| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yazılar arşiv 11.2008 Other entries in 2008-11 resimler , videolar

SEVEBİLME İHTİMALİ

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Güzel cildin 10 sırrı

Dermatoloji uzmanlarına danıştık ve sizi daima sağlıklı, pürüzsüz ve pırıl pırıl bir cilde kavuşturacak 10 sırrı derledik.

Sürekli en iyi enstitülerde cilt bakımına gitmek mi yoksa en pahalı kozmetik ürünleri kullanmak mı? Hayır, sağlıklı ve güzel bir cilde sahip olmanın sırrı tüm bunlardan çok daha basit. Yapmanız gereken sadece biraz durmak ve cildinizi dinlemek, sonra da onun ihtiyaçlarına vakit ayırmak. İşte bunun için size yardımcı olacak çok önemli 10 sır:

1- Su, su, su! İşte birinci ve en basit kural. Tam iki litre olmasa bile, günde en az 5-6 bardak su içmelisiniz. Bunu yapmak zaman zaman size çok kolay gelmeyebilir ama su, sağlığınız için olduğu kadar güzelliğiniz için de son derece önemli.

2- Unutmayın ki, yağlı cilt, kirli cilt demek değil! Bu birikim bazılarımızda fazlayken, bazılarımızda daha az oluyor sadece... Az olduğunda cilt kuruyor ve pul pul dökülebiliyor. Bu yüzden önce cilt tipinizi bir uzmanın yardımıyla öğrenmeli ve cildinize uygun ürünler kullanmalısınız.

3- En yaygın problemlerden biri siyah noktalar ve ne yazık ki bunlar hepimizde var. Küçücük olmalarına rağmen bizi çok üzen bu noktacıkların oluşması cildimizin nefes almasını da engelliyor aynı zamanda. Haftada bir gün peeling yaparak yani ölü derilerinizi yok ederek cildininizin nefes almasını sağlayabilirsiniz. Bunun dışında 1 litre kadar suyu kaynattıktan sonra bir kaba boşaltın, içine birkaç tutam papatya kurusu ekleyin ve başınıza bir havluyla örterek kabın içine eğilin. Bir müddet böyle bekleyin. Bu da gözeneklerin açılmasını sağlar ve siyah noktaların atılmasını kolaylaştırır.

4- Cilt temizliğinizde doğal malzemeleri seviyorsanız işte size harika bir tarif daha: Ananas suyu ve yulafı karıştırabilir ve yüzünü bu karışımla temizleyebilirsiniz. Çünkü ananas ölü cilt hücrelerini eriten enzimler içeriyor. Yulafsa cilt yüzeyinin yeniden canlanmasına yardımcı oluyor.

5- Eğer cildiniz makyaj yaptıktan ya da duş aldıktan sonra kaşınıyorsa, bu hassas olduğu anlamına geliyor. Bu durumda yapmanız gereken; cilt tipine göre hazırlanmış bir tonikle yüzünüzü temizlemeniz. En iyi toniğin doğal bir gül suyu olduğunu da hemen hatırlatalım.

6- Stresli olduğunuz ve sürekli geç yattığınız günler çoğunluktaysa, bunun cildinizi etkilemesi kaçınılmaz. Stresle başa çıkmak biraz zor olabilir ama yorgunluğunuzu atmak için dinlenmeye ve stresten arınmaya mutlaka zaman ayırmalısınız. Bunu yapmak da en az kaliteli cilt bakım ürünleri kullanmak kadar önemli.

7- Soğuk kış günlerinde bile güneş cildimize zarar verebiliyor. Güneşin en büyük zararı ise cildi kurutmak. İşte bu nedenle güneş kreminin sadece yaz aylarında kullanılan bir ürün olduğunu düşünmeyin  ve kış mevsimine uygun bir koruyucuyu mutlaka çantanızda bulundurun.

8- Cildiniz yağlıysa, mat görünümlü fondötenleri, kuruysa nem veren kapatıcıları tercih etmelisiniz. Çok pürüzsüz bir görünüm için de, fondöteninizi sıvı bronzlaştırıcı  veya nemlendiriciyle karıştırarak sürebilirsiniz. Bu oldukça iyi bir sonuç verecektir.

9- Cildiniz kuruysa, donuk ve mat görünüyorsa işte size anında etki edecek özel bir tarif. Bunu, önemli günlerde, makyaj yapmadan hemen önce uygulayabilirsiniz. Bir şeftaliyi ezin, balla karıştırın ve yüzünüze sürün. 10 dakika bekledikten sonra durulayın. Cildiniz kesinlikle ipek gibi olacak...

10- Ve son olarak harika bir öneri daha: Cildinizin güzelliğiyle dikkat çekmesini istiyorsanız yaptığınız makyajın doğal olmasına dikkat etmelisiniz. Pastel tonlarda bir far, şeffaf bir rimel, tatlı pembe bir allık ve parlatıcı bir ruj...  Bu yumuşak renkler cildinizi her zaman olduğundan çok daha doğal, taze ve güzel gösterecektir.

milliyet.com

Ispanak protein kaynağı değilmiş!

Türkiye’nin protein haritasını ortaya koyan araştırmaya göre, halkın yüzde 30’u protein konusunda bilgi sahibi değilken, yüzde 80’i bitkisel protein kaynaklarını yanlış biliyor ve ıspanağı bir protein kaynağı olarak görüyor.

Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu (STBP) tarafından ERA Araştırma ve Danışmanlık şirketine yaptırılan “Türkiye’de Protein Bilgi Düzeyi ve Tüketimi Araştırması”nın sonuçları açıklandı. Türkiye’de protein konusundaki bilinç düzeyini ve protein tüketimine ilişkin mevcut durumu ortaya koyan araştırma, toplam 22 ilde 3 bin 692 hane ile görüşülerek gerçekleştirildi. Araştırma kapsamında, 1-16 yaş arası çocukların yaşadığı hanelerde yemek alışverişini yapan veya ne alınacağına karar veren aile fertleriyle yüz yüze ve telefonla görüşme yapıldı.

100 kişiden yalnızca 4’ü ‘tavuk’ dedi

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren STBP Yönetim Kurulu Başkanı Zuhal Daştan, “Halkımızın üçte biri proteinin ne olduğunu, ne işe yaradığını bilmiyor. Toplumun sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda eğitimi için her kurum üzerine düşen görevi yerine getirmeli” diye konuştu.

STBP olarak halkın protein konusunda bilinçlendirilmesi ve hayvansal protein tüketiminin artırılması amacıyla ‘Sağlıklı Büyüyen Türkiye İçin Daha Çok Protein!’ adlı sosyal sorumluluk projesini başlattıklarını dile getiren Daştan, “Proje kapsamında çocuklara sağlıklı beslenmenin önemini keyifli bir dille anlatan masal serisi ile anne-babalara çocuk beslenmesinde proteinin önemini aktaran kitapçık dizisi yayımlıyoruz” diye konuştu. Daştan, iki ayrı seri halinde hazırlanan kitapların 100’er bin adet basılarak yurt genelinde ücretsiz olarak dağıtıldığını, yıl sonuna kadar 200 bin haneye ulaşılmasının hedeflendiğini belirtti.

“Eğitim seviyesi arttıkça bilinç de yükseliyor”

Türkiye’nin protein haritasını ortaya koyan araştırmanın danışmanlığını yürüten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilara Koçak, yüksek protein içeren besinlerin en çok Ege Bölgesi’nde bilindiğini belirterek, “Bu oranın en düşük olduğu yerler ise Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri. Öte yandan kişilerin eğitim seviyesi arttıkça proteinin hangi gıdalarda bulunduğuna dair bilincin de yükseldiğini görüyoruz” dedi.

Proteinlerin vücutta hücrelerde meydana gelen bütün biyolojik olayların anahtar noktası olduğunun altını çizen Koçak, “Hayvansal proteinin hangi gıdalarda bulunduğunu biliyoruz ama ne işe yaradığını bilmiyoruz. Görüşülen kişilerin yüzde 80’i de bitkisel protein konusunda yanlış cevap vermiş. Maalesef sebzelerden özellikle ıspanak, bitkisel protein kaynağı olarak düşünülüyor. Ispanak hem her mevsim bulunmayan hem de protein içermeyen bir gıdadır. Tavuk ise hem ucuz, hem lezzetli, hem sağlıklı, hem de iyi kalite protein içeren bir besindir” dedi.

Tavuk, en ekonomik ve sağlıklı protein kaynaklarından biri

Tavuk etinin yağsız, proteince zengin ve kısa lifli oluşu nedeniyle çiğnenmesi ve hazmı kolay bir gıda olduğunu kaydeden Dilara Koçak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tavuk, ekonomik oluşu sayesinde de bol miktarda tüketilebilecek en önemli protein kaynaklarından biridir. Protein ve yağ içerikleri açısından önemli avantaja sahip olan tavuk eti özellikle demir, fosfor ve B grubu vitaminlerinin de iyi kaynağıdır. Tavuktaki but eti, göğüs etine göre daha fazla B2 ve B1 vitamini, daha az da niasin vitamini içerir. Tavuk but etinde, göğüs etine kıyasla demir, çinko ve sodyum içerikleri de daha fazladır.

Tavuk etinin, dana ve koyun etine göre protein değeri daha yüksek olmasına rağmen yağ oranı daha düşüktür. Günümüzde koroner kalp hastalıklarından korunmanın en önemli yolu doymuş yağ miktarını azaltmaktır. Düşük miktarda yağ alımını hedefleyen beslenme biçiminde tavuk eti tüketimi son derece doğru ve sağlıklı bir tercihtir.

Beslenme değerinin yüksekliği yanında kırmızı ete kıyasla daha düşük fiyatla tüketime sunulması, tavuk etini cazip kılan diğer önemli özelliktir.”

Araştırmadan çarpıcı sonuçlar

Türkiye’de Protein Bilgi Düzeyi ve Tüketimi Araştırması’ndan çıkan önemli sonuçlar şöyle:

• Araştırma, görüşülen kişilerin %30’unun protein konusunda bilgi sahibi olmadığını veya yanlış bilgi sahibi olduğunu ortaya koyuyor.
• Hayvansal protein denince halkın aklına ilk olarak kırmızı et (%53,7), süt (%46,5) ve yumurta (%37,4) geliyor. Beyaz et/tavuk yanıtını verenler %17,8 ile altıncı sırada. Protein içermeyen tereyağı ve zeytinyağını hayvansal protein kaynağı zannedenlerin oranı ise %8.
• “Bitkisel protein denince ilk aklınıza gelen gıdalar hangileri?” sorusuna yanlış cevap verenlerin oranı %80,1. “Bitkisel protein” denince akla ilk gelen gıdalar sırasıyla sebzeler (%55,8), ıspanak (%35,9), kuru baklagiller (%19,9) ve meyveler (%10,9). Oysa sadece kuru baklagiller protein içeriyor.
• En çok protein içeren 3 gıda maddesi sorusuna en fazla verilen yanıtlar sırasıyla süt (%21,5), kırmızı et (%17,7) ve yumurta (%16,3). Beyaz et/tavuk, %1,3 ile son sırada.
• Et, tavuk ve balığı haftada bir ve daha sık tüketen çocukların oranı Marmara’da %88 ile ilk sırada, %69,8 ile de Doğu Anadolu’da son sırada.
• Tavuk ve kırmızı et haftada 1-2 kez tüketilirken, balık haftada 1’den seyrek tüketiliyor.
• Eğitim durumu düştükçe hayvansal protein konusunda fikri olmayanların oranı artıyor.
• Tavuk, bölgeler bazında en çok Marmara’da, en az Güneydoğu Anadolu’da, kırmızı et en çok Marmara’da, en az Güneydoğu Anadolu’da, balık en çok Ege’de, en az Güneydoğu Anadolu’da, kuru baklagiller ise en çok Doğu Anadolu’da, en az Marmara’da tüketiliyor.
• Kuru baklagiller en çok akşam yemeklerinde tercih edilirken, öğle yemeklerinde en çok patates tüketiliyor. Özellikle yağlar ve şekerli gıdaların tüketimi, sabah kahvaltısında oldukça yüksek. Patatesi sabah kahvaltısında tüketenler arasında çoğunluğu Marmara, Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayanlar oluşturuyor.

Hücrelerin yapıtaşı protein

Protein,
• Hücre büyümesi ve gelişmesi için büyük öneme sahiptir.
• Bağışıklık sistemimizi korur, güçlendirir.
• Metabolizmamızı çalıştırır.
• Kas, kemik ve kan hücrelerini oluşturur.
• Hücrelerin, enzimlerin ve hormonların yapıtaşıdır. Hücrelerin yenilenmesini sağlar.

Ne kadar proteine ihtiyacımız var?

Beslenmede, enerjinin yaklaşık olarak yüzde 12- 15’inin proteinden gelmesi tercih edilir.
Sağlıklı yetişkin bir bireyin, ağırlığı oranında, kilogram başına günde ortalama 1 gram proteini alması gereklidir.
 
Çocuklarda protein ihtiyacı

Çocuklarda protein gereksinimi, erişkinlerdeki gibi sadece dokuların tamiri ve yeniden yapılanması için değil, vücudun büyümesi ve gelişmesi için de gereklidir. Çocuklarda vücut dokularının büyümesi için sürekli protein sentezi gereklidir. Bu nedenle çocuklara iyi kaliteli protein verilmelidir. Hayvansal kaynaklı protein iyi kaliteli proteindir.

Jinekolojik kanserlerde düzenli kontrol şart

Kadınlarda en sık rastlanan jinekolojik kanserlerin başında rahim kanseri geliyor. En öldürücü kanser türü ise yumurtalık kanseri. Bu kanser türleri erken evrede belirti vermiyor, belirti verdiğinde ise genelde tedavide çok geç kalınmış olunuyor.

Bu nedenle uzmanlar , erken tanı için düzenli hekim kontrollerini ihmal etmemeyi öneriyor. Bilim adamlarına göre her kadın 20 yaşından itibaren belirli aralıklarla bazı kontrolleri yaptırması gerekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Doç. Dr. Fatih Güçer jinekolojik kanserlerle ilgili merak edilen soruları yanıtladı...

• Kadınlarda en sık hangi jinekolojik kanserlere rastlanıyor?

Rahim kanseri. Bu  hastalarımızın yüzde 44’ünü oluşturuyor. Rahim kanserinden sonra da yumurtalık kanseri geliyor. Bu da tüm hastalarımızın yüzde 38’ini oluşturuyor.

• Ne zaman cerrahi tedaviye başvuruyorsunuz?

Rahim ağzı kanserinde cerrahi tedavi uyguladığımız hasta sayımız çok az, çünkü rahim ağzı kanserinin değişik tedavi yöntemleri var. Bu yöntemlerden biri radyoterapi ve kemoterapinin birlikte kullanılması. Rahim ağzı kanserine yakalanmış kadınlar bize maalesef geç evrede başvuruyorlar. Yani ameliyat evresini geçmiş oluyorlar. İlk iki yılda  rahim kanseri tümörünün tekrarlama oranı yaklaşık yüzde 75. İlk üç yılda ise yüzde 87. Dolayısıyla, bu tümör tekrarlamalarında ilk 2-3 yıl hastaları izlemek çok önemli.

• Rahim ağzı kanseri ne kadar yaygın?

Amerika’da rahim ağzı kanseri hastası yaklaşık 11 bin, rahim kanseri ise 39 bin civarında. Bu rakamın 40 bini geçmesi bekleniyor. Yumurtalık kanseri ise gelişmiş ülkelerde daha yaygın.

• En tehlikeli jinekolojik kanser tipi hangisi?

Tüm jinekolojik kanserler arasında en öldürücü olanı yumurtalık kanseri. Bu kanser türü erken evrede belirti vermiyor. Bu nedenle hastaların yüzde 75’i bize evre üç dediğimiz dönemde geliyor ve çoğunlukla tedavide geç kalınıyor. Hastaların çoğu bize karında şişlik ile geliyor. Bir kısmı da yemekten sonra gaz şikayeti ile hekime başvuruyor.

• Jinekolojik kanserlere nasıl tanı konuyor?

İlk cinsel ilişki sonrasında rutin muayenelere başlanmasını öneriyoruz. Hiçbir şikayeti olmayan 20 yaşında bir kadında yumurtalık kisti olabilir. Genel anlamda tüm kadınlar için , iki-üç yılda bir kontrol amaçlı hekime gidilmesi bu nedenle gerekiyor. Hekim de cinsel hayatı olan hastalara mutlaka PAP-Smear testini yapması gerekiyor. Böylece hasta rahim ağzı kanserinden korunabilir. Rahim ağzı kanseri 8-10 yıl içerisinde oluşuyor. Smear aldığınızda, kanserleşmeye gidecek olan doku bozukluğunu (lezyon) tanıyıp, basit bir cerrahiyle hastayı kanser olmaktan kurtarabiliyoruz.

“Süt vermek hem rahmi hem de yumurtalığı koruyor”

• Rahim ağzı kanserinin belirtileri neler?

Erken evrede belirti olmuyor. Eğer bir belirti veriyorsa, tümör belirli bir çapa ulaşmış demektir. Bu da tedavide biraz işlerin geciktiği anlamına geliyor. Çünkü rahim ağzı kanserinin en önemli belirtisi cinsel ilişki sonrasında olan kanamadır. Bunun dışında kötü kokulu akıntı, kanlı akıntı olması veya ara kanamaların olması bulgular arasında yer alıyor. Menopoz sonrasında olan her kanama ise rahim kanserinden şüphelenmeyi gerektiriyor. Tüm rahim kanserlerinin yüzde beşi 40 yaş altı kadınlarda görülüyor. Bu nedenle adet düzensizlikleri, özellikle ara kanamalar dikkate alınmalı ve hekime başvurulmalı.

• Rahim ağzı kanserine yol açan nedenler neler?

HPV virüsü, rahim ağzı kanserine yol açan bir virüs. Bu virüs de cinsel ilişkiyle bulaşıyor. Bu nedenle, rahim ağzı kanserinde kişinin cinsel partner sayısı ve eşinin de cinsel partner sayısı  çok önemli. Bu virüs özellikle erkekte bir lezyon yapmamasına rağmen kadınlarda gizli bir enfeksiyona sebep olarak rahim ağzı kanserinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Sigara içen kadınlarda ise HPV virüsünün yerleşmesi daha kolay oluyor. Doğum kontrol hapı kullanan veya vitaminden fakir beslenen kadınlarda yine HPV daha kolay yerleşiyor. Ayrıca çok çocuk doğurmuş olmak da rahim ağzı kanserine yakalanma riskini artırıyor. Çünkü HPV’nin bulaşması kolaylaşıyor.

• Peki rahim kanserinin risk faktörleri neler?

Şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, hayvansal yağdan zengin gıdalarla beslenmek rahim kanseri riskini artırıyor. Adet kanamalarının düzensiz olması, yumurtlama fonksiyonlarındaki bozukluklar ya da hiç doğum yapmamış olmak da rahim kanseri açısından en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Erken adet görüp, geç menopoza girmek de tehlikeyi artırıyor. Ayrıca süt vermemiş olmak riski artırıyor. Çünkü süt vermek hem rahmi hem de yumurtalığı koruyor.

• Hangi yaşta hangi testleri yaptırılmalı?

Hekim tarafından aksi söylenmedikçe, cinsel ilişki başladıktan sonra mutlaka yılda bir kez PAP- smear testi yaptırılmalı. Çünkü bazı durumlarda, PAP- smear testi sonucuna göre üç ay ya da altı ayda bir bu test istenebilir. Bunun dışında rutin olarak her jinekolojik muayene sırasında vajinal ultrasonografi de yapıyoruz. Hem rahimiçi katmanını hem de yumurtalıkları değerlendiriyoruz. Böylece muhtemel öncü lezyonları yakalayabiliyoruz. PAP - smear testiyle rahim ağzı kanserine karşı, vajinal ultrasonla da hem rahim hem yumurtalık kanserine karşı taramamızı yapmış oluyoruz.

anadolusaglik.org

CMYLMZ


Ön sevişme hazzı etkiliyor mu?

 2 bin 300 kadın üzerinde araştırıldı...opusmek Cinsel birliktelik sırasında ön sevişmenin, kadınlar tarafından tercih edildiği şeklindeki yaygın inanç, kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarıyla çelişiyor. 2 bin 300 kadının araştırmada verdiği yanıtlar, ön sevişmenin cinsellikten alınan hazza pek fazla katkısı olmadığını ortaya koydu. İngiltere'deki West of Scotchland ile Çek Cumhuriyeti'ndeki Charles üniversitelerinin ortaklaşa yaptıkları çalışmaya katılanlara, ilişki ile ön sevişmeye ne kadar vakit ayırdıkları soruldu.

Buna göre çiftler ön sevişmeye ortalama 15.4, ilişkiye ise 16.2 dakika ayırıyor. Araştırmayı yürüten uzmanlar bir çok seks terapisti ve eğitimcinin sandığının aksine kadınların ön sevişmeden çok cinsel ilişkinin süre ve kalitesini çoğaltmak istediğini belirtiyor. Öte yandan aynı araştırmada 16.2 dakikalık ilişki süresinin ABD'de yedi dakikaya kadar düştüğü ifade ediliyor.

AJANSLAR

Diyet Bozucular

Diyete her başladığınızın ikinci gününde vaz mı geçiyorsunuz?

Yolun sonundaki havuç, güzellik ve sağlık gibi iki önemli şey ama biz yine de vazgeçiyoruz. Peki ama neden? İşte Cosmotürk'ün bize sunduğu nedenler ve önlemleri içeren özel dosya...

EGZERSİZ YAPMIYORSUNUZ

Belki egzersiz yapmaktan nefret ediyorsunuz veya zamanınız yok. Yapılan araştırmalar egzersiz yapan kişilerin daha kolay kilo verdiğini ve kilosunu koruduğunu gösteriyor. Aktivite kalorileri yakar, metabolizmayı hızlandırır ve iyi hissetmenizi sağlar.

Çözüm: Yüzmeyi seviyorsunuz fakat yüzme havuzu 30 dakika uzakta diye gitmiyorsunuz değil im? Her gün programınıza 30 dakikalık bir aktivite eklemek (yürüyüş, merdiven çıkmak, dans vs.) haftanın üç günü aerobik yapmak kadar etkili.

KİMSE SİZİ DESTEKLEMİYOR

Çevreniz "Bir tane daha al!" veya "Diyete yarın başlarsın!" diyen insanlarla sarılıysa.

Çözüm: Pittsburgh Üniversitesi'nin bir çalışmasına göre birlikte kilo veren arkadaşlar veya diyet yaparken destek alanlar yalnız diyet yapanlara göre daha iyi sonuç alıyor. Sizinle aynı durumda olan insanlarla konuşmanız birbirinizi olumlu yönde etkilemenizi sağlıyor. Hedefinize ulaştığınızda arkadaşınızı yüz üstü bırakmayacağınız konusunda onun içini ferahlatın. Bir arkadaşınızdan egzersiz yaparken size eşlik etmesini isteyin, erkek arkadaşınıza sizi iltifatlarıyla desteklemesini söyleyin veya kendinize bir yaşam koçu bulun.

İNCE OLDUĞUNUZU DÜŞÜNMÜYORSUNUZ

Ne yediğinizden önce ne düşündüşündüğümüz önemli. Düşünceler gerçekleşir. Eğer kafanızın içinde bir ses "Ben kilo veremiyorum, işe yaramıyor" diyorsa hızlı bir düşüş içine girersiniz.

Çözüm: "Yapamıyorum", "Asla", "Her zaman" gibi kelimeleri yasaklayın. "Çok meşgulüm" veya "Bu benim hatam değil, genlerim böyle" gibi sözler yerine "Biliyorum zor fakat başaracağım" ve "Bu hafta iyi geçti" gibi pozitif şeyler düşünün ve söyleyin. Kendinize yapabileceğinizi, başarabileceğinizi telkin edin.

DİĞER İNSANLARI DAHA FAZLA ÖNEMSİYORSUNUZ

Hayır" diyemiyorsunuz, özellikle spora gitmeniz gerekirken bir arkadaşınızın size ihtiyacı olduğunda. Washington Üniversitesi'nin bir araştırmasına göre kendine saygısı olan ve kilo verme döneminde kendini önemseyen kişiler daha başarılı oluyor.

Çözüm: Diyet dönemini "Kendimi seviyorum" programının bir parçası olarak görün. Sevdiğiniz şeyler için zaman ayırın. Manikür yaptırmak, kitap okumak sizi dinlendirecek, iyi hissetmenizi sağlayacak ve motive edecektir.

YİYECEK BİR ŞEY VARSA YİYORSUNUZ

Her yerde yiyecek var. Güne iyi niyetlerle başlıyorsunuz ama ofiste bisküviler dolaşmaya başlayınca diyetiniz son buluyor.

Çözüm: Felsefeniz "Farkında olmak, uzaklaştırmak ve değiştirmek" olsun. İsteklerinizi aklınızdan uzaklaştırın, yerine sağlıklı şeyleri koyun. Bu irade gücüyle değil, sizi destekleyen çevreyle ilgili. Ev arkadaşlarınızdan kendi peynirlerini ve bisküvilerini saklamalarını isteyin. Bütün zararlı atıştırmalıkları yok edemezsiniz ama çoğundan kurtulabilirsiniz.

GERÇEKÇİ OLMAYAN HEDEFLER KOYUYORSUNUZ

Bir ay şarap içmeyeceğinize dair söz veriyorsunuz fakat sonra kendinizi cuma akşamı iş çıkışı içerken buluyorsunuz. Bu, cumartesi sabahı kızartmalarına oradan da pazar günü diyeti bırakmaya kadar gidiyor. Psikolog James Prochashka bunu 'hata, bir hata daha ve son bulma' çemberi olarak adlandırıyor. Bu kendinizi suçlu hissetmenize ve bütün sistemin çökmesine yol açıyor.

Çözüm: Haftada 1 kilo vermeyi hedefleyin. Çok sıkıcı gibi geliyor fakat bu şekilde kilo vermek daha kalıcıdır. "Şarap, hamur işi yok!" gibi katı kuralları terk edin. Onun yerine "Haftada bir veya iki gün bir kadeh şarap içebilirim" deyin.

BEKLENMEDİK OLAYLAR

İyi niyetlisiniz fakat öyle şeyler oluyor ki, ani kutlamalar, duygusal çöküşler vb. gibi sizi yoldan çıkarıyor.

Çözüm: Yolunuzun üstünde açken gidebileceğiniz light yemekler yapan bir yer bulun. Yoğurt ve az yağlı gevrekler fındık fıstıktan daha mükemmel değil ama formunuzu korumanız açısından çok daha yararlı.

YEMEK YEMEK SİZİ RAHATLATIYOR

Her sıkıntı hissettiğinizde yiyorsunuz. Bu, duygularınızı rahatlatıyor fakat sonra suçlu hissetmenize yol açıyor ve sizi daha çok yemeye itiyor. Bir kısır döngü yani.

Çözüm: Kendinizi kötü hissettiğinizde oyalanacak bir şeyler bulun. Yatağınızı toplayın, bulaşık yıkayın, yürüyüşe çıkın veya seks yapın. Egzersiz sizi rahatlatacak ve kalori yakmanızı sağlayacak. Eğer mutsuz ruh haliniz sürekliyse daha uzun soluklu çözümler bulun: salsa derslerine katılmak, toplantı organize etmek gibi. Bunlar yemek yemekten çok daha iyi metodlar.
 
H2

Hint Fakiri

GÜNÜN SÖZÜ

"Yaşamda en önemli şey kazançlarımızı kullanmak değildir. Bunu herkes yapar. Asıl önemli olan kayıplarımızdan kazanç sağlamamızdır. Bu zeka gerektirir. Akıllı insanlarla aptal insanlar arasındaki fark budur."

William Bolith

Büro çalışanlarının en çok boynu ağrıyor

Boyun Ağrısı Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi'nde 172 büro çalışanının katılımıyla yapılan araştırmada, çalışanların en çok boyun bölgelerinin ağrıdığı tespit edildi.

KTÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gamze Çan, Farabi Hastanesi büro çalışanlarının anatomik ölçümlerinin, mevcut kas iskelet şikâyetleri ile ilişkisinin araştırılması amacıyla 172 sekreter ve büro personelinin katıldığı bir çalışma gerçekleştirdiklerini belirtti.

Çan, çalışma ortamında iş görenlerin 4'te 3'ünün oturarak çalışmasına ve oturma yerleri konusunda birçok araştırma yapılmasına rağmen, büyük çoğunluğunun hâlâ kötü tasarlanmış, genellikle çok yüksek ve rahatsızlık veren sandalye ve koltuklarda oturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Çan, "Kötü tasarlanmış bu işyerlerinde çalışmaya bilgisayar kullanımındaki artış da eklenince, sağlık sorunlarında önemli artışlar olmuştur." dedi. İşle ilgili kas iskelet sistemi hastalıklarının azaltılması için kişinin değil, işin kişiye uydurulmasının sağlanması gerektiğini vurgulayan Çan şunları söyledi: "Yükseğe uzanarak çalışma, tekrarlı hareketler, oturma sırasında uygunsuz beden duruşu, baskı, yorgunluk ve aşırı güç uygulamayı gerektiren çalışmalar gibi eylemleri olabildiğince azaltacak iş düzenlemeleri yapılmalıdır. İnsana uygun iş kuralları uygulanmalı, insanın fiziksel ve ruhsal sınırları göz önüne alınmalıdır."

AA

Sevgi & Aşk