| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yazılar arşiv 09.2008 Other entries in 2008-09 resimler , videolar

GİTMEK, GİTMEYİ ÖĞRENMEK

vedaları sevmem aslında...ağlayarak sarılışları...sevmem ayrılmayı, sevdiklerimden.... ama gitmek gerekse eğer; kalmanın bir anlamı yoktur...gitmelidir gitmesi gereken...vapuru, taksiyi ya da ne bilim gideceği her neyse onu kaçırmadan...gitmelidir...giderken güçlü görünmektir önemli olan..ah ulan ah! derdim inan erkek olsaydım... sövermiydim ya da severmiydim? ne bileyim işte.... ne söylemek gerekir vedalaşırken..daha önce hiç vedalaşmamıştım, alışmamıştım yabancılaşmaya, yabancı olmaya....helalleşmek gerekir bilirim...giderken helallik diledim...canım dediğim insan hakkını helal etmedi şimdi ben boynu bükük nereye gideceğim.?..''gitme bu kadar güçsüzmüsün'' dedi....güçsüzmüşüm be canneyim!... canım seni o kadar çok sevdim ki... n'olur helal et hakkını...dedim

etmedi,,,helalleşmedi...

gitmek gerekiyorsa gitmeli...gitmem gerekti... oysa bu düş ne kadar güzeldi...sevmiştim, sevilmiştim( ya da ben öyle sandım) gülümsemelerim, tebessümlerim daha bir canlıydı...inan ben hiç sahte olmadım...

kanayan kalbim olamaz ki...ben gerçekten hiç sevilmedim ...evet sonbaharları severim...sonbaharda sararır yapraklarım ve kimbilir belki ilkbaharda yeniden yeşeririm...susmayı sevmem aslında...beden dilimle konuşurum çoğu zaman...ama yazdığım da hep yanlıştır doğrularım....aslında doğru sandığım yalnışları yazışlarım var ya....işte bunlar bitirir beni...bitirdi tğketti cümlelerimi...serzenişlerim yok artık...veda anı...

öyle süslü bir veda busesi istemiyorum...ya da yalın bir hoşçakal...aslında gitmekten çok kalmayı istiyorum ama? sanırım kalmak kalbime zarar(?)

ya da ne bilim işte duygulandım yazmasamıydım gerçekleri, haykırmasamıydım...saçmasamıydım içimdeki gerçek olan incileri...size ne diyebilirm ki...hiç tanımadınız beni...belki böylesi daha iyi olmuştur...yani tanısaydık birbirimizi...ne ben gidebilirdim...ne de siz gönderirdiniz...kuru bir elveda ya da ne bilim bilmem işte ayrılıkları ne deniliyorsa onu?

çok severdiniz...gitme derdiniz belki? babaannemin dediği gibi ''pamuk prenses'' ayakkabılarını alıp gitmeli...SIR olmalı....ama yine yine aslı göstermeli...ve şimdi gidiyor, küçük kadın....artık küçük kadın değil aslında. çok büyüdü, büyüyecek...küçük kadın değil kim bilir adını ne koyacak yabancı eller...

tebessümlerini küçük kadında olsa, ellerin kadını da olsa yitirmeyecek...

bilseydin sen beni..

ne çok severdin ah beni

ben sen diye BENDEN geçtim,

ama görebilmekmiş büyü

sevilmeyi, sevmeyi

ne şiirler tükendi

ne şarkılar sustu

kimbilir hangi melek kanadını unuttu

bu şehir bana, bu şehir sana dargın

asla susmaktan vazgeçmedi

bu asi meleğin kalbi

sana solgun...

anlamak, anlatmak gerekmiş çareyi?

VE ÖĞRENMEK GEREKMİŞ VEDA ETMEYİ

VE HATTA ELVEDA DİYEBİLMEYİ

ÇOK ZOR, HATTA İMKANSIZ OLSADA....

Hayat

Karışık, ne olursa…

Gençlik ?.....Niyet etmek..

Yaşlanmak ?.....Güzel bir dilek tutarsan engellersin..

Korku ?.....Yapmak istediklerine yakın olmak..

Aşk ?.....Şefkatli olarak sevişmek...

Yalnızlık ?.....Kadınların duygularından uzak kalmak…

Dostluğa küfür etti ?.....Kazık yediğin kişiyi bilmeli,ders almalı ve unutmamalısın…

Düşman ?.....Her iki tarafta mert olmalı..

Cesaret ?.....İlk öpücük..

Azap ?.....Birden içimin acı ile dolması...

Kötülük ?.....Bir tanım bulamadım..

Kin ?.....He bu işte, insanoğlunun arazıdır..Bir güve gibi ömründen yer..

Kader ?.....Yaradan’ın varlığını kabul etmek..

Hayat ?.....Dipsiz bir kuyu..Onu derin ve dipsiz olarak düşünmek tir..Ve zamanı gelince bir gün, beklemediğin bir anda biteceğini bilmektir…

Akıllı Kadın

Sabah kahvaltıda kadın;

-“Eminim, sen bugünün ne olduğunu  hatırlamıyorsun bile" dedi..

-"Tabii, hatırlıyorum"  dedi adam...  Çıktı, gitti.

Öğleye doğru kapı çalındı..

 Çiçekçi çocuk harika bir  kırmızı gül buketi bıraktı...

Az sonra kapı tekrar çalındı, bu defa  kösedeki pastanenin çırağıydı gelen...

 Kocaman bir çikolata kutusu bıraktı gitti.

Öğleden sonra gelen kutudan da, olağanüstü güzel bir elbise çıktı..

 

Kadın kocasının dönmesini zor bekledi ve daha kapıda boynuna sarıldı..

- "Önce çiçekler, sonra çikolata, ve sonra da  elbise..

Bu hayatımdaki en güzel Cumhuriyet Bayramı... 

- " Adam: " .........Hadi beeeeee."

Mutluluğun Formülü

Uzmanlar 10 yıldan fazla bir süre yaklaşık 100 genç çifti izlemeye aldı ve evliliğin ne zaman boşanmaya doğru gittiğini anlamaya çalıştı. Araştırmacılar, yeni evlenen bir çiftin genelde seks, para ya da çocuklar yüzünden çıkan tartışmalarının ilk 15 dakikasını incelediler...... 
Bu sırada vücut dilleri, kullandıkları sözler ve nabız atışları da dikkate alındı. Tüm bunlar formüle edilerek evliliklerinin ne kadar süreceği ihtimali hesaplanmaya çalışıldı.

Hızlı göz hareketleri, alay ve eleştiri, olumsuz puanlar olarak haneye yazılırken, şaka, gülümseme ve olumlu jest ve mimikler olumlu puanlar olarak işlendi.

Beşte bir formülü

Amerikan Bilimde İlerleme Derneği'nin yıllık toplantısında açıklanan modele ‘"Evlilik Sohbetleri Dow Jones Endüstri Ortalaması" adı verildi. Araştırmaya Washington Üniversitesi psikoloji profesörlerinden John Gottman liderlik etti. 40 yıldır evli olan Prof. Gottman, evliliğin temel hesaplamasının pozitif davranışların, negatif davranışlara oranı olduğunu söyledi.

Beş pozitif davranışa karşılık negatif jestlerin oranı 1'de kalıyorsa, o evliliğin sürmesine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Prof. Gottman, "Evliliğin efendileri önemli bir şey konuşurken tartışıyor olabilirler, ancak gülüyor, birbirlerine takılıyorlarsa burada duygusal bağın işaretlerini görüyorsunuz" dedi.

Prof. Gottman, duygusal bağı koruyamayanların ise boşandığını söyledi. Bu model sayesinde çiftlerin önceden evliliklerindeki olumsuzlukları belirleyip ilişkilerini güçlendirmek için harekete geçebilecekleri belirtildi.


Kendinizi test edin: İlişkiniz ne yönde?

Aşağıdaki soruları birden beşe kadar derecelendirerek, kendi evliliğinizin nasıl gittiğini test edebilirsiniz (1- Kesinlikle katılmıyorum, 2-Katılmıyorum 3-Nötr, 4-Katılıyorum, 5-Kesinlikle katılıyorum).

1- İlgiye ihtiyacım varken ihmal ediliyorum.

2- Eşim genelde benim duygularımı algılayamıyor.

3- Sık sık eşimle anlamlı bir diyalog kurmakta zorlanıyorum.

4- Eşimden beklediğim ilgiyi görmeyince çıldırıyorum.

5- Genelde eşimle kendimi gergin bir ortamda buluyorum.

6- Eşim benimle aynı görüşte olmadığında sinirleniyorum.

7- Eşime kendimi dinletme konusunda sorunlarım var.

8- Eşimin bana açılmasını sağlamakta zorlanıyorum.

9- Eşimi konuşturmak konusunda sorunlarım var.


PUANLAMA

8'in altında: İlişkinizde doğrudan bir dil kullanıyorsunuz ve eşinizden ne beklediğinizi ifade edebiliyorsunuz.

8 ve üstü: Çok ketumsunuz. Eşinizin ne istediğinizi anlayabilmesi için bir düşünce okura ihtiyacı var.

4-6 arası: Sekizin altı: Eşiniz sizi dinleyip ne istediğinizi anlayabiliyor.

7-9 arası: Sekizin altı: Birlikteliğinize çok güveniyorsunuz.

9 ve üstü: Eşinizin güvenini sağlamak için daha fazlasını yapmalısınız.

GÜNÜN SÖZÜ

"Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar."

Alexandre Dumas Files

Sen benim onyedi yaşımsın

Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın .
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim ,
İlk şiirim, ilk kavgam ,
Yaşamı ilk farkedişimsin .
Sen benim onyedi yaşımsın…Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan.
Cebinde iki gazoz parası
Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan .
İki film bu akşam,
Birinde Yılmaz Güney oynuyor, birinde Fikret Hakan.
Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan:
‘…Rüyadır gördüğün bütün düşler ,
Gözlerin aklımı perişan eyler ,
Aşk masalından şarkılar söyler ,
Beni hülyalara salan gözlerin …’
Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan ,
Bir külah çekirdeği, mangal gibi yüreği var, bilesin…Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın…
Aynaya ilk bakışım ,
Babamla ilk kavgam,
Evden ilk kaçışımsın.
Serçeleri sevdimse senden,
Minibüslerde muavinlik ettiysem.
‘Bir Teselli Ver’i dinlediysem Orhan Gencebay’dan,
Emirgan’da çay içtiysem,
Tophane’de sabahçı kahvelerini öğrendiysem ,
Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar’ın,
Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem,
İçimdeki kıpır kıpır bu soluk nereden …Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın…
Okulu ilk asışım,
İlk kez birine gümüş kolye alışımsın.
Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın.
Sen benim onyedi yaşımsın…Mahallenin delikanlısı,
Elleri ceplerinde, dudağında ıslığı,
Başında kavak yelleri.
Şarkılar mırıldanıyor.
‘Zalimin zulmü varsa sevenin Allahı var’ yeni çalıyor 45lik plaklardan.
Hayri Şahin ortalığı kavuruyor.
Mahallenin delikanlısı,
Cebinde iki gazoz parası.
Yüreğinde garip bir pıtırtı
Alışmaya çalışıyor sana alışmaya.
Akşamları işportaya çıkıyor,
Bir defter, bir kalem, bir de çakı alana aynayı bedava veriyor.
Yani günler geçiyor onyedi yaşının bütün tadıyla …
Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın…
İlk maça gidişim, Cemil Turan’ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin.
Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme öyle güvendiğimsin.Sabahları eskici geçiyor kapıdan
Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi,
Herşey güzel oluyor.
Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul’a bana da aşk öyle yakışıyor.
Anam koş kapa diyor muslukları,üç gündür akmayan sular geliyor.
Ben onyedi yaşındayım, hayat benden yana duruyor …Sen benim onyedi yaşımsın,
Deli çağımsın…
Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın.
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim,
İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk farkedişimsin…Sen benim onyedi yaşımsın,
Sen benim, sen benim, sen benimsin.
Sen benim herşeyimsin.
Hiçbirşeyimsin, hiçbirşeyimsin ……

İBRAHİM SADRİ

İş Başvurusu

Nasıl hissetmek istiyorsan, ona göre ye!

Size bazı besinleri tüketerek ruh durumunuzu düzeltebileceğinizi, hatta isterseniz daha seksi, daha girişken olacağınızı hatırlatmak istiyoruz!

Yöneticinizden izin almak istiyor ve uygun fırsatı bulup söyleyemiyor musunuz? Ya da sabah trafikte sizi sıkıştıran ve üstüne üstlük hakaret eden adamda mı kaldı aklınız? Belki de sadece yorgunsunuz... Üstelik bazen sadece pozitif düşünmek de yetmiyor iyi hissetmek için... Peki bu durumda gıdaları yardıma çağıracağınızı biliyor muydunuz? Ve bunu denemek ister misiniz? Bazı gıdaları tüketerek olumsuz duygulardan kurtulabileceğimiz, belli besinleri yiyerek mutlu, akıllı, enerjik ve seksi hissedebileceğimiz size psikolojiye ihanet gibi gelmesin. Çünkü bunların arkasında da beynin fonksiyonları ve gıdaların hormonlarla dansı yatıyor... Gıdaların ruh durumumuz üzerindeki etkilerini, akıl ve beden sağlığımızla ilişkisini sizler için 'Fark Etmeden Diyet Beslenme Danışmanlığı'ndan Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez ve Diyetisyen Safiye Aksoy'la birlikte hazırladık...

Gıdaların ruh durumuyla dansı

Yediklerimizle ruh halimiz ve enerjimiz arasındaki ilişkiyi anlamak için biraz beyin fonksiyonlarını bilmemiz gerekiyor. Uzmanlarımız bu ilişkiyi bizim için şöyle açıklıyor: 'Beyin, sinirler arasında hareket eden ve nörotransmitter adı verilen kimyasal maddeler aracılığı ile iletişim kurar. Beyin, bu adı verilen kimyasalları, yediğimiz besinlerden oluşturur. Diyette en hassas ve ruh halimizi etkileyen nörotransmitterler; serotonin, noradrenalin ve dopamin'dir. Hormonlar, kalıtım, ilaçlar ve alkol gibi başka etmenler tarafından da etkilenen bu nörotransmitterlerin yiyeceklerle olan ilişkisi, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün yaptığı bir araştırmada da ortaya koyulmuştur.'

Birkaç parça siyah çikolata mucizeler yaratabilir!

Haftada birkaç parça siyah çikolata, iltihaplanma ve kalp-damar hastalıklarından koruyabilir.

İtalya’daki Campobasso Üniversitesi’nden bilim adamlarının Milano Kanser Enstitüsü ile ortaklaşa yaptığı araştırma, haftada 2-3 kez 1-2 parça siyah çikolatanın kronik iltihaplanmaya karşı koruyabileceğini, kalp krizi ve beyin kanaması riskini azaltabileceğini gösterdi.

Katılımcıların kanındaki, kalp-damar hastalıklarına neden olabilen iltihaplanmanın göstergesi olan C-reaktif protein (CRP) seviyesini ölçen araştırmacılar çikolata yiyen gruptakilerin CRP seviyesinin yüzde 17 düştüğünü belirledi. Bu da çikolatanın kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini kadınlarda üçte bir, erkeklerde dörtte bir azaltabileceği anlamına geliyor.

Ancak en iyi koruyucu etkinin günde ortalama 6,7 gram siyah çikolatayla olduğunu vurgulayan araştırmacılar, 6,7 gramın üzerine çıkıldığında koruyucu etkinin kaybolduğuna dikkat çekti.

Siyah çikolatanın içindeki kakao tanecikleri önemli oranda antioksidan içeriyor. Sütle karışınca bazı maddelerin emiliminin azalması nedeniyle sütlü çikolata siyah çikolatayla aynı koruyucu etkiyi göstermiyor.

Araştırma, "Journal of Nutrition" dergisinde yayımlandı.

En sağlıklısı sağa yatmak!

Uzmanlar en sağlıklı uyku pozisyonunun ''Sağ yana yatış'' olduğunu belirtiyorlar.

ÇUKUROVA Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki Uyku Laboratuvarı’nın Direktörü Uzman Dr. Kezban Aslan, en sağlıklı uyku pozisyonunun ‘sağ yana yatış’ olduğunu söyledi.

En tehlikeli yatış pozisyonunun dili geriye kaçırarak nefes borusunu tıkama riski bulunan sırt üstü yatış pozisyonu olduğunu söyleyen Dr. Aslan, sırt üstü yatmanın çok tehlikeli olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Sağlıklı bir uyku için iyi havalandırılmış mekan, düzgün bir yatak ve normal yükseklikte bir yastık yetmiyor. Çünkü bütün bunların yanında uyurken, sağ yana yatmak gerekir. En sağlıklı uyku pozisyonu ‘sağ yana yatış’ pozisyonudur. Sol yanda yatıldığı zaman kalp altta kaldığı için fonksiyonlar bozulur. Sağ tarafta yattığınızda bu meydana gelmez, organların etkilenmesi söz konusu değil. Özellikle kalp hastaları sağ yana yatmalı.”

Her insanın uyuma süresinin farklı olduğunu, bunun 6 ila 10 saat arasında değişebileceğini söyleyen Dr. Aslan, “Sırt üstü yattığımız zaman yerçekimine bağlı olarak diliniz ve küçük diliniz geriye kaçar ve nefes borunuzu tıkayabilir. Önce horlama olur, daha sonra nefes durmaları meydana gelerek uyku bozuklukları oluşur. Mümkün olduğunca sağ yana yatılmalı. Çok yüksek olmayan düz bir yastık yeterlidir” diye konuştu.

Sevgi & Aşk