Yo-Yo Sendromuna Dikkat
Sağlığı olumsuz yönde etkileyen, ünlü ünsüz herkesin yaşadığı, sadece kilo
verme amaçlı yapılan uygulamalar sonrasında verilen kiloların
korunmadan daha fazlası ile geri alınmasına “ yo yo sendromu”
deniliyor. Ülkemizde de bu yöntemleri bilinçsizce uygulamakta olup bir
zayıf bir kilolu olma durumu kişilerde sıklıkla gözleniyor. Çağımızın
hastalığı olan obeziteye davetiye çıkarabilecek bu sendrom,
metabolizmanın gittikçe yavaşlamasına ve alınan kiloların daha da zor
verilmesine neden oluyor. Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın, “Yo yo sendromu ve sağlıklı kilo vermenin yolları” hakkında bilgi verdi.
Yo-Yo Sendromunun nedenleri
Sadece kilo verme
amaçlı uygulanan, bireye özgü olmayan, olumlu beslenme alışkanlıkları
kazandırmayan ve hızlı kilo verdiren tüm uygulamaları söylemek
mümkündür.
• Bilinçsiz Zayıflama ilaçları kullanımı
• Bireyin Psikolojik durum değişiklikleri
• Kişiye özgü olmayan hazır diyetlerin yapılması
• Kendi sosyal yaşamına uymayan diyetleri kilo verme pahasına devam ettirme
• Bilinçsiz diüretik kullanma
• Diyet kampları ve sonrasında aynı sıklıkta yapılamayan egzersiz
• Sık aralıklarla diyet uygulama
• Düşük kalorili diyet sonrasında oluşan yeme atakları … da bu durumun oluşmasına yol açabilecek nedenler arasındadır.
Kimler risk altında?
Kilo sorunu olan kadın erkek günümüz koşullarınca yaş gözetmeksizin herkeste hızlı kilo verme,
bu kiloları belirli bir sürede koruyamama ya da hiç korumama daha sonra
ise diyetten sıkılıp yeme atakları ile birlikte ilk diyete başladığı
kilodan daha fazla kilo alarak bu değişimi geçirme riski vardır.
Erkekler kadınlara oranla YO YO sendromuna daha az yakalanmaktadırlar.
Çünkü erkekler fiziksel aktiviteyi ön plana çıkaran beslenme
programlarını daha uzun soluklu yapabilme yeteneğine sahiptirler.
Aslında en önemli fark erkeklerin diyete bakış açılarında yaşam tarzı
değişikliklerini daha kolay benimseyebilmeleri yatmaktadır. Yapılan
çalışmalar ağırlık kaybının % 5 ile %1 0’ unun bile 6 ay süresince
muhakkak korunması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca diyetini 1 veya 2
aylık dönem sonrasında bırakan kişilerde bu durum daha sık
yaşanmaktadır. Daha çok ünlülerde gözlenen bu durum; güzellik ve
estetik kaygılarının artması, görsel ve yazılı basında kilo verme ile
ilgili kaynağı doğru olmayan beslenme bilgilerinin de varlığı ile artık
sadece ünlülerde değil toplumun her kesiminde görülmektedir.
Yo Yo Sendromunun olumsuz sonuçları
Alınan
verilen bu kilolar metabolizmanın yavaşlamasına, yağ dokusunun
artmasına, bireylerde psikolojik etkilenmelere sebep olmaktadır.
Bilinçsiz ilaç kullanımı sırasında; metabolizma hızlanır, kalp ritminde
artış olur, sık dışkılama oluşur, terleme artar, kan basıncı yükselir,
adet düzensizliği görülür ve sinirlilik, anksiyete gibi psikolojik
durum bozuklukları oluşur. Hiçbir ilacın bire bir uzun süre kullanımına
ilişkin çalışma ya da veri yoktur. Ayrıca laksatif ya da diüretik
kullanımı hiçbir zaman kilo verme amaçlı olmamalıdır. Bu ilaçlar
vücutta sadece su kaybı yaratır. Yağ eritmez kilo verdirmez. Uzun süre
kullanımında da bağırsaklarda bu bileşiklere cevapsız hale gelmektedir.
Bilinçsiz kullanımı potasyum düzeyinde düşmelere ve kalp ritim
bozukluna sebep olmaktadır.
Nasıl tedavi edilir?
Doğru tedaviyi belirleyecek olan kişinin kendisi değil doktor ve diyetisyenlerin kararı ile yönlendirilebilir.
1. Adım düşük kalorili yeterli dengeli diyetler + fiziksel aktivite
2. Adım davranış değişikliği yöntemlerinin bireyin yaşamına entegrasyonudur.
3. Adım farmakolojik ilaçla tedavi
4. Adım cerrahi tedavilerdir
Beslenme
tedavisinde; kişinin koruyabileceği sağlıklı kiloları hedef alınarak,
günlük beslenme öyküsü dinlenip yaşam şekline yönelik olumlu
değişikliklerle beraber kilo verme programı uygulanmaktadır. Sık aralıklarla görüşülüp hızlı değil gerektiği süre zarfında hedef kiloya inene kadar diyet
bırakılmamalıdır. Çünkü sonrasında başlanan KORUMA PROGRAMI bu sistemin
en önemli anahtarıdır. Tekrar kilo almamak için yapılması gereken en
önemli süreç koruma sürecidir.
YO YO yani yap- boz oyuncak gibi bu hastalık tablosunu yaşamamak için;
• Diyet yapmaya kararlı başlamak ve amacı kilo vermek değil VERİLEN KİLOYU KORUMAK olarak özümsemek gerekir.
• Diyet muhakkak doğru kaynaktan beslenme ve diyet uzmanından alınmalıdır.
•
3 ana öğün ve 2 veya 3 ara öğün tüketilmelidir. Ara öğünlere ana öğün
kadar önem verilmelidir. Kan şekerinin düşmemesi ve açlık duygusunun
oluşmaması için sık sık beslenmek şarttır. Zayıflamak isteyen kişilerin
% 80–90’ ında yapılan en büyük hata ana ve ara öğünlerin atlanmasıdır.
• Fiziksel aktivite düzenli hale getirilmeli metabolizmada artış sağlanmalıdır.
•
Tek besine yüklenmemeli diyette çeşitlilik olmalıdır. Öğünde 4 besin
grubunun( süt/et/tahıl/sebze-meyve ) da bulunmasına özen
gösterilmelidir. Böylece hem yeterli besin öğeleri alınır hem de kişi
diyetten sıkılmamış olur.
• Diyette sıklıkla tercih edilen
tatlandırıcılı ürünler direk zayıflamaya yönelik ürünler değil diyabet
hastaları için şekersiz olarak üretilen yiyeceklerdir. Zayıflama
süresince ana öğün yerine geçmemesi gereken bu gıdaları sıklığı ve
miktarı sınırlı şekilde ara öğünlerde bilinçli tüketmek gerekir.
• Gereğinden fazla alınan her kalorinin vücutta yağa dönüşerek depolanacağını unutmamak gerekir.
•
Özellikle yetişkin grupta yarım yağlı süt ve süt ürünleri tercih
edilmelidir. Bu besinlerin yağı az olanlarının glisemik indeksleri
düşüktür ve yağlı olanlara nazaran daha doygunluk sağladıkları
unutulmamalıdır.
• Yemekleri sevilen usulle; kızartma ve uzun süre kaynatma işlemlerini yapmadan hazırlamaya özen gösterilmelidir.
• Vücudun temel ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri haplardan değil doğal sebze ve meyvelerden almak ilk tercih olmalıdır.
•
Su hayattır. Günde bayanlarda en az 10–12 bardak erkeklerde 12–14
bardak su içmeyi alışkanlık haline dönüştürmek gerekir. Su yerine
tercih edilen kimi zaman ara öğünlerde ve sofralarda vazgeçilmezler
haline gelen hazır meyve sularını, kafeinli içecekleri ve kolayı
tüketmek hem sağlıklı değildir, hem de kilo olarak geri dönecektir.


