Aşk Sandığımız Yalnızlıklar!
11 Temmuz 2009 09:33 | İmge | 0 fav | 0 yorum
| etiket:
aşk
,
aşkın adı
,
cinsellik
,
erkek
,
kadın
,
kadın erkek ilişkileri
,
psikoloji
,
sağlık
,
seks
,
sevgili
,
sevişmek
,
tek gecelik aşklar
,
yalnızlık
Hadi kavga edelim! Kırıp dökelim ne varsa ellerimizle yaptığımız. En
kolayı bu değil mi? Parçalamak, bırakmak, en basit ve kolay yol bu. Ne
olacak ki? Biri giderse, diğeri gelir öyle değil mi?
Aşkın sadece adı mı kaldı? Bu kadar
ucuzladı mı kalbe sevda satmak? Alış verişe gider gibi çıkıp
gidebiliyor muyuz aşk bulmaya? Her beden ve desende satılık sevgi var
mı? Peki, karşılığında ne ödüyoruz, ruhumuzu mu?
Kayboluyoruz bence, hem de kendimizi bulduğumuzu sanarak. Kadın ve
erkek olmanın tadını bilmiyoruz. Cinsel kimliğimizi ve hakkımızı bulduk
diye dibine kadar kullanıyoruz. Özgürleşmek böyle olmaz ki, olmamalı!
Seviştiğimiz kişilerin sayısı arttıkça, daha modernleştiğimizi mi
sanıyoruz? Büyük hata!
Aslında
aşkın kendisidir özgürlük, kalbi serbest bırakmaktır. İnsan sevmeyi
becerebildiği sürece gerçekten özgürdür. Gecelik ilişkilerde, geçici ve
anlık heyecanlarla biriken, sadece biraz daha kaybolmaktır. Kaç aşk
sandığımız insan bıraktıysak geride, o kadar artık biriktirmişizdir
yüreğimizde, bize acıdan başak fayda sağlamayan. Her gelenin götürdüğü
parçalardan eksik kalan yanımızı, başka biriyle doldurma çabası ise
kalbin etrafını derin bir dehlize dönüştürmekten başka işe
yaramayacaktır.Ne arıyoruz? Gerçekten tam olarak ne aradığını bilen kaç
kişi var? Bir şehri kuşatır gibi kuşatmış ruhumuzu belirsizlik.
Mükemmele mi ulaşmaya çalışıyoruz? Öyle bir insan olmadığını bilmiyor
muyuz? Dönüp kendimize bakmadan, çuvaldızı başkasına batırarak,
eleştirip yererek, herkeste bir kusur bularak, nereye kadar devam
edebiliriz ki? Elimizdeki hikayelerin aynılığı da mı biraz
düşündürmüyor bizi? Kendimizi aşk diye kandırdığımız her yeni
dokunuşla, biraz daha içimizin boşaldığını göremiyor muyuz?
Bu şehrin bir yerlerinde, tam da bu yazının yazıldığı gece yarısında,
kaç amaçsız ve içi boş sevişme yaşanıyor? Karanlığın, kayboluşun üstünü
örttüğü bu gece sabaha ulaştığında, kaç yastıkta makyaj izinden başka
bir anı kalmayacak? Birbirlerinin adını bile unutacak kaç insan, şimdi
akıllarında belki de başka birinin hayaliyle vahşice sevişiyor?
Aşkın o güzel yolculuğundan neden vazgeçtik? Neresinde kırıldık biz
hayatın? Üstelik zaman olarak da en çok aşka yakışacakken! Eskisi gibi
zor değil birisi ile karşılaşmak, yalnız yaşamak ve artık toplum
üstündeki bağnaz düşünce yapısından sıyrılıyorken, çalışıp,
sosyalleşip, üreterek büyüyorken daha rahat değil mi aşık olmak, aşık
kalmak? Herkesin istediği anda sevdiğinin sesini duyabildiği, kısa bir
yolculukla her yere ulaşılabilen, hatta internet, kamera gibi birçok
teknolojik donanımla, hasreti, özlemi giderebiliyorken, asıl şimdi aşka
sahip çıkmak, doya doya yaşamak zamanı değil mi? Bir genç çift yolda el
ele yürüyor diye ayıplanmıyor, yalnız veya boşanmış kadınlar ev
kiralayabiliyor, gece yarısı insanlar sokağa çıkabiliyor, artık
mahallelerde namus komşu delikanlılar tarafından gözetlenmiyorken,
insanı bir ilişki yaşamaktan, sınırsızca aşık olmaktan alıkoyan bir şey
yokken, neden aşkı elimizle itiyoruz? Kayboluyoruz! İçimizde
yaşadığımız karanlık kuyulara başkalarını da çekiyoruz. Hemen ayağa
kalkıp silkelenmezsek, ileride çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın
hali hiç de hoş olmayacak. Maalesef aşkı kaybeden bir toplum, tükenmeye
mahkumdur çünkü kalbini kaybeden insan, yaşıyor sayılamaz!


