| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yazılar arşiv 12.2008 Other entries in 2008-12 resimler , videolar

Aile içi şiddetin nedenleri neler?

aile içi şiddet Aile içi şiddetin sebepleri, çeşitleri ve sonuçları... Sonrasında neler yaşanıyor, kişide nasıl izler bırakıyor?

Şizofreni, paranoid bozukluk, antisosyal veya  narsistik kişilik bozuklukları, alkol ve madde kullanımı, dürtü kontrol bozuklukları gibi nedenler aile içi şiddetin nedenleri arasında.

Şiddet dört bir yandan sarmış ruhumuzu… En küçük tartışmalarda bile yumruk sıkan, eli sert bir cisme giden bir toplum olduk. Kelimelerimizin ifade tonu bile sertleşti… Bu durum hem spor alanlarında var, hem de siyasi figürlerin söz ve tavırlarına hâkim. Sözü şiddetli söyleyerek kendisini daha iyi ifade edeceğini sanan bir toplum olma yolundayız. Şiddetin ilk tohumu ise şüphesiz çocukluk yıllarında atılıyor. Aile içinde öğrenilen şiddet davranışı filmler, TV ve bilgisayarlı şiddet oyunlarıyla desteklendiğinde giderek bir davranış biçimi haline geliyor kişide. Gün geçmiyor ki toplumumuzda bir şiddet olayına rastlanmasın. Üçüncü sayfa haberleri hep bunlarla dolu… Henüz kardeşini öldürdükten sonra günlerce evdeki sandıkta saklayan bir vaka ile sarsıldı ülkemiz. Şiddetin pek çok nedeni var. Bunların en yaygın olanı ise aile içi şiddettir.

Bu konudaki sorularımızı NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Hasan Basri İzgi cevapladı.

-Son günlerde aile şiddetin çok acı örneklerine şahit olduk. Buna ilişkin haberler basında yer aldı. Psikiyatri uzmanı olarak öncelikle bize şiddeti tanımlar mısınız?
-Kişinin bedensel ve ruhsal açıdan zarar görmesine, yaralanmasına veya sakat kalmasına neden olan davranışların tümünü şiddet olarak tanımlarız.

-Toplumda şiddeti besleyen nedenler nelerdir?
- Toplum içi şiddete yönelik yasal düzenlemeler varken aile içi şiddet genellikle gizli kalıyor. Bu konudaki yasal yetersizlikler nedeniyle maalesef şiddet önlenemiyor. Toplum bu konuya; "Kocası değil mi? Hem döver hem de sever" şeklinde yaklaşabiliyor. Bu düşünce nedeniyle de şiddet doğal bir olay gibi kabul ediliyor.

-Şiddet sadece bizim toplumumuza özgü bir davranış mıdır?
- Hayır elbette. Şiddet tüm dünyada yaygın. Her sosyoekonomik seviyede ne yazık ki görülmektedir. Şiddet eşe , çoğunlukla kadına, çocuğa ve beraber kalan yaşlıya yapılmaktadır.

- Sizin hasta popülasyonunda durum nedir?
- Önemli bir husus bu.. Bizim klinik pratiğimizde sık tanık olduğumuz bir durum. Psikiyatrik hastalarda tespit edilen fiziksel ve cinsel şiddetin %90'ı aile bireyleri tarafından yapılıyor.

 - Peki şiddete maruz kalan bireyler muhatap oldukları bu incitici durumu ifade edebiliyorlar mı?
- İtiraf etmek gerekir ki şiddete maruz kalan mağdurların ancak %35'i bunu söyleyebilmektedir. Söyleme süreleri de 2-7 yılı buluyor Burada dikkat edilecek bir başka husus ise mağdurların %80'i "yapacak fazla bir şey yok" düşüncesinde olmasıdır. Bu düşüncede olanlara çaresizliği kabul ediyor.

- Her gün değişik şekillerde tanık olduğumuz şiddetin ne gibi nedenleri vardır?
- Konunun en can alıcı noktası burasıdır. Şiddet üzerinde araştırma yapanlar, çalışanlar neden olarak üç ana madde üzerinde durmaktadırlar. Bunlar sıralayacak olursak; biyolojik nedenler, psikolojik nedenler ve sosyal nedenlerdir.

- Bunları da kısaca açabilir miyiz? İsterseniz biyolojik nedenlerden başlayalım..
-Tabii. Biyolojik nedenler arasında ilk sırayı testosteron dediğimiz erkeklik hormonlarının (testosteron gibi) etkisi alır. Şizofreni, paranoid bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklar, antisosyal veya  narsistik kişilik bozuklukları, alkol ve madde kullanımı ve dürtü kontrol bozuklukları da biyolojik nedenlerdendir.

- Psikolojik nedenler olarak neler arasında neler almaktadır?
-Duygusal baskı ve sorumluluklardan kurtulma isteği, yaşanan hayal kırıklıkları için bir çıkış yolu bulma isteği bunlardandır. İsteklerini gerçekleştirme, empati yeteneğinin olmaması ve aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyümekte şiddetin psikolojik nedenlerindir.

 -Bunlar kadar da herhalde sosyal nedenler de önemlidir? Onlar nelerdir?
-Şiddet aslında öğrenilen bir davranıştır. O sebeple şiddet uygulamasına maruz kalmakta şiddet uygulamaya neden olan bir etkendir. Diğer önemli husus ise toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısıdır. Bu durum atasözlerimizde yer alan ve halk arasında sıkça dillendirilen "Kızını dövmeyen dizini döver", "Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin" anlayışında ifadesini bulur. Annesini, kız kardeşini döven erkek çocuğunun çevrede itibar görmesi, onun ne kadar duyarlı ve hassa biri olduğunun göstergesi sayılması da sosyal sebeplerden birisidir. Burada görmezden gelemeyeceğimiz başka önemli bir neden de şiddet uygulayan kişilerin iletişim becerilerinde yetersiz oluşlarıdır. Duygularını ifade edemeyen, düşüncelerini mantıklı bir zeminde anlatamayan bu kişiler sorun çözmede şiddete başvurma eğilimindedirler.

Hatalı namus ve ahlak anlayışlarının yanı sıra yoksulluk ve eğitimsizlikte bu işi körüklemektedir. Kadında ekonomik bağımlılığının neden olması gibi tam tersi olan kadının mesleğinin ve gelirinin daha iyi olması da bazı kişilerde kompleks oluşturabilmekte ve işin sonu maalesef şiddete uzanabilmektedir.

-Peki aile içinde yaşanan şiddetin seyri ne durumdadır? Şiddet birden bire ortaya çıkmasa gerek.. Bir öncesi vardır sanırım.-Evet genellikle aile içi şiddet balayı döneminden sonra başlar. Ruhsal bağların oluşumu sonrası deriz buna. Burada yaşanan bir yanılgı vardır. İlk şiddet eylemi şiddet olarak algılanmaz. Ama şiddet giderek artma eğilimi gösterir. Evlilikte duygusal bağlar zayıflar, mağdurda korku başlar. Boşanma halinde daha büyük bir şiddetle karşılaşma kaygısı ve korkusu oluşur. Ardından ise çevrenin ve ailesinin muhtemel tepkileri nedeniyle utanma duyguları gelişir. Bu durumlar aşılamazsa yıkıcı bir evlilik ve hapis hayatı yaşanır. Şiddette en ciddi maliyeti boşanmanın gerçekleşmesi olduğu için şiddetin dozu artırılarak boşanma engellenir.

-Ailelerde gözlediğimiz bir durum vardır. Şiddet yaşanır kısa küslük dönemleri yaşanır ama ardından farklı sebeplerle tekrar barışma dönemi gelir ama bir süre sonra şiddet kesilmez yeniden baş gösterir. Yani şiddette bir kısır döngü söz konusu olur. Bu tabloya bakışınız nedir?
-Gergin ve şiddetin yaşandığı ailelerde bu durum çoğunlukla bir rutin halini bile alabilir. Kişide gerginlik artar, patlama görülür, acılar tartışmalar yaşanır ve şiddete maruz kalınır. Daha sonra özür dilenir. Ancak bizim gördüğümüz vakalarda tanık olduğumuz durum her özür dilemenin arkasından daha büyük şiddet uygulamasının gelmiş olmasıdır. Sizinde sorunuzda isabetle temas ettiğiniz gibi profesyonel yardım almamış bu konuyu çözme iradesi göstermemiş ailelerde sonu gelmeyen bir kısır döngü ortaya çıkar.

-Fotoğrafı biraz daha netleştirmek istiyorum. Şiddete başvuran kişilerde görülen ortak özellikler nelerdir? Bunları maddeler halinde alabilir miyim?
-Elbette… Şiddeti seçenek olarak gören ve sorunlarını bu yolla çözme eliminde olan kişilerde görülen özellikler onları tanımamız bakımından bir veri sunabilir bize. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
- Eşinin davranışlarını kontrol etme isteği
- Kıskançlık
- Kendi ihtiyaç ve isteklerinin daha önemli olduğuna inanma
- Alınganlık
- Gerçekçi olmayan beklentiler
- Düşük benlik algısı
- Sorunları için başkalarını suçlama eğilimi
- Ani duygusal tepkiler
- Dürtüsellik
- Yanlış davranışlarını kabul etmeme

-Şiddetin nedenlerini çok güzel detaylandırdınız. Şimdi de diğer ayağı olan şiddetin çeşitleri konusunda kısaca bilgi rica ediyorum?
-Şiddetin çeşitlerini özetle dört başlıkta toplayabiliriz. Bunlar Fiziksel şiddet, duygusal şidder, ekonomik şiddet ve cinsel şiddettir. Birer cümle ile bunları açmamız gerekirse; sarsma, hırpalama, dövme, hapsetme, silahla yaralama, öldürme fiziksel şiddet olarak tanımlanır.
 Bağırma, hakaret etme, küçük düşürme, tehdit etme, iletişimi yasaklama gibi ruh sağlığını bozucu tüm eylemleri duygusal şiddet başlığı altında değerlendiriyoruz. Ülkemizde çokça görülen çalışmanın engellenmesi, zorla çalıştırma, gelirine el koyma da ekonomik şiddettir.
Yaşanan şiddet çeşitlerinin dördüncü de cinsel şiddettir. Kişinin rızası olmadan cinsel ilişkiye zorlamak olan evlilik içi ırza geçme cinsel şiddet olarak değerlendirilir. Başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yönden aşağılama, cinsel organlara zarar vermekte cinsel şiddet olarak değerlendirilir.

-Şiddetin nedenlerini ve çeşitlerin anlattınız. Aile içi şiddete maruz kalanların karşılaştıkları sonuçlar nelerdir?
-Şiddet çok yönlü olarak ele alınıp değerlendirmeyi hak eden bir olgudur. Biz aile içi şiddet eksenindeki sorularınızı cevaplandırmaya çalıştım. Okulda şiddet, trafikte şiddet, iş yerinde şiddet, TV de şiddet, sokakta şiddet, toplumsal şiddet ve sözel şiddet gibi bu konunun pek çok farklı dalları da vardır. Tekrar konumuza dönecek olursak şiddetin elbette çok travmatik ve kalıcı sonuçları vardır. Bunlar kişinin gündelik hayatını ciddi şekilde olumsuz etkiler. Görmezden gelinecek, ötelenecek ve yok sayılabilecek bir husus değildir. Toplum ve fert olarak herkes bu konuda duyarlı olmak zorundadır. Çıkışın ilk aşaması buradan başlar. Sorunuzu yine maddeler halinde cevaplamaya çalışayım. Bu sonuçlara dikkatle bakıldığında bu konuda daha çok duyarlı olunması gerektiği çok daha belirginleşecektir.

Şiddetin öncelikle fiziksel sonuçlarını söyleyelim: Bunlar organ yaralanmaları, kalıcı sakatlanmalar, ölüm, büyüme ve gelişme geriliğidir.

Üzerinde önemle durulması gereken ve daha mühim olan tedavisinin de zaman aldığı ruhsal sonuçları vardır şiddetin. Depresyon bunların başında gelir ve toplumda yaygın hale gelen bir tıbbi durumdur. Korku bozuklukları başlar, kişilik bozukluklarına neden olur şiddet. Aile içinde yaşanan şiddetin alkol ve madde bağımlılığına sebep olduğu da unutulmamalıdır. Yine şiddetin kötü sonuçları arasında, intihar eğilimi, şiddet eğilimi, cinsel işlev bozuklukları ve uyku bozuklukları önemli bir yer tutar. Şiddet sonrasında beden ve ruh sağlığı bozuk bir toplum meydana gelir, son zamanlarda sık tanık olduğumuz gibi cinayetlerin ve intiharların arttığı bir toplum oluruz. Buda şiddetin sosyal sonuçlarıdır. Şiddeti uygulayan kişi üzerinde de psikolojik bozukluklar ve depresyon görülür. Yani sadece maruz kalan değil neden olan kişide de sorunlar oluşturur. Şiddet hem uygulayanı hem uygulananı kesen çift taraflı bir kılıç gibidir.

-Şiddet önlenmesi konusunda sanırım herkes hemfikirdir. Siz psikiyatri uzmanı ve bu konudaki pek çok vakayı görmüş deneyimli bir hekim olarak bize son olarak yapılması gerekenlerin neler olduğu konusunda bilgi verir misiniz?
-Bu konuda şüphesiz çok yönlü çalışmalar yapılmalıdır. Yapılan çalışmalar da daha yaygın ve etkin biçimde sürdürülmelidir. Burada yukarda ifade etmeye çalıştığım gibi herkesin sorumluluğu söz konusudur. İlk önce şiddetin bir sorun çözme yöntemi olmadığını kabul etmemiz ve alışkanlıktan uzak durmamız lazım. Çözüm önerileri olarak şunlar düşünülebilir:

- Toplumsal ve bireysel eğitimler: şiddetin ne olduğunun anlatılması
- Yanlış toplumsal anlayışların düzeltilmesi
- Danışmanlık hizmetlerinin sağlanması
- İlgili bireylerin psikiyatrik tedavilerinin yapılması
- Toplumsal örgütlerin aktif çalışması
- Yasal düzenlemelerin caydırıcı nitelikte olması, yani şiddet uygulayana uygulanacak cezaların caydırıcı olması ve benzeri çalışmalar
- Yazılı ve görsel medyada şiddeti öğretici yayınların engellenmesi

Uğur İlyas Canbolat

26 adımda uzun ve sağlıklı yaşa!

Sağlıklı Yaşam

Ünlü Dr.Sanjay Gupta'nın uzun ve sağlıklı yaşam için hazırladığı 29 maddelik listeye bir göz atmakta fayda var.

Dr.Sanjay'ın uzun ve sağlıklı yaşam listesi

1. Kaliteli beslenme: Taze meyve ve sebze, balık, fındık, kırmızı şarap ve yeşil çay mutlaka menümüzde bulunmalıymış.

2. Akciğerleri çalıştırmak: Düzenli egzersiz yaparak ciğer kapasitemizi 50 yaşından sonra bile %25 artırmamız mümkünmüş.

3. Sigarayı kesinlikle bırakmalıymışız.

4. Doğru nefes almayı öğrenmek: İdeali karından alınan dakikada 12-14 nefesmiş.

5. Kilomuza dikkat etmek: Her fazla kilo, eklemlerimiz üzerinde gereksiz bir yükmüş.

6. Kahvaltıyı asla ihmal etmek: Kahvaltıda lifli gıdalar almaya dikkat etmek gerekiyormuş.

7. Kaslarımızı çalıştırmak: Düzenli çalışmayla 12 hafta içinde orta yaşlarda bile kas gücümüzü geliştirmemiz mümkünmüş.

8. Seks hayatını ihmal etmek: Seks yapmak, yalnızca egzersiz olarak değil, vücuttaki hormon salgılarının düzenli şekilde devam etmesi için de gerekli bir aktiviteymiş.

9. Formumuzu korumak: Yoga ve pilates yararlı ama yüzmek ve yürümek de asla ihmal edilmemesi gereken egzersizlermiş.

10. Yağ dengemize dikkat. Vücut için en iyi yağ balıkta ve cevizde bulunurmuş.

11. Vücuttaki pas ve tortuyu atmak: Miktarda aşırıya kaçmamak şartıyla yeşil çay, kırmızı şarap, siyah çikolata tüketmeliymişiz.

12. Kötü diyetlerden uzak durmak: Kemik sağlığı için her yaşta kalsiyum almamız gerektiğini unutmayalım.

13. Güneşlenmeyi ihmal etmek: Her gün birkaç dakikalığına da olsa gün ışığına çıkıp, vücudumuzun D vitamini üretebilmesi için güneş ışığına ihtiyacı varmış.

14. Günde en az bir buçuk litre temiz su içmek: İdrarının rengini kontrol edip, eğer sarıysa yeteri kadar su içmiyoruz demekmiş.

15. Yürüyüşe çıkmak: Düzenli yürüyüş östrojen riskini azaltır, stresi önlermiş.

16. Kalbimizi koruyup ve güçlendirmek: B vitamini, magnezyum ve çinko almayı unutmamak gerekiyormuş. Havuç, lahana, avokado, fındık ve sarımsak mutfağımızdan eksik olmamalıymış.

17. Tansiyonumuzu takip etmek: Tuz, aşırı kilo ve stres, tansiyon riskini artıran faktörlermiş.

18. Kalbimizi kontrol ettirmek: Yılda bir kez check-up yaptırmalıymışız.

19. Stresten uzak durmalıymışız.

20. Güneşte uzun süre kalacaksak mutlaka UV filtreli güneş yağı kullanmamız gerekiyormuş.

21. Şeker tüketimimizi azaltmak: Canımız tatlı çektiğinde bitter çikolata tercih etmeliymişiz.

22. Günde en az 7 saat uyumayı ihmal etmemeliymişiz.

23. Cildimizi beslemek: A, C ve E vitaminleri içeren cilt losyonu kullanmalıymışız.

24. Vücudumuzun ihtiyaçlarını öncelik sırasına sokmak: Gün 24 saat. Bunu üçe bölüp: 8 saati çalışmaya, 8 saati kendimize ve 8 saati uyku ve istirahat için ayırmalıymışız.

25. Günümüzü planlamak: Planlı yaşamak, vaktimizi daha verimli ve yararlı geçirmemizi ve stresten kaçınmamızı sağlarmış.

26. Dişlerimize iyi bakmak: Günde en az iki kere dişlerimizi fırçalamamız, kahveyi fazla içmekten kaçınmamız gerekiyormuş.

27. Şeklimizi korumak: Vücudumuz bütün gün televizyon veya bilgisayar başında oturmak için dizayn edilmediği bir gerçek. Kalkıp, hareket etmek en faydalısıymış.

28. Olumlu düşünmek: Uzmanlar varlığıyla mutlu olduğumuz şeyleri düşünmemizi tavsiye ediyorlar. Pozitif düşünce hem bizi genç tutar, hem stresi azaltırmış

29. Zihinsel bakımımızı ihmal etmemek: Televizyon karşısında çok fazla vakit geçirmek bunama riskini artırıyormuş. Yeni bir şeyler öğrenip yeni alışkanlıklar geliştirerek zihinsel faaliyetlerimizi aralıksız sürdürmemiz de uzun ve sağlıklı yaşamamız için gerekli olan eylemlermiş.

Her cilde özel ekonomik maskeler

maske

Bu karışımlar hem son derece pratik hem de ekonomik. Haydi o zaman, hemen kolları sıva, son derece işe yarar bu maskeleri uygula!

KURU CİLT

Bal ve Yumurta Maskesi

Malzeme

1 çay kaşığı nemlendirici krem

1 yumurta

1 yemek kaşığı badem yağı

1 yemek kaşığı bal

Hazırlanışı

1. Yumurtanın beyazı ve sarısını ayır. Yumurtanın sarısına damlalar halinde badem yağını ekleyerek karıştır.
2. Ardından yavaşça nemlendirici kremi ve balı ekle.
3. Yumurta beyazını da ayrı bir kapta hafifçe çırp ve yumurta sarısını karşıma ilave edip tümünü sürülebilecek kıvama gelene kadar çırp.

Kullanımı
Karışımı, genişçe bir fırça veya pamukla yüz ve boyun bölgesine yaydıktan sonra en az yarım saat bekle ve cildini ılık suyla yıka. Cildinin nemlendiğini fark edeceksin!

Süt Toniği

Malzeme

2 yemek kaşığı kuru ya da bir yemek kaşığı taze kopartılmış bitkiler (lavanta, ebegümeci, aynısafa çiçeği)

2/3 fincan kaynatılmış süt

1 kahve filtresi kağıdı

Hazırlanışı

İki yemek kaşığı kuru ya da bir yemek kaşığı taze kopartılmış bitkilerle sütü bir kaba koy ve ağzını kapatıp soğuyana kadar beklet. Filtre kağıdı (tülbent de olabilir) yardımıyla süz ve buzdolabında steril bir şişede muhafaza et.

Kullanımı

Cildindeki etkisini kısa sürede fark edeceğin bu toniği kullandıktan hemen sonra nemlendirici kremini sürmeyi unutma!

KARMA CİLT

Badem Maskesi

Malzeme

50 gr soyulmuş badem

10 gr yulaf unu

10 gr portakal aroması

Bir miktar süt

Hazırlanışı

1. Bademleri iyice dövdükten sonra ılık su ilave ederek karışımın kaşıktan ayrılması zor olana kadar yoğur.
2. Bu karışıma yulaf unu ve portakal aromasını ekle ve bir buçuk saat beklet.
3. Dinlendirdiğin maskene sütü ekle ve macun kıvamına gelinceye kadar iyice karıştır.

Kullanımı

Maskeni yüzünüze sürüp yumuşak hareketlerle masaj yap ve 30 dakika suratında beklet. Ardından yüzünü bol ılık suyla yıka. Cildinin pürüzsüzlüğüne inanamayacaksın!

Güllü Tonik

Malzeme

Yarım çay bardağı beyaz şarap

2 çorba kaşığı gül suyu

1 tutam kuru gül yaprakları

1 kahve filtresi

Hazırlanışı

1. Malzemeleri hepsini bir kabın içinde karıştırıp 1 saat kadar beklet.
2. Daha sonra filtre kağıdı yardımıyla (tülbent de olabilir) süz.

Kullanımı

Bu sana özel toniği, makyajını temizlemek veya cildini kirlerden arındırmak için pamuk yardımıyla kullanabilirsin.

YAĞLI CİLT

Salatalık Maskesi

Malzeme

2 tatlı kaşık elma sirkesi

2 tatlı kaşığı susam yağı

1 yumurta sarısı

2 adet salatalık

Hazırlanışı

1. Soyulmuş salatalıktan kesilen 5 kalın dilimi mikserde püre haline getir.
2. Elma sirkesi, susam yağı ve yumurta sarısını iyice çırp.

Kullanımı

Karışımı, yüz, boyun ve dekolte bölgene uygulayarak 45 dakika beklet ve ılık su ile temizle. Cildinin yağdan arındığını fark edeceksin!

Limonlu Tonik

Malzeme

1/2 fincan limon suyu

1 fincan damıtılmış su

2/3 fincan hamamelis

Hazırlanışı

1. Tüm malzemeleri karıştırıp temiz bir şişenin içine boşalt.
2. Yaklaşık 30 dakika bekle. Kullanmadan önce iyice çalkalamayı unutma!

Kullanımı

Kullanmadan önce toniği su ile seyreltebilirsin. Pamuk ile yüzüne rahatlıkla kullanabileceğin bu toniğin, cildini sıkılaştığını da fark edeceksin!

Yılbaşında yediklerinize dikkat!

hindi

Yılbaşı akşamı genellikle şeker, yağ ve tuz içeriği yüksek besinlerin tüketilmesinin, aşırı ve dengesiz beslenmenin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuldu.

Dengesiz beslenme sorun yaratır

Hacettepe Üniversitesi(HÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyet uzmanı Dr. Aylin Ayaz, yaptığı açıklamada, yılbaşı gecesi, diğer günlerden farklı olarak aşırı ve dengesiz beslenmeye bağlı önemli sağlık sorunları ortaya çıkabileceğini belirterek, sağlıklı beslenmekurallarına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Hindi etini kırmızı ete tercih edebilirsiniz

Yemeklerin, protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral içeriği açısından dengeli olması gerektiğini ifade eden Ayaz, hindi eti tüketiminin, doymuş yağ ve kolesterol içeriğinin düşük olması nedeniyle kırmızı et yerine tercih edildiğinde sağlıklı bir seçim olacağını belirtti.

Sütün diyete katkısı!

süt

Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğu öğrenildi.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Besler  yaptığı açıklamada, kalsiyumun vücut ağırlığı denetimi konusunda etkin olduğuna yönelik bilimsel veriler olduğunu belirtti.

Kalsiyum açısından ve kalsiyumun kullanılabilirliği açısından en zengin besinin süt ve süt ürünleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:

"ABD’de yapılmış bir seri çalışma var, hala da devam ediyor. Çok net olarak bir sonuç olmamakla birlikte genellikle süt tüketiminin, yani kalsiyum sütten geldiği zaman vücut ağırlığı denetiminin çok daha iyi olduğu belirtiliyor. Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklediğimiz ve kalsiyum düzeyini yükselttiğimiz zaman zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma var.

Şişman bireylerde vücut ağırlığının düşmesinde kontrollü bir diyet içinde süt ve süt ürünlerini arttırılması ve yüksek kalsiyum seviyesinin sağlanmasının zayıflamaya neden olduğu ve vücut yağ oranını düşürdüğünü gösteren çalışmalar mevcut."

Prof. Dr. Besler, süt ve süt ürünlerinin beslenme açısından son derece önemli olduğunu belirterek, çalışmaların özellikle sağlık bozucu bir kavram, bir sorun olması nedeniyle şişmanlıktan korunmada da süt ve süt ürünlerinin önemli bir besin grubu olduğunu gösterdiğini kaydetti.

 -"SÜTÜ SÜT OLARAK TÜKETMELİYİZ"-

Prof. Dr. Besler, sütün bazen sade olarak değil içine katılan, bal pekmez, kakao ve meyve püreleriyle tüketildiğini belirtti. İçine farklı ürünler katılmış sütü beklemeden içmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:

"Biz aslında sütü süt olarak tüketmeyi öneriyoruz. Ancak süt tüketimi istediğimiz oranda değil. Sütü daha fazla içmek için bazen içine farklı ürünler katıyoruz. Böylelikle sütün içine çoğunlukla karbonhidrat kaynağı ekliyoruz.

Bu sütü bekletmekle bakteri üremesine zemin hazırlayacak bir ortam oluşturuluyor. Bu nedenle bu karışımları yaptığımız zaman sütü bekletmeden tüketmeliyiz. Süte karıştırılan bu ürünler sütün besin değerini etkilemiyor."

Prof. Dr. Besler, sağlıklı olmak ve hastalıklardan korunmak için mutlaka süt içmek gerektiğini kaydetti.

Ağrı kecisiler kadınları aldatıyor

Aspirin Morfin bazlı ağrı kesicilerin kadınlarda erkeklere göre daha az etkili olduğu ortaya çıktı...

Amerikalı araştırmacılar, afyona benzeyen maddenin etkisini değiştiren beyin farklılıklarının neden kaynaklandığını buldu. Nörobilim Dergisi'nde yer alan çalışmada, doktorlar inatçı ağrıları hafifletmek için kullanılan en yaygın ilaçlardan biri olan morfinin bile kadınlarda çok işe yaramadığını fark etti.

Zaman'da yer alan haberde Georgia Eyalet Üniversitesi'nde yapılan araştırmalara göre, araştırmacılar beynin ağrı sinyallerinin tercüme edildiği alan olan ve periakuaduktal gri bölge (PAG) diye isimlendirilen küçük bir noktasını yakından incelediler. Bu bölgede birçok nöronun, afyona benzeyen ilaçlarda bulunan molekülleri alarak üzerinde kilitlenen reseptörlere sahip olduğu belirtildi. Bu reseptörler afyona benzer ilaçlar üzerinde kilitlendikleri zaman, beyine ağrı sinyallerini kesmesini ya da azaltmasını söyleyen mesaj gönderiyor. Araştırma grubu, farelerin beyninde bunu buldular, ancak dişi farelerin beyninde daha az seviyede reseptör olduğunu gördüler. Bu nedenle dişi farelerde morfinin daha az etki ettiğini söylediler.

Zaman Gazetesi

Bitki çaylarını fazla içmeyin

Bitki Çayı Soğuğa karşı iyileşmek ya da hastalanmamak için alınan bu çayların fazlası zarar...

İçinde bulunduğumuz kış aylarında yoğun şekilde tüketilen bitki çaylarının tıpkı ilaç gibi düşünülmesi, günde 3 fincandan fazla içilmemesi öneriliyor.

Selçuk Üniversitesi Çumra Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Gümüşçü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıkların arttığı bugünlerde, iyileşmek ya da hastalanmamak için bitki çayları tüketiminin arttığını belirtti.

Bazı rahatsızlıklara iyi gelen bitkilerin ortak özelliğinin vücut direncini artırması ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi olduğunu vurgulayan Gümüşçü, son dönemde en fazla talep gören şifalı bitkilerin melisa, ada çayı ve kekik olduğunu ifade etti.

Ana vatanı Amerika olan ekinezya adlı bitkinin de son dönemde yoğun ilgi gören şifalı bitkiler arasında yer aldığını anlatan Gümüşçü, ''Bu bitkilerin çayları tek başlarına tüketilebileceği gibi, bir kaç bitki karıştırılarak da içilebilir. Karışımlar daha faydalıdır, çünkü her bitkinin içinde farklı özelliklerde maddeler bulunduğu için, bu maddeler karışımlı çaylarla bir defada alınabilir'' dedi.

Gümüşçü, insanların dengeli beslenmesi için nasıl belli oranda protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin almasına ihtiyaç varsa, her şifalı bitkinin de ihtiva ettiği farklı maddelerle ayrı ayrı vücuda yarar sağladığını ifade etti.

Şifalı bitkilerin çay gibi kaynatılmadan, sıcak suyun içine salınıp bir kaç dakika bekletildikten sonra içilmesinin en doğru yol olduğunu dile getiren Gümüşçü, şu bilgileri verdi:

''İçinde bulunduğumuz kış aylarında yoğun şekilde tüketilen bitki çayları tıpkı ilaç gibi düşünülmelidir. Nasıl ki 'bir an önce iyileşeyim' diye düşünüp, günde belli ölçekte kullanılması gereken ilaçlardan fazla fazla içemiyorsak, bitki çaylarında da aynı prensibe uymamız gerekir. Melisa, ada çayı ve kekik gibi ürünlerden günde en fazla 3 fincan içilmelidir. Bu oran hemen hemen tüm şifalı bitkiler için aynıdır. Gereğinden fazla miktarda alınan bitki çayları, kişinin bazı kan değerlerinde yükselmelere neden olarak rahatlıklara yol açabilir.''

Limon, zencefil ve tarçının da soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıklara iyi gelen bitkiler arasında yer aldığını ifade eden Gümüşçü, ''Vatandaşlarımız bu bitkileri, tanıdıkları ve güvendikleri aktarlardan almalıdırlar. Çünkü işinin ehli olan aktarlar, hem yüksek kalitedeki ürünleri satar hem de bitki karışımlarını olması gerektiği gibi tavsiye ederler'' diye konuştu.

Gümüşçü, belli ölçülerin aşılmadığı ve uygun biçimde kullanıldığı takdirde şifalı bitkilerin vücut direncini artırmada ve hastalıkları önlemde büyük yarar sağladığını sözlerine ekledi.

AA

GÜNÜN SÖZÜ

"Temiz elleri olan insanların da kirli düşünceleri vardır."

S.LEC

Kara Kedi

Kara Kedi 

Uşak mutluluk veriyor... Nihavend iyileştiriyor...

muzik Müzikle terapi yöntemi Avrupa ülkelerinden sonra Türkiye'de de uygulanmaya başlandı.

REEM Nöroloji Merkezi uzmanlarından Dr. Mehmet Yavuz, klasik müzik eserleri kullanılarak yapılan tedaviler kadar tasavvuf musikisi ve "ney" ile yapılan tedavilerin de oldukça başarılı olduğunu belirtiyor.
 
Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, antik dönemlerde Roma ve eski Yunan'da,
Çin'de, Mısır'da ve İbrani kaynaklarında müzikle tedaviden bahsedildiğini belirtiyor ve bu uygulamaların günümüz "müzikle tedavi yöntemi"nin mihenk taşlarından olduğunu sözlerine ekliyor.

Dr. Yavuz, ney'in insan ruhuna olan yararını ilk keşfedenin Mevlâna olduğunu ve Mevlana'nın, semazenlerin ney eşliğinde dönerek ruhlarını arındırdıklarını, sağlıklı beden ve ruh haline kavuştuklarını düşündüğünü belirtiyor.
  
HANGİ MAKAM NEYE İYİ GELİYOR?

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türk bilgini Farabi'nin sınıflandırmasına göre Rast makamı insana neşe ve huzur veriyor ve sabahları dinlenmesi gerekiyor. Saba makamı cesaret ve azim kaynağı oluyor. Sabahtan öğleye kadar dinlenmesi gerekiyor. Hicaz tevazu sağlıyor, Uşak makamı da mutluluk ve keyif veriyor. Nihavend makamı ise sakinlik veriyor. Ruh hastalıklarının tedavisinde bu makam ayrı bir önem kazanıyor. Türk müziği makamları ile gelişen pasif receptiv müzik terapi geleneği, hastaların duygu durumlarını değiştirerek onları rahatlatmak ve kendilerine güvenlerini kazanmalarını sağlıyor. Günümüzden yüzyıllar öncesine dayanan bu tekniklere hala sadık kalınıyor.  Tedavi sürecinde hastaya bir seans süresince geniş ve rahatlatıcı bir ritim ve su sesi eşliğinde, Ney, Rebab, Çeng, Ud, Dombra ve Rübab ile emprovize (ritimli taksim) uygulaması yapılıyor ve uygun makamlar üzerinde çalışılıyor. Bu çalışmalar sonucunda Otizm'den, psikolojik çocuk hastalıklarına ve geriatri'ye kadar birçok psikolojik ve organik temelli hastalıkta olumlu değişmeler ve iyileşmeler gözlemleniyor.

Sevgi & Aşk