| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Kadin Fenomeni

Kadinlara Dair Ne Varsa Hepsi Burada... Şiişşşttt Erkekler, Meraklisina...

Yaz Depresyonuna Dikkat!

depresyonPsikolog Ayşe Elif Orhon, yaz depresyonu tanısı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

"Genel olarak kış depresyonu olarak tanımlanan mevsimsel duygulanım bozukluğu, yaz depresyonu olarak da görülebilir. Yaz depresyonu, kış depresyonuyla karşılaştırıldığında ender görülen ve farklı belirtilerle ortaya çıkan bir duygulanım bozukluğudur. Kış depresyonunun nedenleri de yaz depresyonuna oranla daha net açıklanabilmektedir. Bunun yanı sıra yaz depresyonunun da kış depresyonu gibi 24 saatlik günlük siklusun değişimi, genetik faktörler, stresle bağlantılı faktörler ya da bütün bunların kombinasyonu etken olabilmektedir.

20 yaş altındaki bireylerde mevsimsel duygulanım bozuklukları görülmemektedir, yaşla birlikte mevsimsel duygulanım bozukluklarında artış görülebilir. Bunun yanı sıra kadınlarda erkeklere oranla mevsimsel duygulanım bozuklukları 4 kat daha fazla görülmektedir.

Yaz depresyonunun belirtileri kış depresyonununkinden farklıdır. İlkbahar sonları ve yaz başlarında başlayabilir. 

Belirtileri;

Depresyon, ümitsizlik hali       
İlgi ve istek kaybı
Anksiyete (endişe, kaygı)
Uykusuzluk
Aşırı hassasiyet, çabuk kızmak, sinirlilik
Heyecan, huzursuzluk, sözel ve motor etkinliklerde artış     
İştah kaybı                    
Seksüel dürtülerde azalma
İntihara yönelik duygu ve düşünceler

Yaz depresyonu tanısı için her yıl aynı zamanlarda belirtilerin tekrar ediyor olması gerekmektedir...

Görülme sıklığı sadece %1 olan yaz depresyonunun nedenleri kesin olarak bilinmese de mevsimsel duygulanım bozukluğunda güneş ışığının önemli rol oynadığı söylenmektedir. Yaz depresyonunun kış depresyonu gibi nedenleri bilinmemektedir. Fizyolojik, kimyasal ve genetik dışında bireysel faktörlerin ve kişinin bireysel geçmişinin etkisi de önemlidir. Geçmişte yaşanılan travmatik bir olayın neden olduğu depresyon, her yıl aynı dönemlerde tekrar hatırlanarak da mevsimsel depresyona yol açabilir.

Tanı konulması için depresyon halinin yılın aynı döneminde birden fazla tekrarlanması gerekmektedir. Stresten mümkün olduğu kadar uzak durulması da bu dönemin daha rahat atlatılmasına yardımcı olacaktır. Yukarıdaki belirtiler yaşanıyorsa en kısa zamanda konuyla ilgili bir uzmana danışılması gerekmektedir."

4 Soruna 4 Şifalı Bitki

Şifalı BitkilerHazımsızlık, yorgunluk, kötü nefes kokusu ve reflü... Bu sorunların çaresini her zaman ecza dolabınızda mı arıyorsunuz?

Hazımsızlık,yorgunluk,kötü nefes kokusu ve reflü... Bu sorunların çaresini her zaman ecza dolabınızda mı arıyorsunuz? Bizim başka bir önerimiz var: Şifalı bitkiler.

Hazımsızlık

Çare: Melisa
Ne sağlıyor: Şifalı bitkilerle uğraşan uzmanlar, melisanın hazımsızlığa karşı birebir olduğunu söylüyorlar. Ayrıca antideprasan özelliği olan bu bitki, kendinizi kısa bir sürede iyi ve daha mutlu hissetmenizi sağlayabiliyor. Aynı zamanda, anksiyete ve uyku problemlerini gidermede de etkili olan melisanın hafızayı güçlendirdiği de biliniyor.

Bunu deneyin: Hazımsızlıktan yakınıyor ve melisanın olumlu etkilerinden faydalanmak istiyorsanız, 3–4 çay kaşığı kuru melisa yaprağıyla demlediğiniz çaydan günde 2 fincan için.

Mide bulantısı

Çare: Papatya
Ne sağlıyor: Papatya sindirim sistemi üzerinde pek çok olumlu etkiye sahip bir bitki ve mide spazm ve kramplarını da önlüyor. Bu özelliğiyle de mide bulantısının yanı sıra, şişkinlik, hafif gastrit semptomları ve gaz şikâyetlerini gidermede de etkili olabiliyor. Uzmanlar, papatyanın araba ve gemi yolculuklarında oluşan bulantıları önlemede de etkili olabileceğini belirtiyor.

Bunu deneyin: Marketlerde hazır satılan papatya çaylarını deneyebileceğiniz gibi aktarlardan kuru papatya alıp kendi çayınızı kendiniz de demleyebilirsiniz. Ayrıca büyük bir kapta demlediğiniz papatya suyuna batırdığınız minik bir havluyla karnınıza 20 dakika boyunca kompres yapmak da bulantınızı hafifletecektir.

Halsizlik

Çare: Ginseng
Ne sağlıyor: Ginseng, özellikle Uzakdoğuluların enerji kaynağı olarak kullandıkları ve asla vazgeçemedikleri bitkilerin başında geliyor. Aynı zamanda hafızayı güçlendiren, anksiyete ve huzursuzlukla da savaşan ginsengten bol bol tüketmek, oruç tutanların sık sık yaşadığı halsizlik ve yorgunluk sorununa karşı ida oldukça yi geliyor.

Bunu deneyin: Ginseng kökünü aktarlardan temin edebilir, bununla çay demleyebilir ya da yemeklerinizin içine rendeleyerek kullanabilirsiniz. (Günde yaklaşık 1 – 2 gr.) Ayrıca doğal ürünler satan mağazalardan aldığınız ginseng haplarını bir uzmana danışarak kullanabilirsiniz.

Kötü nefes kokusu

Çare: Biberiye
Ne sağlıyor: Sindirim sistemini düzenlemek için kullanılan biberiye kötü nefes kokusunu gidermede son derece etkili. Ayrıca açlık nedeniyle oluşan baş ağrılarını gidermek için de biberiye yapraklarını parmaklarınızın arasında sıkabilir elinize gelen yağı, şakaklarınıza sürüp hafifçe ovabilirsiniz.

Bunu deneyin: Taze biberiye yapraklarını salata ve et yemeklerinin üzerine lezzet vermek için serpebilirsiniz. Kurumuş biberiye yapraklarını ise çay demlemek için kullanabilirsiniz.

GÜNÜN SÖZÜ

"Bir erkekle evlenmek uzun süredir vitrinde gözünüze takılmış bir şeyi satın almaya benzer. Çok hoşunuza gider, ama eve gelir gelmez evdeki hiçbir şeye uymadığını fark edersiniz."
Jean Kerr

Prada

Prada

Yaza Özel Beslenin

BeslenmeYazın güneş çarpması ve sıvı kaybına bağlı rahatsızlıklardan korunmak için beslenmenize dikkat etmelisiniz.

Harran Üniversitesi (HRÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hayoğlu,  yaptığı açıklamada, yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte insanlarda birtakım rahatsızlıkların kendini göstermeye başladığını söyledi.   Sıcak hava nedeniyle vücutta sıvı kaybının arttığını, o nedenle beslenme açısından bazı önlemlerin alınmasını gerektiğini ifade eden Hayoğlu, yaz sıcaklarının etkisini hissettirdiği bu günlerde her öğünde meyve ve sebze ile ceviz, fındık ve fıstık gibi gıdaların belirli miktarda tüketilmesinin vücudun direncini arttırdığını kaydetti.
Prof Hayoğlu, özellikle çocuk, yaşlı, hamile ve hasta kişilerde sıcağın ve su kaybının etkisinin daha güçlü hissedildiğini, bu olumsuz etkenlerden kurtulmak veya en az zararla atlatabilmek için sıcak yaz günlerinde özellikle ağır ve yağlı yiyecekler ile açıkta satılan ve bekletilen yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini dile getirdi.
Sıcak havada açıkta bırakılan yiyeceklerin gıda zehirlenmelerine yol açma ihtimalinin çok yüksek olduğuna değinen Prof. Dr. Hayoğlu, şunları söyledi:
“Yazları sık görülen güneş çarpması ve sıvı kaybına bağlı rahatsızlıklardan korunmak için beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi gerekiyor. Bu dönemde özellikle meyve ve sebzelerle hafif ve sulu gıdalar tercih edilmelidir. Kızartma türü yiyecekler yerine ızgara ve haşlama gibi besinler ile hafif tatlılar tercih edilmelidir. Ayrıca ana öğünlerin yanında iyi yıkanmış bol domatesli ve yeşillikli salataların tüketilmesi çok yararlı olacaktır.

“BOL SU TÜKETİLMELİ”
Prof. Dr. İbrahim Hayoğlu, sıcakta terlemeyle artan sıvı ve mineral kaybının telafi edilmesinin sadece hasta ve çocuklar için değil tüm canlılar için önem taşıdığına dikkati çekti.
Bunun için yetişkin bir insanın günde en az 2-2,5 litre su içmeye özen göstermesi gerektiğini anlatan Hayoğlu, ayrıca karpuz gibi bol sulu meyvelerin yanı sıra bitki çayları, ayran, taze sıkılmış meyve sularının bu dönemde daha çok tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.
Sıcak çay tüketiminin hararetin dengelenmesi ve sıvı alımı bakımından faydalı olabileceğine işaret eden İbrahim Hayoğlu, çocuklarda ve yaşlılarda susuzluğun hissedilmesi ve karşılanması yetersiz olduğundan bu kişilere kendileri istemese bile yakınları tarafından arada bir su verilmesi gerektiğini aktardı.

Yaz döneminde doğal maden sularının tüketiminin vücudun su ve mineral dengesinin karşılanması açısından önemli olduğunu ifade eden Hayoğlu, “maden suyu ile meyve suyu veya ayranın karıştırılmasıyla popüler ve daha kolay içilebilir serinletici içecekler elde edilebilir.

Sonuç olarak yaz aylarında ağır ve yağlı besinlerden kaçınmak, yeterli ve dengeli beslenmek, bol meyve ve sebze tüketmek ve bol sıvı alımı sağlığımız açısından faydalı olacaktır” şeklinde konuştu.

A.A

Hayvanlar Bir Alem

Yalarım Yakalayamazsınız Uyuyan Köpek Süper Son Buz Sarhoş Köpek Pijamalı Eşekler  Peyniirrr Parçalar Miskin Pisi MErhamet
Masum Pisi Kutup Ayıları Kovalı İnet Koşan Köpekler Keyifli Civciv Keyif Düşkünü Kedicik Kedi Fare Kaçaklar Horozlar Hışgeldin Öpücüğü  Anne Meme
Ehuehu Domuzcuklar Domuzcuk Dokunmayın Bana Değmeyin KeyfineAnnelik Civcivler Buruşuklar  Anne ŞefkatiHayvancıkGörünmez KöpekcikPeynirli Fare 

Aşırı Terlemeye Son!

TerlemekKişinin, spor yapmadığı ve ortam sıcaklığının normal olduğu durumlarda terlemesinin anormal bir durum olduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Bayram Ali Özuslu, şu bilgileri verdi…

Özel Göztepe Şafak Hastanesi`nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Bayram Ali Özuslu, aşırı terleme sorunlarının çözümünde kullanılan klipsli yöntem hakkında bilgi verdi:

"Aşırı terleme hastalığı olabilir"

“Egzersiz veya fiziksel aktivite, sıcak hava ve nem, sentetik giysiler, alkol almak, sigara içmek, kahve, çay ve sıcak içecekler, baharatlı ve sıcak yiyecekler, stres ve heyecan terlemeye yol açan olağan durumlardır. Ancak kişi spor yapmadığı, ortam sıcaklığının normal olduğu, acı bir şey yemediği, sıcak bir şey içmediği halde terliyorsa, diğer kişiler terlemediği halde oluyorsa bu “anormal” bir durumdur. Bu şekildeki terleme günlük hayatı etkileyecek derecede ise “hiperhidroz” denilen aşırı terleme hastalığından bahsedebiliriz…"

Aşırı terleme iki şekilde ortaya çıkabilir"

Birincisi vücudun yaygın olarak fazla terlemesidir. Bu durum genellikle hastalıklar ve bazı durumlara bağlı olarak ortaya çıkar. İkinci şekli ise bölgesel aşırı terlemedir. Aşırı terlemenin bu şekli el terlemesi, koltuk altı terlemesi, ayak terlemesi, yüz terlemesi veya bunların karışımları şeklinde ortaya çıkar.

"Bölgesel terleme hastalığa bağlı değildir"

El, ayak, koltuk altı ve yüzde görülen bölgesel terleme hiçbir hastalık veya nedene bağlı değildir. Beyindeki ısı düzenleme merkezinin ve sempatik sinirlerin bazı kişilerde aşırı çalışmasına bağlıdır. Bu 100 kişiden 2 kişide görülen bir sorundur. Genellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde başlar. Hayat boyu devam eder ve her mevsimde olur. Uykuda görülmez ve stres, heyecan gibi duygusal uyarılar bu durumu tetikler.

"Aşırı terleme, başkalarıyla ilişki kurmayı engeller"

Bölgesel terlemenin biyolojik olarak hiçbir zararı yoktur. Ancak günlük faaliyetleri çok ileri derecede olumsuz etkileyebilir. Özellikle ellerden damlayan, ceketlerde ve ayakkabılardan taşan bir terleme varsa; yaşamın tüm alanlarında kişiyi zor durumda bırakabilir. Aşırı terleme kişisel görüntüyü bozmanın yanında, başkalarıyla ilişki kurmayı engeller, ciddi sosyal sıkıntılara neden olur, günlük işleri, meslek ve kariyer gelişimini, yaşam kalitesini ve ruhsal sağlığı bozar

Tedavi yöntemleri var mı?

Koltuk altı, el ve ayak terlemesi tedavisinde kullanılabilecek birçok yöntem olsa da, cerrahi müdahale dışındakilerin etkileri geçicidir. Cerrahi, özellikle yüksek başarı oranı ve kalıcı etkisiyle en yüz güldürücü sonuçlar sunan seçeneklerdendir. Cerrahi tedavide yapılan, terlemeyi kontrol eden sempatik sinirlerin sadece problemli kısmının iptal edilmesidir…

Yöntem nasıl uygulanıyor?

Klipsli ETS ameliyatı, koltukaltından 1 santimetrelik iki küçük delikten girilerek endoskopik yöntemle yapılıyor. Aşırı terleyen bölgeyi ilgilendiren sempatik sinir bulunup, 5-6 milimetrelik titanyum klipsle sıkıştırılıyor. Böylece terlemenin önüne geçiliyor. Operasyon her iki koltukaltı için toplam 30 dakika sürüyor. Ameliyat sonrası hastanede 8-10 saat kalmak yetiyor. 2 gün sonra da işe başlanabiliyor. Klipsli ETS yöntemi ile yapılan operasyonlarda, aşırı el terlemesi, koltukaltı, ayak ve yüz terlemesi sorunlarında yüz güldüren sonuçlar alıyoruz.”

bizimsaglik.com

Diyette Başarıya Götüren Stratejiler

DiyetBir diyetin başarısının sürekliliği için yaşam tarzınızda ve alışkanlıklarınızda kalıcı değişimler yapmanız gerekir. Sadece birkaç hafta ve hatta birkaç ay sağlıklı şeyler yemek ve egzersiz kesinlikle yeterli değildir. Bu davranışları yaşam tarzı haline getirmelisiniz

Dr. Hasan İnsel

Geçen gün diyetisyenimiz Müge Başer ile öğle yemeği yiyorduk. Konu yemek seçtiğimiz mönüye geldi. Hakikaten insan biraz bilinçli davransa ve yemeğin cazibesine kendisini kaptırmadan önce şöyle bir derin nefes alıp düşünse ve ben buradan sağlığımı ve kilomu koruyacak neler seçsem acaba dese, her mönüde seçilebilecek çok şey var. Müge bak yaz geldi, şimdi yeniden herkes diyet yapmaya başladı, kısa süre sonra kiloların geri geleceği diyetler peşinde koşmak yerine bilinçli olarak nelere dikkat etsin kişiler anlatsana dedim. İşte Diyetisyen Müge Başer’in anlattıkları:

Kalıcı değişim gerekir 
Kilo verme düşlerimizi gerçeğe çevirmek birçoğumuzun çeşitli nedenlerle ulaşamadığı bir hedef. Hızlı ve kolay kilo verdirme iddiasında olan sayısız moda diyet ve kilo verme programını duymuş ve uygulamış olabilirsiniz ama buna rağmen kilolarınız yerinde sayıyor ya da artıyorsa belki gözden kaçırdığınız bazı önemli noktalar var demektir. Bir diyetin başarısının sürekliliği için yaşam tarzınızda ve alışkanlıklarınızda kalıcı değişimler yapmanız gerekir. Aslında işin kalori hesabı kadar önemli bir yanı da beynimizde bazı şeyleri değiştirmektir. Bunu sağlamak için de belirli stratejilerle yola başlayın:

1-Öncelikle gerçekçi bir hedef belirleyin.
Yeni diyet ve egzersiz planınızdan beklentilerinize karar verirken gerçekçi olun. Sağlıklı kilo kaybı için haftada 0.5 - 1 kilogram olacak şekilde yavaş adımlar belirleyin. Zira sizi başarıya götürecek olan şey, ulaşılması güç olan yüksek hedefler belirlemek değil, hedeflere ulaşabilmek için gerekli alışkanlıklarınızı değiştirmektir.

2-Yediklerinizi ve içtiklerinizi kaydetmek için küçük bir not defteri edinin.
Gün içerisinde her yerde yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir not defteri, işte, alışverişte, otobüste, hatta bir doğum günü partisinde bile fark etmeden ne kadar gereksiz kaloriler aldığınızı size ayna misali gösterecektir. Bütün gün yediklerinizi ve içtiklerinizi tek tek kayıt altına alın.

3-Öğünlerinizi planlayın. Bugün akşam yemeğinde bir davete mi katılacaksınız, davete gitmeden önce, mesela saat 6 gibi, biraz atıştırsanız da davete boş bir mide ile açlıktan gözü dönmüş şekilde gitmeseniz. Yoksa öğleden sonra çaya mı davet edildiniz, öğle yemeğini sebze yemeği veya salata, esmer ekmek ve yoğurt ile biraz hafif geçirebilirim gibi öğünlerinizi bir plan içerisinde yiyin.

4-Çevrenizdekilerden destek alın.
Kendi davranışlarınızın sorumluluğunu üstlenmeniz kilo vermenize yardımcı olabilir. Ama bu, tabii ki her şeyi tek başına yapmanız anlamına gelmez. Gerektiğinde sizi teşvik edebilecek eşinizden, ailenizden ve dostlarınızdan destek alın.

5-Kararlı olun
Kalıcı kilo verme işi, zaman ve çaba harcamayı gerektirir. Belirlediğiniz hedefe odaklanmalı ve yaşam boyu süren bir kararlılıkla yaşam biçiminizde kalıcı değişiklikler yapmaya hazır olmalısınız. Diyetisyeniniz size kilo verme yolculuğunda yol gösterecektir, ancak o yolda yürümek sizin işinizdir.

6-Sağlıklı besinlerin tadına varın.
Kilo kaybını teşvik eden yeni bir yeme tarzı, toplam kalori alımınızı azaltmanız anlamına gelir. Ama kalorileri azaltmak demek yemeklerin lezzetinden, doyumdan veya yemek hazırlama zahmetinden vazgeçmeniz anlamına gelmez. Sizin için sağlıklı olan besinlere odaklanın. Daha fazla sebze, meyve ve tam tahıl tüketmek kalori alımınızı düşürmenin yollarından biridir. Bunların çeşitliliğini artırarak yeni lezzetler keşfedebilirsiniz.

7-Aktif olun
Günlük beslenmenizden 500 kalori kesmeniz haftada yarım kilo vermenize yardımcı olabilir: 3,500 kalori 0.5 kilogram yağa eşittir. Bir de buna düzenli bir fiziksel aktivite eklerseniz kilo kaybınızı artırabilirsiniz. Vücut yağını yakmanın en iyi yollarından biri de haftanın çoğu günlerinde kararlı aerobik egzersiz yapmaktır. Egzersizle birlikte hem hafifleyecek hem de kendinizi daha zinde hissedeceksiniz.

8-Alışkanlıklarınızı değiştirin
Sadece birkaç hafta ve hatta birkaç ay sağlıklı şeyler yemek ve egzersiz kesinlikle yeterli değildir. Bu davranışları yaşam tarzı haline getirmelisiniz. İlk planda sizi kilolu yapan hatalı davranışları belirleyip, bunları sağlıklı olanları ile yer değiştirmelisiniz. Yaşam tarzı değişiklilerine yeme alışkanlıklarınızı ve günlük rutininizi gözden geçirerek başlayabilirsiniz.


Kimi zaman karşılaştığınız geçici başarısızlıklar sizi yıldırmamalıdır. Her gün hatta her öğün taze bir başlangıçtır. Hayatınızı değiştirmeyi planladığınızı unutmayın. Bu da hemen olabilecek bir şey değildir ama sağlıklı bir yaşam tarzına bağlı kalmanın değerli meyvelerini er ya da geç toplayacağınızdan emin olun.

Cumhurbaşkanımızın Eşi Hayrünnisa Gül

Hayrünnisa Gül Çocuklarınızı büyütürken ailenizden ya da eşinizden hiç destek aldınız mı?

Eşimin İslam Kalkınma Bankası'ndaki görevi nedeniyle 1984 yılında Cidde'ye gittik ve 8 yıl orada kaldık. Cidde'ye taşındığımızda büyük oğlum Ahmet üç aylıktı. Kızım Kübra da orada dünyaya geldi. Ailelerimizden uzakta olduğumuz için büyük oğlumu ve kızımı büyütürken onlardan yardım alma imkanım olmadı. Ancak Abdullah Bey'in o yıllarda bana çok büyük desteği olmuştur. Aslında gurbette çocuk büyütürken eşler birbirine daha fazla kenetleniyor ve güç veriyor herhalde. O yıllar, aile olarak bir arada geçirdiğimiz, aile hayatını dolu dolu yaşadığımız yıllardı. Eşimin işte olduğu saatler dışında her anımız ailece beraber geçerdi. Abdullah Bey'in siyasete girmesi nedeniyle Türkiye'ye dönmemizle birlikte aile olarak paylaştığımız zamanlar azaldı ne yazık ki. Küçük oğlum Mehmet, babası milletvekili olduktan 20 gün sonra doğdu. Türkiye'deydik belki ama galiba aile ortamını en az tadan çocuğumuz o oldu.

Eşinizin siyasete girme kararı sizi ve ev yaşantınızı nasıl etkiledi?

Hayatımız tamamen değişti diyebilirim. Evin ve çocukların her türlü işini ben üstlendim. Böylece Abdullah Bey gönül rahatlığıyla işine odaklandı. Çok yorulduğum zamanlar oldu tabii ki, ancak o günleri hatırladığımda benim esas üzüldüğüm, çocuklarımın babalarıyla yeterince vakit geçirememeleri, buna karşılık eşimin de onların büyüme sürecini kaçırmasıdır. Siyaset kişisel ve ailevi birçok fedakarlık gerektiriyor maalesef.

Ailece birlikte yapmaktan keyif aldığınız şeyler neler? Özel anlarınızda neler yaparsınız? Mesela sinemaya gider misiniz ya da hep beraber izlediğiniz bir TV programı var mı?

Yıllardır ailece geçirdiğimiz zamanlar çok kısıtlı. O yüzden bir araya gelebildiğimiz anlar hepimiz için çok özel, bu anları en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Hep beraber yediğimiz bir yemek, sohbet etmek ya da bir film izlemek fark etmez yeter ki bir arada olalım... Özellikle çocuklar büyüyüp evden ayrılınca insan bu zamanların değerini daha da fazla anlıyor.

Çocuklarınızın eğitimini planlarken neye göre karar verdiniz? Örneğin okul seçiminde kriterleriniz nelerdir? Hayrünnisa.Gül

Her anne gibi benim için de çocuklarımın eğitimi çok önemli. Eğitimin en önemli enstrümanlarından biri de okul elbette. Çocuklarımın okul hayatını hep çok yakından takip ettim. Açıkçası çıtayı hep yüksek tuttuk, yapabileceklerinin en iyisini yapmaları için onları sürekli cesaretlendirdik. Çok şükür ki çocuklarımız da emeklerimizi boşa çıkarmadı.

Çocuklarınız siyasete girmek isterse tepkiniz ne olur?

Biz bugüne kadar onlara hiçbir konuda baskı yapmadık, sadece yol gösterdik. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kendileri karar versin istedik. Bundan sonra da onlara siyasete girin ya da girmeyin demeyiz. Siyasetle iç içe büyüdüler, eksilerini de, artılarını da çok iyi biliyorlar, çünkü bunları bizzat yaşadılar. Tüm zorluklarına rağmen siyasete girmek isterlerse bize sadece saygı duymak ve destek olmak düşer. Ama böyle bir karar alırlarsa eşlerini zor günler bekliyor demektir.

Kız ve erkek çocuğu annesi olarak anne-oğul ve anne-kız ilişkilerini tanımlasanız, nasıl anlatırsınız?

Çocuklarım arasında hiçbir zaman kız-erkek ayrımı yapmadım, yapılmasını da doğru bulmuyorum. Her birinin benim için yeri ayrı. Önemli olan kız ya da erkek kendine güvenen, ayakları üzerinde sağlam durabilen, sorumluluk sahibi, ülkesine faydalı bireyler yetiştirmek. Ben bu anlayışla büyütüldüm, bu anlayışla da çocuklarımı büyüttüm.

Üç çocuk annesi, aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın eşi olarak, sosyal sorumluluk projeleri, yurt içi ve yurt dışı seyahatleri, ülkemizi ziyarete gelen konukları ağırlamak gibi tüm bu işleri nasıl bir arada yürütüyorsunuz? Günlük akışınızda neler var mesela?

Aslında bir günün nasıl geçtiğini çoğu zaman fark edemiyorum bile. Sabahları erken kalkarım. Gazeteleri okurum. Ekibimizle toplantı yaparız. Görüşme taleplerini, çeşitli yerlerden gelen davetleri değerlendirir, haftalık ve aylık ajandamızı belirleriz. Gelen mektup ve e-maillerle ilgili hazırlanan raporları değerlendiririm. Zamanımın büyük bir bölümünü de sosyal sorumluluk projelerimiz alıyor. Yurt dışı gezisi varsa ya da yabancı bir misafir ağırlayacaksak onunla ilgili hazırlık yaparız. Zaman zaman kimsenin haberi olmadan çok sınırlı bir ekiple ihtiyaç sahibi aileleri ziyaret ediyorum. Çat kapı girip onlarla sohbet ediyorum. Bazen beni tanımıyorlar, bu hoşuma da gidiyor. Günü bitirirken de mutlaka kitap okurum, bu çocukluğumdan kalma bir alışkanlık.

Kitap konusundaki hassasiyetinizi biliyoruz. "Konuşan Kitap Şenliği" adlı bir projeyi de başlattınız. Şu anda hangi aşamada bu projede?

Teknolojinin kuşattığı günümüz çocuklarının gitgide kitaptan uzaklaştığını gördüğüm için bu projeye çok önem veriyorum. Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için illerimizde Konuşan Kitap Şenlikleri düzenliyoruz. İlki Haziran 2008'de İstanbul'da gerçekleştirildi. Topluma rol model olan ünlü kişilerin, çocuklarımıza ve gençlerimize sesli olarak kitap okudukları bu şenliklerle, kitap okuma alışkanlığını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Şenliğin ikincisi bu ay Şanlıurfa'da, üçüncüsü ise önümüzdeki ay Kayseri'de yapılacak.

Destek olduğunuz başka sosyal sorumluluk projeleri de var mı?

Üzerinde çalıştığımız pek çok sosyal sorumluluk projesi var. Önceliğimiz ise eğitim, özellikle engellilerimizin herkes gibi eğitim imkanından yararlanmaları gerektiğini düşünüyorum. Ancak ne yazık ki, engelli çocukları olan pek çok aile onları korumak adına okula göndermiyorlar. Halbuki engelli çocuklarımız da eğitimle meslek sahibi olup üretime katkıda bulanabilir, sosyal hayata entegre olabilirler. Ülkemizde yaklaşık 8.5 milyon engelli insanımız var ve bunların sadece %15'i ilköğretim sonrası eğitimine devam ediyor. Aileleri bu konuda bilinçlendirmemiz, esas engelin eğitimsizlik olduğunu anlatmamız gerekli. Bu amaçla Beyaz Ay Derneği tarafından hazırlanan "Eğitim Her Engeli Aşar" projesini çok önemsiyorum ve destekliyorum.

Eğitimle ilgili diğer bir projemiz de, okullarımıza akıllı sınıf olarak da bilinen "Bilişim Teknolojileri Sınıfları" yapılmasına öncülük etmek. Bu sınıflarda çocuklarımız bilgisayardan projeksiyon cihazına kadar her türlü teknolojik donanımı kullanma imkanına sahip oluyorlar. Geçtiğimiz yıl Van ve Hakkari'de yaptırdığımız toplam 10 akıllı sınıfta çocuklarımız öğrenim görüyorlar. Şu an Diyarbakır'da 5 okulda çalışmalar devam ediyor. Çok kısa bir zaman içinde oradaki akıllı sınıfların da eğitime açılması planlanıyor. Hedefimiz; her ilimizde en az 2 okula akıllı sınıf kazandırmak. Ben sizin aracılığınızla bu konuya hayırseverlerin dikkatini de çekmek isterim ayrıca. Bulunduğumuz konum bize çok ağır bir sorumluluk yüklüyor. Her zaman mesuliyet duygusuyla hareket etmeye çalışıyorum. Özellikle çocuklarımıza karşı sorumlu hissediyorum kendimi. Biliyorsunuz benim artık binlerce çocuğum var. Her gün onlarca mektup geliyor. Hepsiyle tek tek ilgilenmeye çalışıyorum. Özellikle eğitimleriyle ilgili talepleri oluyor. İl ziyaretlerimizde bana mektup yazan çocuklarımızla bir araya gelmeye çalışıyorum. Sorunlarını birebir dinliyorum.

Bundan yola çıkarak da yeni bir proje başlatıyoruz; 81 Yıldız Projesi. Her ilimizden başarılı, ancak maddi imkanları kısıtlı çocuklara eğitimlerini başarıyla tamamlamaları için destek olacağız. Bir anlamda onlara manevi annelik yapacağım.

Önemle üzerinde durduğumuz diğer bir proje de, Türkiye İş Kadınları Derneği'nce yürütülen, benim de desteklediğim "Hepimiz Anneyiz" projesi. Bu projenin amacı, tüm dünyada şiddete karşı anne duyarlılığı oluşturmak. Dünya gitgide çocuklarımız için daha az güvenli bir yer haline geliyor. Şiddet sınır tanımaksızın tüm dünyayı kuşatıyor ne yazık ki. Çocukların hiçbir günahı yok ama en ağır bedeli her zaman onlar ödemek zorunda kalıyor. Savaşın da, terörün de, aile içi şiddetin de mağduru hep çocuklar. Anneler olarak bizim buna artık dur dememiz lazım. Bu projeyle çocuklarımız için daha güvenli bir dünya mesajını herkese duyurmak istiyoruz.

Hayrünnisa-Gül Ülkemizde kadınlar konusunda eksikliğini duyduğunuz şey nedir?

Günümüzde artık Türk kadını sosyal hayat içinde aktif olarak yer almaya başladı. Çalışan, üreten kadınların sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlarımız var. Öte yandan, karar mekanizmalarında kadınların daha etkin yer alması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle siyaset sahnesinde kadınların oranı istenilen seviyede değil. Daha çok kadın bakan, milletvekili, belediye başkanımız olmalı. Bürokrasideki tablo daha da üzücü... 85 yıllık Cumhuriyet tarihimizde sadece bir kadın valimiz görev yaptı. Gerçekten oturup üzerinde düşünmemiz gereken bir tablo.

Siyaset ve bürokrasideki bu olumsuz tabloya rağmen iş hayatı ve diplomasideki kadınlarımızın sayısı yüzümüzü güldürüyor. Abdullah Bey'in Dışişleri Bakanlığı döneminden konuyu yakından biliyorum; şu anda Bakanlık bünyesinde 15 kadın büyükelçimiz var. Ben inanıyorum ki, imkan verildiği takdirde kadınlar her meslek dalında başarılı olabilir, oluyorlar da.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Cumhurbaşkanlığı'nda görev yapan bayan personele ve erkek personelin eşlerine bir resepsiyon verdiniz. Acaba bu resepsiyonun içeriği neydi? Neden böyle bir resepsiyon vermeye ihtiyaç duydunuz?

Biz burada büyük bir aileyiz. Hepimiz Cumhurbaşkanlığı ailesinin birer ferdiyiz. Ben de 8 Mart vesilesiyle ailemizin hanımlarıyla bir araya gelmek istedim. Benim için özel bir Kadınlar Günü oldu. Gelen hanımlar da çok mutlu oldular, çok güzel geri dönüşler aldık. Sevgili Betül Mardin de aramızdaydı. Bir anne ve başarılı bir iş kadını olarak deneyimlerini bizlerle paylaştı. Uzun uzun sohbet etme imkanı bulduk. Kadının her şeyden önce birey olarak çok güçlü olması gerektiğini konuştuk. Kadın kendi kabuğunu aşmalı, gayret etmeli. Siyasete, sosyal hayata, sivil toplum örgütlerine aktif olarak katılmalı. Anne ve eş rollerinin dışında kendine bir hedef belirlemeli ve bu hedefe ulaşmak için koşullar ne olursa olsun mücadele etmeli.

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bence her başarılı erkeğin arkasında değil, yanında başarılı bir kadın vardır. Hayatın müşterek olduğunu unutmamalıyız. Önemli olan kadın-erkek ilişkisini rekabete değil, iş birliğine dayandırmaktır. Olaya üstünlük açısından değil, eşitlik ve bütünlük açısından bakmalıyız. Ayrıca, bence hayattaki en büyük başarı, birbirine saygı duyan, her konuda destek olan güçlü bireylerden oluşan bir aileye sahip olmaktır. 

Modayla ilgilenir misiniz, kıyafetlerinizi seçerken destek aldığınız bir modacı var mı?Hayrünnisa_Gül

Her kadın güzel giyinmeyi sever, giyimine özen gösterir. Ben de giysilerimi özenle seçerim. Ancak kıyafetlerimle değil, yaptığım işlerle anılmak isterim.

Sayın Cumhurbaşkanına eşlik ettiğiniz resmi ziyaretlerinize nasıl hazırlanıyorsunuz ve bu seyahatlerinizde neler yaparsınız?

Yurt dışı seyahatlerimiz ve ülkemizi ziyarete gelen yabancı konuklarımız için mutlaka hazırlık yaparım. O ülkenin tarihi ve kültürel özelliklerinden ekonomik yapısına kadar her yönüyle ilgili hazırlanan raporları incelerim. Gittiğim yerde görüşeceğim insanlarla ilgili bilgi edinirim. Muhataplarımın özgeçmişleri ve ilgi alanları hakkında hazırlanan bilgi notlarını okurum. Gittiğimiz ülkelerde devlet başkanlarının eşleriyle bir araya geliriz. Sıcak sohbetler edilir, pek çoğuyla dostluğumuz vardır. Bunları sadece kişisel ilişkiler olarak görmemek lazım. Bu dostluklar yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerine yeni bir ivme kazandırıyor, ortak çalışma imkanı sağlıyor.

Yurt dışı gezilerinizde çocuk hastanelerini, çocuk yuvalarını ve engelli çocuklar için eğitim veren kuruluşları ziyaret ediyorsunuz. Biraz bu ziyaretlerinizden bahseder misiniz?

Yurt içi ya da yurt dışı olsun ziyaret ettiğim her yerde mutlaka çocuklarla bir araya gelmeye çalışıyorum. Çocuk yuvalarını, özellikle engelli çocuklara eğitim veren okulları, çocuk hastanelerini ziyaret ediyorum. Başarılı çalışmaları, uygulamaları yakından inceliyorum. Ülkemize uyarlanabilecek olanlar varsa bunları mutlaka ilgili birimlerle paylaşıyorum. Bizim başarılı olduğumuz alanlardaki birikimlerimizi de onlara aktarmaya çalışıyorum.

Mesela Finlandiya'ya yaptığımız ziyarette engelli çocuklara eğitim veren bir okulu ziyaret etmiştim. Hiç unutmuyorum; her bir çocuğa bir bakıcının düştüğü çok modern bir okul. Ağır engelli çocuklar için bir cihaz geliştirmişler. Bu cihazın üzerinde çeşitli düğmeler var. Bir düğmesine bastığında karnım acıktı diyor, bir başka düğmesine bastığında susadığını söylüyor. Çocuklar ağır engellerine rağmen bu cihazı kullanmayı öğrenmişler ve size bir şekilde sevgilerini, kızgınlıklarını veya acıktıklarını bu alet sayesinde ifade edebiliyorlar. Bunu Suudi Arabistan'da da gördüm. Daha yeni çıkmış. Bu aleti Türkiye'ye nasıl getirebiliriz, bizim çocuklarımıza nasıl uygulanır bunları hep araştırıyoruz. Bunlar benim için çok önemli... Yaklaşık iki ay önce de biliyorsunuz Irak'taydık. Orada yetimhaneden çocuklarla bir araya geldik. Yetim bir erkek çocuğu beni görünce "Buraya benim için mi geldiniz?" diye sordu. Çok duygulandım, sevgiye muhtaç bu çocuklar. Düşünebiliyor musunuz; 28 milyon nüfuslu Irak'ta 3 milyon yetim var. O kadar üzücü bir durum ki; şartlar inanılmaz kötü, savaş ortamı. İnanın anlatmak mümkün değil, ancak yaşayarak anlaşılır oradaki durum. Biz orada sadece bir gece geçirdik. Bütün gece sabaha kadar silah sesleri hiç susmadı. Bir çocuk hastanesini ziyaret etmek istedim, ancak güvenlik açısından müsaade etmediler. Düşünün ki hastalar bile güven de değil. Biz hastaneye gidemedik ama hastane yetkilileri bizim kaldığımız yere gelip bilgi verdiler. Özellikle doktorların eğitimi noktasında yardım istediler. Türkiye'ye döndükten sonra konuyla yakından ilgilendik; Sağlık Bakanlığı ve bazı üniversitelerimiz nezdinde girişimlerde bulunuldu. Türkiye olarak bu eğitim imkanını ve acil ihtiyaç duyulan tıbbi ekipmanı sağlayacağız.

Hayrünnisa Gül Irak'a giden ilk Cumhurbaşkanı eşi sizsiniz herhalde. Sayenizde Bayan Talabini'yi de gördük. Savaş bölgesine gitmekten korkmadınız mı?

Evet, bildiğim kadarıyla Irak'a bu dönemde giden ilk Cumhurbaşkanı eşiyim. Bayan Talabani'nin de ilk misafiriydim. Korkmadım, niye korkayım ki? Kaderde ne varsa onu yaşıyoruz. Eğer kaderinizde varsa burada da yaşarsınız. Ziyaretimiz sırasında birkaç çocuk mutlu oldu ise ne mutlu bize.

Yurt içi gezilerinizde de ziyaretleriniz oluyor, bunlardan da bahseder misiniz?

Yurt içinde yaptığımız ziyaretler benim için tam bir doping oluyor. Halkımızla bir araya geliyoruz. O kadar samimi karşılıyorlar ki, kendimi onların bir kardeşi, ablası gibi hissediyorum.

İl gezilerinde mutlaka çocuk yuvalarını ve huzurevlerini ziyaret ediyorum. Bu artık neredeyse bir gelenek haline geldi. Bir ile gideceğimiz duyulunca oradaki çocuklar ve yaşlılar bizi bekliyorlar. Şunu da belirtmeliyim ki, son yıllarda özellikle yuvalarımızda gerek çocuklarımızın hayat şartlarında gerekse verilen hizmet kalitesinde gözle görülür bir iyileşme var. Değişim akla kara gibi. Gördüğüm şu; bu çocukların her türlü maddi ihtiyacı devlet tarafından karşılanıyor. Tek bir şeye ihtiyaçları var; sevgi ve ilgi... Ben herkesin bu evlatlarımıza da kucak açacağına inanıyorum. Onları topluma kazandırmak için hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Bu konuda bir proje üzerinde arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Emekli öğretmenlerimizin önderliğinde bir gönüllü seferberliği başlatmayı planlıyoruz. Onların bilgi ve tecrübe birikimlerinin bu çocuklarımızın hayata hazırlanmasına büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

İl gezilerinde ayrıca şehit ailelerimizi de mutlaka ziyaret ediyorum. Onlar bize şehitlerimizin emaneti. Onların çocukları, eşleri vatanımız için canlarını verdi. Onlar için ne yapsak az, ancak şehitlerimizin unutulmadığını hissetmeleri acılarını bir nebze de olsun hafifletiyor. İrtibatımızı hiç kopartmıyoruz, sürekli haberleşiyoruz. Hatta bazı şehitlerimizin evlatlarıyla mektuplaşıyoruz. Bana dersleri hakkında bilgi veriyorlar. Geçenlerde bir kızımız on bin kişinin girdiği bir sınavda 150'nci olmuş, "Hayrünnisa annecim, bunu sizinle paylaşmak istedim." diye bir mektup yazmış. "Size söz verdiğim gibi derslerime çok çalışıyorum." demiş. Ben de hemen ona bir mektup yazıp, tebrik ettim. Onunla ne kadar gurur duyduğumu söyledim.

Peki, ülkemizi ziyaret eden resmi konukları nasıl ağırlıyorsunuz?

Her Türk kadını gibi misafirlerimi en iyi şekilde ağırlamak isterim. Bu bizim geleneğimizde var biliyorsunuz. Üstelik ben burada yabancılara ülkemizi, kültürümüzü en iyi şekilde tanıtma sorumluluğunu da taşıyorum. O yüzden her şeyin mükemmel olmasına çalışırım. Misafirlerimize zengin Türk mutfağının geleneksel yemeklerini ve yöresel tatlarını sunmaya gayret ederim.

Yöresel yemeklerimizin canlı tutulması için büyük bir çaba sarf ettiğinizi biliyoruz. Bu merak nereden geldi?

Mutfağımız o kadar zengin ki, merak salmamak mümkün değil. Ancak dünyanın bile hayran kaldığı bu zengin mutfağın unutulmaya yüz tutmuş o kadar çok yemeği var ki... Neden gelecek kuşaklarımızı bu lezzetlerden mahrum bırakalım. Ben mutfağımızın da önemli kültür miraslarımızdan biri olduğuna inanıyorum. Gittiğim tüm illerde yöresel yemekleri soruyorum. Hemen tariflerini aldırıp, denetiyorum. Belli bir kaliteyi ve standardı tutturunca da o tarifi mönülerimize ekliyoruz ve gelen konuklarımıza ikram ediyoruz. Bunun yanında yeni lezzetler oluşturmaya çalışıyoruz. Mönüleri sürekli yenilemeye ve zenginleştirmeye özen gösteriyoruz. Sadece Türk mutfağına değil, dünya mutfağına da meraklıyım. Farklı tatlara da açığımdır. 

Konutun bahçesinde özel bitkilerin yetiştirildiği bir bölüm gördük ve sizin bu bölümle yakından ilgilendiğinizi öğrendik. Bu ilgi nasıl başladı?

Bu ilgi aslında yeni değil, bizim ailede bir gelenek. Amcam bırakın bahçeyi, iş yerinin terasında bile sebze-meyve yetiştirir. Kayserili ailelerde zaten bağ evi geleneği vardır. Hala annemin kuruttuğu domates tohumlarını kullanıyorum. Yöresel sebze ve meyve tohumlarımızın ülkemizin kimliği, mirası olduğunu düşünüyorum ve özenle korumamız gerektiğine inanıyorum. Gelecek kuşaklar bu tatları tadamayacaklar diye korkuyorum. Örnek vermek gerekirse Ankara Ayaş'ın dutunu ve domatesini artık çok zor buluyoruz. Eski lezzetleri ve kaliteleri ne yazık ki yok artık.

Gördüğünüz bahçeye gelince; orası bizim hobi bahçemiz. Yaklaşık 7 yıldır biberiyeden kekiğe kadar pek çok bitkiyi orada kendimiz yetiştiriyoruz. Ayrıca sebze ve meyve bahçelerimizde organik üretim de yapılıyor. Domates, biber, salatalık ve bazı meyveler yaz boyunca bahçeden geliyor. Gelen misafirlerime gönül rahatlığıyla bu sebze-meyveleri ikram ediyorum.

Eşiniz Cumhurbaşkanı olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

Abdullah Bey bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı olmadan önce 16 yıl siyasetin içinde bulundu. Eşimin gerek milletvekili, gerek Başbakan, gerekse Dışişleri Bakanı olduğu dönemlerde de yoğun bir tempo içindeydik. Abdullah Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu tempo biraz daha yoğunlaştı sadece.

Cumhurbaşkanı eşi olmak tabii ki gurur verici ama bir o kadar da sorumluluk getiriyor. Cumhurbaşkanlığı ülkemizin en üst makamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin saygınlığının, büyüklüğünün simgesidir. Burada yapılan her iş tarihe mal oluyor. Kurumsal kimliğinden arşivine, bahçe düzenlemesinden resmi yemeklerdeki masa düzenine kadar her şey önemli... Bu nedenle hepimiz omuzlarımızda ağır bir sorumluluk taşıyoruz; ülkemizi en iyi şekilde tanıtma sorumluluğu. Bu bir takım işi. Başarı da, başarısızlık da herkesin ortak eseri. Ben herkesin görevi, konumu ne olursa olsun bu mesuliyet duygusuyla elini taşın altına koyması gerektiğine inanıyorum. Bu konudaki hassasiyetimi de her fırsatta dile getiriyorum.

Aile olarak hayatınızda ne değişti diye sorarsanız, tabii ki her şeyin bir bedeli oluyor. Örneğin normal hayatta ben de, çocuklarım da göz önünde olmayı tercih etmeyiz ama şimdi yaşadığımız durum ortada. Kendinizden de, ailenizden de çok fazla ödün veriyorsunuz. Ancak ne çocuklarım ne de ben bundan hiçbir zaman şikayet etmedik, hep Abdullah Bey'e destek olmaya çalıştık. Artık biz küçük bir aile değiliz, binlerce kardeşimiz, evladımız, anne-babamız var. Bunun bilincindeyiz ve bu büyük ailenin dertleriyle dertlenip, sevinçleriyle mutlu oluyoruz.

Hazırlayan: Ayla Ceyhan

Sayın Hayrünnisa Gül'e, değerli paylaşımlarından dolayı teşekkür ederiz.
******
Kaynak: www.anneyiz.biz


15.06.2009

Diyabet Ciddiye Alınmıyor!

DiyabetYapılan bir araştırmada, diyabet hastalarının, hastalıkları hakkında yeterli bilgi sahibi olmadıkları saptandı.

Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Samsun Sağlık Yüksekokulunca yapılan bir araştırmada, diyabet hastalarının, hastalıkları hakkında yeterli bilgi sahibi olmadıkları saptandı.

OMÜ Samsun Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hatice Kumcağız’ın yürüttüğü bir çalışma ile OMÜ Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrin Polikliniğine başvuran ve diyabet tanısı konulmuş kişilerin, hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi düzeyleri araştırıldı.

Araştırma kapsamında diyabet tanısı konulmuş 209 hasta üzerinde anket ve kişisel bilgi formu çalışması uygulanırken, çalışma sonucunda elde edilen bilgilerden diyabet hastalarının hastalıkları hakkında yeterli bilgilerinin olmadığı belirlendi.

Çalışmayla ilgili bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Hatice Kumcağız, çalışmanın sonuçlarının diyabet hastalarının, hastalıklarını yeterince
ciddiye almadıklarını ortaya çıkardığını söyledi.

Diyabetlilerin, hastalığı hakkında bilgi edinmesinin tedavisini güçlendireceğini ifade eden Kumcağız, şunları kaydetti:

"Diyabet tedavisinin prensipleri bilimsel olarak ortaya konulmuş ve sürekli geliştirilmektedir. Araştırma sonucunda, diyabeti kontrol etmek için
 kadınların yüzde 14,6’sının hiçbir yöntem kullanmadıkları, tip 1 diyabetiklerin yüzde 27,7’sinin kan ölçüm cihazına sahip olmadıkları görüldü. Ayrıca, yüzde 37,8’inin kan şekerinin normal değerini yanlış bildikleri ve yüzde 90’ının diyabetin vücuda zarar vermediğini, yüzde 96,2’sinin diyabet nedeniyle beslenmeyi düzenlemeye gerek olmadığını düşündüklerini saptadık. Bu da diyabet hastalarının hastalıkları hakkında yeterli bilgileri olmadığı ve bu nedenle de diyabeti ciddiye almadıklarını ortaya koymaktadır."

Kumcağız, araştırmada, diyabet hastalarının genellikle hastalıkla ilgili bilgileri çeşitli kaynaklardan elde ettiklerinin de belirlendiğini söyledi.

-HASTALAR EĞİTİLMELİ-

Diyabet hastalığının yeni bir yaşam tarzı gerektirdiğini, bu nedenle de iyi bilinmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Kumcağız, şu bilgileri verdi:
"Diyabet tanısı alan bireyler, diyabet eğitimi veren kişilere yönlendirilmeli ve bireyler eğitildikten sonra da verilen eğitim değerlendirilmelidir. Diyabet eğitiminin sürekliliği sağlanarak, kişinin yaşamı süresince hastalığıyla birlikte eğitiminin de düzenli takibi yapılmalıdır.
 Ayrıca, diyabetik hastalara medikal tedavilerinin yanında mutlaka düzenli bir süreç halinde eğitimler verilmesi ve düzenlenen eğitimlerde etkileşim sağlayabilmek için farklı eğitim gruplarındaki bireylerin katılımının sağlanması önerilebilir."

Kumcağız, eğitimlerin sadece diyabetik hastaları değil, birlikte yaşayan ve diyabetten etkilenen hasta yakınlarını da kapsamasının uygun olacağını da bildirdi.
Siteni Dizine Ekle
Sevgi & Aşk