Çocuklarınızı büyütürken ailenizden ya da eşinizden hiç destek aldınız mı?
Eşimin İslam Kalkınma Bankası'ndaki görevi nedeniyle 1984 yılında
Cidde'ye gittik ve 8 yıl orada kaldık. Cidde'ye taşındığımızda büyük
oğlum Ahmet üç aylıktı. Kızım Kübra da orada dünyaya geldi.
Ailelerimizden uzakta olduğumuz için büyük oğlumu ve kızımı büyütürken
onlardan yardım alma imkanım olmadı. Ancak Abdullah Bey'in o yıllarda
bana çok büyük desteği olmuştur. Aslında gurbette çocuk büyütürken
eşler birbirine daha fazla kenetleniyor ve güç veriyor herhalde. O
yıllar, aile olarak bir arada geçirdiğimiz, aile hayatını dolu dolu
yaşadığımız yıllardı. Eşimin işte olduğu saatler dışında her anımız
ailece beraber geçerdi. Abdullah Bey'in siyasete girmesi nedeniyle
Türkiye'ye dönmemizle birlikte aile olarak paylaştığımız zamanlar
azaldı ne yazık ki. Küçük oğlum Mehmet, babası milletvekili olduktan 20
gün sonra doğdu. Türkiye'deydik belki ama galiba aile ortamını en az
tadan çocuğumuz o oldu.
Eşinizin siyasete girme kararı sizi ve ev yaşantınızı nasıl etkiledi?
Hayatımız tamamen değişti diyebilirim. Evin ve çocukların her türlü
işini ben üstlendim. Böylece Abdullah Bey gönül rahatlığıyla işine
odaklandı. Çok yorulduğum zamanlar oldu tabii ki, ancak o günleri
hatırladığımda benim esas üzüldüğüm, çocuklarımın babalarıyla yeterince
vakit geçirememeleri, buna karşılık eşimin de onların büyüme sürecini
kaçırmasıdır. Siyaset kişisel ve ailevi birçok fedakarlık gerektiriyor
maalesef.
Ailece birlikte yapmaktan keyif aldığınız şeyler neler? Özel
anlarınızda neler yaparsınız? Mesela sinemaya gider misiniz ya da hep
beraber izlediğiniz bir TV programı var mı?
Yıllardır ailece geçirdiğimiz zamanlar çok kısıtlı. O yüzden bir araya
gelebildiğimiz anlar hepimiz için çok özel, bu anları en güzel şekilde
değerlendirmeye çalışıyoruz. Hep beraber yediğimiz bir yemek, sohbet
etmek ya da bir film izlemek fark etmez yeter ki bir arada olalım...
Özellikle çocuklar büyüyüp evden ayrılınca insan bu zamanların değerini
daha da fazla anlıyor.
Çocuklarınızın eğitimini planlarken neye göre karar verdiniz? Örneğin okul seçiminde kriterleriniz nelerdir?
Her anne gibi benim için de çocuklarımın eğitimi çok önemli. Eğitimin
en önemli enstrümanlarından biri de okul elbette. Çocuklarımın okul
hayatını hep çok yakından takip ettim. Açıkçası çıtayı hep yüksek
tuttuk, yapabileceklerinin en iyisini yapmaları için onları sürekli
cesaretlendirdik. Çok şükür ki çocuklarımız da emeklerimizi boşa
çıkarmadı.
Çocuklarınız siyasete girmek isterse tepkiniz ne olur?
Biz bugüne kadar onlara hiçbir konuda baskı yapmadık, sadece yol
gösterdik. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kendileri karar versin
istedik. Bundan sonra da onlara siyasete girin ya da girmeyin demeyiz.
Siyasetle iç içe büyüdüler, eksilerini de, artılarını da çok iyi
biliyorlar, çünkü bunları bizzat yaşadılar. Tüm zorluklarına rağmen
siyasete girmek isterlerse bize sadece saygı duymak ve destek olmak
düşer. Ama böyle bir karar alırlarsa eşlerini zor günler bekliyor
demektir.
Kız ve erkek çocuğu annesi olarak anne-oğul ve anne-kız ilişkilerini tanımlasanız, nasıl anlatırsınız?
Çocuklarım arasında hiçbir zaman kız-erkek ayrımı yapmadım, yapılmasını
da doğru bulmuyorum. Her birinin benim için yeri ayrı. Önemli olan kız
ya da erkek kendine güvenen, ayakları üzerinde sağlam durabilen,
sorumluluk sahibi, ülkesine faydalı bireyler yetiştirmek. Ben bu
anlayışla büyütüldüm, bu anlayışla da çocuklarımı büyüttüm.
Üç çocuk annesi, aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın eşi olarak, sosyal
sorumluluk projeleri, yurt içi ve yurt dışı seyahatleri, ülkemizi
ziyarete gelen konukları ağırlamak gibi tüm bu işleri nasıl bir arada
yürütüyorsunuz? Günlük akışınızda neler var mesela?
Aslında bir günün nasıl geçtiğini çoğu zaman fark edemiyorum bile.
Sabahları erken kalkarım. Gazeteleri okurum. Ekibimizle toplantı
yaparız. Görüşme taleplerini, çeşitli yerlerden gelen davetleri
değerlendirir, haftalık ve aylık ajandamızı belirleriz. Gelen mektup ve
e-maillerle ilgili hazırlanan raporları değerlendiririm. Zamanımın
büyük bir bölümünü de sosyal sorumluluk projelerimiz alıyor. Yurt dışı
gezisi varsa ya da yabancı bir misafir ağırlayacaksak onunla ilgili
hazırlık yaparız. Zaman zaman kimsenin haberi olmadan çok sınırlı bir
ekiple ihtiyaç sahibi aileleri ziyaret ediyorum. Çat kapı girip onlarla
sohbet ediyorum. Bazen beni tanımıyorlar, bu hoşuma da gidiyor. Günü
bitirirken de mutlaka kitap okurum, bu çocukluğumdan kalma bir
alışkanlık.
Kitap konusundaki
hassasiyetinizi biliyoruz. "Konuşan Kitap Şenliği" adlı bir projeyi de
başlattınız. Şu anda hangi aşamada bu projede?
Teknolojinin kuşattığı günümüz çocuklarının gitgide kitaptan
uzaklaştığını gördüğüm için bu projeye çok önem veriyorum.
Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için illerimizde
Konuşan Kitap Şenlikleri düzenliyoruz. İlki Haziran 2008'de İstanbul'da
gerçekleştirildi. Topluma rol model olan ünlü kişilerin, çocuklarımıza
ve gençlerimize sesli olarak kitap okudukları bu şenliklerle, kitap
okuma alışkanlığını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Şenliğin ikincisi bu
ay Şanlıurfa'da, üçüncüsü ise önümüzdeki ay Kayseri'de yapılacak.
Destek olduğunuz başka sosyal sorumluluk projeleri de var mı?
Üzerinde çalıştığımız pek çok sosyal sorumluluk projesi var.
Önceliğimiz ise eğitim, özellikle engellilerimizin herkes gibi eğitim
imkanından yararlanmaları gerektiğini düşünüyorum. Ancak ne yazık ki,
engelli çocukları olan pek çok aile onları korumak adına okula
göndermiyorlar. Halbuki engelli çocuklarımız da eğitimle meslek sahibi
olup üretime katkıda bulanabilir, sosyal hayata entegre olabilirler.
Ülkemizde yaklaşık 8.5 milyon engelli insanımız var ve bunların sadece
%15'i ilköğretim sonrası eğitimine devam ediyor. Aileleri bu konuda
bilinçlendirmemiz, esas engelin eğitimsizlik olduğunu anlatmamız
gerekli. Bu amaçla Beyaz Ay Derneği tarafından hazırlanan "Eğitim Her
Engeli Aşar" projesini çok önemsiyorum ve destekliyorum.
Eğitimle ilgili diğer bir projemiz de, okullarımıza akıllı sınıf olarak
da bilinen "Bilişim Teknolojileri Sınıfları" yapılmasına öncülük etmek.
Bu sınıflarda çocuklarımız bilgisayardan projeksiyon cihazına kadar her
türlü teknolojik donanımı kullanma imkanına sahip oluyorlar. Geçtiğimiz
yıl Van ve Hakkari'de yaptırdığımız toplam 10 akıllı sınıfta
çocuklarımız öğrenim görüyorlar. Şu an Diyarbakır'da 5 okulda
çalışmalar devam ediyor. Çok kısa bir zaman içinde oradaki akıllı
sınıfların da eğitime açılması planlanıyor. Hedefimiz; her ilimizde en
az 2 okula akıllı sınıf kazandırmak. Ben sizin aracılığınızla bu konuya
hayırseverlerin dikkatini de çekmek isterim ayrıca. Bulunduğumuz konum
bize çok ağır bir sorumluluk yüklüyor. Her zaman mesuliyet duygusuyla
hareket etmeye çalışıyorum. Özellikle çocuklarımıza karşı sorumlu
hissediyorum kendimi. Biliyorsunuz benim artık binlerce çocuğum var.
Her gün onlarca mektup geliyor. Hepsiyle tek tek ilgilenmeye
çalışıyorum. Özellikle eğitimleriyle ilgili talepleri oluyor. İl
ziyaretlerimizde bana mektup yazan çocuklarımızla bir araya gelmeye
çalışıyorum. Sorunlarını birebir dinliyorum.
Bundan yola çıkarak da yeni bir proje başlatıyoruz; 81 Yıldız Projesi.
Her ilimizden başarılı, ancak maddi imkanları kısıtlı çocuklara
eğitimlerini başarıyla tamamlamaları için destek olacağız. Bir anlamda
onlara manevi annelik yapacağım.
Önemle üzerinde durduğumuz diğer bir proje de, Türkiye İş Kadınları
Derneği'nce yürütülen, benim de desteklediğim "Hepimiz Anneyiz"
projesi. Bu projenin amacı, tüm dünyada şiddete karşı anne duyarlılığı
oluşturmak. Dünya gitgide çocuklarımız için daha az güvenli bir yer
haline geliyor. Şiddet sınır tanımaksızın tüm dünyayı kuşatıyor ne
yazık ki. Çocukların hiçbir günahı yok ama en ağır bedeli her zaman
onlar ödemek zorunda kalıyor. Savaşın da, terörün de, aile içi şiddetin
de mağduru hep çocuklar. Anneler olarak bizim buna artık dur dememiz
lazım. Bu projeyle çocuklarımız için daha güvenli bir dünya mesajını
herkese duyurmak istiyoruz.
Ülkemizde kadınlar konusunda eksikliğini duyduğunuz şey nedir?
Günümüzde artık Türk kadını sosyal hayat içinde aktif olarak yer almaya
başladı. Çalışan, üreten kadınların sayısı hızla artıyor. Her alanda
başarılı kadınlarımız var. Öte yandan, karar mekanizmalarında
kadınların daha etkin yer alması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle
siyaset sahnesinde kadınların oranı istenilen seviyede değil. Daha çok
kadın bakan, milletvekili, belediye başkanımız olmalı. Bürokrasideki
tablo daha da üzücü... 85 yıllık Cumhuriyet tarihimizde sadece bir
kadın valimiz görev yaptı. Gerçekten oturup üzerinde düşünmemiz gereken
bir tablo.
Siyaset ve bürokrasideki bu olumsuz tabloya rağmen iş hayatı ve
diplomasideki kadınlarımızın sayısı yüzümüzü güldürüyor. Abdullah
Bey'in Dışişleri Bakanlığı döneminden konuyu yakından biliyorum; şu
anda Bakanlık bünyesinde 15 kadın büyükelçimiz var. Ben inanıyorum ki,
imkan verildiği takdirde kadınlar her meslek dalında başarılı olabilir,
oluyorlar da.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Cumhurbaşkanlığı'nda görev yapan
bayan personele ve erkek personelin eşlerine bir resepsiyon verdiniz.
Acaba bu resepsiyonun içeriği neydi? Neden böyle bir resepsiyon vermeye
ihtiyaç duydunuz?
Biz burada büyük bir aileyiz. Hepimiz Cumhurbaşkanlığı ailesinin birer
ferdiyiz. Ben de 8 Mart vesilesiyle ailemizin hanımlarıyla bir araya
gelmek istedim. Benim için özel bir Kadınlar Günü oldu. Gelen hanımlar
da çok mutlu oldular, çok güzel geri dönüşler aldık. Sevgili Betül
Mardin de aramızdaydı. Bir anne ve başarılı bir iş kadını olarak
deneyimlerini bizlerle paylaştı. Uzun uzun sohbet etme imkanı bulduk.
Kadının her şeyden önce birey olarak çok güçlü olması gerektiğini
konuştuk. Kadın kendi kabuğunu aşmalı, gayret etmeli. Siyasete, sosyal
hayata, sivil toplum örgütlerine aktif olarak katılmalı. Anne ve eş
rollerinin dışında kendine bir hedef belirlemeli ve bu hedefe ulaşmak
için koşullar ne olursa olsun mücadele etmeli.
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bence her başarılı erkeğin arkasında değil, yanında başarılı bir kadın
vardır. Hayatın müşterek olduğunu unutmamalıyız. Önemli olan
kadın-erkek ilişkisini rekabete değil, iş birliğine dayandırmaktır.
Olaya üstünlük açısından değil, eşitlik ve bütünlük açısından
bakmalıyız. Ayrıca, bence hayattaki en büyük başarı, birbirine saygı
duyan, her konuda destek olan güçlü bireylerden oluşan bir aileye sahip
olmaktır.
Modayla ilgilenir misiniz, kıyafetlerinizi seçerken destek aldığınız bir modacı var mı?
Her kadın güzel giyinmeyi sever, giyimine özen gösterir. Ben de
giysilerimi özenle seçerim. Ancak kıyafetlerimle değil, yaptığım
işlerle anılmak isterim.
Sayın Cumhurbaşkanına eşlik ettiğiniz resmi ziyaretlerinize nasıl hazırlanıyorsunuz ve bu seyahatlerinizde neler yaparsınız?
Yurt dışı seyahatlerimiz ve ülkemizi ziyarete gelen yabancı
konuklarımız için mutlaka hazırlık yaparım. O ülkenin tarihi ve
kültürel özelliklerinden ekonomik yapısına kadar her yönüyle ilgili
hazırlanan raporları incelerim. Gittiğim yerde görüşeceğim insanlarla
ilgili bilgi edinirim. Muhataplarımın özgeçmişleri ve ilgi alanları
hakkında hazırlanan bilgi notlarını okurum. Gittiğimiz ülkelerde devlet
başkanlarının eşleriyle bir araya geliriz. Sıcak sohbetler edilir, pek
çoğuyla dostluğumuz vardır. Bunları sadece kişisel ilişkiler olarak
görmemek lazım. Bu dostluklar yürüttüğümüz sosyal sorumluluk
projelerine yeni bir ivme kazandırıyor, ortak çalışma imkanı sağlıyor.
Yurt dışı gezilerinizde çocuk hastanelerini, çocuk yuvalarını ve
engelli çocuklar için eğitim veren kuruluşları ziyaret ediyorsunuz.
Biraz bu ziyaretlerinizden bahseder misiniz?
Yurt içi ya da yurt dışı olsun ziyaret ettiğim her yerde mutlaka
çocuklarla bir araya gelmeye çalışıyorum. Çocuk yuvalarını, özellikle
engelli çocuklara eğitim veren okulları, çocuk hastanelerini ziyaret
ediyorum. Başarılı çalışmaları, uygulamaları yakından inceliyorum.
Ülkemize uyarlanabilecek olanlar varsa bunları mutlaka ilgili
birimlerle paylaşıyorum. Bizim başarılı olduğumuz alanlardaki
birikimlerimizi de onlara aktarmaya çalışıyorum.
Mesela Finlandiya'ya yaptığımız ziyarette engelli çocuklara eğitim
veren bir okulu ziyaret etmiştim. Hiç unutmuyorum; her bir çocuğa bir
bakıcının düştüğü çok modern bir okul. Ağır engelli çocuklar için bir
cihaz geliştirmişler. Bu cihazın üzerinde çeşitli düğmeler var. Bir
düğmesine bastığında karnım acıktı diyor, bir başka düğmesine
bastığında susadığını söylüyor. Çocuklar ağır engellerine rağmen bu
cihazı kullanmayı öğrenmişler ve size bir şekilde sevgilerini,
kızgınlıklarını veya acıktıklarını bu alet sayesinde ifade
edebiliyorlar. Bunu Suudi Arabistan'da da gördüm. Daha yeni çıkmış. Bu
aleti Türkiye'ye nasıl getirebiliriz, bizim çocuklarımıza nasıl
uygulanır bunları hep araştırıyoruz. Bunlar benim için çok önemli...
Yaklaşık iki ay önce de biliyorsunuz Irak'taydık. Orada yetimhaneden
çocuklarla bir araya geldik. Yetim bir erkek çocuğu beni görünce
"Buraya benim için mi geldiniz?" diye sordu. Çok duygulandım, sevgiye
muhtaç bu çocuklar. Düşünebiliyor musunuz; 28 milyon nüfuslu Irak'ta 3
milyon yetim var. O kadar üzücü bir durum ki; şartlar inanılmaz kötü,
savaş ortamı. İnanın anlatmak mümkün değil, ancak yaşayarak anlaşılır
oradaki durum. Biz orada sadece bir gece geçirdik. Bütün gece sabaha
kadar silah sesleri hiç susmadı. Bir çocuk hastanesini ziyaret etmek
istedim, ancak güvenlik açısından müsaade etmediler. Düşünün ki
hastalar bile güven de değil. Biz hastaneye gidemedik ama hastane
yetkilileri bizim kaldığımız yere gelip bilgi verdiler. Özellikle
doktorların eğitimi noktasında yardım istediler. Türkiye'ye döndükten
sonra konuyla yakından ilgilendik; Sağlık Bakanlığı ve bazı
üniversitelerimiz nezdinde girişimlerde bulunuldu. Türkiye olarak bu
eğitim imkanını ve acil ihtiyaç duyulan tıbbi ekipmanı sağlayacağız.
Irak'a giden ilk
Cumhurbaşkanı eşi sizsiniz herhalde. Sayenizde Bayan Talabini'yi de
gördük. Savaş bölgesine gitmekten korkmadınız mı?
Evet, bildiğim kadarıyla Irak'a bu dönemde giden ilk Cumhurbaşkanı
eşiyim. Bayan Talabani'nin de ilk misafiriydim. Korkmadım, niye
korkayım ki? Kaderde ne varsa onu yaşıyoruz. Eğer kaderinizde varsa
burada da yaşarsınız. Ziyaretimiz sırasında birkaç çocuk mutlu oldu ise
ne mutlu bize.
Yurt içi gezilerinizde de ziyaretleriniz oluyor, bunlardan da bahseder misiniz?
Yurt içinde yaptığımız ziyaretler benim için tam bir doping oluyor.
Halkımızla bir araya geliyoruz. O kadar samimi karşılıyorlar ki,
kendimi onların bir kardeşi, ablası gibi hissediyorum.
İl gezilerinde mutlaka çocuk yuvalarını ve huzurevlerini ziyaret
ediyorum. Bu artık neredeyse bir gelenek haline geldi. Bir ile
gideceğimiz duyulunca oradaki çocuklar ve yaşlılar bizi bekliyorlar.
Şunu da belirtmeliyim ki, son yıllarda özellikle yuvalarımızda gerek
çocuklarımızın hayat şartlarında gerekse verilen hizmet kalitesinde
gözle görülür bir iyileşme var. Değişim akla kara gibi. Gördüğüm şu; bu
çocukların her türlü maddi ihtiyacı devlet tarafından karşılanıyor. Tek
bir şeye ihtiyaçları var; sevgi ve ilgi... Ben herkesin bu
evlatlarımıza da kucak açacağına inanıyorum. Onları topluma kazandırmak
için hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Bu konuda bir proje üzerinde
arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Emekli öğretmenlerimizin
önderliğinde bir gönüllü seferberliği başlatmayı planlıyoruz. Onların
bilgi ve tecrübe birikimlerinin bu çocuklarımızın hayata hazırlanmasına
büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.
İl gezilerinde ayrıca şehit ailelerimizi de mutlaka ziyaret ediyorum.
Onlar bize şehitlerimizin emaneti. Onların çocukları, eşleri vatanımız
için canlarını verdi. Onlar için ne yapsak az, ancak şehitlerimizin
unutulmadığını hissetmeleri acılarını bir nebze de olsun hafifletiyor.
İrtibatımızı hiç kopartmıyoruz, sürekli haberleşiyoruz. Hatta bazı
şehitlerimizin evlatlarıyla mektuplaşıyoruz. Bana dersleri hakkında
bilgi veriyorlar. Geçenlerde bir kızımız on bin kişinin girdiği bir
sınavda 150'nci olmuş, "Hayrünnisa annecim, bunu sizinle paylaşmak
istedim." diye bir mektup yazmış. "Size söz verdiğim gibi derslerime
çok çalışıyorum." demiş. Ben de hemen ona bir mektup yazıp, tebrik
ettim. Onunla ne kadar gurur duyduğumu söyledim.
Peki, ülkemizi ziyaret eden resmi konukları nasıl ağırlıyorsunuz?
Her Türk kadını gibi misafirlerimi en iyi şekilde ağırlamak isterim. Bu
bizim geleneğimizde var biliyorsunuz. Üstelik ben burada yabancılara
ülkemizi, kültürümüzü en iyi şekilde tanıtma sorumluluğunu da
taşıyorum. O yüzden her şeyin mükemmel olmasına çalışırım.
Misafirlerimize zengin Türk mutfağının geleneksel yemeklerini ve
yöresel tatlarını sunmaya gayret ederim.
Yöresel yemeklerimizin canlı tutulması için büyük bir çaba sarf ettiğinizi biliyoruz. Bu merak nereden geldi?
Mutfağımız o kadar zengin ki, merak salmamak mümkün değil. Ancak
dünyanın bile hayran kaldığı bu zengin mutfağın unutulmaya yüz tutmuş o
kadar çok yemeği var ki... Neden gelecek kuşaklarımızı bu lezzetlerden
mahrum bırakalım. Ben mutfağımızın da önemli kültür miraslarımızdan
biri olduğuna inanıyorum. Gittiğim tüm illerde yöresel yemekleri
soruyorum. Hemen tariflerini aldırıp, denetiyorum. Belli bir kaliteyi
ve standardı tutturunca da o tarifi mönülerimize ekliyoruz ve gelen
konuklarımıza ikram ediyoruz. Bunun yanında yeni lezzetler oluşturmaya
çalışıyoruz. Mönüleri sürekli yenilemeye ve zenginleştirmeye özen
gösteriyoruz. Sadece Türk mutfağına değil, dünya mutfağına da
meraklıyım. Farklı tatlara da açığımdır.
Konutun
bahçesinde özel bitkilerin yetiştirildiği bir bölüm gördük ve sizin bu
bölümle yakından ilgilendiğinizi öğrendik. Bu ilgi nasıl başladı?
Bu ilgi aslında yeni değil, bizim ailede bir gelenek. Amcam bırakın
bahçeyi, iş yerinin terasında bile sebze-meyve yetiştirir. Kayserili
ailelerde zaten bağ evi geleneği vardır. Hala annemin kuruttuğu domates
tohumlarını kullanıyorum. Yöresel sebze ve meyve tohumlarımızın
ülkemizin kimliği, mirası olduğunu düşünüyorum ve özenle korumamız
gerektiğine inanıyorum. Gelecek kuşaklar bu tatları tadamayacaklar diye
korkuyorum. Örnek vermek gerekirse Ankara Ayaş'ın dutunu ve domatesini
artık çok zor buluyoruz. Eski lezzetleri ve kaliteleri ne yazık ki yok
artık.
Gördüğünüz bahçeye gelince; orası bizim hobi bahçemiz. Yaklaşık 7
yıldır biberiyeden kekiğe kadar pek çok bitkiyi orada kendimiz
yetiştiriyoruz. Ayrıca sebze ve meyve bahçelerimizde organik üretim de
yapılıyor. Domates, biber, salatalık ve bazı meyveler yaz boyunca
bahçeden geliyor. Gelen misafirlerime gönül rahatlığıyla bu
sebze-meyveleri ikram ediyorum.
Eşiniz Cumhurbaşkanı olduktan sonra hayatınızda neler değişti?
Abdullah Bey bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı olmadan önce 16 yıl
siyasetin içinde bulundu. Eşimin gerek milletvekili, gerek Başbakan,
gerekse Dışişleri Bakanı olduğu dönemlerde de yoğun bir tempo
içindeydik. Abdullah Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu tempo biraz
daha yoğunlaştı sadece.
Cumhurbaşkanı eşi olmak tabii ki gurur verici ama bir o kadar da
sorumluluk getiriyor. Cumhurbaşkanlığı ülkemizin en üst makamı, Türkiye
Cumhuriyeti'nin saygınlığının, büyüklüğünün simgesidir. Burada yapılan
her iş tarihe mal oluyor. Kurumsal kimliğinden arşivine, bahçe
düzenlemesinden resmi yemeklerdeki masa düzenine kadar her şey
önemli... Bu nedenle hepimiz omuzlarımızda ağır bir sorumluluk
taşıyoruz; ülkemizi en iyi şekilde tanıtma sorumluluğu. Bu bir takım
işi. Başarı da, başarısızlık da herkesin ortak eseri. Ben herkesin
görevi, konumu ne olursa olsun bu mesuliyet duygusuyla elini taşın
altına koyması gerektiğine inanıyorum. Bu konudaki hassasiyetimi de her
fırsatta dile getiriyorum.
Aile olarak hayatınızda ne değişti diye sorarsanız, tabii ki her şeyin
bir bedeli oluyor. Örneğin normal hayatta ben de, çocuklarım da göz
önünde olmayı tercih etmeyiz ama şimdi yaşadığımız durum ortada.
Kendinizden de, ailenizden de çok fazla ödün veriyorsunuz. Ancak ne
çocuklarım ne de ben bundan hiçbir zaman şikayet etmedik, hep Abdullah
Bey'e destek olmaya çalıştık. Artık biz küçük bir aile değiliz,
binlerce kardeşimiz, evladımız, anne-babamız var. Bunun bilincindeyiz
ve bu büyük ailenin dertleriyle dertlenip, sevinçleriyle mutlu oluyoruz.
Hazırlayan: Ayla Ceyhan
Sayın Hayrünnisa Gül'e, değerli paylaşımlarından dolayı teşekkür ederiz.
******
Kaynak: www.anneyiz.biz
15.06.2009