| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yazılar arşiv 01.2009 Other entries in 2009-01 resimler , videolar

Evlenirim Ama

evlilikÜniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, öğrencilerin büyük oranının çiftler arasındaki etnik ve mezhep farklılığı ile siyasal görüş ayrılığının çiftlerin evlenmesine engel olarak görmediği belirlendi.

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Erol, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Fırat Üniversitesi ile Cumhuriyet Üniversitesinde 1 ve 4. sınıflarda öğrenim gören 3 bin 309 öğrenci arasında, “Üniversite öğrencileri arasında dayanışma ve ötekileştirme eğilimleri” konulu araştırma yaptı.                          
         
Doç. Dr. Metin Erol, yaptığı açıklamada, araştırmalarında üç önemli taraftarlık ya da ötekileştirme alanının olduğunun görüldüğünü belirterek, bunların, dini, etnik ve siyasal alandaki kutuplaşmalar olduğunu söyledi.
Bu gruplar arasındaki kutuplaşma ya da ötekileştirme eğilimlerinin, eş seçme ölçütü kullanılarak saptanmaya çalışıldığını ifade eden Erol, “Çünkü bir şahsın, başka bir şahısla evlenebileceğini düşünmesi, o şahısla ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda her zaman samimi, içten ve gönüllü olarak ortak çalışma yapabileceğini gösterir” dedi.
“Grup dinamiği açısından Türkiye'de ötekileştirme eğilimleri” adlı kitap haline de getirilen araştırmada, öğrencilerin yüzde 79.1'inin çekirdek aile, yüzde 11.6'sının geniş aile, yüzde 6.8'inin eksik aile, yüzde 2.5'inin ise parçalanmış aileden geldikleri saptandı.                           
                     
Öğrencilerin yüzde 54.8'inin 1-2 kardeşli olduğunun belirlendiği araştırmada, 3-4 kardeşi olanların oranının yüzde 25.9, 5 ve daha fazla kardeşi olanların oranının ise yüzde 15 olduğu ortaya çıktı.                                           

“İnsanları birbirine bağlayan en önemli bağ hangisidir?” şeklindeki soruyu öğrencilerin yüzde 35.4'ü kan bağı, akrabalık, yüzde 22.6'sı insanlık bağı, yüzde 17.7'si din bağı, yüzde 11.9'u ideolojik bağ, yüzde 8.2'si ise hemşehrilik bağı olarak yanıtladı.
 
EVLİLİKTE ÖTEKİLEŞTİRME EĞİLİMLERİ

“Farklı mezhepten biriyle evlenebilirim” şeklindeki görüşe öğrencilerin yüzde 45.2'sinin katılıyorum, yüzde 23.8'inin kısmen katılıyorum, yüzde 31'inin ise katılmıyorum şeklinde yanıt verdiği tespit edildi.               

Mezhep farklılığının sosyal mesafe nedeni olarak algılanmasının kız ve erkek öğrenciler arasında farklılıklar gösterdiğinin de saptandığı araştırmada, farklı mezhepten birisiyle evlenebileceğini belirten kızların oranının yüzde 37.4 iken erkeklerin oranının yüzde 52.5 olduğu belirlendi.
                         
Mezhep farklılığının evlenmeye engel olmadığını düşünenlerin oranın yüzde 53.8 olarak belirlendiği araştırmada, bu soruya öğrencilerin yüzde 27.8'i 'kısmen katılıyorum', yüzde 18.4'ü ise 'katılmıyorum' olarak yanıt verdi.

SİYASAL FARKLILIKLAR VE EVLİLİK

Siyasal farklılıkların sosyal mesafe üzerindeki etkisi hakkında da saptamalarda bulunulan araştırmada, “siyasal farklılık evlenmeye engel değildir” şeklindeki görüşe, öğrencilerin yüzde 57.8'i 'katılıyorum', yüzde 27.4'ü 'kısmen katılıyorum', yüzde 14.8'i ise 'katılmıyorum' yanıtını verdi.

Araştırmadaki “siyasal görüşleri farklı olanlar evlenmemelidir” şeklindeki görüşe de, öğrencilerin yüzde 10.8'i katılıyorum, yüzde 19.4'ü kısmen katılıyorum, yüzde 69.8'i de katılmıyorum şeklinde yanıtladı.

Öğrencilerin yüzde 48.3'ü siyasal görüşleri farklı olanların evlenirlerse anlaşamayacağı yönündeki görüşe katılmadığını belirtirken yüzde 37'si kısmen katıldığını, yüzde 14.7'si ise bu görüşe katıldığını söyledi.

Araştırmaya katılanların yüzde 49.6'sı siyasal görüşü farklı olan biriyle evlenebileceğini söylerken yüzde 22.3'ü ise evlenmeyeceğini belirtti.

ETNİK FARKLILIK EVLENMEYE ENGEL Mİ?

“Etnik farklılık evlenmeye engel değildir” görüşüne öğrencilerin yüzde 61.7'sinin katıldığının saptandığı araştırmada, yüzde 23.5'i kısmen katılıyorum, yüzde 14.8'i ise katılmıyorum şeklinde yanıt verdi.

Öğrencilerin yüzde 47.4'ünün “farklı ırktan biriyle evlenebilirim” şeklindeki görüşe katıldığını belirttiği araştırmada, yüzde 25.6'sı kısmen katıldığını, yüzde 27.1'i ise katılmadığını ifade etti.

Öğrencilerin diğer kültür gruplarına ilişkin kanaatlerinin oluşmasında yüzde 65.6'sının kendi deneyimlerinin etkili olduğunun saptandığı araştırmada, yüzde 15.9'unun aile ve akrabalardan öğrendiği bilgiler, yüzde 9'unun medyadan, yüzde 6.9'unun arkadaşlarından öğrendiği bilgilerin etkili olduğu ortaya çıktı.

A.A

Işıltınızla Göz Kamaştırın

makyaAltının hâkimiyeti sürüyor... Sadece giysilerde, aksesuarlarda değil gözlerde de! Siz de, altın kız olmak istiyorsanız, ipuçlarımıza göz atın ve 4 adımda bu makyajın sırlarını öğrenin.

Birkaç yıldır giysilerden aksesuarlara, her yerde altınının ve altın renginin etkisi sürüyor... Üstelik bu, daha uzun bir süre de devam edeceğe benziyor. Siz de, bu akıma makyajınızla uymak istiyorsanız I.D. Bare Minerals Makyörü Cengiz Ergül'ün öneriyle hazırladığımız ''3 Adımda Altın Kız Makyajı''na göz atabilirsiniz. Farklı görünmek ve tüm bakışları üzerinize toplamak istediğiniz özel gecelerde bu makyaj en büyük kurtarıcınız olabilir...

 

DOĞRU MAKYAJIN SIRLARI            
       
  Cilde biraz daha özen:         

Cildimizin tek bir dokunuşla mükemmel olması mümkün değil elbette... Pırıl pırıl, pürüzsüz bebek cildi gibi bir cilt isteyenler bunu sadece makyaj ürünlerinden beklememeli. Cildinize sadece makyaj yaparken değil her zaman özen göstermelisiniz. Cilde uygun temizleyici, nemlendirici ve serumlar kullanmak, sigara ve güneş ışınlarından kaçınmak güzel bir cildin de garantisi.

Gelelim acil durumlara... Örneğin makyaja başlayacaksınız fakat cildiniz oldukça donuk ve cansız görünüyor... Bunun için ışıltı veren serum ve maskelerden faydalanabilirsiniz. Bu ürünler gerçekten de, cildinize anında canlılık verecektir.

Fondötenin altına nemlendirici sürmek de her zaman yerinde bir davranış. Nemlendiricinizi uygulayın ve birkaç dakika cildinizin emmesini bekleyin. Üzerine fondöteni sürün.

 

  Anlamlı bakışlar, güzel gözler...

Hemen hemen her kadın gözlerini olduğundan daha büyük göstermek ister. Bunun için hem alt hem de üst kirpiklerinizin dibine kalem çekmelisiniz. Gözlerinizin ne kadar büyüdüğüne inanamayacaksınız! Gözlerinize daha aydınlık ve genç bir görünüm vermek için, beyaz ya da sedef renkli bir kalemle alt kirpiklerinizin dibine bir hat çekin. Gözlerinizin altındaki morlukları ve ince çizgileri gizlemek için kapatıcı ürünlerden yararlanabilirsiniz. Ancak bunları sürerken çok dikkatli olun, aksi takdirde bir rakun gibi görünmeniz olası! En iyisi, kapatıcıyı gözaltı kreminizle karıştırarak uygulamanız. Anlamlı bakışların önemli bir sırrı da güzel ve kıvrık kirpikler. Eğer kirpiklerinizle sorununuz varsa, yani onların istediğiniz kadar uzun, kıvrık ya da gür olmadığını düşünüyorsanız özel gecelerde takma kirpiklerden faydalanabilirsiniz. Ama günlük makyaj sırasında da kirpik kıvırıcı ile kirpiklerinize şekil vermeniz mümkün.     

 

  Dudaklar daha dolgun görünebilir

Neyse ki artık ince dudaklar kader değil! Üstelik dolgun dudaklara giden yol sadece estetik cerrahların koltuğundan geçmiyor. Yeni dudak doldurucu ürünler, gerçekten de dudaklarınıza belirgin bir kabarıklık verebiliyor, (tabii biraz yanma hissine katlandığınız takdirde!) Gelelim dudak makyajınızı nasıl uygulayacağınıza. Öncelikle dudaklarınızı varsa pullardan ve ölü derilerden arındırmanız yerinde olur... Bunun için bir diş fırçasından faydalanabilirsiniz. Diş fırçasıyla dudaklarınızı hafifçe fırçalayın ancak dikkatli olun. Çok bastırmayın yoksa çatlakların kanamasına yol açabilirsiniz.

 

Hey Girl - Elif Nazlı Duran

Sadece Sevmek Yetmiyor!

sevmekİlişki geminizin mutluluk sahiline demir atabilmesi için sadece çok sevmek yetmiyor. Büyük umutlarla başlayan pek çok beraberlik, geminin su alması nedeniyle batıveriyor!

Bazı ilişkiler, her iki tarafa da mutluluktan çok acı yaşatır ve bu acılar ilişkide zamanla alışkanlık haline dönüşür. Hem kadının hem de erkeğin farkına varmadan içine girdiği bu girdap, sonunda yaşanan ask kadar bağımlılık haline gelir.  

 

Ancak, ilişkinin başındaki heyecan ve ask yerini kavgalara, hesap sormalara bırakmışsa, söylenen yalanlar iki tarafın da kurtarıcısı haline dönüşmüşse, o gemiyi terk etmenin zamanı çoktan gelmiş demektir. İşte kötü giden ilişkilerdeki tehlike sinyalleri... Siz olun, bu söylediklerime kulak verin ve yasadığınız aşkın acısına hazırlıklı olun...

 

*Kendinizi ilgiye mi muhtaç hissediyorsunuz? Öncelikle neden böyle hissettiğinizi sorgulayın. Hayatiniz boyunca hep ilgi mi beklediniz, yoksa partnerinizin size karşı duyduğu ilginin zamanla azaldığını mı hissetmeye başladınız? Bu sorunun cevabini keşfedin ve mutlaka bir çözüm üretme yoluna gidin...

 

*Ona karşı bağımlılık mı hissediyorsunuz? Sizi kırdığı, ihmal ettiği ve eskisi kadar sevgi sözcüklerine boğmadığı halde siz hâlâ onsuz yaşayamayacağınızı mı düşünüyorsunuz? Çok geç olmadan yaşamanızın böyle gitmesine izin verip vermeyeceğinize karar verin. Aksi takdirde kendinizi hep boşlukta hissedeceksiniz..

 

* İlişkide verici taraf hep siz mi oluyorsunuz? Partneriniz size saygı duymuyor, onun için yaptıklarınızı takdir etmiyor, duygularını ifade etmekten kaçıyor ve siz buna rağmen hâlâ ilişkide verici tarafı mı oynuyorsunuz? O zaman artik silkinmenin zamanı geldi. Biraz da bu fedakârlıkları ondan bekleyin. Eğer yapmıyorsa onunla bu konuda konusun...


*Sürekli sizin kendinizi mi sorgulamanıza neden oluyor? İlişkinizde bir sorun varsa, bunu her zaman size mi yüklüyor? O zaman emin olun, sizin değil, onun kendisini sorgulaması gerekiyor. Bunu ona bir şekilde hissettirin ve sakin bu sorumluluğu üzerinize almayın...

 

*İlişkinizin ilk günlerinden bu yana her kararı birbirinize danışarak alıyordunuz, ama artik karsı taraf, tüm kararları kendi inisiyatifini kullanarak veriyor... Bu durum, size duyduğu saygının ve birlikteliğinizin sahip olduğu bütünlük olgusunun kaybolduğunu gösterir. O halde bunu onunla konusun ve daha büyük bir sorun haline gelmesini bastan önleyin...

 

Bunlardan sadece birini hissediyorsanız her ilişkide zaman yaşanan ve birbirinize karsı duyduğunuz sevgi ve güvenle üstesinden gelebileceğiniz bir döneme girmişsiniz demektir. Unutmayın, her geminin mutlak bir yolcusu ve her yolcunun mutlak gezeceği başka kıyılar vardır. Önemli olan dalgaların sizi fazla hırpalamasına izin vermeden, zamanında terk etmektir dumanı tüten gemiyi.

Bu Terlikle Selülite Son!

Anti-Selülit TerlikAnkaralı bir terlik firması, kadınların korkulu rüyası selülite düşman, kadınlara dost anti-selülit terlik imal etti.

Zayıf-şişman, genç-yaşlı demeden, her kadında görülebilen selüliti engellediği öne sürülen “anti-selülit” terlik üreten Ankaralı terlik firması Hay-Zek, ürettiği anti-selülit terliklerle kadınların derdine çare olduğunu iddia ediyor.
               
EVA hammaddesinden yapılan, suda kaymayan ve bakteri üretmeyen, dünyanın en hafif terlik ve deniz ayakkabılarını yurt içi ve yurt dışı pazarına süren firma, bu defa tüketicinin karşısına, anti-selülit terlikle çıktı.  

Hay-Zek firmasının sahibi Zeki Türkeş, Ostim'deki fabrikalarında, Çin'den getirdikleri makine ile renk renk, çeşit çeşit bay, bayan ve çocuk terliği ve ayakkabıları ürettiklerini, bu ürünleri yurt içi pazarının yanı sıra, İngiltere, İtalya ve Yunanistan'ın da aralarında bulunduğu birçok ülkeye ihraç ettiklerini söyledi.    

Ürün yelpazelerine, bir de anti-selülit terlik eklediklerini ifade eden Türkeş, “Tabanı alçak, burnu yüksek şekilde tasarlanan bu terlikleri giyen hanımlar, selülitle başa çıkabilecek. Anti-selülit terliğimizi giyen hanımların ayakları, yokuş çıkar vaziyette duracak. Böylece, gergin duran bacaklar ve kalçalardaki selülitler tarih olacak” diye konuştu.

Türkeş, aralarında Harvard Üniversitesi'nin de bulunduğu birçok akademik araştırma merkezinin, topuklu ayakkabıların ayak sağlığına olumsuz etkilerine ilişkin raporlarının bulunduğunu belirtirken, “Hanımlar, bilinçsizce giydikleri, postürü bozan topuklu ayakkabılarla da selülite davetiye çıkarıyor. Topuklu ayakkabı giyildiğinde eğimli duran iskelet, bu terlikler giyildiğinde dik bir hal alıyor” diye konuştu.

A.A

Kaş Şekilleri

kas_sekilleri

Kaşlarınızın biçimi gözlerinizin ve bakışlarınızın anlamını bütünler. Çok seksi, çok ciddi, çok masum veya çok çocuksu. Yüzünüze ve bakışlarınıza en çok yakışan kaş şeklini bulmak için aynanın karşısına geçin. Elinize bir kalem alın.

Burun deliklerinizden birinin yan tarafından kalemi yüzünüze dik gelecek şekilde tutun.kalemin ucunun geldiği yer kaşınızın ideal başlangıç noktasıdır. Daha sonra kalemi oynatmadan kaşınızın üzerinden çapraz şekilde şakağınıza kadar götürün. Burası ise kaşınızın ideal bitme noktasıdır.
Kaş kavisinizi ise bu sınırlar arasında kendiniz belirleyebilirsiniz. Eğer kaşlarınız kısa ise ve ideal kaş bitim noktasına kadar uzamıyorsa, uygun bir kaş kalemi ile kuyruğunu uzatabilirsiniz. Gözlerinizi daha büyük göstermek ve göz çukurunuzu gölgeleyebilmek için aşağıdaki gibi kaşlarınızın kıvrımını daha bariz bir şekilde belirginleştirmeli ve burnunuzun iki yanından kaşlarınızı alarak kaş aralarını açmalısınız.

Kavisli ve yay biçiminde kaş kadını seksi, çekici ve alımlı gösterir.
Yüzünüze ve bakışlarınıza ciddi ve sert bir anlam kazandırmak istiyorsanız aşağıdaki üçgen kaş biçimini deneyin.
Ark biçimindeki kaş yüzünüze ve bakışlarınıza sürprizli ama aynı zamanda cilveli bir anlam katar.
Kaşlarınızın ucunu aşağıya doğru uzatırsanız yüzünüz ve bakışlarınız saf bir görünüm alır.
Kaşlarınızı yüzünüze uygun şekilde aldıktan sonra bir kaş fırçası ile yukarıya doğru fırçalayın. Daha sonra çok koyu olmayan bir kaş kalemi ile hatlarını belirginleştirin. Düzgün alınmış ve şekle sokulmuş kaşlar yüzünüzü aydınlatır ve sizi daha güzel gösterir.

Papatya Sinüzite, Dondurma Boğaz Ağrısına

Dondurma_Kadin

Papatya buğusunun sinüzite ve dondurmanın da boğaz ağrısına iyi geldiğini biliyor muydunuz?

Dr. Hasan İnsel

Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’nun ‘papatya’ konulu yazısı bana Almanya’da ihtisas yaparken, sinüzitimi papatya buğusu ile atlatmamı ve bademcikleri şişen birine uygulanan dondurma tedavisini hatırlattı

Bayılıyorum Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’nun yazılarına. Memleketimizde bolca olan, ama milletçe değerini pek takdir etmediğimiz pek çok bitkiyi, yani sağlık hazinelerini bize sevdiriyor, bunları günlük hayatımıza sokuyor ve o tatlı üslubuyla yararlarını ve kullanım şekillerini hafızalarımıza unutulmaz bir şekilde yerleştiriyor.

Geçen gün Prof. Dr. Saraçoğlu’nun “Sinüzite karşı kır papatyası” yazısı beni yıllar öncesine götürdü. Almanya’da dahiliye ihtisasına başlayalı 10 gün kadar olmuştu, ilkokul dördüncü sınıftan beri beni hiç yalnız bırakmayan sinüzitim, tekrar bir alevlenir gibi oldu. İlaçları daha tanımıyorum, şefe gittim, “Ne alayım, doktor numunelerinden bir şeyler verin” dedim. Şöyle bir baktı bana, sekreterine; “Hemşireye söyle ‘kamillentee’ hazırlasın” dedi. Almancam harika değildi ama “kamille”yi çıkaramasam da, “tee”nin çay olduğunu hemen anladım. İlaç istedim, çay ısmarladı diye bayağı ekşidim, sonra da herhalde şurup şeklinde bir ilaç diyor dedim, biraz rahatladım.

Aman yarabbi hemşire bir avuç dolusu kurutulmuş minik papatyayla gelmez mi? Bunları kaynar suyun içine attı, benim hayret dolu gözlerle bakmama aldırmadan, eline bir de havlu aldı. Herhalde çay içirip, tıraş edecekler diye en garip şeyleri düşünürken, “hadi eğilin papatya buğusu yapacağız, bir şeyiniz kalmaz birkaç güne” demez mi? Ve yaptı. Ben de birkaç günde iyileştim, kısa sürede sinüslerim temizlendi, papatya benim hayat boyu en büyük dostlarımdan biri oldu.

Buzdan kravat

Bu olayın üstünden bir 10 gün kadar geçti. Gece nöbeti sırası ilk defa bana geldi. Korkudan ölüyorum, yabancı memleket, lisan az, çiçeği burnunda doktorda pratik, lisandan da az. Akşam 21.00’i biraz gece çağırdılar beni ilk hastaya, gizlenmeye çalıştığım doktor odasının en ücra köşesinden.

17 yaşında bir kız, bademcikleri bayağı şişmiş, ateşi de var. Oh diye şöyle bir rahatladım, dahiliyenin işi değil, kulak burun boğazcılara ait dedim ve hemşireye beni arkadaşlara bağlamasını söyledim. Yapmayın, şef çok kızar dedi ve ekledi, kulak burun boğazcılar evde nöbet tutuyorlar; acil durumda çağırılırlar, bu tip vakaları nöbetçiler halleder, ertesi gün gerekirse onlar devralırlar dedi. Eh neyse benim de ne yapacağımı bayağı bildiğim bir vaka, hemen antibiyotik söyledim. Şişkinlik giderici bir ilaç ne olabilir diye hafızamı yoklarken, şef içeri girmez mi?

Yemekten geliyormuş, şöyle bir uğramış. Hastayı görür görmez “eis und eis kravatte” dedi. Hadi “eis” buz da, kravatte ne oluyor, buzdan kravat mı? Papatya işi zaten hâlâ aklımda, bir çiçekle iyileştik, hiç sesimi çıkarmadım, bakalım daha neler göreceğim diye beklemeye başladım. Biraz sonra koca bir kap vanilyalı dondurma geldi, kızcağıza “bunu yavaş yavaş ye sabaha kadar da saat başı yine vereceğiz” dediler. Arkasından kravat gibi ince kauçuk bir su torbası geldi. Kapağını açtılar, içine kırılmış buz doldurdular ve bir beze sarıp, kravat gibi kızın boynuna taktılar. Ben nerede ihtisasa başlamıştım, papatyalar, buzlar tedavide sanki baş oyuncular. Papatyanın etkisi asla inkâr edilemezdi, ben iyileşmiştim. Ertesi gün de bizim kızcağız neredeyse pırıl pırıl olmaz mı?

Bu arada bir konuya değinmek isterim, boğazınız şiştiğinde bizim şefin hastane ortamında uyguladığı bu tedaviyi, kulak burun boğaz uzmanlarına sormadan kesinlikle uygulamaya kalkışmayın.

Kuşburnu çayı

Sonra hayatıma başka bir bitki girdi, soğuk algınlığı, bitkinlik gibi durumlarda hemen hastalara içirdiğimiz bir bitki çayı, “Hagebuttentee”, yani kuşburnu çayı. Ve bu böyle devam etti, gitti. Gribal enfeksiyonlu biri geldi mi, hemen çinko tabletleri, kuşburnu çayı, portakal suyu ve yanında klasik ilaç tedavisi. Her türlü bitkinlik, unutkanlık gibi durumlarda balık yağı. Uyku problemlerinde akşamları triptofan etkisinden dolayı muzlu süt. Kalp hastalıklarında ve özellikle yüksek tansiyonda, klasik tedavilerine ilave olarak hastalara sarımsak yedirmekten beşinci kat sucukçu dükkânı gibi kokar olmuştu. Kısaca yüzyılların tıbba getirdiği her türlü yardımcı ve tamamlayıcı tedaviyi, yani komplementar dediğimiz tedaviyi, klasik tıbbi tedaviyle birlikte kullanırdık. Kattaki ilaç dolabında bitki çayları ve bitki özleri, ilaçlara yakın yer işgal ederdi.

Kısa bir süre önceye kadar sofra sohbetlerinde dokunan besinlerden bahsedilirdi. Bunu yeme, kolesterolüne dokunur gibi; şimdi ise bunu ye karaciğerine iyi gelir gibi besinlerin yararlarından bahseden konuşmalar hakim olmaya başladı artık sofra sohbetlerine. Biz toplum olarak bu tabiat ve sağlık hazinelerini tanıyıp, bilinçli kullanmakta geç kaldık, ama görünen o ki, arayı kısa zamanda kapatacağız.

Diyet, Hafızayı da Güçlendiriyor

Diyet

Almanya’da yapılan bir araştırmada, alınan kalorinin üçte bir oranında azaltılmasının hafızanın güçlenmesini sağladığı belirlendi.

Bulgularını Ulusal Bilimler Akademisi dergisinde yayımlayan Alman araştırmacılar, 50 yaşlı gönüllüye diyet uyguladıktan 3 ay sonra hafıza testi yaptıklarında bu tespiti elde ettiler.

Münster Üniversitesinden bilim adamları, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde alınan kalorinin azaltılmasının yaşam süresini uzattığı ve yaş bağlantılı hastalıkları azalttığı yönündeki bulguların ardından, insanlar üzerinde bu araştırmayı yapmaya karar verdiler.

Yaşları ortalama 60 olan gönüllüleri 3 gruba ayıran araştırmacılar, ilk gruba normal kalori miktarına sahip dengeli bir beslenme tarzı uygularken, ikinci gruba doymamış yağ asit oranı daha yüksek benzer bir diyet verdiler.

Üçüncü gruba ise kalorisi azaltılmış diyet uygulayan araştırmacılar, üç ay sonra yaptıkları hafıza testinde ilk iki grubun hafıza testi sonuçlarında değişiklik tespit etmezken, üçüncü grubun daha iyi performans sergilediğini belirlediler.
Aşırı kilolu olmayan birinin aldığı kalori miktarını üçte bir azaltmasının hafızada olumlu etki yarattığını, ancak çok zayıf kişilerde bu diyetin tehlikeli olabileceğini kaydeden araştırmacılar, ayrıca üçüncü grubun üyelerinin ensülin seviyelerinde düşüş tespit ederken, daha az enflamasyona rastladılar.

Ucuz İthal Ayakkabı Kanser Yapıyor

Ucuz_Ayakkabi

Çin, Hindistan, Endonezya, Vietnam ve Tayland gibi ülkelerde ucuza mal edilen ve Türkiye’de benzerlerine göre daha ucuz fiyatla satılan ayakkabılardaki kimyasal maddelerin tümör oluşumuna ve kansere neden olduğu bildirildi.

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölümü, İzmir Ayakkabıcılar Odası’nın talebiyle Güney Doğu Asya menşeli bir çift spor, iki çift de çocuk çizmesinin kimyasal analizini yaptı.

Yapılan çalışma sonucu hazırlanan rapora göre, ayakkabıların tüm parçalarının sentetik materyalden üretilmesi ve birinin içeriğinde PVC’ye rastlanması, insanları ciddi sağlık riskleriyle karşı karşıya bırakıyor. Raporda, ayakkabının fonksiyonellik açısından en önemli kısmının saya olarak tanımlanan üst kısmı olduğu belirtilerek, ayak hareketleri ve aktivite ön planda tutulduğunda, özellikle sayanın deri materyalden üretilmesi gerekliliğinin bilimsel olarak kanıtlandığı hatırlatıldı. Raporda, "Bölümümüzde incelenen ayakkabıların tamamının sentetik saya, astar ve destek malzemeler ile taban ve diğer yardımcı parçalardan oluştuğu, bu sebeple mukavemet ve performans beklentilerini karşılayamayacak düzeyde olduğu ve çok kısa bir dönemden sonra kullanım özelliklerini kaybedeceği anlaşılmıştır.
Oldukça zayıf ayak koruma özellikleri ve günlük aktiviteyi sınırlandıran etkileriyle çok sıradan ürünler olduğu belirlenmiştir" denildi.

Sayanın sentetik maddeden üretilmesi durumunda, içeriğinde üretimde kullanılan monomerlerden oluşan polimerler ile bunların katkılarına kadar çok değişik kimyasal maddelerin bulunabildiği ve bunların çoğunun insan sağlığı açısından risk oluşturduğunun bilindiği vurgulanan raporda, şu görüşlere yer verildi:

"Bölümümüze getirilen ayakkabıların tüm parçalarının sentetik materyalden üretilmesi ve birini içeriğinde PVC’ye rastlanması, satın alınmasındaki ucuzluğun, çok ciddi sağlık risklerini kişiye yüklediği anlamını
taşımaktadır. Bu kimyasalların çoğunun nihai sonucu akciğer, karaciğer ve böbrek gibi hayati organlarda tümör oluşumu ve kanserdir." Raporda, ayrıca incelenen ayakkabılarda, düşük kaliteli parçaların
kullanıldığının, ayak yapısına uygun olmayan bir forma sahip olduğunun tespit edildiği belirtilerek, "İncelenen ayakkabıların malzeme kalitesizliği, kimyasal zararlılıkları, ortopedik uyumsuzlukları ile giyim hijyeni ve performansı
yetersizlikleri bakımından kalitesiz ve ayağa zararlı ürünler olduğu belirlenmiştir" görüşü aktarıldı.

"İTHAL AYAKKABI ALKOL GİBİ"

İzmir Ayakkabıcılar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tahsin Güzel, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa ülkelerinin ayak sağlığına çok önem verdiğine, belli standartları olduğuna değinerek, "Türkiye’ye giren hiçbir ayakkabının standardı yok. Türkiye’de insanlar 50. sınıf vatandaş mı Allah aşkına? Avrupa bizden kimyasal testler istiyor, kullanılan malzemeler tetkik ediliyor. İnsan sağlığını etkileyecek hiçbir maddeye izin vermiyorlar. Ama Türkiye’ye giren tüm ayakkabılar insan sağlığını etkileyen malzemelerden" diye konuştu. İthal ayakkabıların çoğunun sağlıksız olduğunu vurgulayan Güzel, bu ayakkabıların mantara neden olduğunu bildiklerini, ama kanser ve tümör oluşumuna sebebiyet verdiklerini ilk defa bu rapor sayesinde öğrendiklerini aktardı. Güzel, Türkiye’de insanların aldatıldığını dile getirerek, şöyle devam etti:

"Getirilen çarık çürük, sağlıksız ayakkabılar, deri ayakkabı diye burada satılıyor ve bunu yapanlar hipermarketler. Deri ayakkabı 40 milyon. Dünyanın hiçbir yerinde deri ayakkabı 40 milyona mal edilemez. Bu ayakkabı suni ayakkabıdır ve sağlığı bozan ayakkabıdır. Alkol gibidir. Bu ayakkabıların, insanların geleceğini tehdit eden hastalıklar ihtiva ettiğini tespit ettik."

GÜNÜN SÖZÜ

"İnsanları iyi tanıyın, her insanı fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin."

Mevlânâ

Hala

hala
Sevgi & Aşk