Güzel ve Başarılı Anne Şevval Sam
Şevval Sam,
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümü mezunu bir
grafiker. Sanatçı bir aileden gelen güzel oyuncu, oyunculuk yapmayı hiç
planlamamış. Kendisine göre her şey kendiliğinden gelişmiş. Hatta
"Otuzuma kadar olan süreçte biriktirip biriktirmediğimin farkında
değildim." der samimiyetle. Yapı meslek lisesinden sonra grafik
okurken, o dönem Beşiktaş'ın ünlü futbolcusu Sarı Fırtına lakaplı Metin
Tekin ile evlenir. Eşiyle birlikte oynadıkları reklam filminden sonra
gelen dizi tekliflerine duyarsız kalamaz ve çok sevilen "Süper Baba"
adlı televizyon dizisiyle oyunculuk kariyerine başlar. "Süper Baba"da
Deniz öğretmeni canlandırdığı günlerde oğlu Tarık Emir'e hamile kalır
ve diziden ayrılır. Art arda gelen tekliflerle oyunculuk artık mesleği
olur. Belli bir tarz yakalayamadığını düşündüğü için uzun yıllar albüm
yapmaz. 2006'da yaptığı ilk albümü "Sek"i, 2007'de "İstanbul Secret's",
2008'de "Karadeniz" takip eder. Kasım ayında İngiltere'de tamamladığı
"İstanbul Secret's 2" albümü bu günlerde raflara çıkacak.
Süper Baba'ya bir oyuncu aranıyorken o reklam filminden sonra, bana
oyunculuk teklifi geldi. Şevket Altuğ gibi çok önemli bir oyuncuyla
başlamış olmak çok önemliydi benim için. Aslında başladığımın o zaman
çok farkında değildim. "Süper Baba"da oynamanın şans olduğunu o zaman
hiç düşünmemiştim. Uzun süre kendime oyuncu da demedim zaten. Talepler
artınca, bunu da kabul edeyim, şunu da derken, baktım ki ben oyunculuğu
meslek olarak seçmişim.
Müzik ne zaman başladı?
Müzik hiç başlamadı. Çocukluğumuzdan itibaren hep vardı çünkü. Bizim
sülalede her telden, her dilden müzik yapma durumumuz var. Sıra
profesyonel albüme dönüşme noktasına geldiğinde, bir tarzda sabitlenmek
ihtiyacı hissediliyor. Annemin (Leman Sam) tarzı bellidir. Ablamın
(Şehnaz Sam) tarzı da bellidir. Ben tam ne yapacağımı bilemiyordum
açıkçası.
Albümlerinizin gecikme nedeni tarza karar veremediğinizden mi oldu?
Ben kendi bestelerimi yapmak istiyordum aslında ama tek başıma bunu
yapamadım. İki yıl süreyle radyo programcılığı yaptığım sırada Kalan
Müzik'e gidip gelirken tüm müzik arşivini açtılar bana. 1950'ler
60'lardan beri çıkan tüm alaturka müzikleri dinledim, öğrendim. Müziği
farklı algılayan bir kulağım var. Aileden gelen bir şey bu. Müzik benim
için başka bir konuşma ve arzulama biçimi. Nasıl yapıyorsunuz derseniz
ben de bilemiyorum.
Alaturka albüm fikri o günlerde mi oluştu?
Evet, 2006 da ilk "Sek" albümü işte. "Gülbeyaz" dizisi ve Kazım'ın
albümünde söylediğim iki şarkı nedeniyle benden hep Karadeniz Türküleri
albümü bekleniyordu. Ben oraya sırtımı dayamak istemedim. Yine bu
toprakların müziğinden çıkmak istedim ama daha bana ait bir şeyler
olsun istedim. Benim ait olduğum bir müzik de diyebilirim. Alaturka
benim için bir zemindir. Alaturka'nın üzerine her şeyi inşa edebilirim.
Önce şarkıları hazmettim, çünkü azmetmiştim. Stüdyo korkumu yendim ve
tüm kayıtları yapabildim. Altı ay sonra inanılmaz bir patlama oldu CD
satışlarında. Nerdeyse yetmiş bin adet civarına ulaştı satışlar.Bu sonuçlar sizi mutlu etti mi?
Etmez mi? İnsanlar albümü alıp arşivlerine koymaya, saklamaya değer
buluyorlar. O sırada İngiltere'ye gidip geliyordum. "Etnik Füzyon" diye
adlandırılan dünya müziği tarzında, İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve
Türkçe sözlerden oluşan bir albüm yapıyorduk. Bazı şarkıları alaturka
formunda İngilizce okudum. Türkü formunda yaptığım bestelerim de çağdaş
saundda tasarlanmış deneysel bir çalışma oldu. Bu ay başında da
İngiltere'ye "İstanbul Secret 2" albüm çalışmaları için gittim ve
hazırlıkları bitirdik. Avrupa ve Amerika'da satışı olan, sonrasında
Meksika'da da satışa sunulacak olan bir albüm. Son dönemde de artık bir
zemin oluşturdum ve Karadeniz Türküleri'nin de zamanıdır dedim ve onu
da yaptım. Sadece Karadeniz değil, enteresandır Diyarbakır da albümün
en çok satıldığı yerlerden birisi.
Yasaklı kültürler birbirlerini anlar.
Belki bir gün Diyarbakır türkülerini, farklı etnik dillerdeki türküleri
de başka etnik kültürlere ulaştırma fırsatını bulurum. Dilerim bir gün
Karadenizliler de, Diyarbakır türkülerini benim sayemde dinlerler.
Hızla iş yaşamınızı konuşuyoruz. Yirmi yaşında grafik okurken evlendiniz. Okul, oyunculuk, evlilik eş zamanlı mı yürüdü?
Evet, çok fazla flört etmeden, ikinci sınıfta Metin'le evlendim. Bu
günkü aklım olsaydı o yaşta asla evlenmezdim. Allah uzun ömür versin,
çocuğuma çok düşkünüm, çok seviyorum ama yine de, onu otuzdan önce
doğurmazdım. Hayatla ilgili çok fazla fikrim yoktu. On dokuzumda bir
çocuk olarak evlendim. Yirmi üçümde anne oldum. Koca evine geçmek,
hiçbir şeyden haberli olmadan yeni bir hayata başlamaktı. Çok hayranlık
duyduğum bir insandı ama çok erken bir evlilikti.
Çocukluktan itibaren hayranlık duyduğunuz kişiyle evlenmek nasıl bir duyguydu?
Benim için her şey çok normaldi. Hiç sürpriz gibi değildi. Olması
gereken bir süreçti sanki. Evlenilince aile olunur ve artık çocuk yapma
zamanı gelmiştir dedik ve hamile kaldım. Her şey çok hızlı değişti.
Dizide oynarken mi hamile kaldınız?
Süper Baba'yı hamile kaldığım için bırakmıştım. O doğmasaydı hayatım
başka bir yöne doğru gidebilirdi. Doğdu başka bir yöne doğru gitti.
İnsanın hayatlarında böyle karar ve kader noktaları vardır. Benim
hayatımda evlilik ve çocuk kader anları ve kader noktalarıdır. Yol
ayrımlarıdır.
O günlerde Tarık Emir doğmasaydı neler olabilirdi?
Kariyerim başka bir yere gidebilirdi. Türkiye'de kalmayabilirdim. Tarık Emir sayesinde çok şey öğrendim.
Tarık Emir doğduğunda ne tür kaygılarınız oldu?
Ne evlilikle ilgili ne de çocukla ilgili hiçbir fikrim yoktu. O
zamanlarda, hiçbir biçimde bilinçli bir davranış biçimi sergilediğimi
düşünmüyorum açıkçası. Sadece anlamaya çalıştım.
Dünyaya geldikten ve büyümeye başladıktan sonra?
Onu anlamaya ve algılamaya çalıştım. Bize öğretilen biçimde davranmaya
gayret ederken, mesuliyet duygusu hissettim. Çok zorlandım, çünkü
küçükken hiç bebekle de oynamadım. Evcilik filan oynayarak büyümedim
ki...Annenizin çalışan ve popüler bir kadın olması yaşamınıza nasıl yansıdı?
Kendi halinde yaşayan, hayal dünyası çok geniş bir çocuktum. Hayal
dünyam içerisinde de çok mutluydum. Belki evlendiğim zaman bile o
çocukluk hayal dünyam devam ediyordu. Otuz yaş çok enteresan bir dönüm
noktası oldu. Bütün o biriktirdiklerimi ortaya koyup, onlardan bir
şekil çıkardım. Çevremdekiler genç yaşta çocuk sahibi olmanın güzel
olduğunu söylüyorlar. Ama ben asla böyle düşünmüyorum. İnsan hayatta
yapması gerekenlerin hepsini yapsın, sonra belli bir yaşa geldikten
sonra çocuk yapsın. Hırsların dizginlenmesi, öğrenmesi, yeni
tecrübelere erişmesi, belli dertlerinden kurtulması ve bazı soruların
cevaplarının bulunması gerekiyor. Sonra bilerek ve isteyerek tadını
çıkaracak bir biçimde çocuk sahibi olunması gerekiyor bana göre.
Elbette çocuk geçici, sıradan bir kazanım değil. Yaşadığımız sürece sorumluluğunu taşıyacağımız bir varlık.
Genç yaşta anne olunca; hayatta kalma debelenmesi içerisinde yeterince
ilgilenemedim mi acaba? Ne eksik kaldı? Şunu da yapmalıydım, bunu da
derken ömür geçiyor. Ben çocukla büyüme taraftarı değilim açıkçası.
Tarık Emir kaç yaşında şimdi?
Tam on iki, ilköğretim altıncı sınıfa gidiyor. Bir taraftan baktığımda
çocuğumun olması çok güzel ama yine de onun daha fazla tadını çıkarmak,
bu hayat gailesi içerisinde kaynayıp gitmemesini isterdim.
Çalışan bir kadın ve anne olarak yalnız çocuk büyütmenin zorlukları mı kastettiğiniz?
Öyle bir memleket de yaşıyoruz ki, yalnız bir anne olmak çok zor.
Avrupa'da, babasız doğan çocuklara bile devlet sahip çıkıyor. Anneye
maaş bağlanıyor, tüm ihtiyaçları karşılanıyor. Okulunu da oku, çocuğunu
da büyüt deniyor. Ben Türkiye'nin az sayıda şanslı, yalnız annelerinden
biri olduğumu düşünüyorum. Benim hiç standart takıntım olmadı. Her
şartta yaşarım. Bir dönem evim soyulduğunda, karavanda bile yaşadım. O
zaman anladım ki, insan dört ya da altı metre karede yaşabilir.
Tarık Emir'in babasıyla ilişkileri nasıl?
Babasıyla görüşüyor. Tarık Emir'le ilgili farklı görüşlerde olduğumuz
zamanlar oluyor. Aynı görüş de olsaydık, aynı evde olurduk. Bunları
mümkün mertebe çocuğumuza hissettirmeden, zarar vermeden aramızda
halletmeye çalışıyoruz.
Güzel olan çocuğun baba eksikliğiyle büyümemesi...
Her şey Tarık Emir için. Bilmiyorum, bazen tam tersi de olabilir. Tek
karar mekanizması olduğunda çocuklar çok daha sağlam, arada kalmadan
istikrarlı noktaya gelebiliyor. Eğer bir erkek figürü varsa etrafında,
baba çok da şart değil. Benim etrafımda dayım, amcam, babam dedem gibi
hiç erkek olmadığı için de ona gösterecek bir modelim yoktu açıkçası.
Siz çalışırken Tarık Emir'le kim ilgileniyor?
Çok uzun zamandır evimizde artık kız kardeşim gibi olan bir yardımcım
var ve çocuklarıyla birlikte yaşıyoruz. Ben de evin erkeği durumunda
gibi hissediyorum kendimi.
Öncelik sırası kariyer mi, çocuk mu?
Şöyle bir şey itiraf edeyim; ben artık kariyerle ilgili insanların deli
gibi çırpınmalarına bir anlam veremiyorum. Ben çocuğumu bir sahil
kasabasında ayakları denize, kuma girebilecek şekilde, bakkala terlikle
gidebilip küçük mutluluklar bulabileceği bir şekilde büyütmek isterdim.
Parayla olan ilişkim ve paranın getirdikleri, sistemden kaynaklanan
esaretlilik hali, beni artık çok zorlamaya başladı. Çocukların
keşfedebilecekleri bir şey yok. Tek eğlenceleri alışveriş merkezleri ve
oradaki aktiviteler oldu.
Tarık Emir nasıl bir çocuk?
Çok sevecen, inanılmaz sosyal ve yardım sever. Öğretmenleri tarafından
sevilen, güzel konuşan saygılı, dilbaz bir çocuk. Alerjik astımı var,
bizi birazcık zorluyor. O olmasaydı hayatımız biraz daha kolay ve
farklı olurdu. Şehirde hasta doğabiliyor çocuklar. Sağlıksız
besleniyorlar. Havada kurşun var. Pis ve kirli. Trafik, tehlike,
paranoya hakim...
Tüm ailesi, hatta sülale; anneanne, dede, teyze, baba şöhretli insanlar, Tarık Emir nasıl bir ruh hali içerisinde?
Bana olduğu gibi bir şey olabilir... Sıradan gelebilir. Doğal
karşılayabilir. Benim için şöhret hala çok sıradan bir şey. Uzun süre
barışamadım. Zaman içerisinde sahip olduğum şöhreti bir şeye
dönüştürmeye karar verdim; eğitimle ilgili, kültürel farklılıklarla
ilgili, çevreyle ilgili çalışmalara başladım. Kapı kapı üniversitelere
gidiyorum tecrübelerimi aktarmaya çalışıyorum. Tarık Emir için nasıl
olur şimdi bilmiyorum. Bizlerle gurur duyduğunu görüyorum.
Müzikle yakınlığı nasıl?
Evde piyano çalıyor, keman çalıyor iyi bir kulağı var. Müziğe ilgili şimdilik, bakalım.
Hazırlayan: Hatice Özbay
Sayın Şevval Sam'a, değerli paylaşımlarından dolayı teşekkür ederiz.
Kaynak: anneyiz.biz


