Bu ilgi aslında yeni değil, bizim ailede bir gelenek. Amcam bırakın bahçeyi, iş yerinin terasında bile sebze-meyve yetiştirir. Kayserili ailelerde zaten bağ evi geleneği vardır. Hala annemin kuruttuğu domates tohumlarını kullanıyorum. Yöresel sebze ve meyve tohumlarımızın ülkemizin kimliği, mirası olduğunu düşünüyorum ve özenle korumamız gerektiğine inanıyorum. Gelecek kuşaklar bu tatları tadamayacaklar diye korkuyorum. Örnek vermek gerekirse Ankara Ayaş'ın dutunu ve domatesini artık çok zor buluyoruz. Eski lezzetleri ve kaliteleri ne yazık ki yok artık.

Gördüğünüz bahçeye gelince; orası bizim hobi bahçemiz. Yaklaşık 7 yıldır biberiyeden kekiğe kadar pek çok bitkiyi orada kendimiz yetiştiriyoruz. Ayrıca sebze ve meyve bahçelerimizde organik üretim de yapılıyor. Domates, biber, salatalık ve bazı meyveler yaz boyunca bahçeden geliyor. Gelen misafirlerime gönül rahatlığıyla bu sebze-meyveleri ikram ediyorum.

Eşiniz Cumhurbaşkanı olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

Abdullah Bey bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı olmadan önce 16 yıl siyasetin içinde bulundu. Eşimin gerek milletvekili, gerek Başbakan, gerekse Dışişleri Bakanı olduğu dönemlerde de yoğun bir tempo içindeydik. Abdullah Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu tempo biraz daha yoğunlaştı sadece.

Cumhurbaşkanı eşi olmak tabii ki gurur verici ama bir o kadar da sorumluluk getiriyor. Cumhurbaşkanlığı ülkemizin en üst makamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin saygınlığının, büyüklüğünün simgesidir. Burada yapılan her iş tarihe mal oluyor. Kurumsal kimliğinden arşivine, bahçe düzenlemesinden resmi yemeklerdeki masa düzenine kadar her şey önemli... Bu nedenle hepimiz omuzlarımızda ağır bir sorumluluk taşıyoruz; ülkemizi en iyi şekilde tanıtma sorumluluğu. Bu bir takım işi. Başarı da, başarısızlık da herkesin ortak eseri. Ben herkesin görevi, konumu ne olursa olsun bu mesuliyet duygusuyla elini taşın altına koyması gerektiğine inanıyorum. Bu konudaki hassasiyetimi de her fırsatta dile getiriyorum.

Aile olarak hayatınızda ne değişti diye sorarsanız, tabii ki her şeyin bir bedeli oluyor. Örneğin normal hayatta ben de, çocuklarım da göz önünde olmayı tercih etmeyiz ama şimdi yaşadığımız durum ortada. Kendinizden de, ailenizden de çok fazla ödün veriyorsunuz. Ancak ne çocuklarım ne de ben bundan hiçbir zaman şikayet etmedik, hep Abdullah Bey'e destek olmaya çalıştık. Artık biz küçük bir aile değiliz, binlerce kardeşimiz, evladımız, anne-babamız var. Bunun bilincindeyiz ve bu büyük ailenin dertleriyle dertlenip, sevinçleriyle mutlu oluyoruz.

Hazırlayan: Ayla Ceyhan

Sayın Hayrünnisa Gül'e, değerli paylaşımlarından dolayı teşekkür ederiz.
******
Kaynak: www.anneyiz.biz


15.06.2009

Diyabet Ciddiye Alınmıyor!

DiyabetYapılan bir araştırmada, diyabet hastalarının, hastalıkları hakkında yeterli bilgi sahibi olmadıkları saptandı.

Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Samsun Sağlık Yüksekokulunca yapılan bir araştırmada, diyabet hastalarının, hastalıkları hakkında yeterli bilgi sahibi olmadıkları saptandı.

OMÜ Samsun Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hatice Kumcağız’ın yürüttüğü bir çalışma ile OMÜ Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrin Polikliniğine başvuran ve diyabet tanısı konulmuş kişilerin, hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi düzeyleri araştırıldı.

Araştırma kapsamında diyabet tanısı konulmuş 209 hasta üzerinde anket ve kişisel bilgi formu çalışması uygulanırken, çalışma sonucunda elde edilen bilgilerden diyabet hastalarının hastalıkları hakkında yeterli bilgilerinin olmadığı belirlendi.

Çalışmayla ilgili bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Hatice Kumcağız, çalışmanın sonuçlarının diyabet hastalarının, hastalıklarını yeterince
ciddiye almadıklarını ortaya çıkardığını söyledi.

Diyabetlilerin, hastalığı hakkında bilgi edinmesinin tedavisini güçlendireceğini ifade eden Kumcağız, şunları kaydetti:

"Diyabet tedavisinin prensipleri bilimsel olarak ortaya konulmuş ve sürekli geliştirilmektedir. Araştırma sonucunda, diyabeti kontrol etmek için
 kadınların yüzde 14,6’sının hiçbir yöntem kullanmadıkları, tip 1 diyabetiklerin yüzde 27,7’sinin kan ölçüm cihazına sahip olmadıkları görüldü. Ayrıca, yüzde 37,8’inin kan şekerinin normal değerini yanlış bildikleri ve yüzde 90’ının diyabetin vücuda zarar vermediğini, yüzde 96,2’sinin diyabet nedeniyle beslenmeyi düzenlemeye gerek olmadığını düşündüklerini saptadık. Bu da diyabet hastalarının hastalıkları hakkında yeterli bilgileri olmadığı ve bu nedenle de diyabeti ciddiye almadıklarını ortaya koymaktadır."

Kumcağız, araştırmada, diyabet hastalarının genellikle hastalıkla ilgili bilgileri çeşitli kaynaklardan elde ettiklerinin de belirlendiğini söyledi.

-HASTALAR EĞİTİLMELİ-

Diyabet hastalığının yeni bir yaşam tarzı gerektirdiğini, bu nedenle de iyi bilinmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Kumcağız, şu bilgileri verdi:
"Diyabet tanısı alan bireyler, diyabet eğitimi veren kişilere yönlendirilmeli ve bireyler eğitildikten sonra da verilen eğitim değerlendirilmelidir. Diyabet eğitiminin sürekliliği sağlanarak, kişinin yaşamı süresince hastalığıyla birlikte eğitiminin de düzenli takibi yapılmalıdır.
 Ayrıca, diyabetik hastalara medikal tedavilerinin yanında mutlaka düzenli bir süreç halinde eğitimler verilmesi ve düzenlenen eğitimlerde etkileşim sağlayabilmek için farklı eğitim gruplarındaki bireylerin katılımının sağlanması önerilebilir."

Kumcağız, eğitimlerin sadece diyabetik hastaları değil, birlikte yaşayan ve diyabetten etkilenen hasta yakınlarını da kapsamasının uygun olacağını da bildirdi.

İnternette Her Okuduğunuza İnanmayın

internetİnternette türlü kelime oyunlarıyla insanlar yanlış bilgilendiriliyor ve mucizeler vaat ediliyor. Kilo kaybedeyim derken sağlığınızı kaybetmemek için doğru beslenme ve hareketli yaşam çözümünden fazla uzaklaşmamanızı tavsiye ederim...

Dilara Koçak

Diyet ve zayıflama kelimelerine neredeyse her gün tüm gazetelerde, haftalık veya aylık dergilerin de tamamında rastlıyoruz. Bu kelimeler yeni bir haber ile veya örnek bir diyet listesiyle olabildiği gibi bazı ilanlarla da karşımıza çıkıyor. Merak edip bu kelimelerle “google”da arama yaptım. Arama motorunda” diyet” kelimesi için 9.820.000 sonuç çıkıyor neredeyse 10 milyon. “Zayıflama” yazınca ise 4.220.000 sonuç çıkıyor. Diyet kelimesini İngilizce yazarsanız yani “diet şeklinde” o zaman 150 milyon sonuç çıkıyor. Bu kadar çok sonuca rağmen maalesef ulaşılan bilgiler çok iyi değil.

Mucizeler vaat ediliyor
Bilimsel araştırmalarla desteklenmiş, gerçekten bu konuda eğitimli kişiler tarafından hazırlanmış veya hükümet kontrolünde olan bilgi verici sayfalara ulaşmak çaba gerektiriyor. Türlü kelime oyunlarıyla insanlar yanlış bilgilendiriliyor ve mucizeler vaat ediliyor. 1 ayda 7 -12 kg garanti eden sitelerden 2 günde 2 beden incelten ürüne varana kadar çeşit çeşit reklamlar var. Yanlış ve sağlığı tehdit eden boyutta çözümler maalesef çok cazip bir şekilde sunuluyor.

Bilgi hırsızlığının cezası yok mu?
İnternet müthiş bir bilgi donanımının yanısıra maalesef bilgi kirliliği ve bilgi hırsızlığına da açık bir ortam. Meslekte 15 yılımı doldurdum, şimdiye kadar yüzlerce metin hazırladım. Maalesef şimdi hiç olmadık yerlerde kendi cümlelerimi benim adım olmadan o kadar çok görüyorum ki  hepsiyle tek tek mücadele etmek mümkün değil. Eskiden gazeteler ve dergiler ile yaptığımız röportajlar hep yüz yüze ve kayıt altında olurdu ve gazete ile birlikte arşive giderdi. Oysa şimdi röportaj internettede yayınlandıktan sonra bilgi hızla yayılıyor aslında bu da gayet iyi. Çünkü doğru bilgi doğru inanlara ve ihtiyacı olan kişilere tabii ki gitmeli. Yanlış olan şu; Bu bilgiler çoğu zaman kaynak gösterilmeden ve kim tarafından yazıldığı söylenmeden kopyala/ yapıştır şeklinde yayılıyor ve hatta sonra sizin cümlenizi başka inanların ağzından duyunca “nasıl olur?”diye şaşırıyorsunuz ama bir şey yapamıyorsunuz. Belki bilgi doğru ve birçok insan tarafından kullanılıyor diye düşünüp insanın kendini rahatlatması mümkün. Peki ya aksi bir durum düşünelim yanlış bir bilgi aynı hızla internette yayılıyor ve birçok insan bunu okuyor. Üstelik her zaman yanlış bilgiyi düzeltmek doğru bilgiyi insanlara aktarmaktan çok daha zor oluyor.

Kaynak belirtmek hiç zor değil
Bu konuda nasıl bir düzenleme ve kontrol yapılabilir bilmiyorum ama bilgiye, emeğe ve tecrübeye biraz daha fazla saygı göstermek gerekiyor diye düşünüyorum. En azından bilginin alındığı kişinin veya kurumun adını kaynak olarak yazmak hiç zor değil.

Bilim dünyasında mucizelere yer yok
Sadece diyet, zayıflama, incelme kelimelerini tarayıp 10 dakika internette dolaşırsanız aşağıdaki cümlelere hemen rastlayacaksınız.
-Oturduğunuz yerde spor yapmış gibi terleten ürün...
- ... ile yediğinizi anında yakacaksınız
- 3 günde 2 beden incelme
- 10 günde 15 kilo verdiren şifre
- G-string diyeti

-  Kullandıktan 2 -4 saat sonra zayıflatan...
Yukarıdaki cümlelere inanmak veya inanmamak ve durumun vahametini çözmek için fazla söze gerek yok sanırım. Büyüklerimiz “Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma” demişler. Kilo kaybedeyim derken sağlığınızı kaybetmemek için doğru beslenme ve hareketli yaşam çözümünden fazla uzaklaşmamanızı tavsiye ederim. Dengeli beslenmeyi öğrenmek sadece zayıflamak için değildir. Beslenmeyi öğrenmeye çalışmak sağlık için koruyucu bir kalkandır. Özel beslenme reçeteleri sağlığınızı iyileştirmeli ve geliştirmelidir. Mucizeler ve sihirlere bilim dünyasında hiçbir zaman yer olmadı olmayacak da...

İlginç Kareler

Anne-BebekRahibeDalışAt  ÇocukKadın  Festival  Komik KAdınnBarış  Firavunlar

GÜNÜN SÖZÜ

"Hiç evlenmedim, çünkü buna ihtiyaç duymadım. Evimde bir kocanın yerini tutacak üç hayvanım var:

Sabahları hırlayan bir köpeğim, öğleden sonraları küfreden bir papağanım ve akşamları eve geç gelen kedim."

Marie Corelli

Gençlik

Gençlik

Pilates Yaparken Dikkat

ilates

Türkiye'de de son yıllarda oldukça yaygınlaşan pilatesi, eğitim almadan televizyondan gördüğüyle yapmaya çalışanlar, sakatlık tehlikesiyle karşı karşıya...

Pilates'in, yeri geldiğinde fizyoterapi ve rehabilitasyon olarak da kullanıldığını, omurga ve eklem rahatsızlıklarına, osteoporoz hastalarına, hamilelere yönelik uygulanan bir fitness metodu olduğunu anlatan Body Arts Pilates Studio'nun (Baps) kurucusu Pilates Master Eğitmeni Taha Erpulat, ''Televizyon karşısında çeşitli egzersizleri yapmak kolay olabilir, ancak pilates zordur. Televizyon karşısında pilates yapanlar en az 2 yıl bir eğitmen eşliğinde pilates yapmış kişiler olabilir'' dedi.

Pilatesin geniş bir repertuvarı bulunduğunu, top ve lastikten ibaret olmadığını belirten Erpulat, pilatesin mutlaka bir eğitmen eşliğinde birebir yapılması gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Bu konuda insanlar çok dikkatli olmalı. Pilates kişiye özel çalışma gerektirir. Bize pilates yapmak için gelen kişiye, önce vücut analizi yapıyoruz. Güçlü olan ve güçsüz olan kaslarına bakıp vücudu dengelemek için ona göre bir program uyguluyoruz. Evde televizyon karşısında pilates yapmak, omurga sağlığından bahsederken, böyle bir pozisyonda egzersiz yapmaya çalışmak çok sakıncalı olabilir. Hele hele daha önce egzersiz geçmişi olmayan kişilerin büyük toplarla çalışması çok yanlıştır. Top üzerindeki egzersizleri, pilateste kendisini bir eğitmen eşliğinde geliştirmiş kişiler yapmalı. Yeni başlayanlar kesinlikle uygulamamalı.'' 'Pilates zayıflatmaz, daraltır'

Pilatesin bir zayıflama aracı olmadığını, vücudun daralmasını sağladığını anlatan Erpulat, pilates egzersizini kardio egzersizleriyle destekleyenlerin beslenme şeklini de düzenleyerek, sıkılaşmanın yanında kilo da verebileceğini kaydetti. Vücutta antrenmansız kasların gevşediğini, pilatesin bu kasları forma soktuğunu ifade eden Erpulat, bir öğrencisinin 15 ders sonunda (5 hafta) 2 beden inceldiğini anımsatarak, ''Tabii ki bu herkeste aynı olmayabilir. O kişinin vücut yapısıyla konsantrasyonuyla işe verdiği önemle alakalı'' dedi. 'Profesyoneller için de gerekli' Taha Erpulat, pilatesin profesyonel sporcular için de önemli bir egzersiz aracı olduğunu ifade etti.

Fenerbahçe Futbol Takımı oyuncularının, teknik direktör Arthur Zico yönetiminde, teknik ekipte yer alan Eurico de Campos yönetiminde pilates yaptığını bildiren Erpulat, ''Campos master bir antrenördü. Futbolcular için bir pilates stüdyosu kurdu. Campos gidince bu kaldı'' dedi. Erpulat, egzersiz çalışmaların son aşaması olarak nitelendirdiği pilatesin vücudun bütününe yönelik bir metot olduğunu olduğunu kaydederek, ''İnsanlar bize normal olarak geliyor, atletik seviyede bir kişi olarak çıkıyor.

Egzersiz artık sadece koşayım, biraz ağırlık kaldırayım şeklinde yapılmıyor. Vücut çok özel bir organizma. Her kasın bir amacı var. Kalabalık spor merkezlerinde bunlara dikkat edilmiyor. İnsanlar ağır yükler altında omurgalarını ve çeşitli eklem bölgelerini sakatlayabiliyor. Pilateste ağır yük yok, vücudun kendi ağırlığıyla yer çekimine karşı ya da küçük yayların direncine karşı yapılan egzersizlerdir'' şeklinde konuştu.

Dünyada pilates eğitmenleri yetiştiren Balanced Body Üniversity'nin (BBU) Türkiye Direktörlüğü'nü ve eğitmenliğini yapan Taha Erpulat, stüdyolarını ilk açtıklarında insanların kozmetik açıdan düzelmek için geldiğini, şimdi ise müşterilerinin yüzde 70'ini ameliyat geçirmiş, omurga bozukluğu olan, boynunda ve belinde fıtık bulunan, kalça kireçlenmesi ve çıkığı bulunan osteoporoz hastaları ve hamilelerin oluşturduğunu kaydederek, ''Bugüne kadar pilatese başlayıp da ''Bana yaramadı'' diyen bir kişiye rastlamadım'' diyerek sözlerini noktaladı. Body Arts Pilates Studio (Baps), Bebek ve Erenköy şubelerinde pilates egzersizleri üzerine uzmanlaşmış toplam 15 eğitmen ve profesyonel olarak kurulmuş stüdyolarıyla pilates tutkunlarına hizmet veriyor.

Midenizdeki 10 Delik!

yemekİki saat önce tıka basa yemiştiniz ama o da ne? Yine mi acıktınız? Mideniz zil çalıyor! Peki neden hiç doymuyorsunuz? Bunun arkasında kötü alışkanlıklar, yanlış beslenme ve bazı hastalıklar yatıyor olabilir. İşte sürekli acıkmanızın nedenleri ve çözüm önerileri...

SAFRA AZLIĞI

Lifli besinlerden yoksun olarak besleniyorsanız, midenizde kocaman bir boşluk oluşur. Bu da açlığı tetikler. Çünkü safra bütün sıvıyı sünger gibi emer. Bu da bağırsağın dolmasına yol açar, sindirimi tetikler ve uzun süre tok kalmayı sağlar. Ayrıca lifli besinler vücudun ihtiyacı olan birçok hayati maddeyi içerirler. Kronik vitamin eksikliği de insanın kendisini aç hissetmesine neden olabilir.Bu özellikle tek yönlü beslenmede veya çok sıkı diyet yapanlarda görülür.

ÖNERİ: Günde 5 kez bir avuç dolusu meyve veya sebze tüketmek gerekli safrayı sağlar. Ne kadar renkli sebze ve besin tüketirseniz o kadar çok vitamin alırsınız.

ÇOK FAZLA ÇEŞNİLİ YEMEK

Yemekleri daha da lezzetli kılmak için kullanılan çeşniler veya konserve besinler açlığa neden olurlar. Bunlar beyindeki açlığı idare eden bölgeyi uyarır ve açlık hissi böylece ortaya çıkar. Çok aç olan insanların başının ağrıması da bu sebepten olabilir.

ÖNERİ: Restoranda yiyorsanız garsona yemeğin içeriğini sormaktan çekinmeyin. Çok çeşnilendirilmiş, soslarla veya baharatlarla marine edilmiş yiyecekler size iyi gelmeyebilir. Ayrıca market alışverişi yaparken de paketlere dikkatli bakın. "E" sayısı ne kadar çoksa, sizin için o kadar zararlı demektir. iyisi mi evde kendiniz, taze sebzelerden pişirin. Aynı öğünde tatlı, tuzlu, acı ve ekşi gibi tatları bir arada almaya çalışın.

PORSİYONLARINIZ ÇOK BÜYÜKSE...

Restoran dünyasının son yıllarda pompaladığı "süper size" mönüler maalesef açlığı körüklüyor. Bundan 50 yıl önce bir porsiyon patates kızartması sadece 200 kalori ederken, şimdilerde 610 kalori edebiliyor! Günde sadece 3 öğün yiyip bu öğünlerde de bir oturuşta büyük porsiyonlar yiyorsanız, bir müddet sonra yine acıkmanız çok doğal. Çünkü "sık sık az az yemek" felsefesinin tersini uygulamış oluyorsunuz.

ÖNERİ: Dışarıda yiyecekseniz bir porsiyonu her zaman iki kişi paylaşmaya özen gösterin. Çok büyük porsiyonlu restoranlarda, porsiyonun en az üçte birini tabakta bırakmaya çalışın. Evde de yemek pişirecekseniz, küçük bir mutfak tartısı edinin. Örneğin makarna pişirecekseniz kişi başı na 80 - 100 gramı geçmeyin.

PORSİYONLARINIZ ÇOK BÜYÜKSE...

Restoran dünyasının son yıllarda pompaladığı "süper size" mönüler maalesef açlığı körüklüyor. Bundan 50 yıl önce bir porsiyon patates kızartması sadece 200 kalori ederken, şimdilerde 610 kalori edebiliyor! Günde sadece 3 öğün yiyip bu öğünlerde de bir oturuşta büyük porsiyonlar yiyorsanız, bir müddet sonra yine acıkmanız çok doğal. Çünkü "sık sık az az yemek" felsefesinin tersini uygulamış oluyorsunuz.

ÖNERİ: Dışarıda yiyecekseniz bir porsiyonu her zaman iki kişi paylaşmaya özen gösterin. Çok büyük porsiyonlu restoranlarda, porsiyonun en az üçte birini tabakta bırakmaya çalışın. Evde de yemek pişirecekseniz, küçük bir mutfak tartısı edinin. Örneğin makarna pişirecekseniz kişi başı na 80 - 100 gramı geçmeyin.

HORMON AZLIĞItartı

Bilinçli olarak az ve sağlıklı beslendiğinize inanıyor ama buna rağmen kilo alıyorsanız, tiroit bezinizde bir problem olabilir. Bu organın az çalışması durumunda metabolizma bundan olumsuz etkilenir. Hipotiroidi denen bu rahatsızlık açlık hissetmenize neden olabilir.

ÖNERİ: Basit bir kan testi probleminizi ortaya çıkarır.

ÇOK AZ SIVI ALMAK

Pek çok kişinin hala bilmediği bir gerçek de yeterince sıvı almamanın açlık hissine sebep olduğu. Çok az su içen veya içmeyi unutan kişilerin midelerinin kazınması veya ağızlarının kuruması son derece normal.

ÖNERİ: Elinizin altında her zaman bir şişe su olsun. Her saat başı bir bardak su içmeye dikkat ederseniz, bu sorununuzu halledebilirsiniz.

ÇOK AZ IŞIK ALMAK:

Çok az gün ışığı almak insanın modunu olumsuz etkiliyor. Bundan metabolizma da nasibini alıyor ve kendine göre bis SOS stratejisi geliştiriyor. Tatlı ve yağlı yiyeceklere yükleniyor. Çünkü şeker, yağ gibi maddeler endorfin salgılatıyor. Bunlar da mutlu olmamızı sağlıyor!

ÖNERİ:Öğle yemekleri tatillerinde yarım saat de olsa gün ışığından yararlanmak için dışarı çıkın. Açık ama renkli kıyafetler seçmek de insana iyi hissettirir. Spor yapmak mutluluk hormonu salgılatır ve böylelikle açlığınızı unutursunuz.

ÇOK ATIŞTIRMAK:

Yediklerimiz, duygu dünyamızı da etkiliyor. Evet, çikolata kalp ağrımıza iyi geliyor, makarna stresimizi alıyor ama... Bunlar kısa süreli oluyor. Çünkü bunların hiçbiri bizi uzun süre tok tutmuyor. Açlığımızı kalori yüklenerek gidermek yerine, bu açlığın nedenlerini araştırmalıyız.

ÖNERİ:Kendimize soracağımız anahtar soru şu olmalı: Bu neyin açlığı? İyisi mi her şeyi içinize atmayın, açıkça ifade edin karşınızdakine. Sizi rahatsız eden şeyleri saygı çerçevesinde anlatabilirsiniz. Ayrıca her zaman "güçlü"yü oynamayın. Unutmayın herkesin zayıf anları olabilir. Yardım isterken çekinmeyin.

ÇOK GÜÇLÜ İLAÇLAR KULLANMAK

Bazı ilaçlar, örneğin alerjiye karşı kullanılan ilaçlar histamin reseptörlerini bloke ettiklerinden açlığa neden olabilir. Migren ilaçları veya bazı sakinleştiriciler de beyinde açlık hissinin uyarılmasına neden olabilirler. Romatizma veya astım için kullanılan ilaçlardaki kortizon veya yüksek hormon içeren ilaçların yan etkilerinden biri de açlık olabilir.

ÖNERİ:Bu tarz ilaçlar kullanıyorsanız, doktorunuzdan alternatifleri öğrenin.

ÇOK FAZLA ŞEKER TÜKETMEK

Anne sütü emen bebeklerde bile "tatlı"nın insanı mutlu ettiği kanıtlanmış. Ama tatlı aynı zamanda açlığa sebep oluyor maalesef. Beyaz ekmek, reçeller, soft içecekler veya tatlılar, kan şekeri düzeyini arttırıyor. Bu da insülin hormonu salgılatıyor. Şeker seviyesi hızla düşüyor. Kan şekeri seviyesinin birden normalin altına düşmesi de açlık hissine neden oluyor.

ÖNERİ: Faydalı karbonhidratlara yönelmelisiniz. Yani ekmek makarna gibi ürünlerin beyaz undan değil tam buğday unundan olanlarını tercih etmelisiniz. Tatlılar veya çikolatalı gofretler yerine meyve yemelisiniz.

ÇOK FAZLA STRES

Stres hormonları vücutta çok sık salgılanırsa açlık da hiç durmaz! İkide bir acıkmaz kaçınılmaz olur. Çünkü "kortizol" gibi horman bileşenleri bile gerçek anlamda açlık kaynağıdır. Yani hormon düzeyleri açlık hissiyle doğrudan ilintilidir. Ancak stres faktörü ortadan kalkınca açlık da yatışır.

ÖNERİ: Sürekli stres altında olan birinin bu konuda dikkatli olması gerekir. Bunun için kendinize günlük çalışma planı yapabilirsiniz. İyi organize olmak çok işe yarar. Ayrıca gevşeme egzersizleri veya sık egzersiz yapmak stresle daha iyi başa çıkmanızı sağlar.

Yağ Düşmanı Besinler

yogurtBu besinleri tüketerek mükemmel bir vucuda sahip olabilir, kilolarınızdan kurtulabilirsiniz...

Kırmızı biber: İçindeki acı madde “capcaicin”, vücudun kan dolaşımını hızlandırarak ısısını artırmasına neden oluyor. Vücudun forma girmesine yardımcı olan bu etkiye de “termojenes” adı veriliyor. Vücut ısısı ne kadar artarsa yağ yakımı da o derece hızlanıyor.   

Hindiba: Hafif sarımsı bu sebze içinde kan damarlarına pozitif etkisi bulunan ve hazmı kolaylaştıran ‘intybin’ ya da ‘taraxin’ gibi çok özel keskin maddeler barındırıyor. Bu iki madde, vücuttaki asitlerin atılımında ve metabolizmanın düzenli çalışmasında önemli bir görev üstleniyor. Bu sayede tatlıya olan iştah azalıyor.

Greyfurt: Bu meyve içeriğindeki ikincil bitkisel maddeler ve C vitaminiyle gerçek bir form dostu olduğunu kanıtlıyor. Vücudun enerjisini artırırken açlık krizlerini önleyici etkisi bulunuyor.                      

Yoğurt: Kalsiyum olmadan metabolizmamız sadece sınırlı bir şekilde çalışmasını sürdürüyor. Bu yüzden iyi bir beslenme düzenine dikkat etmek sağlıklı ve kusursuz bir vücuda sahip olmakla aynı anlama geliyor. Az yağlı yoğurt içerdiği yoğun mineraller sayesinde vücudun yağ yakımını da belirli bir oranda yükseltiyor.

Vücudunuza Bir Saatinizi Ayırın

sporHareket etmek fazla kiloların erimesine yardımcı oluyor. Aşağıdaki tablodan sadece 60 dakikada kaç kalori harcayabileceğinizi kolaylıkla hesaplayabilirsiniz.

Bisiket kullanarak; pedalları güçlü bir şekilde çevirdiğinizde 270 kalori.    

Yoga yaparak; vücudunuzu iyice rahatlatarak gerdiğinizde 160 kalori.

Step-aerobik; yeterince terlediğinizde 550 kalori.       

Masa tenisi; kendinizi tamamıyla konsantre ederek oynadığınızda 290 kalori.

Yüzme; hızlı bir şekilde, nefesinizi kontrol ederek yüzdüğünüzde 380 kalori.

Yürüyüş; hızlı adımlarla ve soluk soluğa kalmadan yürüdüğünüzde 200 kalori.
Sevgi & Aşk